Putin’in aşçısı neden isyan etti?

Sebastien Thibault
Sebastien Thibault
TT

Putin’in aşçısı neden isyan etti?

Sebastien Thibault
Sebastien Thibault

Con Coughlin*

Putin, eski müttefikinin isyanını “ihanet ve sırttan bıçaklama” olarak değerlendirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ulusa sesleniş konuşmasında, Rusya’nın güneyinde yer alan ve Rus askerî yönetiminin Ukrayna’ya saldırı karargâhı olan Rostov’da vaziyetin “zorlu” olduğunu kabul etti. Wagner Grup’un Başkanı Yevgeniy Prigojin de dün akşam stratejik bir havalimanı da dahil olmak üzere askerî bölgeleri kontrolü altına alıp Moskova’ya doğru ilerlediğini duyurdu.

Eski müttefikinin silahlı isyanını “bir ihanet ve kişisel hırslarla güdülenen bir sırttan bıçaklama” olarak değerlendiren Putin, ulusal sesleniş konuşmasında Rusya’da yeni bir “iç savaşın” çıkmasına izin vermeyeceğini söyleyerek Wagner Grup’un temsil ettiği “ölümcül tehdide” karşı kararlı adımlar atacağını taahhüt etti.

Zaten Rusya’nın Ukrayna ile çatışmasını idare etme görevinin ağırlığı altında olan Putin’in, sabit destekçileri kabul edilen kişiler tarafından bile maruz kaldığı sert kınamada teselli bulması pek mümkün değil.

Putin açısından Ukrayna’daki savaş, bir ulusal beka meselesi. Zira Rusya, Rusya devletini kuşatmaya yönelik bir Batılı girişim olarak değerlendirdiği şeyi önlemeye çalışıyor. Dolayısıyla Putin’e göre çatışma, her bir Rus’un operasyonun başarılı olması için elinden geleni yapmasını gerektiren üst düzey bir ulusal sorumluluk. Bu nedenle Kremlin’in Ukrayna’da “özel askerî operasyon” adını verdiği şey uğrunda kıymetli varlığını ortaya koymayan herkes Rus davasına ihanet etmiş sayılıyor.

Wagner Grup’un isyanının ardından ulusa sesleniş konuşmasında Putin. Putin silahlı isyanı “bir ihanet ve kişisel hırslarla güdülenen bir sırttan bıçaklama” olarak değerlendirdi (AFP)
Wagner Grup’un isyanının ardından ulusa sesleniş konuşmasında Putin. Putin silahlı isyanı “bir ihanet ve kişisel hırslarla güdülenen bir sırttan bıçaklama” olarak değerlendirdi (AFP)

Geçtiğimiz yılın şubat ayında savaşın başlamasından bu yana Putin, Ukrayna’nın NATO ve Avrupa Birliği üyesi olarak Batı ile daha sıkı ilişkileri kurmasını engellemek için gösterdiği çabaları desteklemeleri için önde gelen Rus milliyetçilerini kazanmakla yakından ilgileniyor. Bu isimler arasında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenski hükümetini devirme girişimlerinin en büyük destekçilerinden biri ve olaylarda en büyük etkiye sahip paralı askerler grubunun, yani “Putin’in özel ordusu” olarak adlandırılan bağımsız milislerin başı olan Yevgeniy Prigojin de var.

Sadakat testi

Prigojin, Rusya Devlet Başkanı’nın kadim bir müttefiki olup ikilinin dostluğu Putin’in başkanlığının ilk günlerine kadar uzanıyor. Prigojin, Putin’in Rusya’ya eski imparatorluk şanını tekrar kazandırma vizyonunun sadık bir destekçisi olduğunu ispatladıktan sonra Ukrayna’nın 2014’te ilk kez işgalinden itibaren Kremlin’in son yıllarda giriştiği birçok askerî macerada önemli bir rol oynamayı başardı.

