Kronikleşen sorunlar ve eve dönme hayali arasında mülteciler

Nüfusunun yarısı sığınmacı olan İdlib halen önemli bir sığınak olmaya devam ediyor.

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
TT

Kronikleşen sorunlar ve eve dönme hayali arasında mülteciler

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Suriye’nin bazı bölgeleri, güvensizlik nedeniyle yeni yerinden edilmelere tanık oldu. Komşu ülkelerdeki az sayıda sığınmacı ve mülteci gönüllü olarak ülkelerine dönmeyi seçerken Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib, dört milyonluk nüfusunun yarısını oluşturan yerinden edilenler için halen büyük bir sığınak olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’deki ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının 6,7 milyona ulaştığını tahmin ediyor. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2020 yılında yerinden edilen yaklaşık 448 bin kişinin ülkelerine geri döndüğü tahmininde bulunuyor. Bu sayı, 2019 yılında geri döndüğü bildirilen 494 binden biraz daha az. İdlib ve Halep illeri, Suriye içinde yerinden edilen milyonlarca aileye ev sahipliği yapıyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğiyle 1 milyon 430 bin 563 Suriyeli kimlik, aile cüzdanı ve doğum belgesi aldı. Ayrıca 239 bin 161 mülteci, sığınmacı ve geri dönen kişi de resmi yardımlardan yararlandı. Bu kişilerden çadırlarda yaşayanlar artık kronikleşen sorunlarla boğuşuyorlar. Birkaç yıl önce başlayan bu yaşam koşullarında karşılaştıkları bu kronik sorunların başında, özellikle yanlış ısıtma yöntemlerinden kaynaklanan yangınlar geliyor.

Resmi olarak tanınan mülteci kamplarının yalnızca yüzde 37’sinde kanalizasyon alt yapısı var. Bunlar rastgele kurulmuş kampları ise kapsamıyor. Daha çok açık kanalizasyon kanalları olan kamplar, buralarda kalan savaş mağdurlarının çektiği sıkıntıları daha da katlıyor.

“BM’nin tahminlerine göre Suriye'de ülke içinde yerinden edilenlerin sayısı 6,7 milyona ulaşırken OCHA’nın tahminlerine göre 2020 yılında yerinden edilen yaklaşık 448 bin kişi ülkelerine geri döndü.”

Üçüncü sırada ise kampların yüzde 47'sinde temiz ve içilebilir suyun olmaması sorunu geliyor.

Bu da cilt hastalıklarının artmasına ve haşeratların yaygınlaşmasına yol açarken yüz binlerce Suriyeli temiz ve içilebilir su kıtlığı sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Kampların yüzde 67’den fazlasında çocuklara zorunlu eğitim verilen bir nokta ya da okul bulunmuyor. Bu yüzden çocuklar eğitim ve öğretim için uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyorlar.

Asıl sorun ise gıda güvenliği. Kampların yüzde 81'i, insani yardımların yetersiz olması nedeniyle gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya.

Mültecilerin geri dönüşü için uygun koşullar oluştu mu?

Mülteci sorunu Suriye krizinin merkezinde yer alırken bu, Arap ülkelerinin dışişleri bakanları, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen Arap Birliği (AL) Zirvesi hazırlık toplantıları sırasında ele alınan başlıca konulardan biriydi. 7 Mayıs 2023 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında Suriye'nin AL üyeliğine dönüşü kararında da mülteci sorunun çözülmesi şart koşuldu.

Fotoğraf Altı: Suriye’deki asavaş ardında büyük bir yıkım ve insani dram bıraktı. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Suriye’deki asavaş ardında büyük bir yıkım ve insani dram bıraktı. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Suriye'ye komşu ülkeler, 5,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Diğer ülkelerde de çok sayıda Suriyeli mülteci bulunuyor. Dünyadaki en fazla mülteci sayısını Suriyeliler oluşturuyor. Çoğu, Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkelerin yaşarken Irak ve Mısır'da daha az sayıda Suriyeli mülteci olarak barınıyor.

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Mikdad, Cidde Zirvesi öncesi yaptığı ve Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı açıklamasında şunları söyledi:

“Suriyeli mültecilerin anavatanlarına dönmeleri gerekiyor. Bunun için de bazı imkanların oluşturulmalı. Fakat Batı ülkeleri onları geri dönmeye teşvik mi ediyor yoksa engelliyor mu? Suriye tüm evlatlarına kucağını açıyor.”

