Putin’in aşçısı neden isyan etti?

Sebastien Thibault
Sebastien Thibault
TT

Putin’in aşçısı neden isyan etti?

Sebastien Thibault
Sebastien Thibault

Con Coughlin*

Putin, eski müttefikinin isyanını “ihanet ve sırttan bıçaklama” olarak değerlendirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ulusa sesleniş konuşmasında, Rusya’nın güneyinde yer alan ve Rus askerî yönetiminin Ukrayna’ya saldırı karargâhı olan Rostov’da vaziyetin “zorlu” olduğunu kabul etti. Wagner Grup’un Başkanı Yevgeniy Prigojin de dün akşam stratejik bir havalimanı da dahil olmak üzere askerî bölgeleri kontrolü altına alıp Moskova’ya doğru ilerlediğini duyurdu.

Eski müttefikinin silahlı isyanını “bir ihanet ve kişisel hırslarla güdülenen bir sırttan bıçaklama” olarak değerlendiren Putin, ulusal sesleniş konuşmasında Rusya’da yeni bir “iç savaşın” çıkmasına izin vermeyeceğini söyleyerek Wagner Grup’un temsil ettiği “ölümcül tehdide” karşı kararlı adımlar atacağını taahhüt etti.

Zaten Rusya’nın Ukrayna ile çatışmasını idare etme görevinin ağırlığı altında olan Putin’in, sabit destekçileri kabul edilen kişiler tarafından bile maruz kaldığı sert kınamada teselli bulması pek mümkün değil.

Putin açısından Ukrayna’daki savaş, bir ulusal beka meselesi. Zira Rusya, Rusya devletini kuşatmaya yönelik bir Batılı girişim olarak değerlendirdiği şeyi önlemeye çalışıyor. Dolayısıyla Putin’e göre çatışma, her bir Rus’un operasyonun başarılı olması için elinden geleni yapmasını gerektiren üst düzey bir ulusal sorumluluk. Bu nedenle Kremlin’in Ukrayna’da “özel askerî operasyon” adını verdiği şey uğrunda kıymetli varlığını ortaya koymayan herkes Rus davasına ihanet etmiş sayılıyor.

Wagner Grup’un isyanının ardından ulusa sesleniş konuşmasında Putin. Putin silahlı isyanı “bir ihanet ve kişisel hırslarla güdülenen bir sırttan bıçaklama” olarak değerlendirdi (AFP)
Wagner Grup’un isyanının ardından ulusa sesleniş konuşmasında Putin. Putin silahlı isyanı “bir ihanet ve kişisel hırslarla güdülenen bir sırttan bıçaklama” olarak değerlendirdi (AFP)

Geçtiğimiz yılın şubat ayında savaşın başlamasından bu yana Putin, Ukrayna’nın NATO ve Avrupa Birliği üyesi olarak Batı ile daha sıkı ilişkileri kurmasını engellemek için gösterdiği çabaları desteklemeleri için önde gelen Rus milliyetçilerini kazanmakla yakından ilgileniyor. Bu isimler arasında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenski hükümetini devirme girişimlerinin en büyük destekçilerinden biri ve olaylarda en büyük etkiye sahip paralı askerler grubunun, yani “Putin’in özel ordusu” olarak adlandırılan bağımsız milislerin başı olan Yevgeniy Prigojin de var.

Sadakat testi

Prigojin, Rusya Devlet Başkanı’nın kadim bir müttefiki olup ikilinin dostluğu Putin’in başkanlığının ilk günlerine kadar uzanıyor. Prigojin, Putin’in Rusya’ya eski imparatorluk şanını tekrar kazandırma vizyonunun sadık bir destekçisi olduğunu ispatladıktan sonra Ukrayna’nın 2014’te ilk kez işgalinden itibaren Kremlin’in son yıllarda giriştiği birçok askerî macerada önemli bir rol oynamayı başardı.

Prigojin’in liderliğindeki Wagner Grup, daha önce Rusya’nın Libya, Suriye ve Çad’daki çatışmalara müdahalelerinde de önemli bir rol oynadı. Şimdi ve Putin’in geçtiğimiz yılın şubat ayında Ukrayna’yı işgal kararı almasının ardından Prigojin’e bağlı Wagner Grup’un paralı askerleri kendilerini Rusya’nın Ukrayna topraklarını ele geçirme ve elde tutma girişimlerini gerçekleştirmek için cephe hattında buldular. Wagner güçleri, Rusya’nın doğudaki Bahmut şehrini ele geçirmek için yaptığı son saldırıda gerilimin tırmanmasından birinci derecede sorumluydu ve Wagner, bu operasyonda binlerce kurban verdi.

