Wagner, neden hala Afrika ülkeleri için çekici bir seçenek olmaya devam ediyor?

Wagner isyanının Afrika’daki yansımalarına ilişkin endişe duyuluyor

Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)
Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)
TT

Wagner, neden hala Afrika ülkeleri için çekici bir seçenek olmaya devam ediyor?

Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)
Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)

Wagner ile iş tutan Afrika ülkeleri, paramiliter grubun Rusya’daki isyanının kıtadaki yansımalarının erken olmasa da topraklarına ulaşacağının farkında. Ancak öyle görünüyor ki Rus hükümeti, Moskova’da ‘işlerin her zamanki gibi ilerleyeceğinden’ emin. Bu çerçevede güvenlik ve siyasi huzursuzluktan mustarip ülkelerde Wagner’in devam eden çalışmaları için ‘çekici faktörler’ oluşturan 5 neden bulunuyor. Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemcilere göre bunlar arasında Batı alternatifine olan güven eksikliği ve Wagner’den vazgeçilmesi halinde diğer aktörlerin boşluktan yararlanmak için devreye gireceği korkusu da yer alıyor. Bu durum da Wagner’in bazı Afrikalı yöneticiler tarafından güvenilir olmasını sağlıyor.

24 Haziran’da sadece bir gün süren isyan, Moskova tarafından ilan edilen destekle kahverengi kıtada önemli bir aktör olarak ortaya çıkan grubun geleceği hakkında soru işaretleri uyandırdı. Ancak Rusya, ortaklarına güvence vermek için erkenden müdahalede bulunurken, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise geçen pazartesi günü bir televizyon röportajında, Wagner isyanı olaylarının ‘ortaklar ve dostlarla’ olan ilişkileri etkilemeyeceğini açıkladı.

Wagner’in varlık göstermesi için Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti seçildi. Bu bağlamda grubun faaliyetlerine burada devam edeceğini söyleyen Lavrov, Avrupa’nın Orta Afrika ve Mali’yi terk etmesinin, bu iki ülkeyi ‘askeri eğitmenler almak ve liderlerinin güvenliğini sağlamak’ için Rusya’ya ve Wagner grubuna açılmaya sevk ettiğini dile getirdi.

Buna rağmen Rusya, gelecekte sorumluluktan kurtulma olasılığına açık kapı bırakmış görünüyor. Öyle ki “Grupla ilgilenmek ilgili ülkelere bağlı” ifadelerini kullandı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, yaptığı açıklamada “Wagner şirketi ile iş birliğini sürdürüp sürdürmemeye Afrika ülkeleri karar veriyor. Bu bir egemenlik hakkıdır” dedi.

Uluslararası araştırma kuruluşlarının raporları, Wagner güçlerinin Sahel ve Sahra bölgesindeki bazı ülkelere güvenlik hizmetleri sağlamanın yanı sıra Mali, Orta Afrika, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde konuşlandırıldığını gösteriyor. Sivil toplum ağı Uluslararası Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim (GIATOC) tarafından bu yıl içinde Afrika’daki Wagner hakkında yayınlanan bir raporda, grubun ‘bugün Afrika’daki en etkili Rus oyuncu’ olarak nitelendirildiğini belirtti.

Washington DC merkezli Dış İlişkiler Konseyi (The Council on Foreign Relations- CFR) tarafından yayınlanan bir analiz, sızan ABD belgelerine göre, Wagner’in son on yılda en az 8 Afrika ülkesindeki operasyonları aracılığıyla birçok Afrika hükümetiyle güçlü ilişkiler kurduğunu gösteriyor. Batılı raporlar, Orta Afrika’da hükümet güçlerine yardımcı olacak yaklaşık bin 900 uzman, Libya’da çalışan yaklaşık bin 200 Wagner ajanı ve Mali ve Burkina Faso’da çok sayıda savaşçı olduğunu ortaya koyuyor. Wagner’in Sudan’daki geçmişi ise devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hükümetine kadar uzanırken, grup daha önce Sudan’daki ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ ile ilişkisini sürdürüyordu.

Acil güvenlik ihtiyacı

Wagner, Afrika hükümetlerine bulundukları ülkelerde, bazıları askeri darbelerle gelen askeri destek sağlıyor. Paris’te yaşayan Afrika meseleleri konusunda Sudanlı bir uzman olan Muhammed Turşin’in açıkladığı gibi aynı zamanda Wagner, bu ülkelerdeki askeri ve güvenlik kurumlarının zayıflığı ve ayrılıkçı eğilimlere sahip silahlı hareketlerin artması ortasında, silahlı isyancı grupları kontrol altına almaya yardımcı oluyor.

