İbn Battuta ile Hamad el-Câsir arasında Hac yolculuğu

Seyahatnameler, değerli tarihî kaynak kabul ediliyor.
Seyahatnameler, değerli tarihî kaynak kabul ediliyor.
TT

İbn Battuta ile Hamad el-Câsir arasında Hac yolculuğu

Seyahatnameler, değerli tarihî kaynak kabul ediliyor.
Seyahatnameler, değerli tarihî kaynak kabul ediliyor.

Abdullah Reşid

Tarihçi, seyyah ve edebiyatçı Hamad el-Câsir Ekim 1972’de istirahat ve toparlanma ihtiyacı hissederek okuma-yazma faaliyetine bir süre ara verdi. Daha sonra Kahire’ye giderek orada yaklaşık 40 gün geçirdi. Bu süre zarfında sık sık sırt ağrılarının masaj ve diğer yollarla tedavi edildiği Yeni Mısır Hastanesi Uzman Tedavi Merkezi’ne gitti. Ancak tutkulu araştırmacının ruhu bu dönemde de sakin duramadı ve kendisi okuma konusunda sabır gösteremeyeceğini anlayarak Hac ile ilgili seyahatnameleri incelemeye dair büyük projesine devam etme kararı aldı. İşini tamamlaması için olabildiğince çok sayıda kitaba ve el yazmasına ulaşması gerekiyordu. Hac ve Umre ibadetlerini yerine getirmek ve Medine-i Münevvere’yi ziyaret etmek için yaptıkları yolculuklarla ilgili anılarını belgeleyen yazar, alim, şarkiyatçı ve seyyahların kitaplarından olabildiğince çoğunu elde etmek için ülkeler, şehir ve başkent kütüphaneleri, müze koridorları, üniversiteler ve kitap depoları arasında mekik dokudu. El-Câsir’e göre bu kitaplar, değerli bir bilgi hazinesidir ve bunlarda ‘ülkelerimizin tarihi, coğrafyası ve farklı durumları hakkında başka eserlerde bulunmayan çeşitli bilgiler’ vardır. Bu yüzden yönünü Arap Mağrip (Batı Arap) ülkelerine çevirdi. Ona göre bu ülkelerin halkları, bu alanda zirveye yükselmişti. Nitekim söz konusu alimlerin seyahatleri hakkında onlarca eser hâlâ el yazması formunda mevcut ve Mağrib’in özel ve kamu kütüphaneleri bunlardan birçoğuna ev sahipliği yapıyor.

El-Câsir, Cezayir ve Fas’ı ziyaret etti, el-Karaviyyin Üniversitesi’ne gitti, Marakeş ile Rabat arasında taşındı ve Tunus’a yöneldi. Daha sonra Arap Yarımadası tarihi ve mirasına dair yazmalar hakkındaki araştırma sahasını genişleterek yüzünü İstanbul’a döndü. Burası için, “Türkiye’deki kütüphanelere dağılmış bir mirasımız var” der. Ardından Hollanda Lahey ve Leiden’den Londra’ya, British Museum’a, Cenevre’ye, Berlin’e; Vatikan Kütüphanesi ve Roma’dan Paris’e, Sorbonne Üniversitesi’ne, Madrid’deki El Escorial Kütüphanesi’ne kadar Avrupa şehirlerini dolaştı. Bilginin, değerli kitapların ve eserlerin peşindeydi. Detaylarında güzel ve eğlenceli hikâyeler barındıran bu eserler, bilgi uğrunda verilen mücadelenin, çalışkanlığın ve azmin canlı bir örneği ve araştırmacılar ile ilim talebesi için bir ilham kaynağıdır.