Prigojin’in liderliğindeki Wagner Grup, daha önce Rusya’nın Libya, Suriye ve Çad’daki çatışmalara müdahalelerinde de önemli bir rol oynadı. Şimdi ve Putin’in geçtiğimiz yılın şubat ayında Ukrayna’yı işgal kararı almasının ardından Prigojin’e bağlı Wagner Grup’un paralı askerleri kendilerini Rusya’nın Ukrayna topraklarını ele geçirme ve elde tutma girişimlerini gerçekleştirmek için cephe hattında buldular. Wagner güçleri, Rusya’nın doğudaki Bahmut şehrini ele geçirmek için yaptığı son saldırıda gerilimin tırmanmasından birinci derecede sorumluydu ve Wagner, bu operasyonda binlerce kurban verdi.

Prigojin’in paralı askerleri Rusya’nın askerî çabalarında en etkili birliklerden biri olduğunu ispatlarken paralı askerlerin Rus askerî liderlerinden yeterli desteği almadığı yönündeki iddialar, Wagner liderini Rusya rejimine karşı giderek daha düşmanca saldırılar başlatmaya sevk etti. Bu gelişme, Kremlin ile önemli bir gerilim kaynağı oldu.

Özel paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-bek Yevkurov ile 24 Haziran 2023’te Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Rostov’daki Güney Askerî Bölgesi karargâhında konuşurken (Handout via Reuters)
Özel paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-bek Yevkurov ile 24 Haziran 2023’te Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Rostov’daki Güney Askerî Bölgesi karargâhında konuşurken (Handout via Reuters)

Putin’in eski müttefikiyle ilişkisindeki gerilim ilk kez bu yılın başında, Prigojin Ukrayna’nın Solidar kasabasının ele geçirilmesinin arkasında kendi güçlerinin olduğunnu iddia ettiğinde baş göstermeye başladı. Bu kasaba, Moskova’nın savaştaki ilk önemli bölgesel kazanımlarından biriydi. Rus ordusu, bu iddiaya epey şüpheyle yaklaşırken Prigojin, Wagner’i şu sözlerle övdüğü bir video yayınladı: “Wagner, bugün belki de dünyanın en tecrübeli ordusudur.”

“Ukrayna’yı iliklerine kadar askerî karaktere büründürdük”

O zamandan bu yana Prigojin, Kremlin’in çatışmayı ele alış tarzından ötürü Rusya’yı eleştirenlerin başında yer alıyor. Prigojin geçtiğimiz mayıs ayında Putin hükümetinden aldığı cephane eksikliğinden ötürü güçlerini Ukrayna’nın doğusunda kuşatma altında olan Bahmut şehrinden çekmekle tehdit etti. Bundan sonra güçleri, nihayet şehri ele geçirdiğini ve bu operasyonda yaklaşık 10 bin kayıp verdiğini iddia etti. Wagner lideri de o sırada Rus ordusuna açıktan bir saldırı başlattı ve Rus güçlerini şehrin dış mahallelerindeki mevzilerini terk etmekle suçladıktan sonra bunu “rezalet” olarak nitelendirdi. Prigojin’e göre bu durum, Ukraynalıların kritik toprakları geri kazanmalarına meydan vermişti.

Ancak Prigojin’in en sert eleştirileri, Putin’in şahsına yönelikti. Geçen ayın sonunda yaptığı konuşmada Putin’in izlediği zayıf ve eksik işgal stratejisi sebebiyle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında büyük bir kayıpla yüzleştiğini ve ülkenin 1917’dekine benzer bir devrimin patlak vermesi ihtimaliyle karşı karşıya olduğu sözlerine yer verdi.

Prigojin, Rusya Devlet Başkanı’nın kadim bir müttefiki olup dostlukları, Putin’in başkanlığının ilk günlerine kadar uzanıyor. Prigojin, Putin’in Rusya’ya eski imparatorluk şanını yeniden kazandırma vizyonunun sadık bir destekçisi olduğunu ispatladıktan sonra Ukrayna’nın 2014’teki ilk işgalinden itibaren Kremlin’in son yıllarda girdiği askerî maceraların çoğunda önemli bir rol oynamayı başardı

Rusya’nın savaşını destekleyen tanınmış Rus blog yazarı Konstantin Dolgov ile yaptığı bir röportajda Prigojin, Rus işgalinin, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı desteğin sonucunda Kiev’in Ukrayna ordusunu “dünyanın en güçlü ordularından biri” haline getirmesine yardımcı olmaktan başka işe yaramadığını iddia etti.