Prigojin’in paralı askerleri Rusya’nın askerî çabalarında en etkili birliklerden biri olduğunu ispatlarken paralı askerlerin Rus askerî liderlerinden yeterli desteği almadığı yönündeki iddialar, Wagner liderini Rusya rejimine karşı giderek daha düşmanca saldırılar başlatmaya sevk etti. Bu gelişme, Kremlin ile önemli bir gerilim kaynağı oldu.

Özel paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-bek Yevkurov ile 24 Haziran 2023’te Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Rostov’daki Güney Askerî Bölgesi karargâhında konuşurken (Handout via Reuters)
Özel paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-bek Yevkurov ile 24 Haziran 2023’te Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Rostov’daki Güney Askerî Bölgesi karargâhında konuşurken (Handout via Reuters)

Putin’in eski müttefikiyle ilişkisindeki gerilim ilk kez bu yılın başında, Prigojin Ukrayna’nın Solidar kasabasının ele geçirilmesinin arkasında kendi güçlerinin olduğunnu iddia ettiğinde baş göstermeye başladı. Bu kasaba, Moskova’nın savaştaki ilk önemli bölgesel kazanımlarından biriydi. Rus ordusu, bu iddiaya epey şüpheyle yaklaşırken Prigojin, Wagner’i şu sözlerle övdüğü bir video yayınladı: “Wagner, bugün belki de dünyanın en tecrübeli ordusudur.”

“Ukrayna’yı iliklerine kadar askerî karaktere büründürdük”

O zamandan bu yana Prigojin, Kremlin’in çatışmayı ele alış tarzından ötürü Rusya’yı eleştirenlerin başında yer alıyor. Prigojin geçtiğimiz mayıs ayında Putin hükümetinden aldığı cephane eksikliğinden ötürü güçlerini Ukrayna’nın doğusunda kuşatma altında olan Bahmut şehrinden çekmekle tehdit etti. Bundan sonra güçleri, nihayet şehri ele geçirdiğini ve bu operasyonda yaklaşık 10 bin kayıp verdiğini iddia etti. Wagner lideri de o sırada Rus ordusuna açıktan bir saldırı başlattı ve Rus güçlerini şehrin dış mahallelerindeki mevzilerini terk etmekle suçladıktan sonra bunu “rezalet” olarak nitelendirdi. Prigojin’e göre bu durum, Ukraynalıların kritik toprakları geri kazanmalarına meydan vermişti.

Ancak Prigojin’in en sert eleştirileri, Putin’in şahsına yönelikti. Geçen ayın sonunda yaptığı konuşmada Putin’in izlediği zayıf ve eksik işgal stratejisi sebebiyle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında büyük bir kayıpla yüzleştiğini ve ülkenin 1917’dekine benzer bir devrimin patlak vermesi ihtimaliyle karşı karşıya olduğu sözlerine yer verdi.

Prigojin, Rusya Devlet Başkanı’nın kadim bir müttefiki olup dostlukları, Putin’in başkanlığının ilk günlerine kadar uzanıyor. Prigojin, Putin’in Rusya’ya eski imparatorluk şanını yeniden kazandırma vizyonunun sadık bir destekçisi olduğunu ispatladıktan sonra Ukrayna’nın 2014’teki ilk işgalinden itibaren Kremlin’in son yıllarda girdiği askerî maceraların çoğunda önemli bir rol oynamayı başardı

Rusya’nın savaşını destekleyen tanınmış Rus blog yazarı Konstantin Dolgov ile yaptığı bir röportajda Prigojin, Rus işgalinin, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı desteğin sonucunda Kiev’in Ukrayna ordusunu “dünyanın en güçlü ordularından biri” haline getirmesine yardımcı olmaktan başka işe yaramadığını iddia etti.

Prigojin şu ifadeleri dile getirdi: “Ukrayna’yı dünyanın uzak yakın her noktasında bilinen bir ülke haline getirdik. Onları Yunanlar veya Romalılar kadar şöhret sahibi yaptık. Ukrayna’yı iliklerine kadar askerî bir karaktere büründürdük.” Gerçekten de Ukrayna şu an, savaşın başında sahip olduğundan daha fazla tanka ve birliğe sahip.

