Biden yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'in yargılanması ikilemiyle nasıl baş edecek?

Assange ve Trump, Casusluk Yasasını ihlal etmekle suçlanıyor olsalar da davaları arasında büyük bir fark var

Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
TT

Biden yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'in yargılanması ikilemiyle nasıl baş edecek?

Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP

Tarık eş-Şami

Aktivistler ve insan hakları savunucuları, ABD, Birleşik Krallık'tan WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'in casusluk suçlamasıyla yargılanmak üzere iadesini talep ederken Başkan Joe Biden'ın tüm dünyada tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunmasını ikiyüzlülük olarak yorumladılar.

Ancak Assange'in ABD'ye iade edilmesi ihtimali, birkaç gün önce iade kararına karşı yaptığı itirazın reddedilmesinin ardından daha da güçlenirken yeni bir itiraz başvurusunda bulunma şansı da azaldı.

Bu durum, Başkan Biden ile Assange'in ABD'de yargılanması halinde gazeteciliğin tehlikeye gireceğine inanan insan hakları savunucuları ve basın özgürlüğünü savunan grupları bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Assange, ABD Casusluk Yasası'nın 793'üncü maddesini ihlal etmekle suçlanıyor.

Başkan Biden, siyasi rakibi olan eski ABD Başkanı Donald Trump'ın da aynı maddeden yargılanıyor olması nedeniyle güç bir durumla karşı karşıya.

Trump ve Assange, eylemlerinin ABD Anayasası'nın ifade özgürlüğüne ilişkin Birinci Değişikliği tarafından korunduğunu söylüyorlar.

Peki, Biden ve yönetimi bu ikilemle nasıl başa çıkabilecekler? 

Assange'i nasıl bir kader bekliyor?

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi yaklaşık bir hafta önce, 2010 yılında, ABD ordusu tarafından yaklaşık 20 yıl önce işlenen ve insan hakları örgütlerinin 'ağır insan hakları ihlalleri' olarak tanımladığı Irak ve Afganistan'daki savaşlarla ilgili belgeler de dahil olmak üzere ABD'ye ait gizli askeri ve diplomatik belgeleri yayımlayan WikiLeaks'in kurucusu (Avustralya uyruklu) Julian Assange'in ABD'ye iade kararına karşı yaptığı itirazı reddetti.

Bunun ardından "Mahkemenin önümüzdeki günlerde ikinci ve son itiraz başvurusunu da reddetmesi ne gibi sonuçlar doğurur? Assange, Casusluk Yasası'nı ihlal etmek ve ABD'nin güvenliğini tehlikeye atmak' suçlamasıyla yargılanmak üzere ABD'ye iade edilir mi? Başkan Biden yönetimi, Assange'in hapse atılması durumunda, New York Times (NYT) gazetesinin de aralarında bulunduğu önemli bir bölümü basın özgürlüğünün tehdit altında olacağını düşünen uluslararası insan hakları örgütleri ve basın camiasından beklenen ağır baskıyla nasıl başa çıkacak?” gibi sorular ortaya çıktı.

13 yıldır devam eden 'Assange Efsanesi'nin sessiz sedasız sona ermeyecek olması konuyu hassaslaştırıyor. Assange'in ABD'ye iade edilmesinin, özellikle hakkındaki 18 ayrı casusluk suçlaması nedeniyle hüküm giymesi halinde toplam 175 yıl hapis cezasına çarptırılması halinde hayatının sonuna kadar hapiste kalabileceğinden basın özgürlüğüyle insan hakları ihlallerini ifşa etme hakkı ve devletlerin sırlarını koruma hakkı arasındaki ince çizgi hakkında yeni bir uluslararası siyasi ve kültürel tartışmanın fitilini ateşlemekle tehdit ettiğine şüphe yok. Assange ve ailesinin avukatları, Assange hakkında ABD'de açılan davanın siyasi amaçlı olduğunu ve bu nedenle iade edilmemesi gerektiğini söylerken, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki iade anlaşması siyasi suçlardan iadeleri kapsamıyor.

