Astana müzakerelerinin ‘son’ turunda Suriye-Türkiye normalleşmesi baskısı

Kazakistan, Astana’daki Suriye müzakerelerinin sona ermesini talep ederken Rusya, müzakereleri ‘başka bir platforma’ taşımakta ısrarcı

Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)
Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)
TT

Astana müzakerelerinin ‘son’ turunda Suriye-Türkiye normalleşmesi baskısı

Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)
Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)

Kazakistan'ın başkenti Astana'da dün düzenlenen ‘Suriye konulu Astana Görüşmeleri’nin sona ermesinin ve ortak sonuç bildirisinin açıklanmasının ardından kafa karışıklığı devam ediyor. Ortak sonuç bildirisinde, sunulan dosyalarla ilgili olarak Rusya, İran ve Türkiye'nin sabiteleri vurgulanırken Şam ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi süreci Astana grubunun öncelikleri arasına dahil edildiği belirtildi. Öte yandan Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, müzakerelerin artık sona ermesini istediğini vurgulamak istercesine tarafların Kazak topraklarında bir araya geldiği ‘son’ turu değerlendirdi. Moskova ise dikkat çekici ve şaşırtıcı bir şekilde tarafların ‘turlara devam etmek için yeni bir platforma taşınacak olan’ sürece bağlılığını teyit ederken Kazakistan’ın bu açıklamasını hızla örtbas etmeye çalıştı.

Kazakistan’ın bu tutumunun detayları ve tarafların öncesinde bundan haberdar olup olmadığı açıklanmazken, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması tüm tarafları şaşırttığı bir gerçekti.

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Suriye Konulu Astana Görüşmeleri toplantısının ‘bu formattaki son toplantı’ olmasını önerdi.

Suriye'nin Arap Birliği üyeliğine geri döndüğü Kahire'deki Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısından bir kare (Reuters)
Suriye'nin Arap Birliği üyeliğine geri döndüğü Kahire'deki Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısından bir kare (Reuters)

Suriye ile normalleşme

Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Kanat Tumış, 20'ncisi düzenlenen Suriye konulu Astana Görüşmeleri’nin sonunda şunları söyledi:

“Krizin çözümü sürecinde yer alan heyetlerin tüm çabalarına teşekkür ediyoruz. Suriye’nin bölgedeki izole edilmişlik durumunun yavaş yavaş sonlanmaya başlamasıyla birlikte Astana sürecinin görevini tamamladığı kabul edilebilir.”

Bu gelişmelerin ‘Astana sürecinde ülke heyetlerinin yürüttüğü amansız çalışmanın kazanımlarından biri’ olduğunu vurgulayan Tumış, “Suriye'nin krizden çıkışı kazanımlardan biri olarak değerlendirilebilir. Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesiyle birlikte Astana sürecinin 20’inci toplantısının son buluşma olarak ilan edilmesini öneriyoruz” ifadelerini kullandı.

Kazak yetkili, ‘son toplantının’ 17 maddelik sonuç bildirisini okudu. Maddelerin çoğunluğu Rusya, Türkiye ve İran'ın sabitlerini içeriyordu.

Taraflar, Astana sürecinin Suriye krizine sürdürülebilir bir çözüm için üstlendiği öncü rolünü vurgularken ‘Birleşmiş Milletler Şartı ilkeleri çerçevesinde Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne’ bağlı olduklarını yinelediler.

Bildiride Rusya, Türkiye, Suriye ve İran dışişleri bakan yardımcılarının istişarelerinde ilk kez yapıcılığa atıfta bulunulurken dört ülkenin savunma bakanlıkları ve istihbarat teşkilatlarının çalışmaları ile koordineli olarak Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeniden tesis edilmesine yönelik bir yol haritası sunuldu. Bildiride, bu sürecin terörle mücadele ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) katılımıyla Suriyelilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşleri için koşulların oluşturulması amacıyla iyi niyet ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde ilerlediği belirtildi.