Prigojin Rusya’nın savaştaki çoğu başarısızlığının sorumluluğunu Bakan Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov gibi üst düzey Rus savunma yetkililerine yükleyerek şöyle dedi: “Suçlular hak ettikleri cezayı alacaklar. En düşük ceza olarak Kızıl Meydan’da asılacaklar.” Sonra da askerler ön saflarda ölürken Rus seçkinlerin Rusya’da iyi bir hayat yaşadıklarını iddia etti.

sawd
Prigojin, Rusya Devlet Başkanı’nın kadim bir müttefiki olup ikilinin dostluğu, Putin’in başkanlığının ilk günlerine kadar uzanıyor (Handout via Reuters)

Prigojin’in Putin’in Ukrayna savaşına yaklaşım tarzına yönelik sert eleştirisi, Rusya lideri Putin’in günlerinin sayılı olduğu ve Wagner Grup’un lideri gibi daha radikal bir milliyetçi liderle değiştirilebileceği söylentilerine sebep oldu. Basit gibi görünen bu değişimin işaretlerini göz önünde bulundurursak bu, çok büyük bir değişim teşkil edebilir.

Fakir bir çocukluk

1961 yılında şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad şehrinde doğan Prigojin, yoksullukla dolu bir çocukluk geçirdi. Prigojin’in daha sonraki bir zamanda belirttiğine göre babası, genç yaşta ölünce annesi, bir hastanede çalışmak zorunda kalmış.

Genç Prigojin, bir spor akademisine gönderildi; burada çoğu zaman kırsal bölgelerde saatlerce kayak yapmak gibi günlük aktiviteleri vardı. Faal olmasına rağmen profesyonel bir sporcu olmak için gerekli özellikleri haiz olmayan Prigojin, okulu bitirdikten sonra acemi bir suçlu çetesinin saflarına katıldı.

St. Petersburg’da bir kadının mücevherlerini çalmaya kalkıştığı tatsız bir olayın ardından Prigojin, 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve cezasının on yıldan azını çekti.

Ukrayna’yı dünyanın uzak yakın her noktasında tanınır bir ülke haline getirdik. Yunanlar ve Romalılar kadar şöhret sahibi oldular. Ukrayna’yı iliklerine kadar askerî bir karaktere büründürdük.    -Wagner Grup lideri Yevgeniy Prigojin

Serbest kaldıktan sonra Prigojin, önceki suç faaliyetlerinden vazgeçti ve sosis satarak onurlu bir yaşam sürmeye çalıştı. Prigojin, annesinin mutfağında hardal yapıyordu. Çok geçmeden ayda yaklaşık bin dolar kazanır hale geldi ki bu miktar, Yeltsin hükümeti sırasında Rus ekonomisinin çöküş yaşadığı bir zamanda kayda değer bir miktardı.

Prigojin’in sosis satarak kâr elde ettiği faaliyeti, kısa bir süre sonra çok daha kârlı bir faaliyete dönüştü ve Prigojin kazandığı parayı bir süpermarket zincirinde hisse satın almak için kullandı. Bir süre önce de kendi restoranını açmıştı ki bu, kendi ticari yemek şirketini açmakla son bulan yolun başlangıcıydı.

Wagner Grup savaşçıları, 24 Haziran 2023’te Rusya’nın güneyinde yer alan Rostov şehrindeki Güney Askerî Bölge karargâhı yakınlarında bir caddede bir tankın üzerinde (Reuters)  
Wagner Grup savaşçıları, 24 Haziran 2023’te Rusya’nın güneyinde yer alan Rostov şehrindeki Güney Askerî Bölge karargâhı yakınlarında bir caddede bir tankın üzerinde (Reuters)  

Uzun bir süre geçmemişti ki Prigojin, Putin’in doğum yeri olan St. Petersburg’daki bağlantılarından ustaca yararlandı ve Rusya Devlet Başkanı’nın ülkeyi ziyaret eden önemli şahsiyetleri ağırlamalarında yemek organizasyonundan sorumlu kişi haline geldi; eski ABD Başkanı George W. Bush ve eşinin 2006 yılındaki Rusya ziyaretinde olduğu gibi.

Huysuz Prigojin, herkesin hoşuna gitmedi, ama Putin, Prigojin’in devlet etkinliklerini düzenlerken ayrıntılara gösterdiği özene ve tabakların yıkanması gibi en sıradan görevleri bile üstlenme konusundaki istekliliğine hayran kaldı.