Biden neden ikiyüzlülükle suçlanıyor?

Ancak Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi yargıcı, 2022 Haziran'ında eski İçişleri Bakanı Priti Patel tarafından imzalanan Assange'in ABD'ye iadesi kararına yapılan sekiz itirazı da reddetti. Bu da insan hakları örgütlerini ve basın camiasını alarma geçirirken Başkan Biden'ın basın özgürlüğünün korunması için meseleye el koymasını ve Assange'in daha fazla geç kalınmadan serbest bırakılmasını sağlamasını talep ettiler. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), karardan duydukları derin endişeyi dile getirirken bu durumun dünya genelinde basın özgürlüğü üzerinde kalıcı etkileri olacağı konusunda uyardı. 

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), İngiltere tarafından alınan kararların hayal kırıklığı yarattığını, iadeye izin verilmesinin tehlikeli bir emsal teşkil edeceğini ve tüm ifade özgürlüğü haklarını tehdit edeceğini vurguladı. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) da Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi'nin kararından duyduğu üzüntüyü dile getirirken Assange'in hapse girmesi halinde dünyada hiçbir gazetecinin güvende olmayacağının altını çizdi.

Tüm taraflardan oluşan kalabalık, Assange'in iadesine hazırlanan Biden yönetiminin şu anda ne kadar baskı altında olduğunu gösteriyor.

Bazı gazeteciler ve insan hakları örgütlerinden oluşan bir grup, ABD Başkanı Biden'ı ikiyüzlülük ve birbiriyle çelişen tutumlar sergilemekle suçluyor.

Basın Özgürlüğü Vakfı (FPF), Assange'in ABD'ye iade edilmesinin dünyanın dört bir yanındaki gazetecilere sağlayabileceği tehlikeli emsal konusunda uyarıda bulunurken, ABD'li gazeteci Evan Gershkovich'in bu yılın başlarında Rusya'da tutuklanmasının ardından Biden'ın 'gazeteciliğin suç olmadığını' vurguladığını hatırlattı.

FPF, Biden'ın bu davanın devam etmesine izin vermesi halinde gelecek yönetimlerin, sevmedikleri gazetecilerin peşine düşmek için kesinlikle Assange vakasını emsal olarak görecekleri ve bilgi toplama eylemini suç olarak görmek için yetkilerini kötüye kullanacakları uyarısında bulundu.

FPF, Assange'in ya da başka bir gazetecinin, araştırmacı gazetecilerin her gün yaptığı gibi, gizli belgeleri elde etmek ve yayınlamaktan ABD'deki bir mahkemede yargılanması düşüncesinin tüm Amerikalılar için korkutucu olması gerektiğini vurguladı.

Biden'ın içinde bulunduğu ikilem

Ancak aralarında NYT'nin de bulunduğu prestijli beş uluslararası gazetenin Assange'in serbest bırakılması talebi de dahil olmak üzere artan bu baskılar, Biden yönetiminden bugüne kadar herhangi bir karşılık bulmadı.

Bunun başlıca sebeplerinden biri Julian Assange'e yöneltilen suçlamaların, eski ABD istihbarat analisti Chelsea Manning'den aldığı gizli belgelerin izinsiz olarak ifşa edilmesi ve WikiLeak'te yayınlanmasının yanı sıra, eski Başkan Trump'ın suçlandığı Casusluk Yasası'nın 793. maddesiyle aynı maddeden kaynaklanması.

Trump hakkındaki iddianame ise yalnızca ulusal güvenlik bilgilerinin saklanmasına dayanıyor, bunların aktarılmasına ya da yayınlanmasına değil. İki davadaki ortak özellik ise gizli bilgilerin paylaşılmaması gereken kişilerle paylaşılması.

Bu karşılaştırma çerçevesinde, Trump'ın birkaç gün önce başlayan davasının atmosferi göz önüne alındığında, Başkan Biden'ın şu an Assange ile ilgili bir karar vermesi pek olası görünmüyor.

