Kronikleşen sorunlar ve eve dönme hayali arasında mülteciler

Nüfusunun yarısı sığınmacı olan İdlib halen önemli bir sığınak olmaya devam ediyor.

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
TT

Kronikleşen sorunlar ve eve dönme hayali arasında mülteciler

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Suriye’nin bazı bölgeleri, güvensizlik nedeniyle yeni yerinden edilmelere tanık oldu. Komşu ülkelerdeki az sayıda sığınmacı ve mülteci gönüllü olarak ülkelerine dönmeyi seçerken Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib, dört milyonluk nüfusunun yarısını oluşturan yerinden edilenler için halen büyük bir sığınak olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’deki ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının 6,7 milyona ulaştığını tahmin ediyor. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2020 yılında yerinden edilen yaklaşık 448 bin kişinin ülkelerine geri döndüğü tahmininde bulunuyor. Bu sayı, 2019 yılında geri döndüğü bildirilen 494 binden biraz daha az. İdlib ve Halep illeri, Suriye içinde yerinden edilen milyonlarca aileye ev sahipliği yapıyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğiyle 1 milyon 430 bin 563 Suriyeli kimlik, aile cüzdanı ve doğum belgesi aldı. Ayrıca 239 bin 161 mülteci, sığınmacı ve geri dönen kişi de resmi yardımlardan yararlandı. Bu kişilerden çadırlarda yaşayanlar artık kronikleşen sorunlarla boğuşuyorlar. Birkaç yıl önce başlayan bu yaşam koşullarında karşılaştıkları bu kronik sorunların başında, özellikle yanlış ısıtma yöntemlerinden kaynaklanan yangınlar geliyor.

Resmi olarak tanınan mülteci kamplarının yalnızca yüzde 37’sinde kanalizasyon alt yapısı var. Bunlar rastgele kurulmuş kampları ise kapsamıyor. Daha çok açık kanalizasyon kanalları olan kamplar, buralarda kalan savaş mağdurlarının çektiği sıkıntıları daha da katlıyor.

“BM’nin tahminlerine göre Suriye'de ülke içinde yerinden edilenlerin sayısı 6,7 milyona ulaşırken OCHA’nın tahminlerine göre 2020 yılında yerinden edilen yaklaşık 448 bin kişi ülkelerine geri döndü.”

Üçüncü sırada ise kampların yüzde 47'sinde temiz ve içilebilir suyun olmaması sorunu geliyor.

Bu da cilt hastalıklarının artmasına ve haşeratların yaygınlaşmasına yol açarken yüz binlerce Suriyeli temiz ve içilebilir su kıtlığı sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Kampların yüzde 67’den fazlasında çocuklara zorunlu eğitim verilen bir nokta ya da okul bulunmuyor. Bu yüzden çocuklar eğitim ve öğretim için uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyorlar.

Asıl sorun ise gıda güvenliği. Kampların yüzde 81'i, insani yardımların yetersiz olması nedeniyle gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya.

Mültecilerin geri dönüşü için uygun koşullar oluştu mu?

Mülteci sorunu Suriye krizinin merkezinde yer alırken bu, Arap ülkelerinin dışişleri bakanları, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen Arap Birliği (AL) Zirvesi hazırlık toplantıları sırasında ele alınan başlıca konulardan biriydi. 7 Mayıs 2023 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında Suriye'nin AL üyeliğine dönüşü kararında da mülteci sorunun çözülmesi şart koşuldu.

Fotoğraf Altı: Suriye’deki asavaş ardında büyük bir yıkım ve insani dram bıraktı. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Suriye’deki asavaş ardında büyük bir yıkım ve insani dram bıraktı. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Suriye'ye komşu ülkeler, 5,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Diğer ülkelerde de çok sayıda Suriyeli mülteci bulunuyor. Dünyadaki en fazla mülteci sayısını Suriyeliler oluşturuyor. Çoğu, Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkelerin yaşarken Irak ve Mısır'da daha az sayıda Suriyeli mülteci olarak barınıyor.

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Mikdad, Cidde Zirvesi öncesi yaptığı ve Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı açıklamasında şunları söyledi:

“Suriyeli mültecilerin anavatanlarına dönmeleri gerekiyor. Bunun için de bazı imkanların oluşturulmalı. Fakat Batı ülkeleri onları geri dönmeye teşvik mi ediyor yoksa engelliyor mu? Suriye tüm evlatlarına kucağını açıyor.”

