Biden yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'in yargılanması ikilemiyle nasıl baş edecek?

Assange ve Trump, Casusluk Yasasını ihlal etmekle suçlanıyor olsalar da davaları arasında büyük bir fark var

Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
TT

Biden yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'in yargılanması ikilemiyle nasıl baş edecek?

Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP
Londra'daki Parlamento Binası (Westminster Sarayı) önünde Assange'ın serbest bırakılması ve ABD'ye iade edilmemesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisin bir kare / Fotoğraf: AFP

Tarık eş-Şami

Aktivistler ve insan hakları savunucuları, ABD, Birleşik Krallık'tan WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'in casusluk suçlamasıyla yargılanmak üzere iadesini talep ederken Başkan Joe Biden'ın tüm dünyada tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunmasını ikiyüzlülük olarak yorumladılar.

Ancak Assange'in ABD'ye iade edilmesi ihtimali, birkaç gün önce iade kararına karşı yaptığı itirazın reddedilmesinin ardından daha da güçlenirken yeni bir itiraz başvurusunda bulunma şansı da azaldı.

Bu durum, Başkan Biden ile Assange'in ABD'de yargılanması halinde gazeteciliğin tehlikeye gireceğine inanan insan hakları savunucuları ve basın özgürlüğünü savunan grupları bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Assange, ABD Casusluk Yasası'nın 793'üncü maddesini ihlal etmekle suçlanıyor.

Başkan Biden, siyasi rakibi olan eski ABD Başkanı Donald Trump'ın da aynı maddeden yargılanıyor olması nedeniyle güç bir durumla karşı karşıya.

Trump ve Assange, eylemlerinin ABD Anayasası'nın ifade özgürlüğüne ilişkin Birinci Değişikliği tarafından korunduğunu söylüyorlar.

Peki, Biden ve yönetimi bu ikilemle nasıl başa çıkabilecekler? 

Assange'i nasıl bir kader bekliyor?

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi yaklaşık bir hafta önce, 2010 yılında, ABD ordusu tarafından yaklaşık 20 yıl önce işlenen ve insan hakları örgütlerinin 'ağır insan hakları ihlalleri' olarak tanımladığı Irak ve Afganistan'daki savaşlarla ilgili belgeler de dahil olmak üzere ABD'ye ait gizli askeri ve diplomatik belgeleri yayımlayan WikiLeaks'in kurucusu (Avustralya uyruklu) Julian Assange'in ABD'ye iade kararına karşı yaptığı itirazı reddetti.

Bunun ardından "Mahkemenin önümüzdeki günlerde ikinci ve son itiraz başvurusunu da reddetmesi ne gibi sonuçlar doğurur? Assange, Casusluk Yasası'nı ihlal etmek ve ABD'nin güvenliğini tehlikeye atmak' suçlamasıyla yargılanmak üzere ABD'ye iade edilir mi? Başkan Biden yönetimi, Assange'in hapse atılması durumunda, New York Times (NYT) gazetesinin de aralarında bulunduğu önemli bir bölümü basın özgürlüğünün tehdit altında olacağını düşünen uluslararası insan hakları örgütleri ve basın camiasından beklenen ağır baskıyla nasıl başa çıkacak?” gibi sorular ortaya çıktı.

13 yıldır devam eden 'Assange Efsanesi'nin sessiz sedasız sona ermeyecek olması konuyu hassaslaştırıyor. Assange'in ABD'ye iade edilmesinin, özellikle hakkındaki 18 ayrı casusluk suçlaması nedeniyle hüküm giymesi halinde toplam 175 yıl hapis cezasına çarptırılması halinde hayatının sonuna kadar hapiste kalabileceğinden basın özgürlüğüyle insan hakları ihlallerini ifşa etme hakkı ve devletlerin sırlarını koruma hakkı arasındaki ince çizgi hakkında yeni bir uluslararası siyasi ve kültürel tartışmanın fitilini ateşlemekle tehdit ettiğine şüphe yok. Assange ve ailesinin avukatları, Assange hakkında ABD'de açılan davanın siyasi amaçlı olduğunu ve bu nedenle iade edilmemesi gerektiğini söylerken, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki iade anlaşması siyasi suçlardan iadeleri kapsamıyor.