Başkan Biden, hassasiyeti ve Trump'ın sürekli olarak Biden yönetimini siyasi bir dava yürütmekle ve Adalet Bakanlığı'nı başlıca rakibini seçim sürecinden uzaklaştırmak için bir silah olarak kullanmakla suçlaması nedeniyle bu konuda yorum yapmaktan kaçınıyor.

Ayrıca bu durum, Assange'in affedilmesini ya da hakkındaki davanın düşürülmesini de zorlaştırıyor. WikiLeaks'te 10 yılı aşkın bir süre önce, ABD ve diğer ülkeler tarafından aşırı ve hatta suç teşkil eden davranışlar olarak görülen binlerce son derece hassas gizli belgenin yayınlanması kötü bir imaj oluşturdu.

Bu belgelerin belki de en ünlüsü, 2007 yılında Bağdat'ta bir grup silahsız kişiyi sebepsiz yere hedef alan ABD ordusuna ait bir Apaçi helikopterinin aralarında iki Reuters çalışanının da bulunduğu bir düzineden fazla insanı öldürmesini gösteren 'Toplu Katliam' başlıklı 2010 tarihli bir videoydu.

WikiLeaks, ABD ordusunun Irak'ta ve Afganistan'da bulunduğu sırada daha önce açıklanmamış olan on binlerce sivili öldürdüğü iddia edilen belgeleri de yayımladı.

ABD Demokratik Ulusal Komite'nin (DNC) üst düzey üyelerinden gelen özel e-postaları sızdıran WikiLeaks, bu e-postalarla DNC'nin 2016'daki ön seçimlerde Senatör Bernie Sanders'ın adaylığına karşı eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın adaylığını güçlü bir şekilde desteklediğini ortaya çıkardı.

Utanç tarihi

Assange, bazı insan hakları örgütlerinin desteğini alsa da sempati uzun hikayesi ABD istihbarat teşkilatlarını rahatsız etti ve onları utandırmaya yetti.

Çünkü Assange, çok sayıda ödül almış bir gazeteci ve yayıncı mı yoksa ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) düşündüğü gibi ABD ve Batı düşmanı istihbarat servislerinin amaçlarına ulaşmak için kullandığı bir casus mu olduğu sorularını gündeme getirdi.

Bazı gazeteciler, Assange'i Wikileaks aracılığıyla ABD'ye ait 250 binden fazla diplomatik yazışmanın yanı sıra, ABD yönetiminin Afganistan ve Irak savaşlarına ilişkin gizli ve hassas belgelerini yayınladığında bir kahraman olarak görürken, bazıları da onu kötü ve şeytani bir model olarak görüyordu.

Çünkü eski ABD karşı istihbarat yetkililerinin Yahoo News'e yaptıkları açıklamalara göre istihbarat servisleri Assange hakkında, özellikle WikiLeaks'in dış güçler adına çalışan bir casustan başka bir şey olmadığından şüpheleniyordu.

Şüpheler güçlendi

Eski CIA ve NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) çalışanı olan Edward Snowden, büyük bir gizli bilgi hazinesiyle Hong Kong'a kaçtığında bu şüpheler daha da güçlendi.

Bazı belgeler, ABD yönetiminin Amerikalılar hakkında yasadışı bir şekilde bilgi topladığını gösteriyordu.

CIA, WikiLeaks yöneticilerinin, Snowden'in Hong Kong üzerinden Rusya'ya kaçışını ayarlamaya yardımcı olduğunu, WikiLeaks'in baş editörünün Snowden'a Rusya'ya kadar eşlik ettiğini ve Moskova Uluslararası Havaalanı'nda 39 gün boyunca Snowden'la beraber kaldığını ortaya çıkardı.

ABD istihbaratı, o tarihten bu yana WikiLeaks'in iletişim ağının bir şemasını oluşturmak ve onu ABD düşmanı istihbarat servisleriyle ilişkilendirmek için dost ülkelerin istihbarat servisleriyle yakın iş birliği içinde çalıştılar.

