Hiçbir engele takılmadan Moskova’ya ilerleyen Prigojin neden bir anda fikir değiştirdi?

Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)
Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)
TT

Hiçbir engele takılmadan Moskova’ya ilerleyen Prigojin neden bir anda fikir değiştirdi?

Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)
Wagner lideri Yevgeny Prigojin (AP)

Rus özel paramiliter Wagner Grubu’nun lideri Yevgeniy Prigojin, kendisine ait bir eğitim kampının vurulduğunu iddia edip, misilleme tehdidinde bulunarak, bu öfkesini Rus askeri yetkililerden çıkarmaya başlayınca, bir an için Rus hükümeti düşecekmiş gibi göründü.

Kremlin, Wagner liderinin bu iddiasını yalanladı ve Prigojin’e karşı ‘silahlı bir isyanı kışkırtmaya çalışma’ suçlamasıyla ceza davası açtı.

Buna cevaben Prigojin, Rusya’nın askeri liderlerine karşı açık bir savaş başlattı, Rostov-na-Donu şehrini ele geçirdi ve bu askeri liderleri devirmek için Moskova’ya ilerleme sözü verdi.

Şarku’l Avsat’ın National Interest dergisinden aktardığı, ABD’li araştırmacı ve yazar Trevor Filseth imzalı analize göre, Wagner güçlerinin ilerlemesi ülkede kaosa neden oldu.

Başkent Moskova’ya giden yollar kapatıldı. Rusya’da internet sansürlendi. 

Wagner’in ilerlediği şehirlerdeki Rus askeri birlikleri çok az direniş gösterdi ve askerlerin kaçtığına dair söylentileri yayıldı. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın olan Çeçenistan lideri Ramazan Kadirov’a bağlı Çeçen askerler, çatışmaya güneyden katılmaya hazır göründü.

Tüm bunlardan sonra, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun aracılığıyla yapılan bir anlaşmayla Prigojin geri çekildi.

Prigojin, Putin’i devirmeye çalışmadığını, yalnızca ‘adalet talep etmek için yürümek’ istediğini belirten bir açıklama yaptı.

Wagner lideri, ‘Rus kanı dökmekten kaçınmak’ için Moskova’ya saldırmayacağını iddia etti. (Kuzeye hareket eden Wagner güçleri bir düzineden fazla Rus askeri öldürülmüştü, ancak olası bir saldırının çok daha şiddetli olabileceği açıktı)

Prigojin ile onlarca yıllık bir ilişkisi olan Putin, bir zeytin dalı uzatabilirdi. Bunun yerine, Prigojin ve yandaşlarını ‘hain’ olmakla suçlayan bir televizyon konuşması yaptı.

Lukaşenko’nun arabuluculuğuyla, Prigojin’in Belarus’ta sürgünde yaşamak için ülkeyi terk etmesi ve güçlerinin Ukrayna’da işgal altındaki bölgelerdeki mevzilerine dönmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

Böylece kriz etkisiz hale getirildi. Putin hayatta kaldı. ‘Tarihin Sonu’ (The End of History) bir kez daha önlendi.

Söz konusu analize göre, Kremlin’in ilk açıklamalarının, ‘bir uzlaşma olasılığını reddediyor’ gibi göründüğünü kaydeden birçok Batılı gözlemci için sürpriz oldu.

Prigojin Telegram kanalı aracılığıyla yaptığı kısa açıklamada, Lukaşenko’nun teklifini neden kabul ettiğini anlattı.

Ortaya koyduğu nedenler tamamen özveriliydi.

Bir vatansever olan Prigojin, Rusların hayatını gereksiz yere kaybetmesini önlemek istediğini ifade etti. 

Yine de, Wagner ordusu Moskova’nın eşiğindeyken bu şartları kabul etmesiyle, ‘üstlendiği görevin beyhude olduğunun’ farkına vardığını gösterdi.

The Telegraph gazetesinde yer alan bir haber, Prigojin’in ailesine karşı yapılan tehditler de dahil olmak üzere başka motivasyonlara işaret etti.

Analize göre, Prigojin hedeflerinde bir anlamda başarılı olabilirdi. Dış müdahale olmasaydı, Prigojin Moskova’yı kısa sürede ele geçirebilirdi.

Peki sonra ne olurdu? 

Prigojin’in bir sonraki hamlesi hiç de net değildi.

Putin, Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov ve diğer önemli Rus liderler, Prigojin onları yakalayamadan şehirden kaçabilirdi.

Prigojin’in toplam kuvveti 25 bin askeri olmasına rağmen, kendisine sadece beş bin kadar asker eşlik ediyordu ve bu, ona tamamen itaat etseler bile 13 milyonluk Moskova’yı kontrol etmesini zorlaştırırdı.

Ukrayna’daki cephelerden ek Wagner takviyesi gelse bile, Prigojin muhtemelen Moskova’yı elinde tutamazdı.

Daha da önemlisi, Prigojin Moskova’ya girerek ve ardından onu ‘Rus güçlerine karşı savunmak için’ savaşarak, her iki taraftaki askerlerin yanı sıra çapraz ateş arasında kalan siviller arasında binlerce ölüme neden olabilirdi. 