Arap Yarımadası alimi Hamad el-Câsir’in, seyahatnameler peşindeki bu seyahatlerini Arap mirasındaki eski edebi yöntemi takip ederek yazmaya karar vermesi ilginçtir. Kendisi, Arapça el yazmaları arayışına dair yolculuğunun hikâyelerini kaleme aldı. Gözlemlerinin çoğu, bu yolculukların ana hedefi olan kütüphanelerin, müzelerin, üniversitelerin ve kültür merkezlerinin tasvirine ilişkindi ve bunlar, ‘Hamad el-Câsir’in Kültür Mirası Peşindeki Yolculukları’ başlığıyla yayınlandı.

El-Câsir’e göre bu kitaplar, değerli bir bilgi hazinesidir ve bunlarda ‘ülkelerimizin tarihi, coğrafyası ve farklı durumları hakkında başka eserlerde bulunmayan çeşitli bilgiler’ vardır.

Kadim bir sanat

Gezi edebiyatı, insanlık tarihine ve doğasına dair araştırmalarıyla ve halkları, milletlerin kültürlerini, gelenek görenekleri keşfetme arzusuyla insanlık kadar eski bir sanattır. Bu edebiyat, insanın merakı için bir tatmin ve dünyayı birbirine bağlayan, toplulukları yakınlaştıran, anlayış ve iletişime yardımcı olan bir bağlantı halkası barındırır.

Fotoğraf Altı: Hamad el-Câsir.
Hamad el-Câsir.

Bu sanatın, Arap-İslam mirasında büyük bir yeri vardı. Müslüman seyyahlar, seyahatname türünde eserler verdiler ki bugün bunlar, halkların tarihini, milletlerin medeniyetlerini, şehirlerin ve başkentlerin özelliklerini anlatan insanlık mirasının en önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Bu eserler, dünya tarihini anlamaya ve sırlarını keşfetmeye yardımcı olan değerli tarihî belgeler mahiyetindeydi. İbn Fadlan, ünlü seyahatnamesinde Ruslar, Türkler, Hazarlar ve Sakâlibe* hakkında en eski tarifleri yazmıştır. El-Bîrûnî de Hindistan seyahatlerini kayıt altına aldığı ‘Tahkîku mâ li’l-Hind min Makûletin Makbûletin fi’l-Akl ev Merzûle’ adlı kitabında Hint insanının doğasını ve gelenek göreneklerini derinlemesine analiz ederek antropolojinin temellerini atmıştır. Daha sonra Endülüslü ünlü seyyah İbn Cübeyr, ‘Tezkiretün bi’l-Ahbâr an İttifâkâti’l-Esfâr’ adlı kitabında İslam dünyası ülkelerinin durumları hakkında detaylı bilgiler sunmuştur. Onun ardından İbn Battuta, hayatının 28 yılını o zamanlar bilinen dünyanın bazı kısımlarında dolaşarak geçirdiği meşhur yolculuğuna çıktı. Bu yolculuğu esnasında en az 120 bin km yol kateden İbn Battuta, gözlemlerini ‘Garâibü’l-Emsâr ve Acâibü’l-Esfâr’ adlı kitapta bir araya getirdi. Onun, Müslüman seyyahların şeyhi lakabını hak etmiş olmasında şaşılacak hiçbir şey yoktur.

Başlangıç noktası

Bu noktada belirtmek gerekir ki Hac yolculuğu, çoğu zaman o seyyahı veya tarihçi ve yazarı seyahatlerini yazmaya ve bu sanatı geliştirmeye teşvik eden ilk şey olmuştur. Nitekim İbn Battuta, kitabının başında ‘Başlangıç Noktası’ başlıklı ilk yolculuğuna dair şöyle diyor:

Memleketim Tanca’dan hicri 2 Recep 725 Perşembe günü Beytullah-ı Harem’i (Kâbe’yi) haccetmek ve Resulullah’ın (a.s.) kabrini ziyaret etmek üzere yola çıktım. Yanımda sohbetiyle bana eşlik edecek bir arkadaşım yoktu, arasına katıldığım bir kervanım da. Ama o kutsal toprakları görme arzusu içimde yer etmişti, bu yüzden dostlarımdan ayrılmaya karar verdim ve kuşların yuvadan uçması gibi ben de yurdumu terk ettim. Annem ve babam henüz hayattaydılar ve onlardan uzaklığa tahammül ettim. Ayrılıktan onlar da ben de nasibimizi almıştık. O zamanlar 22 yaşındaydım.