Turşin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Wagner’in başta Orta Afrika, Mali ve Burkina Faso olmak üzere bu Afrika ülkelerinden çekilmesi hususunda riskler var. Etnik, kabilesel ve ideolojik krizlerin varlığıyla birlikte güvenlik ve siyasi sıkıntılar ve çok sayıda radikal silahlı hareket ortasında baskıcı eğilimleri olan totaliter rejimler tarafından en azından şimdilik Wagner kullanımını kaçınılmaz kılıyor” dedi.

Biri Ağustos 2020’de ve diğeri Mayıs 2021’de olmak üzere art arda yaşanan iki darbenin ardından ortaya çıkan Mali’deki Askeri Geçiş Konseyi, gelecek yıl yapılacak seçimlerin ardından görevi devredeceği varsayımıyla kritik bir aşamadan geçiyor. Burkina Faso ve askeri liderleri ise yaygın güvenlik krizlerine tanık oluyor.

İki ülkedeki askeri konsey, ‘uluslararası insan hakları çerçevesi dışında faaliyet göstermekle’ karakterize edilen Wagner grubunun militanlarına giderek daha fazla güveniyor. Aynı şekilde Sudanlı uzmanın da belirttiğine göre Wagner, hükümetlere uygulanan kısıtlamalarla ilgilenmiyor ve bu nedenle herhangi bir yansımaya bakmadan sürekli olarak ihlaller uyguluyor.

Birleşmiş Milletler (BM), Mali’deki Wagner unsurlarını işkence ve tecavüz olaylarına karışmakla suçluyor. Geçen Eylül ayında bir BM çalışma grubu, ‘özel askeri ve güvenlik hizmeti sağlayıcılarının insani yardım operasyonlarına artan katılımı’ konusunda ciddi endişelerini dile getirdi. Brüksel merkezli Barış ve Güvenlik Araştırma ve Bilgi Grubu, geçen Mart ayında yayınladığı bir çalışmada, paralı askerlerin suç ve insan hakları ihlallerine karıştığını belirtti.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi Dr. Nurhan eş-Şeyh, acil güvenlik ihtiyacının, ilgili Afrika ülkelerinin çoğunluğunu, en azından öngörülebilir durumda, topraklarında Wagner’in devamına bağımlı kıldığına dikkati çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Nurhan eş-Şeyh, rolünün ‘oradaki kırılgan rejimleri istikrara kavuşturmada önemli hale geldiğini ve bu nedenle herhangi bir değişikliğin son derece maliyetli olacağını’ söyledi.

Siyasi hırs eksikliği

Mısırlı politikacı, Wagner’i Afrika askeri liderleri arasında favori yapan ikinci bir özelliğe de değinirken, “Wagner, kendisiyle sözleşme yapılan bir güvenlik şirketidir. Bu ülkelerde herhangi bir askeri veya siyasi emelleri yoktur. Batılı ülkelerin belirli hükümetleri kayırarak siyasi olarak müdahale eden hükümetleriyle iş yapılmasının aksine, Wagner’de mesele sadece para ve ekonomik çıkarlar” dedi.

Burkina Fasolu analist ve Afrika meseleleri uzmanı Muhammed el-Emin Souadgo, Vagadugu’dan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Grubun operasyonları, güvenlik çabalarının ötesine geçerek altın, ağaç kesme ve madencilik sektörlerini de kapsıyor. Altın ve elmas arama, çıkarma ve doğrudan Kremlin’e bağlı birkaç Afrika ülkesinde satma konusunda uzmanlaşmış, Wagner’e bağlı özel madencilik şirketleri var. Bunların faaliyetleri de Wagner’in çıkarına. Bu nedenle uğruna geldikleri, Ukrayna’da kendilerini finanse eden ve Rus devletinin şiddetli Batı yaptırımları karşısında tamamen çökmesine yardımcı olan çıkarlarını terk etmeyeceklerdir” dedi.