“Putin’in şefi” unvanı

Putin, sadakatinden ötürü okulları ve Rus ordusunu beslemek için şirketi Concord Catering’e pek çok kârlı ihale vererek Prigojin’i ödüllendirdikten sonra Prigojin “Putin’in şefi” unvanını kazandı. Dahası Prigojin’in şirketi, Putin’in devlet başkanlığı görevine başlama töreninde yemek hizmetinden sorumluydu. Rusya Devlet Başkanı doğum günlerini de çoğu zaman Prigojin’in restoranlarından birinde kutlamayı tercih ediyordu.

Anlaşılacağı üzere Putin, Prigojin’e çok saygı duyuyordu. O kadar ki onunla olan ilişkisi nihayetinde Prigojin’i ünlü bir yemek şirketi ihalecisinden kötü şöhretli Wagner Grup’un kurucu başkanına dönüştürdü.

Wagner Grup’un tarihi, Putin’in Ukrayna’yı ilk kez işgal ettiği 2014 yılına uzanıyor. Putin, Rusya’nın şiddet olaylarına doğrudan herhangi bir dahli olduğunu ısrarla inkâr ediyordu. Ayrıca Moskova’nın Ukrayna’daki maceralarını yönetebilecek ve aynı zamanda Putin’e Rusya’nın doğrudan herhangi bir müdahalede bulunduğunu inkâr etme fırsatı verebilecek bir vekil milis oluşturmaya çalışıyordu.

Kısa süre sonra Prigojin, Rusya Savunma Bakanlığı’nda toplantılar düzenledi ve bu toplantılarda “gönüllülerini” eğitmek için kullanmak üzere Rus ordusuna ait toprakların kendisine verilmesini talep etti. Bu esnada milis çetesinin namı da giderek artıyordu. Rus yetkililer, onun niyetinden şüphe duyduklarında Prigojin, o zamanlarda Putin’e işaret ederek onlara şu yanıtı veriyordu: “Emirleri Baba’dan alıyorum.” 

Wagner güçleri, Ukrayna’da etkili olduklarını ispatladıktan sonra 2015 yılında Putin’in Esed rejimini iktidarda tutmak ve aynı şekilde Moskova’nın Tartus ve Lazkiye’deki askerî üslerine erişimini sürdürmesine izin vermek için yaptığı askerî müdahalenin bir parçası olarak Suriye’ye gönderildi.

Son zamanlarda Wagner güçleri, saflarının yaklaşık 50 bin savaşçıya yükseldiği Ukrayna’da operasyonun kalbindeydi. Batılı istihbarat tahminlerine göre Rusya’nın dört bir yanına dağılmış hapishanelerden toplanan ve genellikle Prigojin’in Rusya hapishanelerine yaptığı ziyaretler esnasında kişisel olarak askere alınan on binlerce eski mahkûm da bu savaşçılara dahildi. Prigojin bir hapishane ziyaretinde mahkûmların, kuvvetle muhtemel savaş cephesinde öleceğini, ancak 6 ay hayatta kalırlarsa tam bir afla serbest bırakılacaklarını ve kendilerine yüklü bir miktar ödeneceğini açıklamıştı.

Prigojin, Putin’in de doğum yeri olan St. Petersburg’daki ilişkilerini ustalıkla kullandı ve Rusya Devlet Başkanı, ülkeyi ziyaret eden ABD Başkanı George W. Bush ile eşi gibi önemli şahsiyetleri ağırlarken yemek organizasyonundan sorumlu hale geldi

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin danışmanı Mihaylo Podolyak geçtiğimiz günlerde Wagner’in son aylarda 38 binden fazla mahkûmu askere aldığını ve bunların yaklaşık 30 bininin öldüğünü, yaralandığını, esir edildiğini ya da kaybolduğunu söyledi.

Prigojin, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısına katılan en acımasız komutanlardan biri olarak ünlendi. Bir defasında Prigojin, Wagner’den ayrılan birinin balyozla öldürüldüğünü gösteren bir videoyu zımnen onaylıyor gibiydi. Ayrılan savaşçı, esir takası sürecinde Prigojin’e iade edilmiş ve Prigojin bu hadiseye şöyle yorum yapmıştı: “Bir köpeğin serbest bırakılmasına karşılık bir köpeğin ölümü.”