Prigojin şu ifadeleri dile getirdi: “Ukrayna’yı dünyanın uzak yakın her noktasında bilinen bir ülke haline getirdik. Onları Yunanlar veya Romalılar kadar şöhret sahibi yaptık. Ukrayna’yı iliklerine kadar askerî bir karaktere büründürdük.” Gerçekten de Ukrayna şu an, savaşın başında sahip olduğundan daha fazla tanka ve birliğe sahip.

Prigojin Rusya’nın savaştaki çoğu başarısızlığının sorumluluğunu Bakan Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov gibi üst düzey Rus savunma yetkililerine yükleyerek şöyle dedi: “Suçlular hak ettikleri cezayı alacaklar. En düşük ceza olarak Kızıl Meydan’da asılacaklar.” Sonra da askerler ön saflarda ölürken Rus seçkinlerin Rusya’da iyi bir hayat yaşadıklarını iddia etti.

sawd
Prigojin, Rusya Devlet Başkanı’nın kadim bir müttefiki olup ikilinin dostluğu, Putin’in başkanlığının ilk günlerine kadar uzanıyor (Handout via Reuters)

Prigojin’in Putin’in Ukrayna savaşına yaklaşım tarzına yönelik sert eleştirisi, Rusya lideri Putin’in günlerinin sayılı olduğu ve Wagner Grup’un lideri gibi daha radikal bir milliyetçi liderle değiştirilebileceği söylentilerine sebep oldu. Basit gibi görünen bu değişimin işaretlerini göz önünde bulundurursak bu, çok büyük bir değişim teşkil edebilir.

Fakir bir çocukluk

1961 yılında şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad şehrinde doğan Prigojin, yoksullukla dolu bir çocukluk geçirdi. Prigojin’in daha sonraki bir zamanda belirttiğine göre babası, genç yaşta ölünce annesi, bir hastanede çalışmak zorunda kalmış.

Genç Prigojin, bir spor akademisine gönderildi; burada çoğu zaman kırsal bölgelerde saatlerce kayak yapmak gibi günlük aktiviteleri vardı. Faal olmasına rağmen profesyonel bir sporcu olmak için gerekli özellikleri haiz olmayan Prigojin, okulu bitirdikten sonra acemi bir suçlu çetesinin saflarına katıldı.

St. Petersburg’da bir kadının mücevherlerini çalmaya kalkıştığı tatsız bir olayın ardından Prigojin, 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve cezasının on yıldan azını çekti.

Ukrayna’yı dünyanın uzak yakın her noktasında tanınır bir ülke haline getirdik. Yunanlar ve Romalılar kadar şöhret sahibi oldular. Ukrayna’yı iliklerine kadar askerî bir karaktere büründürdük.    -Wagner Grup lideri Yevgeniy Prigojin

Serbest kaldıktan sonra Prigojin, önceki suç faaliyetlerinden vazgeçti ve sosis satarak onurlu bir yaşam sürmeye çalıştı. Prigojin, annesinin mutfağında hardal yapıyordu. Çok geçmeden ayda yaklaşık bin dolar kazanır hale geldi ki bu miktar, Yeltsin hükümeti sırasında Rus ekonomisinin çöküş yaşadığı bir zamanda kayda değer bir miktardı.

Prigojin’in sosis satarak kâr elde ettiği faaliyeti, kısa bir süre sonra çok daha kârlı bir faaliyete dönüştü ve Prigojin kazandığı parayı bir süpermarket zincirinde hisse satın almak için kullandı. Bir süre önce de kendi restoranını açmıştı ki bu, kendi ticari yemek şirketini açmakla son bulan yolun başlangıcıydı.