Finansal kısıtlamalarla karşı karşıya kalan Afrika hükümetleri açısından Wagner’in hizmetleri çekici bulunuyor. Bu bağlamda Souadgo, “Ödemeler genellikle madencilik hakları veya pazara erişim imtiyazları yoluyla yapılır” dedi.

Koşulsuz Rus desteği

Souadgo’ya göre Afrika ülkeleri insan hakları veya demokratik taleplerle bağlantılı olmayan Rus desteğine güvendiği için krize rağmen Rusya’nın Wagner ile işbirliği yapması kaçınılmaz. Çünkü Wagner, bu ülkelerde tek başına değil, Rusya’nın nüfuzunu güçlendirerek büyük bir hizmet sağlayan Rus askeri uzmanlarıyla birlikte çalışıyor. Burkina Fasolu analiste göre birçok analist, Wagner’den yardım isteyen bazı Afrika ülkelerinden bahsederken ve grubun lideri Yevgeniy Prigojin’in, Devlet Başkanı Putin ile arasında yaşanan son olaydan geri çekilebileceğine inanırken hata yapıyor. Muhammed el-Emin Souadgo ayrıca, “Afrika’nın farklı ülkelerine dağılan birliğin Rus devletine ve Putin’e olan sadakati, Yevgeniy’e olan bağlılığından daha fazladır. Putin’in Wagner liderinin Ukrayna’daki eylemlerinden memnun olmadığı ve ülke liderlerine Rus komutasının emri altında çalışmalarına devam etmeleri konusunda güvence verdiği yönünde haberler bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

Souadgo, “Wagner’in bazı Afrika ülkelerindeki misyonu, bugün bazı kamplarda ortaya koyulmuyor olsa da silahlanma eğitimidir. Lojistik, planlama, askeri malzeme temini ve lojistik bilgi alanlarında uzmanlaşmış Rus uzmanların bu boşluğu doldurması muhtemeldir” dedi.

Nurhan eş-Şeyh’in belirttiği gibi Wagner grubu, yakın zamanda yasal bir gri alanda faaliyet gösteren bir şirketler ve ittifaklar ağı aracılığıyla Afrika’daki etkisini genişletti. Şeyh, “Son dönemde yaşanan isyan sonucunda grupta bir yeniden yapılanma gerçekleşse bile bu, Rusya ve Ukrayna’daki liderlerin ötesine geçmeyecektir. Ayrıca çalışmalarına ve Afrikalı liderlerin kendisine olan güvenine engel olacak şekilde Afrika’ya uzanmayacaktır” şeklinde konuştu.

Batı alternatifinin zayıflığı

ABD’li siyasi analist Bobby Ghosh, son gelişmelerin Batılı ülkelere Wagner Grubu’nu ve unsurlarını faaliyet gösterdiği Afrika ülkelerinden söküp atmak için altın bir fırsat sunduğuna inanıyor. Ancak Sudanlı Turşin, ‘Batı alternatifinin zayıflığı nedeniyle, özellikle bu ülkeler Afrika’daki tüm krizlerin nedeni olduğu için, Wagner’e başvurulmasının, yönler ve isimler değişerek de olsa devam ettiğini’ dile getirdi. Turşin’e göre kıta, şu anda genel olarak Fransız ve Batı sömürgeciliğinden kurtuluş hareketinin büyümesine tanık oluyor. Bu nedenle rekabet Batı’nın çıkarına değil.

Souadgo ise “Batılı ülkeler, Afrika’yı ve Afrika yurttaşlarını tam bağımsızlık yükü altına sokan Batı sömürgeciliğinin örtüsünden kurtulmaya çalışan Afrika halklarının moralini bozmak için, medyaları aracılığıyla Wagner krizinden yararlandı. Ancak Afrika halkı, Wagner krizinin geçici askeri alanda Rusya ile olan ortaklıklarını etkilemeyeceğini çok geçmeden anladı” dedi. Afrikalıların güveninin Rusya’daki krizle sarsıldığını da kabul eden Souadgo, “Öte yandan statüko devam ederse bu, Çin, Türkiye ve Kuzey Kore ile ortaklığı genişletmek gibi Batı’nın sömürüsünden uzak, tüm küresel güçlerle çoklu ortaklıklarla özgüven yoluyla olacaktır” ifadelerini kullandı.