Sığınmacıların bir külfet olduğunu belirten Mikdad, “Ancak Suriye, mülteci olan tüm evlatlarının anavatanlarına dönmesini istiyor. Böylece bu yük başkalarına değil, kendi vatanlarının yükü olur” ifadelerini kullandı.

Suriye'nin birçok bölgesi yıllardır hiçbir çatışmaya tanık olmasa da temel güvenlik koşullarının sağlanamamasının toplu olarak geri dönüşlere yardımcı olmayacağını vurgulayan UNHCR, ülkeyi halen ‘güvensiz’ olarak sınıflandırıyor. Yine de gönüllü olarak ve onurlu bir şekilde geri dönmeye karar veren mültecilere bireysel olarak yardımcı olacağı açıklandı.

BM, Suriye'deki duruma entegre olamayan ya da anavatanlarına güvenli bir şekilde dönemeyen bazı mültecilere üçüncü bir ülkeye yerleştirilmelerine yardımcı olabilir. Yeniden yerleşim için uygunluk, ırk, etnik köken, cinsiyet, medeni hal, eğitim düzeyi ve din dikkate alınmaksızın belirlenir. Ancak, bir kişinin yeniden yerleşim için seçilebilmesi için yeniden yerleşim kriterlerini karşılaması gerekir.

Yeniden yerleştirme, yalnızca çok özel durumlarda ve çok az sayıda mülteciye sunulan bir çözüm. Ülkelerin yeniden yerleştirilmesi planlanan mültecileri kabul etme gibi bir zorunluluğu bulunmuyor. UNHCR, yeniden yerleştirmeye uygun mültecileri değerlendirirken en savunmasız olanlarını önceliyor.

Yüzbinlerce Suriyeli su yetersizliği nedeniyle cilt hastalıklarının artması ve haşeratların yaygınlaşması gibi sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre kampların yüzde 67'sinden fazlasında çocukların zorunlu eğitimi alabilecekleri noktalar ya da okullar bulunmuyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, UNHCR'nin mültecilerin dönüşüne elverişli koşulların oluşturulmasına yardımcı olmak için Suriye hükümetiyle çalışmaya devam ettiğini açıkladı.

UNHCR, mültecilerin endişesinin askeri operasyonların yeniden başlaması korkusundan ve mevcut insani koşullardan kaynaklandığını ve Şam ile birlikte çalışarak bu korkuları dağıtmaya çalıştığını vurguladı.

Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana insani yardım ihtiyacı ve güvenlik riskleri devam ediyor. BM’nin tahminlerine göre Suriye’de dört milyondan fazlası çocuk olmak üzere yaklaşık 13 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı var. Suriye'de 500 bin çocuk yetersiz besleniyor ve bu artık kronikleşmiş sorunlardan birini teşkil ediyor.

Ülkedeki siyasi ve ekonomik zorlukların yanı sıra koronavirüs salgını, Suriye lirasının değer kaybetmesi ve yakıt sıkıntısı daha fazla insani yardım ihtiyacı doğurdu.

BM, Suriye genelinde ve komşu ülkelerde mümkün olduğu kadar çok mülteciye insani yardım sağlamak için daha fazla finansmana ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

İnsani yardım kuruluşlarına göre Suriye'nin kuzeydoğusundaki mülteci kamplarında yaşayan yaklaşık 100 bin kişinin temel hizmetlere erişimi yok ve evlerine bir an önce dönme umutları giderek azalıyor.

Başka yerlerde de hayatları savaşla alt üst olan birçok Suriyeli, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle ailelerinin gıda ihtiyacını karşılamak için insani yardımlara bağımlılar.

Fotoğraf Altı: Savaşın en acı etkileri çocuklar üzerinde görülüyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Savaşın en acı etkileri çocuklar üzerinde görülüyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

BM göre bu yıl, Suriye’de yapılacak insani yardımların için 3,3 milyar dolar, komşu ülkelerdeki Suriyeli mültecilere ve ev sahibi topluluklara yardım için 5,2 milyar dolar finansman gerekiyor.

BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, son raporunda, Suriyelilerin 12 yıllık çatışmanın ölümcül sonuçları ve kuzey cephesinde artan gerilimin sonucu olarak sıkıntılarla ve zorluklarla karşı karşıya olduğu konusunda uyardı.