Hac ibadetlerini eda etmek için Mekke-i Mükerreme’ye varan Müslüman hacılar, 25 Haziran 2023’te Suudi Arabistan’da Umre yaparken. (Reuters) 
Hac ibadetlerini eda etmek için Mekke-i Mükerreme’ye varan Müslüman hacılar, 25 Haziran 2023’te Suudi Arabistan’da Umre yaparken. (Reuters) 

Aynı şey İbn Cübeyr için de söz konusuydu. Nitekim de o da yolculuğuna hac niyetiyle çıkmıştı. Bundan dolayı kitabını da ‘İ‘tibârü’n-Nâsik fî Zikr-i Âsâri’l-Kerîme ve’l-Menâsik’ olarak adlandırdı. İbn Cübeyr, arkadaşı Ahmed bin Hassan eşliğinde hac farizasını yerine getirmek üzere deniz yoluyla Sebte’den (Ceuta) Sicilya’ya ve oradan da İskenderiye’ye geçti. Burada bir müddet kaldıktan sonra Kahire ve Mısır’a gidip buralarda dolaştı. Ardından Kûs şehrine yöneldi, sonra da kendisini Cidde’ye ulaştıran bir gemiye binmek üzere Ayzâb limanına gitti. Kitap, geçtiği ülkeler ve şehirlerde yaşadığı tecrübeler, ilginç hikâyeler ve gözlemlerle dolu. Seyyah, ilginç gerçekleri kaleme almış ve o zamanlarda hâkim olan siyasi, toplumsal ve ahlaki koşulları ve kabulleri belgelemiştir.

Müslüman seyyahlar, seyahatname türünde eserler verdiler ki bugün bunlar, halkların tarihini, milletlerin medeniyetlerini, şehirlerin ve başkentlerin özelliklerini anlatan insanlık mirasının en önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Bu eserler, dünya tarihini anlamaya yardımcı olan değerli tarihî belgeler mahiyetindeydi.

Tarihî eserin bol bulunduğu bir şehir

İbn Cübeyr, Hac ibadetini tarif ederken şöyle diyor:

Biz önemli ritüellere şahitlik etmek ve teşrik** günlerinde kalmak üzere hazırlık yaptığımız evi görmek için Mina’ya çıktık. Buranın ruhları neşe ve sevinçle dolduran, bolca tarihî eseri barındıran, geniş planlı ve kadim bir şehir olduğunu gördük. İniş için kullanılan kolay evleri inceledim. Yanımda uzun bir yol vardı. Oraya gidenin solunda ve yakınında karşılaşacağı ilk şey, Mescid-i Biat-ı Mübareke olur. Bilindiği kadarıyla İslam’da ilk biat, Hz. Abbas’ın (r.a.) Ensar’a karşı Peygamber’e (a.s.) ettiği biattır. Sonra Mekke’den yola çıkanların ilk Mina’sı olan Akabe Cemresi’ne (Büyük Şeytan) ve oradan geçenlerin soluna gidilir. Burası, yolun taşların yığılı olduğu yüksek kenarıdır. Eğer burada Allah’ın apaçık ayetleri olmasaydı peş peşe asırlar ve devirler boyunca biriken yüksek dağlar gibi olurdu. Ama onda Cenab-ı Hakk’ın gizli sırlarından yüce bir sır vardır. O’ndan başka ilah yoktur.

İbn Battuta.
İbn Battuta.