Sığınmacıların bir külfet olduğunu belirten Mikdad, “Ancak Suriye, mülteci olan tüm evlatlarının anavatanlarına dönmesini istiyor. Böylece bu yük başkalarına değil, kendi vatanlarının yükü olur” ifadelerini kullandı.

Suriye'nin birçok bölgesi yıllardır hiçbir çatışmaya tanık olmasa da temel güvenlik koşullarının sağlanamamasının toplu olarak geri dönüşlere yardımcı olmayacağını vurgulayan UNHCR, ülkeyi halen ‘güvensiz’ olarak sınıflandırıyor. Yine de gönüllü olarak ve onurlu bir şekilde geri dönmeye karar veren mültecilere bireysel olarak yardımcı olacağı açıklandı.

BM, Suriye'deki duruma entegre olamayan ya da anavatanlarına güvenli bir şekilde dönemeyen bazı mültecilere üçüncü bir ülkeye yerleştirilmelerine yardımcı olabilir. Yeniden yerleşim için uygunluk, ırk, etnik köken, cinsiyet, medeni hal, eğitim düzeyi ve din dikkate alınmaksızın belirlenir. Ancak, bir kişinin yeniden yerleşim için seçilebilmesi için yeniden yerleşim kriterlerini karşılaması gerekir.

Yeniden yerleştirme, yalnızca çok özel durumlarda ve çok az sayıda mülteciye sunulan bir çözüm. Ülkelerin yeniden yerleştirilmesi planlanan mültecileri kabul etme gibi bir zorunluluğu bulunmuyor. UNHCR, yeniden yerleştirmeye uygun mültecileri değerlendirirken en savunmasız olanlarını önceliyor.

Yüzbinlerce Suriyeli su yetersizliği nedeniyle cilt hastalıklarının artması ve haşeratların yaygınlaşması gibi sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre kampların yüzde 67'sinden fazlasında çocukların zorunlu eğitimi alabilecekleri noktalar ya da okullar bulunmuyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, UNHCR'nin mültecilerin dönüşüne elverişli koşulların oluşturulmasına yardımcı olmak için Suriye hükümetiyle çalışmaya devam ettiğini açıkladı.

UNHCR, mültecilerin endişesinin askeri operasyonların yeniden başlaması korkusundan ve mevcut insani koşullardan kaynaklandığını ve Şam ile birlikte çalışarak bu korkuları dağıtmaya çalıştığını vurguladı.

Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana insani yardım ihtiyacı ve güvenlik riskleri devam ediyor. BM’nin tahminlerine göre Suriye’de dört milyondan fazlası çocuk olmak üzere yaklaşık 13 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı var. Suriye'de 500 bin çocuk yetersiz besleniyor ve bu artık kronikleşmiş sorunlardan birini teşkil ediyor.

Ülkedeki siyasi ve ekonomik zorlukların yanı sıra koronavirüs salgını, Suriye lirasının değer kaybetmesi ve yakıt sıkıntısı daha fazla insani yardım ihtiyacı doğurdu.

BM, Suriye genelinde ve komşu ülkelerde mümkün olduğu kadar çok mülteciye insani yardım sağlamak için daha fazla finansmana ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

İnsani yardım kuruluşlarına göre Suriye'nin kuzeydoğusundaki mülteci kamplarında yaşayan yaklaşık 100 bin kişinin temel hizmetlere erişimi yok ve evlerine bir an önce dönme umutları giderek azalıyor.

Başka yerlerde de hayatları savaşla alt üst olan birçok Suriyeli, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle ailelerinin gıda ihtiyacını karşılamak için insani yardımlara bağımlılar.

Fotoğraf Altı: Savaşın en acı etkileri çocuklar üzerinde görülüyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Savaşın en acı etkileri çocuklar üzerinde görülüyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

BM göre bu yıl, Suriye’de yapılacak insani yardımların için 3,3 milyar dolar, komşu ülkelerdeki Suriyeli mültecilere ve ev sahibi topluluklara yardım için 5,2 milyar dolar finansman gerekiyor.

BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, son raporunda, Suriyelilerin 12 yıllık çatışmanın ölümcül sonuçları ve kuzey cephesinde artan gerilimin sonucu olarak sıkıntılarla ve zorluklarla karşı karşıya olduğu konusunda uyardı.