Diğer aktörlerin girişini engelleme

Afrikalıları Wagner ile devam eden işbirliğini tercih etmeye iten çekici yönlerden biri de silahlı isyancı gruplar gibi, bu güçlerin geri çekilmesinin neden olabileceği güvenlik boşluğundan yararlanarak, diğer aktörlerin sahaya girmesine ilişkin var olan korkudur. Kahire Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hamdi Abdurrahman, “Orta Afrika Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi, Wagner güçlerinin geri çekilmesi, silahlı isyancı gruplara daha fazla toprak kazanma ve ülkeyi istikrarsızlaştırma fırsatı verecektir. Aynı senaryo, Mali, Burkina Faso ve Wagner’in Halife Hafter liderliğindeki Ulusal Ordu’yu desteklediği Libya için de geçerli” dedi.

Abdurrahman’a göre iş daha da zorlaşabilir. Öyle ki Moskova, Wagner grubunu dağıtmaya karar verirse, Wagner’in kontrol edilemez paralı asker alt yapılarına dönüşmesi ve Moskova’nın etkisini görmezden gelerek yerel yönetimlerle kendi ilişkilerini kurması muhtemeldir.



Trump ve Rubio, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi’ni görevden almayı değerlendiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle, Atina Uluslararası Havalimanı’nda. (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle, Atina Uluslararası Havalimanı’nda. (AP)
TT

Trump ve Rubio, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi’ni görevden almayı değerlendiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle, Atina Uluslararası Havalimanı’nda. (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle, Atina Uluslararası Havalimanı’nda. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’u, Atina’daki görevi öncesinde ve görev süresince uygunsuz ve muhtemelen yasa dışı davranışlarda bulunduğuna ilişkin bir dizi haberin ardından görevden almayı değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre üst düzey bir ABD’li yetkili dün yaptığı açıklamada, Trump ve Rubio’nun Guilfoyle hakkında basına yansıyan iddialar nedeniyle “son derece öfkeli” olduğunu belirtti. Yetkilinin aktardığına göre, ikilinin atılacak adımlara ilişkin kararlarını bugün kutlanan Columbus Günü tatilinin ardından hafta içinde vermesi bekleniyor.

Adının açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, Rubio’nun özellikle öfkeli olduğunu söyledi. Rubio’nun geçen hafta Atina’yı ziyaret etmiş olmasının yanı sıra, Guilfoyle’un iddiaların gündemde olduğu bir dönemde bakanın etkinliklerinin çoğuna, hatta tamamına katıldığı ve kendisini Atina’ya varışında sıcak bir kucaklaşmayla karşıladığı belirtildi.

Wall Street Journal gazetesi, yayımladığı bir dizi haberde Guilfoyle hakkında şüpheli davranış iddialarına yer verdi. İddialar arasında, ev sahibi ülkeden bir yetkiliyi tehdit ettiği, uygunsuz hediye ve ayrıcalıkları kabul ettiği ve yüksek tutarlı bir kredi kartı borcunun ödenmesi karşılığında yönetim içindeki nüfuzunu kullanmayı teklif ettiği öne sürüldü.

Guilfoyle haberlerle ilgili doğrudan açıklama yapmaktan kaçınırken, avukatı herhangi bir usulsüzlük yapıldığı iddialarını reddetti. Bu sırada ABD’nin Atina Büyükelçiliği’nden de Guilfoyle’a dolaylı destek olarak yorumlanan açıklamalar geldi.


Kongre’de Cumhuriyetçiler ve Demokratlardan Trump’a Rusya ile dizel yakıt anlaşmasından vazgeçme çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin (AFP)
TT

Kongre’de Cumhuriyetçiler ve Demokratlardan Trump’a Rusya ile dizel yakıt anlaşmasından vazgeçme çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin (AFP)

ABD Senatosu’nda hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Partili üyeler, dün Başkan Donald Trump’a Rusya ile imzalanan dizel yakıt tedarik anlaşmasından “geri adım atması” çağrısında bulundu. Senatörler, anlaşmanın Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığını sona erdirene kadar enerji ithalatını yasaklayan ABD yasalarıyla çeliştiğini belirtti.