Düşman kazanmak

Prigojin’in ateşlediği tüm tartışmalara rağmen Putin, eski hamisini desteklemeye devam etti. Bunun sebeplerinden en basiti de Wagner Grup’un faaliyetlerinin Kremlin’e, Rusya’nın askerî operasyonlarını bir dereceye kadar inkâr etme fırsatı veriyor olmasıydı. Yakın zamanda Avusturya televizyonuyla yaptığı görüşmede Putin’e Wagner’in Ukrayna’daki faaliyetleri sorulduğunda Putin, Prigojin’in bunda parmağı olduğu iddialarını reddederek şöyle dedi: “Prigojin, ticari bir yemek şirketi işletiyor; işi bu. Onun St. Petersburg’da restoranı var.”  

Şurası muhakkak ki Putin’in sunduğu destek, Wagner’in faaliyetlerini sürdürmesinde Prigojin’e yardımcı oldu. Fakat şimdi Wagner lideri, Kremlin siyasetine doğrudan saldırılarda bulunmaya devam ederse bu desteğin ne zamana kadar süreceği konusunda sorular gündeme gelecek.

Prigojin’in Putin’in Ukrayna savaşına yaklaşımına yönelik sert eleştirisi, Rusya lideri Putin’in günlerinin sayılı olduğuna ve yerine Wagner Grup lideri gibi daha aşırı bir milliyetçi liderin gelebileceğine dair söylentilere sebep oldu

Prigojin, yıllar boyunca pek çok tarafın düşmanlığını kazandı. Bunların arasında aldatıldıklarını düşünen eski iş ortakları da var: bürokrat olmakla suçlayarak eleştirdiği generaller ve onun siyasi iktidarı ele geçirme hırsları olmasından yana endişeli olan üst düzey güvenlik yetkilileri.

Ancak Prigojin, en önemli destekçisinin, yani Baba adını verdiği adamın çıkarlarını koruyan biri olarak bu meydan okumaların üstesinden gelmeyi başardı. Prigojin’in bu desteği almaya devam edip etmeyeceği, büyük ölçüde şu iki sonuca bağlı: Ya Putin’in güveni devam edecek ya da Putin, Prigojin’in kendi ordusunu yönetmeye devam etmesine izin vermenin Ukrayna halkının hayatta kalması için olduğu kadar, Rusya Devlet Başkanı’nın iktidarda kalması için de bir tehdit teşkil ettiği sonucuna varacak.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Washington Post: ABD, sahadaki birlikleriyle Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini izleyecek

İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
TT

Washington Post: ABD, sahadaki birlikleriyle Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini izleyecek

İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)

Washington Post, ismini vermek istemeyen bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, ABD’nin Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini doğrudan izlemede rol üstleneceğini, bu kapsamda hem Lübnan’da hem de İsrail’de sahada bulunan Amerikan unsurlarının kullanılacağını bildirdi.

Söz konusu yetkili, ABD’nin 2024 anlaşmasından bu yana Lübnan’da gözlem görevleri yürüten askerî varlığının bulunduğunu ve şimdi bu yapının iki tarafın da olası ihlallerini tespit etmek üzere genişletileceğini ifade etti.

Aynı kaynak, bu sürecin Washington’daki siyasi karar alıcıların, taraflardan herhangi birinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde gerekli baskıyı uygulamasını kolaylaştıracağını belirtti.

Yetkili ayrıca, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı’nın iki tarafın doğrudan denetiminde aktif bir rol üstlenmeyeceğini, ancak CENTCOM’a bağlı yetkililerin tespit edilen ihlalleri ABD Başkanı Donald Trump yönetimine ileterek gerekli müdahalenin yapılmasını sağlayacağını kaydetti.

İsrail ile Lübnan arasında, ABD’nin himayesinde cuma günü çerçeve niteliğinde bir güvenlik anlaşmasının imzalandığı bildirildi. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından cuma akşamı yayımlanan anlaşma metnine göre iki ülke, ‘çatışmayı tamamen sona erdirme, temel nedenlerini ele alma ve böylece aralarındaki herhangi bir savaş halini resmen bitirme niyetinde olduklarını’ ilan etti.

Anlaşma, İsrail’in Güney Lübnan’daki bazı bölgelerden kademeli olarak çekilmesini, buna paralel olarak Lübnan ordusunun konuşlanmasını öngörüyor. Bununla birlikte İsrail güçlerinin geçici olarak genişletilmiş bir güvenlik bölgesinde kalmasına izin veriliyor.

Metin, Lübnan ordusunun ‘devletin egemen otoritesini tüm Lübnan toprakları üzerinde tesis etmesini’ sağlayacak bir mekanizma da içeriyor. Bu süreç, özellikle Hizbullah başta olmak üzere devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılmasının doğrulanmasına kadar devam edecek.