Biden neden ikiyüzlülükle suçlanıyor?

Ancak Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi yargıcı, 2022 Haziran'ında eski İçişleri Bakanı Priti Patel tarafından imzalanan Assange'in ABD'ye iadesi kararına yapılan sekiz itirazı da reddetti. Bu da insan hakları örgütlerini ve basın camiasını alarma geçirirken Başkan Biden'ın basın özgürlüğünün korunması için meseleye el koymasını ve Assange'in daha fazla geç kalınmadan serbest bırakılmasını sağlamasını talep ettiler. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), karardan duydukları derin endişeyi dile getirirken bu durumun dünya genelinde basın özgürlüğü üzerinde kalıcı etkileri olacağı konusunda uyardı. 

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), İngiltere tarafından alınan kararların hayal kırıklığı yarattığını, iadeye izin verilmesinin tehlikeli bir emsal teşkil edeceğini ve tüm ifade özgürlüğü haklarını tehdit edeceğini vurguladı. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) da Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi'nin kararından duyduğu üzüntüyü dile getirirken Assange'in hapse girmesi halinde dünyada hiçbir gazetecinin güvende olmayacağının altını çizdi.

Tüm taraflardan oluşan kalabalık, Assange'in iadesine hazırlanan Biden yönetiminin şu anda ne kadar baskı altında olduğunu gösteriyor.

Bazı gazeteciler ve insan hakları örgütlerinden oluşan bir grup, ABD Başkanı Biden'ı ikiyüzlülük ve birbiriyle çelişen tutumlar sergilemekle suçluyor.

Basın Özgürlüğü Vakfı (FPF), Assange'in ABD'ye iade edilmesinin dünyanın dört bir yanındaki gazetecilere sağlayabileceği tehlikeli emsal konusunda uyarıda bulunurken, ABD'li gazeteci Evan Gershkovich'in bu yılın başlarında Rusya'da tutuklanmasının ardından Biden'ın 'gazeteciliğin suç olmadığını' vurguladığını hatırlattı.

FPF, Biden'ın bu davanın devam etmesine izin vermesi halinde gelecek yönetimlerin, sevmedikleri gazetecilerin peşine düşmek için kesinlikle Assange vakasını emsal olarak görecekleri ve bilgi toplama eylemini suç olarak görmek için yetkilerini kötüye kullanacakları uyarısında bulundu.

FPF, Assange'in ya da başka bir gazetecinin, araştırmacı gazetecilerin her gün yaptığı gibi, gizli belgeleri elde etmek ve yayınlamaktan ABD'deki bir mahkemede yargılanması düşüncesinin tüm Amerikalılar için korkutucu olması gerektiğini vurguladı.

Biden'ın içinde bulunduğu ikilem

Ancak aralarında NYT'nin de bulunduğu prestijli beş uluslararası gazetenin Assange'in serbest bırakılması talebi de dahil olmak üzere artan bu baskılar, Biden yönetiminden bugüne kadar herhangi bir karşılık bulmadı.

Bunun başlıca sebeplerinden biri Julian Assange'e yöneltilen suçlamaların, eski ABD istihbarat analisti Chelsea Manning'den aldığı gizli belgelerin izinsiz olarak ifşa edilmesi ve WikiLeak'te yayınlanmasının yanı sıra, eski Başkan Trump'ın suçlandığı Casusluk Yasası'nın 793. maddesiyle aynı maddeden kaynaklanması.

Trump hakkındaki iddianame ise yalnızca ulusal güvenlik bilgilerinin saklanmasına dayanıyor, bunların aktarılmasına ya da yayınlanmasına değil. İki davadaki ortak özellik ise gizli bilgilerin paylaşılmaması gereken kişilerle paylaşılması.

Bu karşılaştırma çerçevesinde, Trump'ın birkaç gün önce başlayan davasının atmosferi göz önüne alındığında, Başkan Biden'ın şu an Assange ile ilgili bir karar vermesi pek olası görünmüyor.