İbn Battuta, hazırlıkların tüm hızıyla başladığı ilk günden itibaren hac ritüellerini anlatıyor:

Zilhicce ayının birinci günü mübarek dönemin habercisi olarak sabah ve akşam namaz vakitlerinde davul ve tefler çalınır ve Arafat’a çıkış gününe kadar böyle devam eder. Zilhiccenin yedinci gününde hatip, öğle namazının ardından güzel bir hutbe okuyarak insanlara nasıl ibadet edeceklerini ve vakfe gününü öğretti. Sekizinci gün erken vakitte insanlar, Mina’ya çıktı. Mısır, Şam*** ve Irak emirleri ile ilim ehli geceyi Mina’da geçirirler. Mısır, Şam ve Irak halkı arasında (aydınlanmak için) kandil yakmak gururlanma ve böbürlenme vesilesidir. Ancak bu konuda üstünlük her zaman Şam halkınındır. Dokuzuncu gün sabah namazından sonra Mina’dan Arafat’a hareket ettiler. Yol üzerinde Müzdelife ile Mina arasında sınır olan Muhassir Vadisi’ni geçtiler. Müzdelife, iki dağ arasında geniş ve basit bir arazidir ve etrafında Müminlerin Emiri Harun Reşid’in eşi Cafer bin Ebî Cafer el-Mansur’un kızı Zübeyde’nin inşa ettiği imalathaneler ve sarnıçlar vardır. Arafat’ta insanlar Arafat’ın saçaklarında toplanır; ortasında Cebel-i Rahme vardır. Üzeri Müminlerin Annesi Ümmü Seleme’ye (r.a.) nispet edilen bir kubbe ile örtülmüştür. Cebel-i Rahme’nin eteğine gelince… Kâbe’nin karşı solunda Hz. Adem’e (a.s.) nispet edilen eski bir ev, sağında ise Peygamber’in (a.s.) durduğu kayalar vardı. Çevresinde de sarnıçlar ve oluklar, yakınında imamın durup hutbe okuduğu ve öğle ile ikindi namazlarını cem ettiği yer var.

er

İbn Battuta, Müzdelife’ye doğru yürüyen hacı kafilesini ise şöyle tarif ediyor:

“İnsanlar dünyayı sallayan ve dağları titreten bir güçle kalabalığı harekete geçirdiler. Ne değerli bir makam ve ne muazzam bir manzara. Ruhlar, onun güzel yurdunu umar, rahmetinin esintilerini arzular.”

Çağdaş yazarların Hac yolculuğu

Modern çağda birçok yazar ve düşünür gerek makalelerinde gerekse kitaplarında Hac yolculuğunu kaleme almaya özen göstermiş ve Arap ülkelerindeki dinî, sosyal, ekonomik durumlar, siyasi koşullar ve gelenek görenekler hakkında önemli bilgiler vermiştir. Bu yolculuklar, Hicaz tarihi, emirlerin hayat hikâyeleri, Harem’in özellikleri ve inşasının gelişim aşamaları, hac yolları ve zamanları ile ilgili önemli bilgiler içermektedir.

Hac yolculuğunu kayda geçiren önde gelen yazarlardan biri Ahmed Hasan ez-Zeyyat’tır. Yolculuğunu ‘Mecelletü’r-Risâle’ adlı dergide ‘Hicaz Diyarında’ başlıklı makalesiyle kayda geçiren ez-Zeyyat, buraya bir tutku seli ve coşkuyla çekilmiştir. Yazar bu durumu şu sözlerle dile getirir:

“Hicaz’ın her noktasında bir fedakârlık izi ve kahramanlık simgesi vardır. Oraya Hac ziyareti yapmak bir gurur nişanesi, yükselmek için bir güdülenme, özgürleşmek için bir teşvik ve birlik için hatırlatıcıdır. Vahyin indiği Hira Mağarası, fedakârlığın simgesi olan Darü’l-Erkam ve şanın kaynağı Sevr Mağarası buradadır. İşte Ebu Bekir, Ömer, Ali, Amr, Sad ve Halit’in, Beni Haşim ile Beni Ümeyye’ye mensup şerefli insanların avlusuna sığındığı o ev. İşte dünya liderlerinin ve mahlukat önderlerinin kumlarına karıştığı Bathâ!”

