Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında çatışma patlak verdiği sırada, genç bir kadın doktor, ilk çatışmaların yaşandığı Nil Caddesi’ndeki sağlık merkezlerinden birinde çalışıyordu. Doktor ve ekibi klinikte mahsur kalırken babası Ahmet Muhammed ve kardeşleri, Kuzey Hartum’un Kobar mahallesindeki, Harekat Karargahı olarak bilinen Hızlı Destek Kuvvetleri’nin en büyük kamplarından birinin yakınındaki evlerinde çapraz ateş altında kaldı. Anne ise Hartum Havaalanı’nın bombalanması ve Sudan hava sahasının askerler tarafından kapatılması nedeniyle, Umre için gittiği Suudi Arabistan’dan dönemedi.
İlk kurşunların ardından, ailenin kaderinin Sudan’da iki nokta ve bir yabancı ülke arasında bölüneceği belli oldu. Ailenin tüm üyeleri, birbirleriyle iletişiminin kesilmesi korkusu içerisinde, ayrılmaları mümkün olmayan yerlerde mahsur kaldı. Bu sırada ailenin evinin önünde çatışmalar yaşanıyordu ve evdekiler dışarıda olup bitenleri görebilmek için dışarı çıkamıyor, mahsur kalan kızlarının dönmesini bekleyerek evden ayrılamıyordu. Güvenli bir alana gitmek için evden çıkmaları, birbirleriyle iletişimin kaybolması riski oluşturuyordu.
Çare yok
Mermilerin, savaş uçaklarının ve top atışlarının sesi evin camlarını ve pencerelerini sallasa da, baba Ahmed Muhammed ve çocukları iş yerinde mahsur kalan genç kızın dönüşünü beklemekten başka çare bulamadı. Baba “Evden çıkamadık, başka bir yere gitsek kızım nereye gidecekti. O dönene kadar yataklarımızın altında kalmak zorundaydık” dedi.
Geceleri bombardıman çok şiddetli oluyor ve duvarlar salıyordu. Dış binanın duvarına isabet eden mermilerin sesini duyan aile, kör mermilerin evin dış duvarını delip geçtiğini ve duvarın arkasında uyuyanları neredeyse öldürmek üzere olduğunu ancak şans eseri içerdekilere bir şey olmadığını anlattı.
Mermiler duvarı adeta bir ‘eleğe’ çevirmekle kalmadı, binadaki kanalizasyon ve içme suyu şebekelerinin de zarar görmesine neden oldu. Muhammed “Çocuklarımı alıp ayrılmak üzereydim, en küçüğü ‘Biz gidersek ablam nasıl yerimizi bulacak, o dönene kadar bekleyelim baba’ diye bağırıyordu” ifadelerini kullandı.
Su ve elektrik kesintisi
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ailenin çilesi, etraflarında uçuşan ve dört bir yandan gelen mermi ve top mermileriyle sınırlı kalmadı. Çatışmanın çıktığı ilk andan itibaren elektrik ve su kesintisi de onların ızdırabını artırdı. Yaklaşık iki kilometre ötedeki bir kuyudan su getirmek için hayatlarını riske atmaları zorunlu hale geldi. Muhammed duruma ilişkin şunları söyledi:
“Buz fabrikalarından birindeki su kuyusuna gizlice girmek için çatışmanın dinmesini bekliyorduk. Su kaplarını doldurmak için sıralarını bekleyen mahalle sakinlerinin oluşturduğu uzun kuyruğa girdik. Tabii, savaşlarla alevlenen Hartum’un sıcağında elektrik ve klimalardan bahsetmek çok uzak bir hayaldi.”
İlk ateşkes ilan edildiğinde doktorun çalıştığı kurum işçileri dışarı çıkarmaya çalıştı ancak mermiler ve yoldan geçen herkesi izleyen keskin nişancılar onları tekrar geri dönmeye zorladı. İkinci ateşkeste kurum, karmaşık bir süreçle ve kurum logosunu taşıyan özel bir araçla onları çıkarmayı başardı. İş yeri ile evi arasındaki mesafe normal şartlarda atı kilometreyi geçmemesine rağmen araç yolundan yaklaşık 50 kilometre sapmak zorunda kaldı.