Wagner Grup savaşçıları, 24 Haziran 2023’te Rusya’nın güneyinde yer alan Rostov şehrindeki Güney Askerî Bölge karargâhı yakınlarında bir caddede bir tankın üzerinde (Reuters)  
Wagner Grup savaşçıları, 24 Haziran 2023’te Rusya’nın güneyinde yer alan Rostov şehrindeki Güney Askerî Bölge karargâhı yakınlarında bir caddede bir tankın üzerinde (Reuters)  

Uzun bir süre geçmemişti ki Prigojin, Putin’in doğum yeri olan St. Petersburg’daki bağlantılarından ustaca yararlandı ve Rusya Devlet Başkanı’nın ülkeyi ziyaret eden önemli şahsiyetleri ağırlamalarında yemek organizasyonundan sorumlu kişi haline geldi; eski ABD Başkanı George W. Bush ve eşinin 2006 yılındaki Rusya ziyaretinde olduğu gibi.

Huysuz Prigojin, herkesin hoşuna gitmedi, ama Putin, Prigojin’in devlet etkinliklerini düzenlerken ayrıntılara gösterdiği özene ve tabakların yıkanması gibi en sıradan görevleri bile üstlenme konusundaki istekliliğine hayran kaldı.

“Putin’in şefi” unvanı

Putin, sadakatinden ötürü okulları ve Rus ordusunu beslemek için şirketi Concord Catering’e pek çok kârlı ihale vererek Prigojin’i ödüllendirdikten sonra Prigojin “Putin’in şefi” unvanını kazandı. Dahası Prigojin’in şirketi, Putin’in devlet başkanlığı görevine başlama töreninde yemek hizmetinden sorumluydu. Rusya Devlet Başkanı doğum günlerini de çoğu zaman Prigojin’in restoranlarından birinde kutlamayı tercih ediyordu.

Anlaşılacağı üzere Putin, Prigojin’e çok saygı duyuyordu. O kadar ki onunla olan ilişkisi nihayetinde Prigojin’i ünlü bir yemek şirketi ihalecisinden kötü şöhretli Wagner Grup’un kurucu başkanına dönüştürdü.

Wagner Grup’un tarihi, Putin’in Ukrayna’yı ilk kez işgal ettiği 2014 yılına uzanıyor. Putin, Rusya’nın şiddet olaylarına doğrudan herhangi bir dahli olduğunu ısrarla inkâr ediyordu. Ayrıca Moskova’nın Ukrayna’daki maceralarını yönetebilecek ve aynı zamanda Putin’e Rusya’nın doğrudan herhangi bir müdahalede bulunduğunu inkâr etme fırsatı verebilecek bir vekil milis oluşturmaya çalışıyordu.

Kısa süre sonra Prigojin, Rusya Savunma Bakanlığı’nda toplantılar düzenledi ve bu toplantılarda “gönüllülerini” eğitmek için kullanmak üzere Rus ordusuna ait toprakların kendisine verilmesini talep etti. Bu esnada milis çetesinin namı da giderek artıyordu. Rus yetkililer, onun niyetinden şüphe duyduklarında Prigojin, o zamanlarda Putin’e işaret ederek onlara şu yanıtı veriyordu: “Emirleri Baba’dan alıyorum.” 

Wagner güçleri, Ukrayna’da etkili olduklarını ispatladıktan sonra 2015 yılında Putin’in Esed rejimini iktidarda tutmak ve aynı şekilde Moskova’nın Tartus ve Lazkiye’deki askerî üslerine erişimini sürdürmesine izin vermek için yaptığı askerî müdahalenin bir parçası olarak Suriye’ye gönderildi.