Cumhuriyetçi Parti’den dört, Demokrat Parti’den üç olmak üzere yedi senatör, yaptıkları ortak açıklamada, “Kongre, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü acımasız savaşın finansmanında ABD dolarının kullanılmasını önlemek amacıyla 2022 yılında Rus enerji ürünlerinin ithalatını açıkça yasakladı” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre senatörler, yönetimin Kongre’ye danışmadığını ve kararına ilişkin herhangi bir açıklama sunmadığını belirtti. Oysa bu yükümlülük de ilgili yasada yer alıyor.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Rusya, Ukraynalı sivilleri öldürmeye devam ederken ABD, Putin’e mali açıdan can simidi sunmamalıdır. Yönetim, izlediği politikayı derhal yeniden gözden geçirmelidir.”

Bu açıklama, Trump’ın söz konusu anlaşmasına yönelik her iki partiden gelen son eleştiri oldu. Gelişme, 3 Kasım’da yapılması planlanan ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek ara seçimler öncesinde, Cumhuriyetçi Parti’nin Trump’ın dış politika kararlarına haftalar önce verdiği neredeyse oybirliği niteliğindeki desteğin aksine bir tablo ortaya koydu.

Açıklamaya imza atan Cumhuriyetçi senatörler Maine eyaletinden Susan Collins, Alaska’dan Lisa Murkowski, Kuzey Carolina’dan Thom Tillis ve Utah’tan John Curtis oldu. Demokrat senatörler ise New Hampshire’dan Jeanne Shaheen, Connecticut’tan Richard Blumenthal ve Oregon’dan Ron Wyden olarak sıralandı.

Thom Tillis, daha önce yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Rusya ile imzaladığı dizel yakıt anlaşmasının yasa dışı olabileceğini ve Amerikalıların hayatını tehlikeye atabileceğini söylemişti.

Trump, Rusya’nın küresel piyasalara dizel yakıt sevkiyatı yapmayı kabul ettiğini açıklamıştı. Trump yönetimi ayrıca Moskova’yı Ukrayna’daki savaşını finanse etmek için ihtiyaç duyduğu gelirden mahrum bırakmayı amaçlayan Rus yakıtına yönelik ABD yaptırımlarını geçici olarak kaldırmıştı.

Gelecek yıl ocak ayında görev süresi sona erdiğinde Senato’dan ayrılması beklenen Tillis, NBC televizyonunun “Meet the Press” programında, “Başkanın yasaya uymadığı yönünde güçlü bir argüman olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise dün Fox News’e yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin Rusya ile yapılan dizel yakıt anlaşmasını mevcut yasal yetkilerini kullanarak uygulamaya koyacağını söyledi. Bessent, Trump’ın cuma günü duyurduğu anlaşmanın Amerikan halkının çıkarına olduğunu ve fiyatların düşmesini sağlayacağını savundu.

Bessent sözlerini şöyle sürdürdü: “Anlaşmayı, elimizdeki bütün yasal yetkileri kullanarak uygulayacağız. Dolayısıyla Kongre’de eski bir yasanın ya da Lindsey Graham’ın mevcut yasa tasarısının bunu yapmamızı engellediğini söyleyen herkes yanılıyor.”


Riyad Havalimanı’na Husi saldırısına Arap ve uluslararası dünyadan kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
TT

Riyad Havalimanı’na Husi saldırısına Arap ve uluslararası dünyadan kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)

İran destekli Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırısı, Arap ülkeleri ve uluslararası toplumdan geniş çaplı tepki gördü. Saldırıda 12 kişi hayatını kaybederken 309 kişi yaralandı. Açıklamalarda sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuku ihlal ettiği, yolcularla çalışanların hayatını tehlikeye attığı ve bölgesel güvenlik ile hava ulaşımının emniyetini tehdit ettiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi, cumartesi günü havalimanına düzenlenen saldırıda 12 kişinin öldüğünü, 309 kişinin yaralandığını açıkladı. Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, saldırıların derhal durdurulması çağrısı yaparak Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma çabalarına destek verdi.

Washington: Saldırılar kabul edilemez, derhal durdurulmalı

ABD Başkanı Donald Trump, Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırısını kınayarak Suudi Arabistan’da yaşananları “kabul edilemez” diye nitelendirdi. Trump, saldırıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşeceğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Rubio, saldırıların masum sivillerin hayatını açıkça hiçe saydığını belirterek derhal sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı ve ABD’nin Suudi Arabistan ile halkının yanında olduğunu yineledi.