Raporda, şu ifadeler yer aldı:

“Bugün Suriyeliler, bu uzun çatışmanın enkazı altında yaşayan, artan ve dayanılmaz zorluklarla karşı karşıyalar. Kaynaklar kıtlaşırken ve bağışçıların ilgisizliği artarken, milyonlarca insan mülteci kamplarında acı çekiyor ve ölüyor.”

Gıda güvensizliği

BM’ye bağlı Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye'de yaklaşık 12,1 milyon insanın, yani nüfusun yarısından fazlasının şu an gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Gıda güvensizliği, birkaç nedenden kaynaklanıyor. Bunlar arasında, daha önceleri gıda üretiminde kendi kendine yeten bir ülkeyken şimdi gıda ithalatına aşırı bağımlı bir ülke olması yer alıyor. Buna 12 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş ve savaşın etkilerinin yanı sıra birkaç ay önce Suriye’yi ve Türkiye'yi vuran depremlerin neden olduğu yıkım da ekleniyor.

Ölümcül hastalıklar

WFP’ye göre savaş belasından kurtulan Suriyeliler, bu kez de ülkenin altı ilinde yaygın olarak görülen kolera gibi ölümcül hastalıklarla boğuşuyor.

12 yıllık iç savaşın Suriyeliler üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Hastanelerin sadece yüzde 64'ü ve birinci basamak sağlık merkezlerinin yüzde 54'ü tam olarak hizmet veriyor. Sağlık çalışanlarının yaklaşık yüzde 70'i ülkeyi terk etti. Bugün 20 binden fazla çocuk yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.

“Kampların yüzde 81'i, insani yardımların yetersizliğinden ötürü gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya olduğundan, gıda güvenliği başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor.”

Suriye'de ölen sivil sayısı

UNHCR, 2022 haziranında 2011 yılının mart ayından bu yana Suriye'de yaşanan çatışmalar sırasında en az 306 bin 887 sivilin, yani savaştan öncesi nüfusun yaklaşık yüzde 1,5'inin öldüğünü açıklarken bu sayının 600 bin olabileceği tahmin ediliyor.

UNHCR, bu rakamın yalnızca doğrudan savaş nedeniyle yaşamını yitirenleri kapsadığından ‘toplam ölü sayısının yalnızca bir kısmını’ temsil ettiğini ve sivil olmayanlar arasındaki can kayıplarını kapsamadığını kaydetti.

Savaşın çocukları ve kurbanları

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) yayınladığı son verilere göre savaşın başlangıcından bu yana ölen ya da yaralanan toplam çocuk sayısı ise yaklaşık 13 bine ulaştı.

Suriye’de 2011 yılından bu yana yaklaşık 5 milyon çocuk dünyaya geldi. Bu çocuklar savaş ve çatışmadan başka bir şeye tanık olmadılar. Suriye'nin birçok bölgesinde şiddet, mayın ve savaş kalıntılarından kaynaklanan korkuyla yaşamaya devam ediyorlar. UNICEF tarafından geçtiğimiz yıl yapılan bir ankete göre çocukların üçte biri psikolojik sıkıntı belirtileri gösteriyordu.

Sinir hastalıkları, depresyon ve bağımlılık

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) bir raporuna göre Suriyeliler, 12 yılı aşkın bir süredir günden güne daha da kötüleşen yaşam ve hizmet koşullarının bir sonucu olarak psikolojik rahatsızlıklardan giderek daha fazla mustarip oluyor.

Suriye’de akıl ve ruh hastalıkları için sadece iki hastane bulunuyor.

Suriye lirası dolar karşısında değer kaybetti

Suriye lirası savaş yıllarında ciddi değer kaybetti. Suriye lirası geçtiğimiz ay dolar karşısında 2011'den bu yana en düşük seviyeye gerilerken çeşitli emtia fiyatlarında önemli artışlar oldu.

Dolar kuru 12 yıl önce 46 lira iken bugün yaklaşık 9 bin liraya ulaştı. Suriye, ticari faaliyetlerinin çoğunda Şam'ın 2011'den sonra protestoları bastırmasına yanıt olarak para birimini yaptırım uygulamak için kullanan Washington liderliğindeki Batı yaptırımlarının mihenk taşı olan ABD dolarını kullanıyor.

Suriyelilerin çoğu karaborsaya bağımlı hale geldi. Yurt dışından aldıkları havaleleri döviz şirketlerine ve bürolarına gönderiyorlar. Bu şirketler ve bürolar da Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgelere dışarıdan havale yapıyorlar.