Bunu yaparken, Rus halkı adına hareket etme veya ülkenin çıkarlarını en iyi şekilde düşünme iddiasından vazgeçmiş olacaktı. 

Wagner birliklerinin kuzeye bu kadar hızlı ilerleme nedenlerinden biri, Rus ordusu veya polis birimlerinden herhangi bir engelleme ile karşılaşmamaları oldu.

Ordunun eylemsizliği Putin için kötü bir işaret oldu, ancak aynı zamanda her iki tarafa da krizi daha da tırmanmadan önce yatıştırmak için kritik bir açılım sağladı.

Ancak Prigojin Moskova’da açık bir çatışmaya girmiş olsaydı, hatta Kadirov’un Çeçen güçleriyle Rostov-na-Donu yakınlarında bir çatışma yaşasalardı, iki taraf arasında bir anlaşmaya varmak çok daha zor olurdu.

Filseth  analizine şu ifadelerle devam etti;

Bu kriz, akla gelebilecek hiçbir evrende, Kremlin’de ‘Başkan Prigojin’in göreve gelmesiyle sona eremezdi. Putin, hiçbir zaman kendi isteğiyle iktidardan vazgeçmezdi ve bir iç savaş patlak verseydi, bir taraf çeşitli hatlardan iki milyon, diğer taraf ise 25 bin askere sahip olacaktı. Bunun tam olarak nasıl ilerleyeceği tahmin edilemez. Ancak er ya da geç kaçınılmaz olarak Prigojin’in ölümüyle sonuçlanacaktı. Şimdi bile, Putin ülke üzerindeki hakimiyetini yeniden kurarken, Wagner liderinin nihai kaderi belirsiz. Putin geçmişte, ihaneti asla affedemeyeceğini söylemişti. Prigojin, Belarus’taki göreceli güvenliğinde bile yakın gelecekte açık pencerelerden kaçmak isteyebilir.

Kremlin, Prigojin ayaklanması hakkında ağzını sıkı tutsa da, Lukaşenko’nun aracılık yaptığı anlaşmanın Putin’in de lehine olduğu açık.

Prigozhin, kısa vadede Putin’i devirmeyi başaramazdı, ancak Rus liderin pozisyonuna şimdiden hesaplanamaz bir zarar verdi. 

Putin de anlaşmayı kabul ederek kayıplarını azalttı, Rusya içindeki otoritesini yeniden sağlama fırsatı elde etti, liderliğine yönelik muhtemel meydan okumaları önledi ve nihayetinde çok daha büyük bir trajediden kaçındı.

Prigojin’in eylemlerinin en kalıcı sonucu, muhtemelen Putin’in dikkatle geliştirdiği dokunulmazlık imajının paramparça olması olacaktır.

Rusya’nın devlet kontrolündeki TV kanalları, saldırı başladıktan hemen sonra haberlerini kesti ve Wagner yanlısı web siteleri hızla sansürlendi.

Ancak her biri bir milyondan fazla nüfusa sahip iki büyük şehir olan Rostov-na-Donu ve Voronej halkı, Prigojin’in birlikleri şehirdeki askeri tesislerin kontrolünü ele geçirirken kendi gözleriyle tüm olanları izledi. 

İki şehrin sakinleri, Wagner güçlerine yiyecek ve su verdi ve yanlarından geçerken onlar için tezahürat yaptı.

Prigojin, 24 Haziran gecesi Rostov-na-Donu’dan Belarus’a sürgüne gitmek üzere ayrılırken, büyük bir kalabalık tarafından uğurlandı.

Paralı askerlerin ayrılmasının ardından şehre tekrar giren Rus polisi, Wagner yanlısı sloganlar atan öfkeli bir kalabalık tarafından engellendi.

Rus sivillerin Prigojin ve Wagner Grubu’na duyduğu sempati, paralı askerlerin kuzeye yaptıkları ilerleme sırasında karşılaştıkları bazı Rus askeri birimlerinde de görüldü.

Çeşitli Rus birliklerinin Wagner Grubu’na katıldığına dair söylentiler yanlış gibi görünse de bu birimler, Wagner güçlerinin ilerlemesini durdurmak için hiçbir şey yapmadı.

Hükümdara tam bağlılık, uzun süredir Rus askeri tarihinin bir özelliği olmuştur. 

Çar’ın ordusu, Birinci Dünya Savaşı sırasında isyanlar ve firarlar yaşadı, ancak asla onu devirmeye çalışmadı.

Joseph Stalin, tasfiye edilmeleri sırasında düzinelerce yüksek rütbeli subayı idam etti ve Sovyet ordusu, sonrasındaki yıllar boyunca tamamen Komünist Parti’ye boyun eğdi. 

Gerasimov ve Şoygu da, performans sorunları ne olursa olsun, tartışmasız ve gözü kara bir şekilde Putin’e sadık kaldılar.

İronik bir şekilde, Rus ordusunda ‘sadakatin yeterlilikten çok daha fazla öncelenmesi’, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı hayal kırıklığı yaratan performansını açıklamaya yardımcı oluyor.