BM: Bölgesel güvenliği tehdit eden tehlikeli tırmanış

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 12 kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce sivilin yaralanmasına yol açan saldırı karşısında derin üzüntü duyduğunu belirterek havalimanına yönelik saldırıyı şiddetle kınadı. Guterres, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurgulayarak saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulundu.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını bölgesel güvenliği tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. Saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da zorlaştırdığını belirten Grundberg, Husilere sivil altyapıyı hedef almama ve uluslararası insancıl hukuka uyma çağrısı yaptı.

Yemen hükümeti: Saldırı İran’ın gündemine hizmet ediyor

Yemen hükümeti, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı en sert ifadelerle kınayarak bunu “İran destekli Husilerin sivil tesisleri hedef alma ve sivillerin hayatını tehlikeye atma konusundaki ısrarını ortaya koyan tehlikeli bir düşmanca tırmanış” olarak nitelendirdi.

Hükümet açıklamasında, Suudi Arabistan yönetimi, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olunduğu belirtildi. Havalimanlarının ve sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği, ülkelerin güvenlik ve istikrarına yönelik kabul edilemez bir saldırı olduğu vurgulandı.

Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Yemen’in ve bölgenin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceği kaydedilen açıklamada, Riyad’ın Yemen’e ve meşru yönetimine verdiği destek takdir edildi. Saldırıların iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini ve ortak kader anlayışını zayıflatamayacağı belirtilirken Yemen hükümetinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve Husi darbesini sona erdirme çabalarını sürdüreceği ifade edildi.

Körfez ülkelerinden ortak tepki

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. El-Budeyvi, sivil bir tesisin tekrar tekrar hedef alınmasının yolcuların ve çalışanların hayatını tehlikeye attığını belirterek uluslararası toplumun bu saldırıları caydırmak için kararlı adımlar atması gerektiğini söyledi. KİK ülkelerinin Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve egemenliğini korumaya yönelik tedbirlerini desteklediğini vurguladı.

Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de saldırıları kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışma mesajı verdi. Açıklamalarda saldırıların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiği, sivil havacılığın güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiği belirtildi.

Kuveyt, saldırının sorumlularının hesap vermesi gerektiğini vurgulayarak uluslararası topluma sivil tesislerin korunması ve benzer saldırıların önlenmesi için kararlı tutum alma çağrısı yaptı.

Katar, saldırıları Suudi Arabistan’ın egemenliğinin ağır bir ihlali olarak nitelendirirken ülkenin güvenliğini korumak için atacağı meşru adımları desteklediğini bildirdi. Bahreyn ise Suudi Arabistan’ın BM Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu belirtti. Manama, BM Güvenlik Konseyi’ne, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’ne (ICAO) ve uluslararası topluma saldırıları durduracak caydırıcı önlemler alma çağrısında bulundu; özellikle 2216 ve 2817 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanmasına dikkat çekti.

BAE Dışişleri Bakanlığı, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğini ihlal ettiğini ve ülkenin güvenliğini tehdit ettiğini belirterek Riyad’ın güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik adımlarını desteklediğini açıkladı.

Ürdün de saldırıyı Suudi Arabistan’ın egemenliğinin ihlali ve güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirdi. Amman, Suudi Arabistan’daki sivilleri, sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları kesin bir dille reddettiğini ve Riyad’ın güvenliğini korumaya yönelik adımlarının yanında olduğunu bildirdi.

Mısır ve Lübnan’dan sivil tesislerin hedef alınmasına tepki

Mısır, Husi saldırılarının uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ettiğini ve farklı ülke vatandaşlarından sivillerin güvenliğini hiçe saydığını belirterek bölgesel güvenlik ve istikrarı sarsabilecek uygulamaları reddettiğini açıkladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı, ülkenin hava ulaşımı tesislerini ve kritik altyapısını hedef alan saldırıları kınadı. Avn, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasının Suudi Arabistan’ın yanı sıra bütün bölgenin güvenliğini tehdit ettiğini belirtti. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin, sivil ve kritik tesislerin hedef alınmamasının bölgesel istikrarın temel unsurları olduğunu vurguladı. Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki kardeşlik ilişkilerinin güçlendirilmesi yönündeki kararlılığını da yineledi.