Bildirinin diğer maddelerinde terörle, bölücü eğilimlerle daha önce imzalanan tüm anlaşmalar tam olarak uygulanarak İdlib çevresindeki durumun sürdürülebilir bir şekilde normalleşmesini sağlamak üzere daha fazla çaba gösterilmesinin kararlaştırıldığı kaydedildi.  Taraflar, Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumla ilgili olarak bu bölgede kalıcı güvenlik ve istikrarın sağlanmasının ancak Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasıyla sağlanabileceği konusundaki fikir birliğini teyit ettiler.

‘Terörle mücadele bahanesiyle yasadışı özerk yönetim girişimleri’ de dahil olmak üzere ‘sahada’ yeni gerçekler yaratmaya yönelik tüm girişimler reddedildi. Katılımcılar, Suriye'ye ait olması gereken petrol gelirlerine yasa dışı olarak el konulmasını ve transfer edilmesini reddettiklerini bir kez daha vurguladılar.

Bildiride İran’ın talebi üzerine ‘İsrail'in Suriye’de sivil noktaların da aralarında bulunduğu hedeflere yönelik askeri saldırıları’ kınandı. Ayrıca İsrail’in Suriye’nin Golan Tepeleri’ni işgale devam etmesinin reddedildiği vurgulandı.

Bildiride siyasi olarak Suriye krizinin askeri bir çözümü olmadığının altı çizilirken taraflar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı çerçevesinde BM’nin yardımıyla Suriyeliler tarafından yönetilen uygulanabilir ve uzun vadeli bir siyasi sürecin ilerletilmesi konusunda kararlı olduklarını bir kez daha teyit ettiler.

Ayrıca Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmalarının önemini vurgulayan taraflar, bu çerçevede yeni bir müzakere turu düzenleme çağrısında bulundular. Bildiride, Suriye genelinde uluslararası insani yardımların artırılmasının öneminin yanı sıra ‘mültecilerin ve yerinden edilenlerin güvenli, onurlu ve gönüllü olarak geri dönüşleri için uygun koşulların sağlanmasına duyulan ihtiyaç’ vurgulandı.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'in Suriye Anayasa Komitesi’nin müzakere heyeti ile yaptığı önceki toplantıdan bir kare
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'in Suriye Anayasa Komitesi’nin müzakere heyeti ile yaptığı önceki toplantıdan bir kare

Bildirinin yayınlanmasının hemen ardından Rusya'nın Suriye özel elçisi Alexander Lavrentyev, Kazakistan'ın ‘Astana sürecinin son turu’ açıklamasının aksine Astana formülün ‘etkili olduğunu ve devam edeceğini’ vurguladı. Lavrentyev, Rusya, Türkiye ve İran'ın Suriye krizinin çözümüne ilişkin görüşlerinin ‘büyük ölçüde örtüştüğünü’ söyledi.

Tarafların Suriye’de istikrarı artırmak için yorulmadan çalışmaya devam edilmesi gerektiğinin altını çizdiklerini belirten Lavrentyev, Suriye’nin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri dönmesinin çok önemli bir gelişme olduğuna ve bölgede istikrarın artmasına yardımcı olacağına işaret etti. Rus yetkili, tarafların, ABD ve Avrupa ülkelerinin Suriye'nin AL üyeliğine geri dönmesiyle ilgili verdikleri tepkilerden endişe duyduklarını da sözlerine ekledi.

Batı ülkelerinin halkının insani ihtiyaçlarını karşılaması için Suriye’ye uyguladığı yaptırımları kaldırması çağrısını yineleyen Lavrentiev, tarafların Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecini ilerletme konusundaki çabalarına işaret etti. Suriye Anayasa Komitesi'ni kuranların Astana formülü ve garantör ülkeler olduğu hatırlatan Lavrentiev, “Astana formülü başarılı oldu ve devam edecek. Canlılığı ve etkinliği teyit edilmiş oldu” dedi.

Son 6 yılda 20 turdan 18'ine ev sahipliği yaptıkları için Kazak yetkililere teşekkür eden Lavrentiev, Suriye konulu bir sonraki toplantının 2023 yılının ikinci yarısında yapılacağını da sözlerine ekledi.