Bombardıman ortasında kutlama
Doktorun abisi ve kız kardeşi, eve sağ salim ulaşan kardeşlerini görünce sevinç çığlıkları attı ve gelişi, bombardıman ve gözyaşları arasında kutlamaya dönüştü. Muhammed o anları şöyle aktardı:
“Evden ayrılmayı planlamaya başladık. Ramazan Bayramı’nı beklemeyi tercih ettik, o zamana kadar Ramazan erzakından yiyecektik ancak elektrik kesintisi nedeniyle çoğu zarar gördü. Yiyebildiğimizi yemeye ve oruç tutmaya başladık. Bayram sabahı insanlar sevinç çığlıkları atıp ‘En büyük Allah’ diyerek namaz kıldı. Sonrasında eşyalarımızdan alabildiğimizi topladık, arabaya koyduk ve Hartum’dan gizlice çıkmak için hızlı davrandık. Suudi Arabistan’da olan eşim, o sırada Hızlı Destek Kuvvetleri üyeleri arabaları yağmalamaya başladığı için araçla yolculuk etmemize karşı çıktı. Ama araba ile girmeye karar verdim. Gerekirse onlara anahtarı verecektim. Evin önünde duran araba da vardı. Komşularla vedalaşıp kalan bozulabilir erzakları onlara dağıttık ve evin anahtarını verdik. Tamboul şehri yakınlarındaki Butana bölgesindeki bir köyde tanıdıklarımızın yanına yerleşmek için el-Cezire eyaletinin doğusuna doğru yol alarak ara mahallelere sızdık. Hartum doğusuna geçiş için ana giriş olarak kabul edilen bir köprü olan Hille Köprüsü’nde (Koko), Hızlı Destek Kuvvetleri’nden bir güçle karşılaştık. Bizi durdurmadılar ve doğuya doğru yolumuza devam ettik. Hillat Koko pazarının doğusunda başka bir Hızlı Destek Kuvvetleri grubuna rastladık. Kimliklerimizi kontrol ettiler ve gitmemize izin verdiler. Sonrasında, Hartum’un uzak güneydoğusundaki el-Aylafun bölgesine ulaşana kadar üçüncü bir denetim daha yapıldı. Daha ileride ise iki savaş gücünden hiçbirinin kontrol noktaları yoktu.”
Savaşın çirkin yüzü
Muhammed’in anlattığına göre çatışma seslerini duyduktan sonra yaptıkları yolculuk Hartum’dan ayrılmadan önce savaşın çirkin yüzünü görmelerini sağladı. Adam, yolun iki yanında yanmış zırhlı araçlar, yolun çevresinde bulunan silahlı araçlar ve çıkan yangınlardan geriye hiçbir şey kalmamış zırhlı personel taşıma araçları bulunduğunu, yollara dağılmış cesetler gördüklerini aktardı. Ailenin tanık oldukları sahneler, bölgeyi kontrol eden Hızlı Destek Kuvvetleri ile karşı karşıya kalan doğudan gelen ordu güçlerinin gelişinin öncesinde gerçekleşmişti.
Muhammed ve çocukları, el-Cezira eyaletindeki destinasyonlarına vardı. Karşılarında onları bekleyen, onlar için kurban kesen dostlar bulan aile, yakınları tarafından teselli edildi. Muhammed açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Varır varmaz ilk işim uyumak oldu. Çünkü geç saatlere kadar ayakta kalmaktan ve panik içinde olmaktan yorulmuştum. Uzun zamandır mahrum kaldığımız lezzetli yemekleri hazırlayan cömert ev sahiplerine uyumak istediğimi söyledim. Panik ve mermi sesleriyle geçen günler sebebiyle mahrum kaldığım uykuya kavuştum. Göç günlerine ve Mısır’a gitme teşebbüsüne gelince; bu başka bir hikaye...”
Muhammed ve ailesinin ayrılmasından sonra yaşananlar hakkında komşuları, herkesin oradan ayrıldığını, binanın boşaldığı anda Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından el konulduğunu askeri kışlaya dönüştürüldüğünü ve zemin katını sivil hastane haline getirildiğini anlattı. Kuvvetlerin binanın üst katlarına konuşlandığını, çatılarına uçaksavarlar yerleştirdiğini, kimsenin binaya yaklaşamadığını veya fotoğraf çekemediğini de aktaran komşuları, birkaç gün sonra geri dönmek umuduyla bıraktıkları ancak üç aydır ulaşamadıkları mülklerinin akıbetini kimsenin bilmediğini vurguladı.