Pakistan: Sivillerin ve altyapının hedef alınması kabul edilemez

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıyı “korkunç” olarak nitelendirerek şiddetle kınadı. Sivilleri ve kritik altyapıyı hedef alan saldırıların kabul edilemez olduğunu belirten Şerif, uluslararası hukukun açık ihlali olan bu eylemlerin derhal durdurulması çağrısında bulundu.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı da sivil bir havalimanının hedef alınmasını “korkunç bir terör eylemi, uluslararası hukukun açık ihlali ve bölgesel güvenlik ile istikrar için ciddi bir tehdit” olarak nitelendirdi. Bakanlık, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu.

İslamabad, Suudi Arabistan yönetimi ve halkıyla dayanışmasını yineleyerek ülkenin güvenliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılığını vurguladı. Açıklamada, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ve anlaşmadan doğan siyasi ve savunma stratejisi komitesinin son kararlarına atıfta bulunuldu. Pakistan’ın Suudi Arabistan’ın topraklarını, halkını, şehirlerini ve kritik tesislerini korumaya yönelik meşru hakkını desteklediği belirtildi.

Arap kuruluşlarından ortak kınama

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği, Dünya Müslüman Birliği, Arap Birliği ve Arap Parlamentosu, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınadı.

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği, Husilerin havacılık tesisleri, siviller ve sivil varlıklara yönelik saldırılarını sürdürmesini uluslararası hukukun ihlali ve bölgesel güvenliğe tehdit olarak değerlendirdi.

Dünya Müslüman Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Muhammed el-İsa, saldırıların dini değerleri, uluslararası ve insani hukuk kurallarını ihlal ettiğini, sivillerle sivil tesisleri bilinçli biçimde hedef alan bir yaklaşımı yansıttığını söyledi.

Arap Birliği, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasının sivillerin güvenliğini, uluslararası hava ulaşımını ve bölgesel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olduğunu belirtti. Birlik, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenliğini, toprak bütünlüğünü, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumaya yönelik meşru adımlarını desteklediğini bildirdi. Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Arap ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.

Arap Parlamentosu Başkanı Muhammed bin Ahmed el-Yemahi de havalimanlarının ve kritik sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini söyledi. El-Yemahi, uluslararası topluma ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’ne saldırıların durdurulması, tekrarlanmasının önlenmesi ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması için müdahalede bulunma çağrısı yaptı.

Suriye’den Suudi Arabistan’a tam dayanışma

Suriye, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef almasını kınayarak saldırının Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini bildirdi.

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Suudi Arabistan yönetimine ve halkına, saldırıda hayatını kaybeden Suriyeli kadının ailesine ve diğer ülkelerin hayatını kaybeden vatandaşlarının yakınlarına başsağlığı ve taziyelerini iletti. Yaralılara acil şifa dileyen Şam yönetimi, Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için aldığı meşru tedbirleri desteklediğini açıkladı. Uluslararası topluma sivil tesislere yönelik saldırıları durdurmak için ciddi adımlar atma çağrısı yapıldı.

Bangladeş saldırıyı kınadı, hayatını kaybeden vatandaşları için taziyede bulundu

Bangladeş, Husilerin 10 Ekim’de Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği ve can kayıplarıyla yaralanmalara yol açan saldırıyı şiddetle kınadı. Saldırıda Bangladeş vatandaşlarının da hayatını kaybettiği, bazıları ağır olmak üzere çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi.

Dakka yönetimi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Suudi Arabistan hükümeti ve halkıyla dayanışmasını yineleyen Bangladeş, düşmanlıkların sona erdirilmesi, sivillerin ve sivil tesislerin korunması, krizin diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

Kanada: Saldırılar hiçbir koşulda haklı gösterilemez

Kanada Başbakanı Mark Carney, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, özellikle Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Carney, sivil altyapıya yönelik saldırıların hiçbir koşulda haklı gösterilemeyeceğini, masum sivillerin kasıtlı olarak hedef alınmasının siyasi veya askeri amaçlarla gerekçelendirilemeyeceğini vurguladı. X hesabından yaptığı paylaşımda saldırıları düşüncesiz ve sorumsuz şiddet eylemleri olarak nitelendirdi.

Norveç ve İrlanda’dan dayanışma mesajı

Norveç, Husilerin Suudi Arabistan’daki havalimanlarını ve sivil tesisleri hedef alan saldırılarını kınayarak sivillere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu bildirdi. Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırının bölgede yeni bir tırmanışa yol açabileceği uyarısında bulundu ve ülkesinin Suudi Arabistan ile Körfez’deki ortaklarının yanında olduğunu belirtti.