Raporda, şu ifadeler yer aldı:

“Bugün Suriyeliler, bu uzun çatışmanın enkazı altında yaşayan, artan ve dayanılmaz zorluklarla karşı karşıyalar. Kaynaklar kıtlaşırken ve bağışçıların ilgisizliği artarken, milyonlarca insan mülteci kamplarında acı çekiyor ve ölüyor.”

Gıda güvensizliği

BM’ye bağlı Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye'de yaklaşık 12,1 milyon insanın, yani nüfusun yarısından fazlasının şu an gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Gıda güvensizliği, birkaç nedenden kaynaklanıyor. Bunlar arasında, daha önceleri gıda üretiminde kendi kendine yeten bir ülkeyken şimdi gıda ithalatına aşırı bağımlı bir ülke olması yer alıyor. Buna 12 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş ve savaşın etkilerinin yanı sıra birkaç ay önce Suriye’yi ve Türkiye'yi vuran depremlerin neden olduğu yıkım da ekleniyor.

Ölümcül hastalıklar

WFP’ye göre savaş belasından kurtulan Suriyeliler, bu kez de ülkenin altı ilinde yaygın olarak görülen kolera gibi ölümcül hastalıklarla boğuşuyor.

12 yıllık iç savaşın Suriyeliler üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Hastanelerin sadece yüzde 64'ü ve birinci basamak sağlık merkezlerinin yüzde 54'ü tam olarak hizmet veriyor. Sağlık çalışanlarının yaklaşık yüzde 70'i ülkeyi terk etti. Bugün 20 binden fazla çocuk yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.

“Kampların yüzde 81'i, insani yardımların yetersizliğinden ötürü gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya olduğundan, gıda güvenliği başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor.”

Suriye'de ölen sivil sayısı

UNHCR, 2022 haziranında 2011 yılının mart ayından bu yana Suriye'de yaşanan çatışmalar sırasında en az 306 bin 887 sivilin, yani savaştan öncesi nüfusun yaklaşık yüzde 1,5'inin öldüğünü açıklarken bu sayının 600 bin olabileceği tahmin ediliyor.

UNHCR, bu rakamın yalnızca doğrudan savaş nedeniyle yaşamını yitirenleri kapsadığından ‘toplam ölü sayısının yalnızca bir kısmını’ temsil ettiğini ve sivil olmayanlar arasındaki can kayıplarını kapsamadığını kaydetti.

Savaşın çocukları ve kurbanları

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) yayınladığı son verilere göre savaşın başlangıcından bu yana ölen ya da yaralanan toplam çocuk sayısı ise yaklaşık 13 bine ulaştı.

Suriye’de 2011 yılından bu yana yaklaşık 5 milyon çocuk dünyaya geldi. Bu çocuklar savaş ve çatışmadan başka bir şeye tanık olmadılar. Suriye'nin birçok bölgesinde şiddet, mayın ve savaş kalıntılarından kaynaklanan korkuyla yaşamaya devam ediyorlar. UNICEF tarafından geçtiğimiz yıl yapılan bir ankete göre çocukların üçte biri psikolojik sıkıntı belirtileri gösteriyordu.

Sinir hastalıkları, depresyon ve bağımlılık

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) bir raporuna göre Suriyeliler, 12 yılı aşkın bir süredir günden güne daha da kötüleşen yaşam ve hizmet koşullarının bir sonucu olarak psikolojik rahatsızlıklardan giderek daha fazla mustarip oluyor.

Suriye’de akıl ve ruh hastalıkları için sadece iki hastane bulunuyor.

Suriye lirası dolar karşısında değer kaybetti

Suriye lirası savaş yıllarında ciddi değer kaybetti. Suriye lirası geçtiğimiz ay dolar karşısında 2011'den bu yana en düşük seviyeye gerilerken çeşitli emtia fiyatlarında önemli artışlar oldu.

Dolar kuru 12 yıl önce 46 lira iken bugün yaklaşık 9 bin liraya ulaştı. Suriye, ticari faaliyetlerinin çoğunda Şam'ın 2011'den sonra protestoları bastırmasına yanıt olarak para birimini yaptırım uygulamak için kullanan Washington liderliğindeki Batı yaptırımlarının mihenk taşı olan ABD dolarını kullanıyor.

Suriyelilerin çoğu karaborsaya bağımlı hale geldi. Yurt dışından aldıkları havaleleri döviz şirketlerine ve bürolarına gönderiyorlar. Bu şirketler ve bürolar da Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgelere dışarıdan havale yapıyorlar.