Muhammed Hüseyin Heykel, ‘Vahyin Evinde’ adlı bir eser kaleme aldı. İbrahim el-Mâzini ise 1930 yılında ‘Hicaz Yolculuğu’ adlı ve bilgi, anı ve ilginç gözlemlerle dolu değerli kitabını yazdı. ‘Advâü’l-Beyân’ adlı kitabın yazarı Şeyh Muhammed el-Emin eş-Şankayti’nin kaleme aldığı ‘Beytullah-ı Harem’e Hac Yolculuğu’ adlı seyahatname de tarihî yönler, tarihî eserler ve coğrafya bakımından önemli bir referanstır. Bu seyahatnameler arasında Mısır’ın Hac alayı emirlerinden olan İbrahim Rifat’ın yazdığı ‘Mir’âtü’l-Harameyn’ adlı eser de vardır. Emirü’l-Beyan Şekib Arslan da 1929 yılında hac yolculuğunu tamamladığında yolculuk anılarını ‘el-İrtisâmâtü’l-Litâf fî Hâtiri’l-Hac ilâ Akdes-i Metâf’ adlı kitabında toplayarak Kral Abdülaziz Hazretlerine takdim etmiştir. Arslan, kitabın önsözünde şöyle diyor:

“Kitabı tamamlamak nasip olduğunda ve dolunay, hilaline vardığında onu, günlerin alnında bir ışık olan yiğit kral hazretlerine, yani Hicaz, Necd ve etrafının kralı Abdülaziz bin Abdurrahman el-Faysal Âl-i Suud’a ithaf etmeyi uygun gördüm. Bu, gölgesini bu ülkelere yayan emniyetin güzelliğine bir hatırlatma, temellerini sağlamlaştırdığı adaletin değeri için bir takdir, sözlerini yerine getirdiği için bir minnettarlık, Araplığın hakkını ve İslam’ın hakikatlerini koruyan içten Arap Kralı’ndan ötürü duyulan bir sevinç nişanesidir. Allah, o krala olan desteğini daim kılsın, onu ikbalin burçlarına yükseltsin, parlak güneşini ebedileştirsin, diğer Arap kralları ve prensleri ile anlaşmasında ve onun ilerlemesi ve yükselmesi için çabalayan insanlarla çalışmasında onu muvaffak etsin.”

Seyahatname edebiyatı, Hac ibadetine çok şey borçlu. İbadetler ve ritüeller için yapılan yolculuk, yazarların ve bilim adamlarının zihinlerini ateşler, kalemlerini coşkulu yazıma ve hassas gözlemleri, ilginç ve hoş anıları belgelemeye teşvik eder. İbn Cübeyr ve İbn Battuta’da olduğu gibi mirasımızdaki seyahatnamelerin çoğunun ilk kıvılcımı, Hac yolculuğuyla başlar. Daha sonra yazım alanı genişler ve dünya şehirlerinin hikâyelerini ve milletlerle halkların ahvalini içerir. Nihayet saha gözlemine, betimlemeye, araştırmaya, derinlemesine düşünmeye ve incelemeye dayalı özenli bir tarihî kaynak ve görgü tanığı kaydı haline gelir. Seyahatnameler, Arap ve insanlık mirasının büyük hazinelerinden biridir.

*Sakâlibe, Ortaçağ İslam kaynaklarında Slavlarla Slav kökenli kölelere verilen ad.

**Terim olarak teşrik, Kurban Bayramı’nın son üç gününü kapsayan zaman dilimine ve zilhicce ayının belirli günlerinde farz namazlardan sonra söylenen tekbire verilen ad.

***Bilâd-ı Şam; Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin’i içine alan tarihî bölgenin adı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.


Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.