Çatışma nedeniyle ve İran’la yaşanan daha geniş çaplı savaşla eş zamanlı gelişen süreçte, bir milyondan fazla Lübnanlının evlerini terk ettiği belirtildi. Hizbullah ve İran ise ABD’nin, iki hafta önce imzalanan ve daha geniş savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat kapsamında Lübnan’daki çatışmaları bitirme sözü verdiğini ifade ediyor.


Washington ile Tahran arasındaki teknik görüşmeler ne anlama geliyor?

ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
TT

Washington ile Tahran arasındaki teknik görüşmeler ne anlama geliyor?

ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)

Washington ile Tahran arasında yürütülen teknik görüşmeler, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nda yer alan siyasi ilkelerin, 60 günlük süre içinde uygulanabilecek somut düzenlemelere dönüştürülmesine odaklanıyor.

İsviçre’de gerçekleştirilen siyasi turu izleyen uzmanlar toplantılarında taraflar, teknik heyet başkanlarının gözetiminde çalışacak ve tavsiye ile raporlarını mutabakatın uygulanmasını denetleyen üst komiteye sunacak dört ihtisas çalışma grubu oluşturulması konusunda anlaşmaya vardı.

Birinci çalışma grubu, yaptırımların kaldırılması dosyasını ele alacak. Bu kapsamda, petrol, petrokimya ürünleri ve petrol türevleri ihracatına ilişkin ABD muafiyetlerinin takibi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik düzenlemeler ve Tahran’ın bu fonlara erişiminin güvence altına alınması konuları değerlendirilecek.

İkinci çalışma grubu ise nükleer dosyaya odaklanacak. Grubun gündeminde İran’ın nükleer programının geleceği, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları ve nihai bir uzlaşıya dahil edilebilecek teknik mekanizmalar yer alacak.

Üçüncü çalışma grubu, yeniden imar ve ekonomik kalkınma başlığından sorumlu olacak. Bu kapsamda savaşın yol açtığı zararın tespiti, hasar gören tesisler ile altyapının yeniden inşasının finansmanına yönelik düzenlemelerin hazırlanması ve ekonomik ile üretim faaliyetlerinin yeniden canlandırılmasının desteklenmesi ele alınacak.

Dördüncü çalışma grubu ise denetim ve uygulama mekanizmasını yürütecek. Grubun görevi, tarafların taahhütlerine bağlılığını izlemek, mutabakat maddelerinin kararlaştırılan takvim çerçevesinde uygulanıp uygulanmadığını doğrulamak, olası ihlal veya gecikmeleri tespit etmek ve üst komiteye düzenli rapor sunmak olacak.

fevervf
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsviçre’nin Bürgenstock tatil beldesinde düzenlenen dörtlü toplantının başlamasından önce Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken (Reuters)

Dört çalışma grubuna paralel olarak taraflar, sahadaki olası çatışmaları önlemeye yönelik ayrı mekanizmalar kurulması konusunda da mutabakata vardı. Bunların başında, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında doğrudan bir iletişim hattı oluşturulması geliyor. Söz konusu hattın, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin koordinasyonu, acil uyarıların paylaşılması ve deniz ya da askeri nitelikteki olayların daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmeden kontrol altına alınması amacıyla kullanılması öngörülüyor.

Paralel düzenlemeler kapsamında ayrıca, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla mutabakat muhtırasına taraf ülkeler arasında bir irtibat noktası kurulması ve Lübnan’da anlaşmazlıkların önlenmesi ile gerilimin düşürülmesine yönelik bir birim oluşturulması kararlaştırıldı. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki saldırıların yeniden başlaması ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin anlaşmazlıkların sürmesine rağmen, CENTCOM ile DMO arasındaki iletişim hattı henüz faaliyete geçirilmedi.

Taraflar çalışma gruplarının yapısı ve görev alanları üzerinde uzlaşmış olsa da gruplar henüz resmi olarak çalışmalarına başlamadı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ilk tur teknik görüşmelerin tarih ve yerinin gerekli koşulların oluşması ve arabulucu ülkeler üzerinden sağlanacak mutabakatın ardından belirleneceğini söyledi. Garibabadi, bu hafta Doha’da teknik toplantılar yapılacağı yönündeki haberleri ise yalanladı.