Başkan Biden, hassasiyeti ve Trump'ın sürekli olarak Biden yönetimini siyasi bir dava yürütmekle ve Adalet Bakanlığı'nı başlıca rakibini seçim sürecinden uzaklaştırmak için bir silah olarak kullanmakla suçlaması nedeniyle bu konuda yorum yapmaktan kaçınıyor.

Ayrıca bu durum, Assange'in affedilmesini ya da hakkındaki davanın düşürülmesini de zorlaştırıyor. WikiLeaks'te 10 yılı aşkın bir süre önce, ABD ve diğer ülkeler tarafından aşırı ve hatta suç teşkil eden davranışlar olarak görülen binlerce son derece hassas gizli belgenin yayınlanması kötü bir imaj oluşturdu.

Bu belgelerin belki de en ünlüsü, 2007 yılında Bağdat'ta bir grup silahsız kişiyi sebepsiz yere hedef alan ABD ordusuna ait bir Apaçi helikopterinin aralarında iki Reuters çalışanının da bulunduğu bir düzineden fazla insanı öldürmesini gösteren 'Toplu Katliam' başlıklı 2010 tarihli bir videoydu.

WikiLeaks, ABD ordusunun Irak'ta ve Afganistan'da bulunduğu sırada daha önce açıklanmamış olan on binlerce sivili öldürdüğü iddia edilen belgeleri de yayımladı.

ABD Demokratik Ulusal Komite'nin (DNC) üst düzey üyelerinden gelen özel e-postaları sızdıran WikiLeaks, bu e-postalarla DNC'nin 2016'daki ön seçimlerde Senatör Bernie Sanders'ın adaylığına karşı eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın adaylığını güçlü bir şekilde desteklediğini ortaya çıkardı.

Utanç tarihi

Assange, bazı insan hakları örgütlerinin desteğini alsa da sempati uzun hikayesi ABD istihbarat teşkilatlarını rahatsız etti ve onları utandırmaya yetti.

Çünkü Assange, çok sayıda ödül almış bir gazeteci ve yayıncı mı yoksa ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) düşündüğü gibi ABD ve Batı düşmanı istihbarat servislerinin amaçlarına ulaşmak için kullandığı bir casus mu olduğu sorularını gündeme getirdi.

Bazı gazeteciler, Assange'i Wikileaks aracılığıyla ABD'ye ait 250 binden fazla diplomatik yazışmanın yanı sıra, ABD yönetiminin Afganistan ve Irak savaşlarına ilişkin gizli ve hassas belgelerini yayınladığında bir kahraman olarak görürken, bazıları da onu kötü ve şeytani bir model olarak görüyordu.

Çünkü eski ABD karşı istihbarat yetkililerinin Yahoo News'e yaptıkları açıklamalara göre istihbarat servisleri Assange hakkında, özellikle WikiLeaks'in dış güçler adına çalışan bir casustan başka bir şey olmadığından şüpheleniyordu.

Şüpheler güçlendi

Eski CIA ve NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) çalışanı olan Edward Snowden, büyük bir gizli bilgi hazinesiyle Hong Kong'a kaçtığında bu şüpheler daha da güçlendi.

Bazı belgeler, ABD yönetiminin Amerikalılar hakkında yasadışı bir şekilde bilgi topladığını gösteriyordu.

CIA, WikiLeaks yöneticilerinin, Snowden'in Hong Kong üzerinden Rusya'ya kaçışını ayarlamaya yardımcı olduğunu, WikiLeaks'in baş editörünün Snowden'a Rusya'ya kadar eşlik ettiğini ve Moskova Uluslararası Havaalanı'nda 39 gün boyunca Snowden'la beraber kaldığını ortaya çıkardı.

ABD istihbaratı, o tarihten bu yana WikiLeaks'in iletişim ağının bir şemasını oluşturmak ve onu ABD düşmanı istihbarat servisleriyle ilişkilendirmek için dost ülkelerin istihbarat servisleriyle yakın iş birliği içinde çalıştılar.