Ayrıca taraflar, Suriye-Türkiye yakınlaşmasını hızlandırma konusunda anlaşmış gibi görünüyorlar. İran heyetinin başkanı olan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asgar Hacı, ‘dört ülkenin dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde bir toplantı daha düzenleme konusunda anlaştıklarını’ açıkladı.

Rusya merkezli RİA Novosti Haber Ajansı’na konuşan İranlı yetkili, dört ülkenin dışişleri bakanlarının toplantısı için kesin bir tarih olmadığını, ancak dışişleri bakan yardımcıları toplantısının gündemde olduğunu söyledi.

Şam'daki toplantılar

Öte yandan bir Rus diplomat, Astana sürecine ne olacağına dair ortaya çıkan belirsizlikle ilgili Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kazakistan, Rusya-Türkiye ve Rusya-İran ilişkileri ve Şam-Ankara ilişkileri açısından şartların çok karmaşık olduğu bir dönemde arabulucu rolünü üstlendi. Kazak arabuluculuğu sayesinde, Suriye hükümeti ve silahlı gruplar da dahil olmak üzere tüm taraflar davet edildi. Bu nedenle taraflar, çatışmayı durdurmak ve gündeme getirilen sorunları toplu olarak ele almalarını sağlayan formüller elde etmeyi başardılar.”

Siyasi ve askeri durumun iyileşmesi ve Şam ile Ankara arasındaki normalleşme sürecinin başlatılması da dahil olmak üzere yaşanan birçok gelişmenin ardından, yol haritasının yakında onaylanacağını ve cumhurbaşkanlığı düzeyinde dörtlü bir toplantı için hazırlıkların yapılacağını söyleyen Rus diplomat, “Bundan sonra Suriye-Türkiye ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi düşünülebilir” dedi.

Pedersen, geçtiğimiz haziran ayında Cenevre'de Suriye Anayasa Komitesi toplantısına katıldığı sırada (BM)
Pedersen, geçtiğimiz haziran ayında Cenevre'de Suriye Anayasa Komitesi toplantısına katıldığı sırada (BM)

Bu çerçevede Astana’da yeni görüşmeler yapılmasına gerek olmayacağını düşünen Rus diplomat, bundan sonra Suriye kriziyle ilgili konuların Ankara’da ya da Şam’da ele alınabileceğini de sözlerine ekledi. Bu formülün mülteci sorununun, sınırlardaki durumun ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye topraklarından çıkışı için bir takvim belirlenmesi de dahil olmak üzere diğer tüm sorunların çözümüne katkıda bulunduğunu söyledi.

Rus diplomata göre Ankara ile Şam arasındaki görüşmelerde BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde terörün ortadan kaldırılması, silahlı grupların oluşturduğu sorunlar ve siyasi geçiş sürecine ne ölçüde katılacakları gibi dosyalar da masaya yatırılacak.

Bu yüzden Astana sürecinin adının değişmesinin, örneğin ‘Suriye'nin kurtuluşu süreci’ haline gelmesinin doğal olduğunu söyleyen Rus diplomat, Suriye Anayasa Komitesi'nin Maskat'taki toplantısının, komitenin Suriye toprakları dışındaki son toplantısı olacağını, çünkü Suriye Anayasası’nın başka bir yerde değil, Suriye’de hazırlanması son derece normal olduğunu vurguladı.



Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.


Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.


Yemen, Husilerin finansman ve silah kaynaklarını kurutmak için uluslararası baskıyı artırıyor

Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)
Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)
TT

Yemen, Husilerin finansman ve silah kaynaklarını kurutmak için uluslararası baskıyı artırıyor

Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)
Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)

Yemen hükümeti, İngiltere ile yürüttüğü koordinasyonu siyasi ve diplomatik destek düzeyinden daha etkili adımlara taşımayı hedefliyor. Bu kapsamda Husilerin terör örgütü olarak tanınması, finansman ve silah kaynaklarının kurutulması, askeri kapasitelerini geliştirmek için kullandıkları teknoloji ve bileşenler üzerindeki denetimin sıkılaştırılması gündeme geliyor. Bu girişimler, Yemen'e ekonomik ve insani destek sağlamak amacıyla uluslararası düzeyde yürütülmesi beklenen temaslarla eş zamanlı olarak ilerliyor.