Doha’da iki yol

Doha’da düzenlenecek toplantı, iki paralel süreci bir araya getirecek. Bunlardan ilki, mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin üst düzey görüşmeler, diğeri ise uygulama mekanizmalarını ele alacak teknik toplantılar olacak.

Üst düzey bir İranlı kaynak, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve gerilimin düşürülmesi konularına odaklanacağını belirtti. Kaynak, hafta başında yaşanan karşılıklı saldırıların ateşkesi tehlikeye atmasının bu başlıkları ön plana çıkardığını ifade etti.

Teknik görüşmelerin dört çalışma grubunun tamamını kapsayıp kapsamayacağı ya da yalnızca deniz ulaşımının güvenliği ve çatışmaların yeniden başlamasını önlemeye yönelik acil düzenlemelerle sınırlı kalıp kalmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

ABD’li bir yetkili ile hazırlıklara ilişkin bilgi sahibi bir kaynağa göre, ABD teknik heyetinin başkanı Nick Stewart’ın toplantılara katılması bekleniyor. İran teknik heyetine ise daha önce İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) nezdindeki daimî temsilciliğini yürüten Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi başkanlık ediyor.

Garibabadi, çalışma gruplarının görüşmelerine ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Çalışma gruplarının teknik toplantılarının bu hafta yapılması planlanmadı” ifadesini kullandı.

Katar ile istişarelerin olağan şekilde sürdüğünü ve karşı tarafın taahhütlerinin uygulanmasının da takip edildiğini belirten Garibabadi, bazı basın organlarında yer alan, Doha’da çalışma gruplarına ait teknik görüşmeler yapılacağı yönündeki haberlerin doğrulanmadığını söyledi.

Garibabadi, belirlenen çalışma grupları çerçevesindeki ilk teknik görüşmelerin ise ‘gerekli koşulların oluşturulması ve tarih ile yer konusunda mutabakata varılmasının ardından’ gerçekleştirileceğini kaydetti.

İki teknik ekip

Nick Stewart, mayıs ayında Steve Witkoff’un ekibine katıldı. Stewart, İran ile yürütülen müzakerelerin tıkanma sürecine girdiği bir dönemde, Tahran ile müzakere yürüten ekibin yeni üyelerinden biri olarak görevlendirildi.

Stewart, yönetime katılmadan önce, Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı’nın (FDD) lobi kolu olan FDD Action’da Savunuculuk Faaliyetleri İcra Direktörü olarak görev yaptı. Kuruluş, ağırlıklı olarak İran, yaptırımlar ve ulusal güvenlik politikaları üzerine çalışmalar yürütüyor.

Stewart, daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde, dönemin ABD Özel Temsilcisi Brian Hook’un gözetiminde Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki İran Eylem Grubu’nun (Iran Action Group) Genel Sekreteri olarak görev yaptı. Söz konusu grup, yaptırımlar, nükleer program ve İran’ın bölgesel faaliyetleri de dahil olmak üzere Washington’ın Tahran politikasının koordinasyonundan sorumluydu.

Bu geçmişi, Stewart’a yaptırımlar, ekonomik baskı politikaları ve İran ile müzakereler konusunda doğrudan deneyim kazandırırken, bu alanlar mutabakat muhtırasının uygulanabilir düzenlemelere dönüştürülmesinden sorumlu teknik çalışma gruplarının da temel gündem maddelerini oluşturuyor.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Claudia Tenney, Stewart’ın atanmasını Witkoff’un ekibi için ‘önemli bir takviye’ olarak nitelendirirken, kendisini ABD’nin İran politikasına ilişkin önde gelen uzmanlardan biri olarak değerlendirdi.

İran tarafında ise uzmanlar heyetine Kazım Garibabadi başkanlık ediyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Garibabadi, nükleer program ve yaptırımlara ilişkin müzakerelerde kilit rol üstlenen diplomatlar arasında yer alıyor.

dfvbtr
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İsviçre’deki görüşmelerin oturum aralarında, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’nin elindeki belgeye bakıyor. (İran Meclisi)

Garibabadi, 1974 yılında doğdu. Siyasi ilişkiler, diplomasi ve kamu hukuku alanlarında eğitim gören Garibabadi, daha önce İran’ın Hollanda Büyükelçisi ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü nezdindeki daimî temsilcisi olarak görev yaptı. Daha sonra 2018-2021 yılları arasında İran’ın UAEA ile Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimî temsilciliğini üstlendi.