2015 yılına gelindiğinde WikiLeaks, örgütün kolluk kuvvetleri veya casus teşkilatları tarafından hedef alınması gerekip gerekmediği konusunda yoğun tartışmalara konu oldu.

Ancak 2016 yazında başkanlık seçimlerin en çok kızıştığı dönemde WikiLeaks, DNC e-postalarını yayımladı.

Bu da ABD istihbaratının, e-postaların Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı tarafından hacklendiği sonucuna varmasına neden oldu.

Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Donald Trump'ın 2016 seçimlerini kazanmasından kısa bir süre önce DNC e-postalarının sızdırılmasıyla ilgili olarak Rus istihbaratının şüpheli ajanlarının Twitter hesaplarını izlemeye başladı.

Assange'in hedef alınması

Bazı çevreler Trump'ın DNC e-postalarının sızdırılmasından yararlandığını düşünse de Trump yönetimi, WikiLeaks'in kurucusu Assange'e karşı sert bir tutum sergiledi.

Assange, 2017 yılında Ekvador'un Londra Büyükelçiliğinde beşinci yılına girdiğinde, o dönem Mike Pompeo'nun direktörü olduğu CIA, Assenge'i kaçırmak için bir plan yaptı.

Yahoo News'e göre, ABD'li etkililerden bazıları, Assenge'in öldürülmesinin yanı sıra WikiLeaks'teki ortakları hakkında bilgi toplanması ve kullandıkları elektronik cihazlara girilmesi gibi seçenekleri masaya yatırdılar.

Ancak CIA, Beyaz Saray ve üst düzey yetkililerle görüştükten sonra sonunda plandan geri adım attı.

Ancak WikiLeaks'in 2017 yılında CIA tarafından casusluk ve sızdırma faaliyetlerinde kullanılan 'Volt 7' adlı araçların ve yeteneklerin ifşa edildiği çok sayıda belgeyi yayınlamasının ardından Assange'a karşı topyekun bir savaş başlatma planları arttı. Bu, CIA tarihindeki en büyük gizli veri ve bilgi kaybıydı.

Bu yüzden WikiLeaks'i bir devlete bağlı olmasa bile düşman bir istihbarat servisi gibi görmeye başladı ve CAI ajanlarının Assange'a karşı daha agresif adımlar atmasına neden oldu.

Ancak 2017'nin sonlarında, Assenge'i kaçırma tartışmalarının ortasında ABD'li yetkililer, Rus istihbarat ajanlarının Birleşik Krallık'ta Assange'a ulaşmaya ve onu Moskova'ya kaçırmaya hazırlandığına dair rahatsız edici duyumlar aldıklarında CIA'nin planları alt üst oldu.

ABD'li yetkililer, Ekvadorlu yetkililerin, Assange'a Londra'daki büyükelçilikten ayrılıp Moskova'daki büyükelçiliğe gitmesini sağlama planı çerçevesinde diplomatik bir statü kazandırma çalışmalarına başladıklarına dair birtakım sinyaller de aldı.

CIA ve Beyaz Saray, Assange'in Rusya'ya gitme planlarını bozmak için bazı senaryolar hazırlamaya başladı.

ABD yönetimi, en sonunda vakanın en iyi çözümü olarak yetkililerin bakış açısına göre artık modası geçmiş olan WikiLeaks'e karşı herhangi bir çaba sarf etmek zorunda kalmadan, Assange'in iadesini talep etmek için soruşturma notları sunmakla yetindi.

Ancak Trump yönetimi, 2018 yılında CIA'ye, Rus istihbaratının Rus casuslarla çalışan Rusya merkezli bir şirket hakkındaki gizli bilgilerin çevrimiçi yayınlanması için WikiLeaks'i kullandığı türden siber saldırı gerçekleştirmesi için yeni gizli yetkiler verdi.

Mesele şu ana kadar istihbarat servisleri arasında devam ediyor gibi görünse de amaç artık Assange'dan intikam almaktan ziyade ABD istihbaratının utanmasına ve kaos yaşamasına neden olduğu için bunun bedelini ödemesinden öteye geçmiyor. 

 

Independent Türkçe



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.