Fotoğraf Altı: Ekmek dahil teme gıda maddelerine ulaşım Suriyeliler için halen oldukça zor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Ekmek dahil teme gıda maddelerine ulaşım Suriyeliler için halen oldukça zor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar Suriye ekonomisini halen olumsuz etkiliyor. Tahran, Moskova ile birlikte Şam'ın en önde gelen müttefiklerinden biri olarak kabul ediliyor ve son yıllarda Şam hem askeri hem siyasi hem de ekonomik destek sağlıyor.

Savaş ve savaşın etkileri Suriye ekonomisini büyük ölçüde zayıflattı. Batı ülkelerinin yaptırım uygulamasına, savaş ağalarının ortaya çıkmasına ve yolsuzluğa yol açtı.

Suriye’de savaş başlamadan önce ortalama aylık maaşlar 300 ile 600 dolar arasında değişirken şu an 20 ile 50 dolar arasında. WFP’ye göre Suriyelilerin yüzde 67'si açlıkla baş edebilmek için aylık olarak düzenli yapılacak yardımlara muhtaç. Batı ülkelerinin Suriye’ye uyguladığı yaptırımları arasında Suriye bankalarıyla iş yapmayı yasaklayan ve Suriye hükümetiyle mali iş birliği yapan şirketlere ve bireylere ağır cezalar getiren ‘Caesar (Sezar) Yasası’ adlı ABD’nin çıkardığı bir yasa da yer alıyor. Sezar Yasası ayrıca Suriye ile iş yapan herhangi bir yabancı şirketin cezalandırılmasını da öngörüyor.

Suriye ile mali ilişkilere getirilen yasak, birçok ülkeden aralarında gıda ve ilaçların da olduğu çok sayıda ürünün Suriye'ye ulaşmasını engelliyor. Yasaya, 2011-2014 yılları arasında Suriye'deki işkence kurbanlarının bilgilerini ve fotoğraflarını sızdırdığı iddia edilen kişiye takılan takma ad olan Sezar adı verildi. BM’nin tahminine göre savaş, Suriye ekonomisine yaklaşık 388 milyar dolara mal oldu.

Suriyelilerin yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor

BM geçtiğimiz yıl tahminlere göre yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriyelilerin sayısının ülkenin toplam nüfusunun yüzde 90'ından fazlasını oluşturduğunu açıklamış ve birçoğunun hayatlarını idame ettirebilmek için çok zor seçimler yapmak zorunda kaldığını belirtmişti.

BM, uluslararası toplumu acilen ‘hayat kurtarıcı’ bir yardımda bulunmaya ve bunu Suriye'nin kuzeybatısındaki ihtiyaç sahibi milyonlarca insana, geçimlerini şereflerini koruyarak sağlayabilmeleri için etkili ve şeffaf bir şekilde ulaştırmaya çağırdı.

BM’ye göre Suriye artan yoksulluk, su krizi ve kötüleşen gıda güvenliği krizinin yanı sıra koronavirüs vakalarının yeniden ortaya çıkma riskiyle karşı karşıya.

“Mülteci sorunu, Suriye krizinin merkezinde yer alırken bu, Arap ülkeleri dışişleri bakanlarının Cidde’de gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi hazırlık toplantısında ele aldıkları başlıca konulardan biriydi.”

UNHCR tarafından yayınlanan bir rapora göre geçtiğimiz yıl 13,4 milyon olan yardıma muhtaç Suriyeli sayısı bugün 14,6 milyona yükseldi.

Savaş yılları ekonomiyi ve ekonominin çarklarını felç ederken Suriye lirasının ciddi değer kaybetmesi nedeniyle hükümetin temel ihtiyaçları karşılama gücü de giderek azalıyor.

UNHCR’ye göre geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 10'luk bir artışla ailelerin yüzde 76'sı temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdalar.

UNHCR, 2021 yılının ocak ayından önce yerinden edilmeyen ya da memleketlerine geri gönderilmeyenler de giderek temel ihtiyaçlarını karşılayamaz oldular. UNHCR, bu durumu, krizin daha da genişlediğinin bir ‘göstergesi’ olarak gördü.

BM’nin tahminlerine göre 2021 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 44'lük bir artışla en savunmasız durumdaki 9,2 milyon kişi yardıma muhtaç. Bu da ekonomik gerilemenin, çatışmalardan ve yerinden edilmelerden daha az etkilenen kesimler üzerindeki önemli etkisini gösteriyor.