Son zamanlarda Wagner güçleri, saflarının yaklaşık 50 bin savaşçıya yükseldiği Ukrayna’da operasyonun kalbindeydi. Batılı istihbarat tahminlerine göre Rusya’nın dört bir yanına dağılmış hapishanelerden toplanan ve genellikle Prigojin’in Rusya hapishanelerine yaptığı ziyaretler esnasında kişisel olarak askere alınan on binlerce eski mahkûm da bu savaşçılara dahildi. Prigojin bir hapishane ziyaretinde mahkûmların, kuvvetle muhtemel savaş cephesinde öleceğini, ancak 6 ay hayatta kalırlarsa tam bir afla serbest bırakılacaklarını ve kendilerine yüklü bir miktar ödeneceğini açıklamıştı.

Prigojin, Putin’in de doğum yeri olan St. Petersburg’daki ilişkilerini ustalıkla kullandı ve Rusya Devlet Başkanı, ülkeyi ziyaret eden ABD Başkanı George W. Bush ile eşi gibi önemli şahsiyetleri ağırlarken yemek organizasyonundan sorumlu hale geldi

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin danışmanı Mihaylo Podolyak geçtiğimiz günlerde Wagner’in son aylarda 38 binden fazla mahkûmu askere aldığını ve bunların yaklaşık 30 bininin öldüğünü, yaralandığını, esir edildiğini ya da kaybolduğunu söyledi.

Prigojin, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısına katılan en acımasız komutanlardan biri olarak ünlendi. Bir defasında Prigojin, Wagner’den ayrılan birinin balyozla öldürüldüğünü gösteren bir videoyu zımnen onaylıyor gibiydi. Ayrılan savaşçı, esir takası sürecinde Prigojin’e iade edilmiş ve Prigojin bu hadiseye şöyle yorum yapmıştı: “Bir köpeğin serbest bırakılmasına karşılık bir köpeğin ölümü.”

Düşman kazanmak

Prigojin’in ateşlediği tüm tartışmalara rağmen Putin, eski hamisini desteklemeye devam etti. Bunun sebeplerinden en basiti de Wagner Grup’un faaliyetlerinin Kremlin’e, Rusya’nın askerî operasyonlarını bir dereceye kadar inkâr etme fırsatı veriyor olmasıydı. Yakın zamanda Avusturya televizyonuyla yaptığı görüşmede Putin’e Wagner’in Ukrayna’daki faaliyetleri sorulduğunda Putin, Prigojin’in bunda parmağı olduğu iddialarını reddederek şöyle dedi: “Prigojin, ticari bir yemek şirketi işletiyor; işi bu. Onun St. Petersburg’da restoranı var.”  

Şurası muhakkak ki Putin’in sunduğu destek, Wagner’in faaliyetlerini sürdürmesinde Prigojin’e yardımcı oldu. Fakat şimdi Wagner lideri, Kremlin siyasetine doğrudan saldırılarda bulunmaya devam ederse bu desteğin ne zamana kadar süreceği konusunda sorular gündeme gelecek.

Prigojin’in Putin’in Ukrayna savaşına yaklaşımına yönelik sert eleştirisi, Rusya lideri Putin’in günlerinin sayılı olduğuna ve yerine Wagner Grup lideri gibi daha aşırı bir milliyetçi liderin gelebileceğine dair söylentilere sebep oldu

Prigojin, yıllar boyunca pek çok tarafın düşmanlığını kazandı. Bunların arasında aldatıldıklarını düşünen eski iş ortakları da var: bürokrat olmakla suçlayarak eleştirdiği generaller ve onun siyasi iktidarı ele geçirme hırsları olmasından yana endişeli olan üst düzey güvenlik yetkilileri.

Ancak Prigojin, en önemli destekçisinin, yani Baba adını verdiği adamın çıkarlarını koruyan biri olarak bu meydan okumaların üstesinden gelmeyi başardı. Prigojin’in bu desteği almaya devam edip etmeyeceği, büyük ölçüde şu iki sonuca bağlı: Ya Putin’in güveni devam edecek ya da Putin, Prigojin’in kendi ordusunu yönetmeye devam etmesine izin vermenin Ukrayna halkının hayatta kalması için olduğu kadar, Rusya Devlet Başkanı’nın iktidarda kalması için de bir tehdit teşkil ettiği sonucuna varacak.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.