Fotoğraf Altı: Ekmek dahil teme gıda maddelerine ulaşım Suriyeliler için halen oldukça zor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Ekmek dahil teme gıda maddelerine ulaşım Suriyeliler için halen oldukça zor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar Suriye ekonomisini halen olumsuz etkiliyor. Tahran, Moskova ile birlikte Şam'ın en önde gelen müttefiklerinden biri olarak kabul ediliyor ve son yıllarda Şam hem askeri hem siyasi hem de ekonomik destek sağlıyor.

Savaş ve savaşın etkileri Suriye ekonomisini büyük ölçüde zayıflattı. Batı ülkelerinin yaptırım uygulamasına, savaş ağalarının ortaya çıkmasına ve yolsuzluğa yol açtı.

Suriye’de savaş başlamadan önce ortalama aylık maaşlar 300 ile 600 dolar arasında değişirken şu an 20 ile 50 dolar arasında. WFP’ye göre Suriyelilerin yüzde 67'si açlıkla baş edebilmek için aylık olarak düzenli yapılacak yardımlara muhtaç. Batı ülkelerinin Suriye’ye uyguladığı yaptırımları arasında Suriye bankalarıyla iş yapmayı yasaklayan ve Suriye hükümetiyle mali iş birliği yapan şirketlere ve bireylere ağır cezalar getiren ‘Caesar (Sezar) Yasası’ adlı ABD’nin çıkardığı bir yasa da yer alıyor. Sezar Yasası ayrıca Suriye ile iş yapan herhangi bir yabancı şirketin cezalandırılmasını da öngörüyor.

Suriye ile mali ilişkilere getirilen yasak, birçok ülkeden aralarında gıda ve ilaçların da olduğu çok sayıda ürünün Suriye'ye ulaşmasını engelliyor. Yasaya, 2011-2014 yılları arasında Suriye'deki işkence kurbanlarının bilgilerini ve fotoğraflarını sızdırdığı iddia edilen kişiye takılan takma ad olan Sezar adı verildi. BM’nin tahminine göre savaş, Suriye ekonomisine yaklaşık 388 milyar dolara mal oldu.

Suriyelilerin yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor

BM geçtiğimiz yıl tahminlere göre yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriyelilerin sayısının ülkenin toplam nüfusunun yüzde 90'ından fazlasını oluşturduğunu açıklamış ve birçoğunun hayatlarını idame ettirebilmek için çok zor seçimler yapmak zorunda kaldığını belirtmişti.

BM, uluslararası toplumu acilen ‘hayat kurtarıcı’ bir yardımda bulunmaya ve bunu Suriye'nin kuzeybatısındaki ihtiyaç sahibi milyonlarca insana, geçimlerini şereflerini koruyarak sağlayabilmeleri için etkili ve şeffaf bir şekilde ulaştırmaya çağırdı.

BM’ye göre Suriye artan yoksulluk, su krizi ve kötüleşen gıda güvenliği krizinin yanı sıra koronavirüs vakalarının yeniden ortaya çıkma riskiyle karşı karşıya.

“Mülteci sorunu, Suriye krizinin merkezinde yer alırken bu, Arap ülkeleri dışişleri bakanlarının Cidde’de gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi hazırlık toplantısında ele aldıkları başlıca konulardan biriydi.”

UNHCR tarafından yayınlanan bir rapora göre geçtiğimiz yıl 13,4 milyon olan yardıma muhtaç Suriyeli sayısı bugün 14,6 milyona yükseldi.

Savaş yılları ekonomiyi ve ekonominin çarklarını felç ederken Suriye lirasının ciddi değer kaybetmesi nedeniyle hükümetin temel ihtiyaçları karşılama gücü de giderek azalıyor.

UNHCR’ye göre geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 10'luk bir artışla ailelerin yüzde 76'sı temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdalar.

UNHCR, 2021 yılının ocak ayından önce yerinden edilmeyen ya da memleketlerine geri gönderilmeyenler de giderek temel ihtiyaçlarını karşılayamaz oldular. UNHCR, bu durumu, krizin daha da genişlediğinin bir ‘göstergesi’ olarak gördü.

BM’nin tahminlerine göre 2021 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 44'lük bir artışla en savunmasız durumdaki 9,2 milyon kişi yardıma muhtaç. Bu da ekonomik gerilemenin, çatışmalardan ve yerinden edilmelerden daha az etkilenen kesimler üzerindeki önemli etkisini gösteriyor.