İrlanda da Suudi Arabistan’daki havalimanları dahil sivil altyapıya yönelik saldırıları kınadı. Dublin yönetimi, saldırılarda hayatını kaybedenler için taziyelerini iletirken Suudi halkıyla dayanışma içinde olduğunu ve BM öncülüğünde yürütülen siyasi çözüm çabalarını desteklediğini açıkladı.

Hindistan: Saldırılar kabul edilemez, derhal durdurulmalı

Hindistan, son günlerde Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıların ardından Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunma çabalarına destek verdiğini açıkladı. Yeni Delhi, 10 Ekim’deki saldırı dahil olmak üzere olayların can kayıplarına, yaralanmalara ve maddi hasara yol açtığını belirtti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırıların kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve derhal durdurulması gerektiğini vurgulayan bakanlık, bölgede barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesini umduğunu bildirdi.

Avrupa ülkelerinden kınama

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırısını “korkunç bir terör eylemi” olarak nitelendirdi. Kallas, sivilleri ve sivil altyapıyı gelişigüzel hedef alan saldırıların hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini belirterek AB’nin Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu söyledi.

Kallas, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile yakın temasını sürdürdüğünü, AB dışişleri bakanlarının pazartesi günü bölgedeki artan gerilimi ele alacağını açıkladı. Ayrıca AB’nin Kızıldeniz’deki Aspides deniz misyonu ile Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası deniz savunma koalisyonu arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, saldırıyı Suudi Arabistan’ı ve sivil havacılığı hedef alan bir “terör eylemi” olarak nitelendirerek hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi. Mesajını Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan’a da ilettiğini belirtti.

Portekiz, saldırıları korkunç eylemler olarak nitelendirerek Suudi Arabistan yönetimi, halkı ve hayatını kaybedenlerin aileleriyle dayanışma içinde olduğunu bildirdi. İtalya ve Avusturya da saldırıyı kınayarak Suudi Arabistan ve saldırılardan etkilenenlerle dayanışma mesajı verdi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırı karşısında şok olduğunu belirtti. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Miliband, İngiliz vatandaşlarına havalimanından uzak durmaları, Suudi makamlarının talimatlarına ve İngiltere’nin seyahat uyarılarına uymaları çağrısında bulundu.

Polonya Dışişleri Bakanlığı, saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini ve 300’den fazla kişinin yaralandığını belirterek sivillerle sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu açıkladı. Varşova, saldırıyı Körfez bölgesindeki istikrarsızlığı artırmayı amaçlayan bir provokasyon olarak nitelendirirken Husileri hedeflerine savaş suçları işleyerek ulaşmaya çalışmakla suçladı.

Çekya Dışişleri Bakanlığı da saldırıyı şiddetle kınayarak sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave, Paris’in Suudi Arabistan yönetimi ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu belirterek Husilerin sivilleri ve sivil altyapıyı ayrım gözetmeksizin hedef alan saldırılarını kınadı. Maisonnave, son günlerde Suudi Arabistan’daki sivil havalimanlarına yönelik saldırılarda hayatını kaybedenler arasında Suudi Havayolları kaptan pilotu Hamud bin Ali el-Kelthami’nin de bulunduğunu söyledi. Büyükelçi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu ve ülkedeki Fransız vatandaşlarına Suudi makamlarının talimatlarına uymaları çağrısı yaptı.

İspanya hükümeti, Riyad Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı “terörist ve vahşi” olarak nitelendirerek kınadı. Madrid, Suudi Arabistan ve uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetiyle dayanışmasını yineledi; Husilere sivilleri ve kritik altyapıyı hedef alan saldırıları durdurma çağrısı yaptı. İspanya ayrıca gerilimin düşürülmesi, BM himayesinde müzakere yoluyla çözüm bulunması ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararının uygulanması gerektiğini belirtti.

Sudan ve Rusya’dan da kınama

Sudan, sivil bir tesisin hedef alınmasını sivil havacılığın güvenliği ile bölgesel ve uluslararası istikrar açısından ciddi bir tehdit olarak nitelendirdi. Hartum, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarının bölge güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu belirterek uluslararası topluma saldırıları durdurma sorumluluğunu yerine getirme çağrısı yaptı.

Rusya ile bazı Arap ve Avrupa ülkeleri de Husi saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik tedbirlerini desteklediklerini açıkladı.