Rus askerlerinin bu performansı, her şeyden önce Wagner Grubu’nun savaşa müdahil olmasına neden oldu.

Daha fazla serbestlik ve kaynak verildiğinde, Wagner güçleri Rus ordusunun etkinliğini hızla gölgeledi ve Ukrayna’yı aylarca süren bir savaşın ardından Bahmut’tan çıkmaya zorladı. 

Belki de Prigojin’i isyana iten, ordunun kendi kendini yönetme biçimiyle ilgili hayal kırıklığıyla birlikte bu ‘yeterlilik eksikliği’ oldu.

Ancak etkili bir paralı asker, iki ucu keskin bir kılıçtır. 

Floransalı yazar Niccolo Machiavelli tarafından yazılan ‘Prens’ kitabında paralı askerlerin istihdamına karşı hükümdara şu tavsiye verilmiştir;

“Onlara güvenemezsin, çünkü her zaman kendi büyüklüklerini arzularlar.”

Putin’in de bu tavsiyeyi dinlemesi akıllıca olurdu.



Bill Clinton, Epstein soruşturmalarında kamuya açık duruşma yapılmasını talep etti

 ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
TT

Bill Clinton, Epstein soruşturmalarında kamuya açık duruşma yapılmasını talep etti

 ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)
ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi Başkanı James Comer'ın, Bill ve Hillary Clinton'ın Epstein skandalıyla ilgili komite soruşturmasında ifade vermeyi reddetmeleri nedeniyle kongre emirlerini ihlal edip etmeyecekleri konusunda oylama yapılacak toplantıdaki konuşması sırasında, (Reuters)

ABD eski Başkanı Bill Clinton, cinsel suçlardan hüküm giymiş iş insanı Jeffrey Epstein ile olan ilişkisi hakkında ifade vermek üzere ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi önüne çıkacak. Oturum kapalı yapılacak olsa da Clinton, görüşmenin video kaydına alınması planına itiraz ediyor.

Clinton, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu düzenlemeden kim fayda sağlıyor? Epstein’ın adaleti hak eden mağdurları değil, gerçeği hak eden kamuoyu da değil. Bu yalnızca partizan çıkarlara hizmet ediyor. Bu, gerçekleri ortaya çıkarma çabası değil, düpedüz siyasettir” ifadelerini kullandı.

Komite Başkanı Cumhuriyetçi Temsilci James Comer ise Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ifadelerinin kapalı kapılar ardında alınmasında, video ile kaydedilmesinde ve yazılı tutanağa dökülmesinde ısrarını sürdürüyor. AP’nin haberine göre Clinton’ın dün yaptığı açıklamalar, Comer üzerinde baskı kurmayı amaçlayan ve kendisi ile eşinin ifadelerinin kamuoyuna açık şekilde alınmasını talep eden süregelen kampanyanın bir parçası.

Demokratlar, söz konusu soruşturmanın meşru bir denetim aracı olarak kullanılmak yerine, Başkan Donald Trump’ın siyasi rakiplerine saldırmak için silaha dönüştürüldüğünü savunuyor. Demokratlar ayrıca, Epstein ile yakın ilişkisi olduğu bilinen Trump’ın ifadeye çağrılmamış olmasına dikkat çekiyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler daha önce, Bill ve Hillary Clinton’ın ifadeye gelmemeleri halinde “mahkemeye saygısızlık” oylaması yapılabileceği tehdidinde bulunmuştu. Çift,sonradan ifade vermeyi kabul etti.

Dışişleri Eski Bakanı Hillary Clinton, kendisinin ve eşinin Cumhuriyetçilerin liderliğindeki Denetim Komitesi’ne “bildikleri her şeyi” ilettiklerini söyledi. Clinton perşembe günü yaptığı açıklamada, “Eğer bu mücadeleyi istiyorsanız… gelin bunu açıkça yapalım” ifadelerini kullandı.

Jeffrey Epstein (Reuters)Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, geçen hafta Epstein dosyaları olarak bilinen belgelerin son bölümünü yayımladı. Bu belgeler, 2019 yılında cezaevindeyken intihar ettiği açıklanan Epstein’a ilişkin soruşturma kapsamında 3 milyondan fazla belge, fotoğraf ve videodan oluşuyor.

Bu dosyalarda Bill Clinton’ın adı sıkça gemesine rağmen, Clinton ailesinden herhangi birinin suç teşkil eden bir faaliyete karıştığını gösteren delil bulunmuyor. Eski başkan, 2000’li yılların başında Clinton Vakfı’yla bağlantılı insani çalışmalar kapsamında Epstein’ın uçağıyla seyahat ettiğini kabul etmiş, ancak Epstein’ın özel adasını ziyaret ettiğini reddetmişti.

2016 yılında Trump’a karşı başkan adayı olan Hillary Clinton ise Epstein ile anlamlı bir etkileşimi olmadığını, uçağıyla hiç seyahat etmediğini ve adasını asla ziyaret etmediğini ifade etti.


Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.