Suriye, nüfusunun yarısından fazlasının ciddi gıda güvensizliği yaşıyor olmasıyla, dünyanın gıda güvencesizliği en yüksek olan ülkeleri arasında yer aldı.

Yaklaşık 12,4 milyon insan, günlük minimum kalori alımını karşılamak için halka açık fırınlardan gelen ekmeğe muhtaçlar.  BM Kalkınma Programı (UNDP) ve ortakları, İnsani Müdahale Planı çerçevesinde yıllarca süren çatışmalar nedeniyle ciddi şekilde kesintiye uğrayan buğdaydan ekmeğe uzanan besin zincirini güçlendirmek için insani girişimler başlattı.

Bu girişimler arasında Humus’ta bulunan ülkedeki tek kamuya ait maya fabrikasının tadilatı da yer alıyor. Krizden önce Suriye'nin devlete ait dört fabrikası vardı. Ülke genelindeki geniş bir ekmek fırını ağına günlük olarak yaklaşık 113 ton maya temin ediyordu.

Bugünse sadece ülkenin orta kesimlerinde Humus’ta yer alan fabrika eskiye kıyasla çok daha düşük kapasitede faaliyet gösteriyor. Suriye dışında veriler ise Suriyeli mülteciler arasındaki yoksulluk oranının bölgeden bölgeye değiştiğini, ancak bazı ülkelerde yüzde 60'ı aştığını gösteriyor.

BM, ev sahibi toplulukların bu krizden etkilendiğini ve mültecilerin yüzde 93'ünün kamplarda değil, ev sahibi ülkelerin sakinleri arasında yaşadığını söylüyor. En fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ülke ise Türkiye.

BM, genellikle ihtiyaç duyulan fonun yalnızca yüzde 58'ine ulaşabildiğinden bağışçılara daha fazla insani yardımda bulunmaya çağırdı.

BM, sivillerin acılarını sona erdirmek için tek çarenin siyasi bir çözüm olduğunun altını sık sık çiziyor.

Suriye’deki çatışma, 2011 yılı mart ayında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı başlayan barışçıl protestolarla patlak vermiş, bölgesel ve küresel güçlerin müdahalesiyle çok sayıda taraf arasında uzun soluklu bir çatışmaya dönüşmüştü. Yılladır birçok cephede çatışmalar durmuş olsa da şiddet ve insani kriz, yerinden edilen milyonlarca insan ve mülteciyle birlikte devam ediyor.

Suriye'nin yeniden inşası çok zor bir görev

Suriye hükümeti, 12 yılı aşkın bir süre devam eden savaşın ardından ve son yıllarda yakın müttefikleri olan Rusya ve İran tarafından yapılan yardımla elde ettiği askeri ‘zaferlerin’ ardından ülkenin yüzde 70'inden fazlasının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Ancak ülkenin yeniden inşası, ekonomik olarak çökmüş bir ülkede yüz milyarlarca doları bulabilecek oldukça zor bir görev.

OCHA’ya göre savaş, elektrik hatları, yakıt ve su kaynakları da dahil olmak üzere ülkenin altyapısının büyük bir bölümünü yok etti. Her üç okuldan biri hasar gördü. Hastanelerin, kliniklerin ve dispanserlerin yarısı çalışmaz halde. Ayrıca evlerin yüzde 7'si yıkıldı ve yüzde 20'si tahribata uğradı.  

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, geçtiğimiz şubat ayında, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths ile yaptığı görüşmede uluslararası toplum,a yeniden yapılanmaya yardımcı olmak için çaba göstermesi çağrısında bulundu. Suriye hükümeti, Batı ülkeleri tarafından uluslararası yeniden yapılanma çabalarını güçleştiren bir tecritle karşı karşıya.

Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlara rağmen Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler, büyük çoğunluğu Şam'da bulunan BM kuruluşları aracılığıyla, uluslararası yardımlardan yararlanıyorlar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) sınır ötesi yardımla ilgili kararı çerçevesinde Türkiye üzerinden gelen yardımlar ise Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan geçerek İdlib'e ulaştırılıyor. Geçtiğimiz şubat ayında yaşanan depremlerin ardından açılan iki sınır kapısının faaliyete devam etmesi için 13 Mayıs’ta uzatma kararı alındı.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”