Suriye, nüfusunun yarısından fazlasının ciddi gıda güvensizliği yaşıyor olmasıyla, dünyanın gıda güvencesizliği en yüksek olan ülkeleri arasında yer aldı.

Yaklaşık 12,4 milyon insan, günlük minimum kalori alımını karşılamak için halka açık fırınlardan gelen ekmeğe muhtaçlar.  BM Kalkınma Programı (UNDP) ve ortakları, İnsani Müdahale Planı çerçevesinde yıllarca süren çatışmalar nedeniyle ciddi şekilde kesintiye uğrayan buğdaydan ekmeğe uzanan besin zincirini güçlendirmek için insani girişimler başlattı.

Bu girişimler arasında Humus’ta bulunan ülkedeki tek kamuya ait maya fabrikasının tadilatı da yer alıyor. Krizden önce Suriye'nin devlete ait dört fabrikası vardı. Ülke genelindeki geniş bir ekmek fırını ağına günlük olarak yaklaşık 113 ton maya temin ediyordu.

Bugünse sadece ülkenin orta kesimlerinde Humus’ta yer alan fabrika eskiye kıyasla çok daha düşük kapasitede faaliyet gösteriyor. Suriye dışında veriler ise Suriyeli mülteciler arasındaki yoksulluk oranının bölgeden bölgeye değiştiğini, ancak bazı ülkelerde yüzde 60'ı aştığını gösteriyor.

BM, ev sahibi toplulukların bu krizden etkilendiğini ve mültecilerin yüzde 93'ünün kamplarda değil, ev sahibi ülkelerin sakinleri arasında yaşadığını söylüyor. En fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ülke ise Türkiye.

BM, genellikle ihtiyaç duyulan fonun yalnızca yüzde 58'ine ulaşabildiğinden bağışçılara daha fazla insani yardımda bulunmaya çağırdı.

BM, sivillerin acılarını sona erdirmek için tek çarenin siyasi bir çözüm olduğunun altını sık sık çiziyor.

Suriye’deki çatışma, 2011 yılı mart ayında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı başlayan barışçıl protestolarla patlak vermiş, bölgesel ve küresel güçlerin müdahalesiyle çok sayıda taraf arasında uzun soluklu bir çatışmaya dönüşmüştü. Yılladır birçok cephede çatışmalar durmuş olsa da şiddet ve insani kriz, yerinden edilen milyonlarca insan ve mülteciyle birlikte devam ediyor.

Suriye'nin yeniden inşası çok zor bir görev

Suriye hükümeti, 12 yılı aşkın bir süre devam eden savaşın ardından ve son yıllarda yakın müttefikleri olan Rusya ve İran tarafından yapılan yardımla elde ettiği askeri ‘zaferlerin’ ardından ülkenin yüzde 70'inden fazlasının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Ancak ülkenin yeniden inşası, ekonomik olarak çökmüş bir ülkede yüz milyarlarca doları bulabilecek oldukça zor bir görev.

OCHA’ya göre savaş, elektrik hatları, yakıt ve su kaynakları da dahil olmak üzere ülkenin altyapısının büyük bir bölümünü yok etti. Her üç okuldan biri hasar gördü. Hastanelerin, kliniklerin ve dispanserlerin yarısı çalışmaz halde. Ayrıca evlerin yüzde 7'si yıkıldı ve yüzde 20'si tahribata uğradı.  

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, geçtiğimiz şubat ayında, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths ile yaptığı görüşmede uluslararası toplum,a yeniden yapılanmaya yardımcı olmak için çaba göstermesi çağrısında bulundu. Suriye hükümeti, Batı ülkeleri tarafından uluslararası yeniden yapılanma çabalarını güçleştiren bir tecritle karşı karşıya.

Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlara rağmen Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler, büyük çoğunluğu Şam'da bulunan BM kuruluşları aracılığıyla, uluslararası yardımlardan yararlanıyorlar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) sınır ötesi yardımla ilgili kararı çerçevesinde Türkiye üzerinden gelen yardımlar ise Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan geçerek İdlib'e ulaştırılıyor. Geçtiğimiz şubat ayında yaşanan depremlerin ardından açılan iki sınır kapısının faaliyete devam etmesi için 13 Mayıs’ta uzatma kararı alındı.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.