Söz konusu başlıklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı Stephen Doughty arasında gerçekleştirilen görüşmede ele alındı. Görüşmede Yemen'deki gelişmeler, Husilerin bölgesel güvenlik ve uluslararası deniz taşımacılığı açısından oluşturduğu tehditler ve bu ayın sonunda düzenlenmesi planlanan Yemen'e destek konferansına yönelik hazırlıklar değerlendirildi.

El-Alimi, uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin Husilerden kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasından bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti. Yemen devletinin topraklarını ve karasularını koruma kapasitesinin desteklenmesi çağrısında bulunan El-Alimi, siyasi ve hukuki tutumların, Husilere askeri kapasite sağlayan finansman, silah ve kaçakçılık ağlarını hedef alan somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

sdcfghyj
Reşad el-Alimi, Husilerle mücadele için İngiltere'den daha kapsamlı destek istedi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, İngiltere'den Husilerin terör örgütü olarak tanınması yönünde uluslararası bir tutum oluşturulması için daha etkin rol üstlenmesini ve İngiliz hukuku çerçevesinde örgütün yasaklanmasına yönelik gerekli adımların atılmasını istedi. El-Alimi, caydırıcı önlemler alınmadan Husilerin tehditleriyle mücadele edilmesinin, örgütün güç kaynaklarının hedef alınmadan kalmasına yol açtığını ifade etti.

Tehdit Yemen sınırlarını aşıyor

El-Alimi, İngiliz bakana Husilerin tırmandırdığı gerilime ilişkin bilgi verdi. Bu çerçevede Aden ve Reyyan sivil havalimanlarının hedef alınmasına, Taiz kentine yönelik devam eden saldırılara ve kentin yerleşim bölgeleri, sivil tesisleri, pazarları, okulları ve evlerinin bombalanmasına dikkat çekti. Ayrıca Suudi Arabistan'daki sivil yerleşimlere yönelik saldırılar ile su yolları ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik tehditlere işaret etti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, bölgenin güvenliği ile Yemen devlet kurumlarının ülke genelinde otorite kurma kapasitesinin yeniden tesis edilmesi arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu belirtti. El-Alimi, bu doğrultuda hükümete verilecek desteğin deniz geçiş yollarının korunması ve bölgesel istikrarın sağlanması için kalıcı güvence oluşturacağını kaydetti.

El-Alimi, Husilerin insan hakları ihlallerini de gündeme getirdi. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği çalışanlarından birinin gözaltında hayatını kaybetmesine ve 70'ten fazla BM çalışanının keyfi biçimde alıkonulmaya devam edilmesine dikkat çekti. El-Alimi ayrıca, insani sıkıntıların hafifletilmesine yönelik girişimlerin engellendiğini belirtti.

hyj
Husiler, Taiz vilayetine girmek amacıyla on binlerce silahlı milisini sevk etti (AP)

Ekonomik ve insani konularda ise Bakan Doughty, İngiltere'nin Yemen'deki insani krizin sonuçlarıyla mücadele için sağladığı desteği artırdığını bildirdi. Doughty, ülkesinin Yemen'in siyasi liderliğine ve hükümetine siyasi, güvenlik, ekonomik ve insani alanlarda destek vermeyi sürdüreceğini vurguladı.

Görüşmede, kasım ayı sonunda düzenlenmesi planlanan Yemen'e destek konferansına yönelik hazırlıklar, konferansın başarılı olması için yürütülen çalışmalar ve uluslararası yardımların giderek ağırlaşan ekonomik ve insani ihtiyaçlara yönlendirilmesi de ele alındı.

El-Alimi, İngiltere'nin Yemen'e verdiği desteği takdir etti. Özellikle Londra'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Yemen dosyasından sorumlu kalem sahibi ülke olarak üstlendiği role dikkat çekti.

El-Alimi ayrıca, Kral Selman İnsani Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi ile Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden İmar Programı aracılığıyla sağlanan Suudi desteğini övdü. Bu kapsamda Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlara da işaret etti.