Garibabadi ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nda nükleer konulardan sorumlu danışmanlık yaptı ve nükleer anlaşma komitesinin genel sekreterliği görevini yürüttü. Ardından yargı erkine geçen Garibabadi, Yargı Erki Başkan Yardımcılığı ve İnsan Hakları Konseyi Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

Garibabadi, Batı’ya yönelik sert eleştirileri ve nükleer dosya, yaptırımlar ile İran’ın egemenliği konularını birbirine bağlayan söylemiyle tanınıyor. Aynı zamanda Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri ve DMO’nun önde gelen isimlerinden Muhammed Bakır Zülkadir’in damadı olarak biliniyor.

60 günlük süre

Washington ile Tahran, 17 Haziran’da 14 maddelik bir mutabakat muhtırası imzaladı. Söz konusu anlaşmanın, savaşı durdurması ve Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine yeniden açması, ardından daha karmaşık başlıkları kapsayan müzakerelerin önünü açması öngörülüyor.

Bu başlıklar arasında İran’ın nükleer programı, ABD yaptırımları, İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği, dondurulmuş varlıklar ve boğazdaki deniz trafiğine ilişkin kalıcı düzenlemeler yer alıyor.

Muhtıra kapsamında İran, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak için azami çaba göstereceğini taahhüt etti. Buna karşılık ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırdı.

Taraflara, mutabakatın imzalandığı tarihten itibaren başlayan 60 günlük bir süre içinde uygulama detayları üzerinde uzlaşma sağlama yükümlülüğü verildi.

Doha’daki toplantının, boğazla ilgili en acil anlaşmazlığın kontrol altına alınmasına odaklanacağı, buna paralel olarak teknik ekiplerin muhtırada yer alan daha geniş kapsamlı dosyalar üzerindeki görüşmelerini sürdürdüğü belirtiliyor.


Venezuela muhalefet lideri, deprem felaketinin ardından ülkeye dönüşünün hükümet tarafından engellendiğini öne sürdü

Nobel Barış Ödülü sahibi Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado, Devlet Başkanı Nicolás Maduro karşıtı gösteriye öncülük ederken (DPA)
Nobel Barış Ödülü sahibi Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado, Devlet Başkanı Nicolás Maduro karşıtı gösteriye öncülük ederken (DPA)
TT

Venezuela muhalefet lideri, deprem felaketinin ardından ülkeye dönüşünün hükümet tarafından engellendiğini öne sürdü

Nobel Barış Ödülü sahibi Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado, Devlet Başkanı Nicolás Maduro karşıtı gösteriye öncülük ederken (DPA)
Nobel Barış Ödülü sahibi Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado, Devlet Başkanı Nicolás Maduro karşıtı gösteriye öncülük ederken (DPA)

Venezuela muhalefetinin lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi María Corina Machado, hükümeti ülkeye dönüşünü engellemekle suçladı. Machado, geçen hafta meydana gelen ve bin 700'den fazla kişinin hayatını kaybettiği iki büyük depremin ardından ülkesine dönmek istediğini ancak buna izin verilmediğini söyledi.

Geçen yıl aralık ayında Venezuela'dan ayrılarak Oslo'da düzenlenen törende Nobel Barış Ödülü'nü alan Machado, sürgünde yaşıyor.

Panama'dan X platformu üzerinden yayımladığı video mesajında Machado, Karakas yönetiminin hava sahasını kapatarak ülkeye dönüşünü engellediğini öne sürdü.

"Bu zor ve acı dolu günlerde Venezuelalıların yanında olmak için geri dönmek istiyorum. Ancak hükümet, ülkeye girişimi engellemek amacıyla Venezuela'nın ticari hava sahasını kapattı" diyen Machado, daha sonra bu karardan geri adım atıldığını, ancak dönüşünü kolaylaştırmak isteyen kişilere yönelik tehditlerde bulunulduğunu iddia etti.

Başkent Caracas'a hizmet veren Maiquetía Uluslararası Havalimanı, depremde hasar görmesinin ardından uçuşlara kapatılmıştı. Havalimanı daha sonra yalnızca insani yardım uçuşlarına kısmen yeniden açılırken, uluslararası seferler ülkenin orta kesimindeki Valencia ile doğusundaki Maracaibo havalimanları üzerinden gerçekleştiriliyor.

Eski Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun altı ay önce Karakas'ta düzenlenen ABD askeri operasyonuyla gözaltına alınmıştı. Ülke yönetimini geçici olarak Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez yürütürken, hükümet Washington'ın yoğun baskısı altında faaliyetlerini sürdürüyor.