2015 yılına gelindiğinde WikiLeaks, örgütün kolluk kuvvetleri veya casus teşkilatları tarafından hedef alınması gerekip gerekmediği konusunda yoğun tartışmalara konu oldu.

Ancak 2016 yazında başkanlık seçimlerin en çok kızıştığı dönemde WikiLeaks, DNC e-postalarını yayımladı.

Bu da ABD istihbaratının, e-postaların Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı tarafından hacklendiği sonucuna varmasına neden oldu.

Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Donald Trump'ın 2016 seçimlerini kazanmasından kısa bir süre önce DNC e-postalarının sızdırılmasıyla ilgili olarak Rus istihbaratının şüpheli ajanlarının Twitter hesaplarını izlemeye başladı.

Assange'in hedef alınması

Bazı çevreler Trump'ın DNC e-postalarının sızdırılmasından yararlandığını düşünse de Trump yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'e karşı sert bir tutum sergiledi.

Assange, 2017 yılında Ekvador'un Londra Büyükelçiliğinde beşinci yılına girdiğinde, o dönem Mike Pompeo'nun direktörü olduğu CIA, Assenge'i kaçırmak için bir plan yaptı.

Yahoo News'e göre, ABD'li etkililerden bazıları, Assenge'in öldürülmesinin yanı sıra WikiLeaks'teki ortakları hakkında bilgi toplanması ve kullandıkları elektronik cihazlara girilmesi gibi seçenekleri masaya yatırdılar.

Ancak CIA, Beyaz Saray ve üst düzey yetkililerle görüştükten sonra sonunda plandan geri adım attı.

Ancak WikiLeaks'in 2017 yılında CIA tarafından casusluk ve sızdırma faaliyetlerinde kullanılan 'Volt 7' adlı araçların ve yeteneklerin ifşa edildiği çok sayıda belgeyi yayınlamasının ardından Assange'a karşı topyekun bir savaş başlatma planları arttı. Bu, CIA tarihindeki en büyük gizli veri ve bilgi kaybıydı.

Bu yüzden WikiLeaks'i bir devlete bağlı olmasa bile düşman bir istihbarat servisi gibi görmeye başladı ve CAI ajanlarının Assange'a karşı daha agresif adımlar atmasına neden oldu.

Ancak 2017'nin sonlarında, Assenge'i kaçırma tartışmalarının ortasında ABD'li yetkililer, Rus istihbarat ajanlarının Birleşik Krallık'ta Assange'a ulaşmaya ve onu Moskova'ya kaçırmaya hazırlandığına dair rahatsız edici duyumlar aldıklarında CIA'nin planları alt üst oldu.

ABD'li yetkililer, Ekvadorlu yetkililerin, Assange'a Londra'daki büyükelçilikten ayrılıp Moskova'daki büyükelçiliğe gitmesini sağlama planı çerçevesinde diplomatik bir statü kazandırma çalışmalarına başladıklarına dair birtakım sinyaller de aldı.

CIA ve Beyaz Saray, Assange'in Rusya'ya gitme planlarını bozmak için bazı senaryolar hazırlamaya başladı.

ABD yönetimi, en sonunda vakanın en iyi çözümü olarak yetkililerin bakış açısına göre artık modası geçmiş olan WikiLeaks'e karşı herhangi bir çaba sarf etmek zorunda kalmadan, Assange'in iadesini talep etmek için soruşturma notları sunmakla yetindi.

Ancak Trump yönetimi, 2018 yılında CIA'ye, Rus istihbaratının Rus casuslarla çalışan Rusya merkezli bir şirket hakkındaki gizli bilgilerin çevrimiçi yayınlanması için WikiLeaks'i kullandığı türden siber saldırı gerçekleştirmesi için yeni gizli yetkiler verdi.

Mesele şu ana kadar istihbarat servisleri arasında devam ediyor gibi görünse de amaç artık Assange'dan intikam almaktan ziyade ABD istihbaratının utanmasına ve kaos yaşamasına neden olduğu için bunun bedelini ödemesinden öteye geçmiyor. 

 

Independent Türkçe



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe