Wagner, neden hala Afrika ülkeleri için çekici bir seçenek olmaya devam ediyor?

Wagner isyanının Afrika’daki yansımalarına ilişkin endişe duyuluyor

Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)
Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)
TT

Wagner, neden hala Afrika ülkeleri için çekici bir seçenek olmaya devam ediyor?

Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)
Wagner Grubu Başkanı Yevgeniy Prigojin (AP)

Wagner ile iş tutan Afrika ülkeleri, paramiliter grubun Rusya’daki isyanının kıtadaki yansımalarının erken olmasa da topraklarına ulaşacağının farkında. Ancak öyle görünüyor ki Rus hükümeti, Moskova’da ‘işlerin her zamanki gibi ilerleyeceğinden’ emin. Bu çerçevede güvenlik ve siyasi huzursuzluktan mustarip ülkelerde Wagner’in devam eden çalışmaları için ‘çekici faktörler’ oluşturan 5 neden bulunuyor. Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemcilere göre bunlar arasında Batı alternatifine olan güven eksikliği ve Wagner’den vazgeçilmesi halinde diğer aktörlerin boşluktan yararlanmak için devreye gireceği korkusu da yer alıyor. Bu durum da Wagner’in bazı Afrikalı yöneticiler tarafından güvenilir olmasını sağlıyor.

24 Haziran’da sadece bir gün süren isyan, Moskova tarafından ilan edilen destekle kahverengi kıtada önemli bir aktör olarak ortaya çıkan grubun geleceği hakkında soru işaretleri uyandırdı. Ancak Rusya, ortaklarına güvence vermek için erkenden müdahalede bulunurken, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise geçen pazartesi günü bir televizyon röportajında, Wagner isyanı olaylarının ‘ortaklar ve dostlarla’ olan ilişkileri etkilemeyeceğini açıkladı.

Wagner’in varlık göstermesi için Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti seçildi. Bu bağlamda grubun faaliyetlerine burada devam edeceğini söyleyen Lavrov, Avrupa’nın Orta Afrika ve Mali’yi terk etmesinin, bu iki ülkeyi ‘askeri eğitmenler almak ve liderlerinin güvenliğini sağlamak’ için Rusya’ya ve Wagner grubuna açılmaya sevk ettiğini dile getirdi.

Buna rağmen Rusya, gelecekte sorumluluktan kurtulma olasılığına açık kapı bırakmış görünüyor. Öyle ki “Grupla ilgilenmek ilgili ülkelere bağlı” ifadelerini kullandı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, yaptığı açıklamada “Wagner şirketi ile iş birliğini sürdürüp sürdürmemeye Afrika ülkeleri karar veriyor. Bu bir egemenlik hakkıdır” dedi.

Uluslararası araştırma kuruluşlarının raporları, Wagner güçlerinin Sahel ve Sahra bölgesindeki bazı ülkelere güvenlik hizmetleri sağlamanın yanı sıra Mali, Orta Afrika, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde konuşlandırıldığını gösteriyor. Sivil toplum ağı Uluslararası Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim (GIATOC) tarafından bu yıl içinde Afrika’daki Wagner hakkında yayınlanan bir raporda, grubun ‘bugün Afrika’daki en etkili Rus oyuncu’ olarak nitelendirildiğini belirtti.

Washington DC merkezli Dış İlişkiler Konseyi (The Council on Foreign Relations- CFR) tarafından yayınlanan bir analiz, sızan ABD belgelerine göre, Wagner’in son on yılda en az 8 Afrika ülkesindeki operasyonları aracılığıyla birçok Afrika hükümetiyle güçlü ilişkiler kurduğunu gösteriyor. Batılı raporlar, Orta Afrika’da hükümet güçlerine yardımcı olacak yaklaşık bin 900 uzman, Libya’da çalışan yaklaşık bin 200 Wagner ajanı ve Mali ve Burkina Faso’da çok sayıda savaşçı olduğunu ortaya koyuyor. Wagner’in Sudan’daki geçmişi ise devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hükümetine kadar uzanırken, grup daha önce Sudan’daki ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ ile ilişkisini sürdürüyordu.

Acil güvenlik ihtiyacı

Wagner, Afrika hükümetlerine bulundukları ülkelerde, bazıları askeri darbelerle gelen askeri destek sağlıyor. Paris’te yaşayan Afrika meseleleri konusunda Sudanlı bir uzman olan Muhammed Turşin’in açıkladığı gibi aynı zamanda Wagner, bu ülkelerdeki askeri ve güvenlik kurumlarının zayıflığı ve ayrılıkçı eğilimlere sahip silahlı hareketlerin artması ortasında, silahlı isyancı grupları kontrol altına almaya yardımcı oluyor.

Turşin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Wagner’in başta Orta Afrika, Mali ve Burkina Faso olmak üzere bu Afrika ülkelerinden çekilmesi hususunda riskler var. Etnik, kabilesel ve ideolojik krizlerin varlığıyla birlikte güvenlik ve siyasi sıkıntılar ve çok sayıda radikal silahlı hareket ortasında baskıcı eğilimleri olan totaliter rejimler tarafından en azından şimdilik Wagner kullanımını kaçınılmaz kılıyor” dedi.

Biri Ağustos 2020’de ve diğeri Mayıs 2021’de olmak üzere art arda yaşanan iki darbenin ardından ortaya çıkan Mali’deki Askeri Geçiş Konseyi, gelecek yıl yapılacak seçimlerin ardından görevi devredeceği varsayımıyla kritik bir aşamadan geçiyor. Burkina Faso ve askeri liderleri ise yaygın güvenlik krizlerine tanık oluyor.

İki ülkedeki askeri konsey, ‘uluslararası insan hakları çerçevesi dışında faaliyet göstermekle’ karakterize edilen Wagner grubunun militanlarına giderek daha fazla güveniyor. Aynı şekilde Sudanlı uzmanın da belirttiğine göre Wagner, hükümetlere uygulanan kısıtlamalarla ilgilenmiyor ve bu nedenle herhangi bir yansımaya bakmadan sürekli olarak ihlaller uyguluyor.

Birleşmiş Milletler (BM), Mali’deki Wagner unsurlarını işkence ve tecavüz olaylarına karışmakla suçluyor. Geçen Eylül ayında bir BM çalışma grubu, ‘özel askeri ve güvenlik hizmeti sağlayıcılarının insani yardım operasyonlarına artan katılımı’ konusunda ciddi endişelerini dile getirdi. Brüksel merkezli Barış ve Güvenlik Araştırma ve Bilgi Grubu, geçen Mart ayında yayınladığı bir çalışmada, paralı askerlerin suç ve insan hakları ihlallerine karıştığını belirtti.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi Dr. Nurhan eş-Şeyh, acil güvenlik ihtiyacının, ilgili Afrika ülkelerinin çoğunluğunu, en azından öngörülebilir durumda, topraklarında Wagner’in devamına bağımlı kıldığına dikkati çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Nurhan eş-Şeyh, rolünün ‘oradaki kırılgan rejimleri istikrara kavuşturmada önemli hale geldiğini ve bu nedenle herhangi bir değişikliğin son derece maliyetli olacağını’ söyledi.

Siyasi hırs eksikliği

Mısırlı politikacı, Wagner’i Afrika askeri liderleri arasında favori yapan ikinci bir özelliğe de değinirken, “Wagner, kendisiyle sözleşme yapılan bir güvenlik şirketidir. Bu ülkelerde herhangi bir askeri veya siyasi emelleri yoktur. Batılı ülkelerin belirli hükümetleri kayırarak siyasi olarak müdahale eden hükümetleriyle iş yapılmasının aksine, Wagner’de mesele sadece para ve ekonomik çıkarlar” dedi.

Burkina Fasolu analist ve Afrika meseleleri uzmanı Muhammed el-Emin Souadgo, Vagadugu’dan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Grubun operasyonları, güvenlik çabalarının ötesine geçerek altın, ağaç kesme ve madencilik sektörlerini de kapsıyor. Altın ve elmas arama, çıkarma ve doğrudan Kremlin’e bağlı birkaç Afrika ülkesinde satma konusunda uzmanlaşmış, Wagner’e bağlı özel madencilik şirketleri var. Bunların faaliyetleri de Wagner’in çıkarına. Bu nedenle uğruna geldikleri, Ukrayna’da kendilerini finanse eden ve Rus devletinin şiddetli Batı yaptırımları karşısında tamamen çökmesine yardımcı olan çıkarlarını terk etmeyeceklerdir” dedi.

Finansal kısıtlamalarla karşı karşıya kalan Afrika hükümetleri açısından Wagner’in hizmetleri çekici bulunuyor. Bu bağlamda Souadgo, “Ödemeler genellikle madencilik hakları veya pazara erişim imtiyazları yoluyla yapılır” dedi.

Koşulsuz Rus desteği

Souadgo’ya göre Afrika ülkeleri insan hakları veya demokratik taleplerle bağlantılı olmayan Rus desteğine güvendiği için krize rağmen Rusya’nın Wagner ile işbirliği yapması kaçınılmaz. Çünkü Wagner, bu ülkelerde tek başına değil, Rusya’nın nüfuzunu güçlendirerek büyük bir hizmet sağlayan Rus askeri uzmanlarıyla birlikte çalışıyor. Burkina Fasolu analiste göre birçok analist, Wagner’den yardım isteyen bazı Afrika ülkelerinden bahsederken ve grubun lideri Yevgeniy Prigojin’in, Devlet Başkanı Putin ile arasında yaşanan son olaydan geri çekilebileceğine inanırken hata yapıyor. Muhammed el-Emin Souadgo ayrıca, “Afrika’nın farklı ülkelerine dağılan birliğin Rus devletine ve Putin’e olan sadakati, Yevgeniy’e olan bağlılığından daha fazladır. Putin’in Wagner liderinin Ukrayna’daki eylemlerinden memnun olmadığı ve ülke liderlerine Rus komutasının emri altında çalışmalarına devam etmeleri konusunda güvence verdiği yönünde haberler bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

Souadgo, “Wagner’in bazı Afrika ülkelerindeki misyonu, bugün bazı kamplarda ortaya koyulmuyor olsa da silahlanma eğitimidir. Lojistik, planlama, askeri malzeme temini ve lojistik bilgi alanlarında uzmanlaşmış Rus uzmanların bu boşluğu doldurması muhtemeldir” dedi.

Nurhan eş-Şeyh’in belirttiği gibi Wagner grubu, yakın zamanda yasal bir gri alanda faaliyet gösteren bir şirketler ve ittifaklar ağı aracılığıyla Afrika’daki etkisini genişletti. Şeyh, “Son dönemde yaşanan isyan sonucunda grupta bir yeniden yapılanma gerçekleşse bile bu, Rusya ve Ukrayna’daki liderlerin ötesine geçmeyecektir. Ayrıca çalışmalarına ve Afrikalı liderlerin kendisine olan güvenine engel olacak şekilde Afrika’ya uzanmayacaktır” şeklinde konuştu.

Batı alternatifinin zayıflığı

ABD’li siyasi analist Bobby Ghosh, son gelişmelerin Batılı ülkelere Wagner Grubu’nu ve unsurlarını faaliyet gösterdiği Afrika ülkelerinden söküp atmak için altın bir fırsat sunduğuna inanıyor. Ancak Sudanlı Turşin, ‘Batı alternatifinin zayıflığı nedeniyle, özellikle bu ülkeler Afrika’daki tüm krizlerin nedeni olduğu için, Wagner’e başvurulmasının, yönler ve isimler değişerek de olsa devam ettiğini’ dile getirdi. Turşin’e göre kıta, şu anda genel olarak Fransız ve Batı sömürgeciliğinden kurtuluş hareketinin büyümesine tanık oluyor. Bu nedenle rekabet Batı’nın çıkarına değil.

Souadgo ise “Batılı ülkeler, Afrika’yı ve Afrika yurttaşlarını tam bağımsızlık yükü altına sokan Batı sömürgeciliğinin örtüsünden kurtulmaya çalışan Afrika halklarının moralini bozmak için, medyaları aracılığıyla Wagner krizinden yararlandı. Ancak Afrika halkı, Wagner krizinin geçici askeri alanda Rusya ile olan ortaklıklarını etkilemeyeceğini çok geçmeden anladı” dedi. Afrikalıların güveninin Rusya’daki krizle sarsıldığını da kabul eden Souadgo, “Öte yandan statüko devam ederse bu, Çin, Türkiye ve Kuzey Kore ile ortaklığı genişletmek gibi Batı’nın sömürüsünden uzak, tüm küresel güçlerle çoklu ortaklıklarla özgüven yoluyla olacaktır” ifadelerini kullandı.

Diğer aktörlerin girişini engelleme

Afrikalıları Wagner ile devam eden işbirliğini tercih etmeye iten çekici yönlerden biri de silahlı isyancı gruplar gibi, bu güçlerin geri çekilmesinin neden olabileceği güvenlik boşluğundan yararlanarak, diğer aktörlerin sahaya girmesine ilişkin var olan korkudur. Kahire Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hamdi Abdurrahman, “Orta Afrika Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi, Wagner güçlerinin geri çekilmesi, silahlı isyancı gruplara daha fazla toprak kazanma ve ülkeyi istikrarsızlaştırma fırsatı verecektir. Aynı senaryo, Mali, Burkina Faso ve Wagner’in Halife Hafter liderliğindeki Ulusal Ordu’yu desteklediği Libya için de geçerli” dedi.

Abdurrahman’a göre iş daha da zorlaşabilir. Öyle ki Moskova, Wagner grubunu dağıtmaya karar verirse, Wagner’in kontrol edilemez paralı asker alt yapılarına dönüşmesi ve Moskova’nın etkisini görmezden gelerek yerel yönetimlerle kendi ilişkilerini kurması muhtemeldir.



DMO’nun deniz görevleri hakkında ne biliyoruz?

Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
TT

DMO’nun deniz görevleri hakkında ne biliyoruz?

Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz gücü, İran'ın düzenli ordusuyla paralel bir yapı olarak faaliyet gösterse de geleneksel deniz kuvvetlerinden farklı bir işlev üstlenmektedir. Örgüt, enerji ticaretinin adalar, yabancı üsler ve uluslararası deniz yollarıyla iç içe geçtiği Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın dar ve hassas sularına yönelik tasarlanmış bir doktrin üzerine inşa edildi.

Bu ortamda güç, geniş sularda yaygın konuşlanma hedefleyen büyük filo modeline değil, kıyıya yakın konuşlanmaya, hızlı botlara, füzelere ve engelleme birimlerine dayanıyor.

Resmi düzeyde ise İran Genelkurmay Başkanlığı, ordu ile DMO’nun görevleri arasında ‘paralellik’ bulunmadığını öne sürerek durumu tehditlerin niteliğinin dayattığı bir görev dağılımı olarak sunuyor.

Bununla birlikte konuşlanma haritası aynı askeri yapı içinde iki ayrı donanmanın varlığını gözler önüne seriyor. Orduya bağlı donanma Umman Denizi, Hazar Denizi ve uzak görevleri üstlenirken DMO’ya bağlı deniz gücü ABD ve müttefikleriyle en hassas sürtüşme noktaları olan Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda mevzilenmiş durumda.

dfvgthyj
İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta düzenlediği hava saldırılarının ardından İran'ın Kanark Deniz Üssü'nde görülen ve yanmakta olan bir fırkateyn (Reuters)

Bu güç, DMO’ya bağlı küçük deniz birimlerinin bataklıklar, nehir geçitleri ve kıyı ortamlarında faaliyet gösterdiği yılların ardından resmi olarak 1985 yılında İran-Irak Savaşı'nın ortasında kuruldu. Savaşın sona ermesiyle birlikte kademeli olarak DMO bünyesinde bağımsız bir deniz koluna dönüştü. Yapısı sürat botlarına, kıyı-deniz füzelerine, komando birimlerine ve sahil savunmasına dayanıyor ve geleneksel donanmalarla kıyaslandığında büyük savaş gemilerine nispeten daha az yer veriyordu.

DMO’nun deniz gücünün konumu 1999 yılından itibaren güçlendi. Yaklaşık bin 200 kilometre deniz sınırını kapsayan bir alan içinde Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki İran sularının güvenliğini sağlama görevi üstlendi. Bu görevlendirme, savaş içinde doğan gücü İran'ın en hassas deniz kozlarından birini elinde tutan bir teşkilata dönüştürdü: Küresel petrol ve doğalgaz ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu boğaz, dünya enerji piyasaları için kritik bir stratejik öneme sahip.

Beş deniz bölgesi

DMO, Arap Körfezi'ndeki operasyon sahasını beş bölgeye ayırdı. Birinci Bölge Hürmüz Boğazı'na en yakın deniz bölgesi olan Bender Abbas'ta bulunuyor ve ‘Sahibu'z-Zaman’ adıyla biliniyor. Bu bölgenin görevi boğaz içindeki savunma ve taarruz operasyonlarına odaklanıyor.

İkinci Bölge Buşehir'de bulunuyor ve ‘Nuh Nebi’ adını taşıyor. Temel görevi Hark Adası'nı korumak ve İran petrol ihracatının sürekliliğini güvence altına almak.

Üçüncü Bölge Ma'şur Limanı'nda bulunuyor ve Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Ahvaz ilinin kıyı suları olan Ma'şur'dan Şattularab'a kadar Arap Körfezi'nin kuzeyini kapsıyor. Irak'ın Fav bölgesine komşu el-Kasaba şehrindeki Erundkunar üssü bu bölgeye bağlı en önemli üsler arasında yer alıyor.

Dördüncü Bölge Aseluye’de bulunuyor ve Kiş Adası'ndan Ras Mataf'a kadar yaklaşık 350 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridini kapsıyor. Bu bölgenin önemi, İran ekonomisinin temel direklerinden biri olan ve jeolojik açıdan Katar'ın kuzey sahasıyla ortaklık içinde bulunan Güney Pars Doğalgaz Sahası’na olan yakınlığından kaynaklanıyor.

dvfgbhyjuk
DMO’ya bağlı deniz piyadeleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçmeye çalışan bir gemiye baskın düzenlerken (AFP)

Beşinci Bölge ise merkezi Bender Lengeh'te olmak üzere Birinci Bölge'nin faaliyet alanından bir kısım ayrılarak 2012 yılında kuruldu. Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları ile Siri Adası'nı kapsayan bu bölgenin faaliyet alanı Keşm Adası'nın ucundan Kiş Adası'nın batısına uzanıyor. Bu bölünmenin amacı Birinci Bölge'nin görevlerini Hürmüz Boğazı'na odaklamak ve adalar için bağımsız bir faaliyet alanı oluşturmaktı.

Bu bölgelerin her birinde hız botlarının yanı sıra kıyı-deniz füze birlikleri, bağımsız hava savunma grupları, özel kuvvetler, komando ve deniz piyade birlikleri konuşlanıyor. Bu yapı, daha büyük bir düşmanı şaşkınlığa uğratmayı hedefleyen asimetrik, yoğun ve kıyıya yakın savaşa dayalı bir denizcilik doktrinini yansıtıyor.

Sürat botları bu doktrinin omurgasını oluşturuyor. Engelleme, manevra, gemilere yaklaşma ve vur-kaç operasyonlarında kullanılıyor. Bu botlar kıyı füzeleri, insansız hava araçları (İHA), mayınlar ve elektronik harp unsurlarını kapsayan çok katmanlı bir tehdit sisteminin parçası olarak sahaya sürülüyor.

DMO’nun deniz gücü ayrıca daha büyük platformlar ile helikopter, İHA kapasitesi ve Hordad-15 ile Tabas hava sistemleri gibi gibi denizden fırlatmalı hava savunma sistemleri de geliştirdi. Tahran bu platformları DMO’nun deniz gücünü yakın sulardaki konuşlanmanın ötesine taşıma yolundaki adımlar olarak sunuyor.

Ağırlık merkezine darbe

İran donanması son savaşta gemi, üs ve deniz askeri üretim tesislerini hedef alan kapsamlı bir saldırıya maruz kaldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yürüttüğü harekâtın füze ve İHA üretim tesislerinin, deniz kapasitelerinin ve tersanelerin üçte ikisinden fazlasını hasar gördürdüğünü ya da yok ettiğini açıkladı; bu durum söz konusu çatışmanın Tahran'ın deniz ulaşımını tehdit etmek için bel bağladığı altyapıyı hedef aldığına işaret ediyor.

dfvgthyju
DMO’ya ait bir savaş botu, geçtiğimiz aralık ayında ülkenin güneyindeki Hürmüz Boğazı'nda düzenlenen askeri tatbikat sırasında (arşiv - EPA)

CENTCOM verilerine göre İran donanmasının en büyük savaş gemilerinin yüzde 92'si tahrip edildi. Maddi kayıpların yanı sıra DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin savaş sırasında hayatını kaybetmesiyle birlikte komuta kademesine de ağır bir darbe vuruldu. Tengsiri, DMO içindeki deniz baskı doktrininin önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyordu.

dfvgbhyj
Tahran'daki bir binada yer alan Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını konu alan propaganda afişi. Afişin ortasında ABD ve İsrail’in hava saldırılarında hayatını kaybeden DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin fotoğrafı ve yanında Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz kuvvetlerine karşı savaşmış İranlı tarihî şahsiyet Reis Ali Delvari yer alıyor (Reuters)

Tahran, Tengsiri'nin ölümünün üzerinden yaklaşık dört ay geçtikten sonra Ali Azmai'yi DMO Deniz Kuvvetleri’nin yeni komutanı olarak atadığını resmen duyurdu. Değişiklik, yaşanan kayıpların ağırlığı altında İran'ın deniz caydırıcılık imajının sarsıldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum yeni komutanlığın görevini hasarlı birliklerin yeniden düzenlenmesi, üs ve platform ağının onarılması ve Tahran'ın ABD ile yüzleşmede en önemli kozlarından biri olarak gördüğü sahada güvenin yeniden inşasıyla doğrudan ilişkilendiriyor.


Trump, bir yazara yönelik saldırı davasında 5,8 milyon dolar tazminata mahkûm edildi

Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
TT

Trump, bir yazara yönelik saldırı davasında 5,8 milyon dolar tazminata mahkûm edildi

Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)

ABD'li bir yargıç, jüri heyetinin ABD Başkanı Donald Trump'ın yazar E. Jean Carroll'a cinsel saldırıda bulunduğu ve itibarını zedelediği sonucuna varmasının ardından Carroll'a 5,8 milyon dolar ödenmesine karar verdi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığı habere göre Federal Yargıç Lewis A. Kaplan, dün verdiği kararla, yazara 5,8 milyon dolar ödenmesine hükmetti. Söz konusu miktar, üç yıl önce bir jüri heyetinin Trump'ın 1996 yılında başkanlık görevine başlamadan önce yazara cinsel saldırıda bulunduğu ve saldırıyı kamuoyuna açıklamasının ardından itibarını zedelediği sonucuna varmasının ardından belirlenmişti.

Yargıç Kaplan, ödemenin yanı sıra karar tarihinden itibaren biriken faizlerin de Carroll'a verilmesine karar verdi.

Carroll'ın avukatları, ABD Yüksek Mahkemesi'nin 2023 yılında verilen hukuk davası kararına yönelik temyiz başvurusunu incelemeyi reddetmesinin ardından ödemenin yapılmasını talep etmişti.

Trump'ın avukatları Yüksek Mahkeme kararının yeniden değerlendirilmesi için başvuru hazırlarken, Trump da Carroll'a yönelik saldırılarını yeniden sürdürdü.

Jüri kararı, Trump'ın katılmadığı bir duruşmanın ardından açıklandı. Carroll, duruşmada Manhattan'daki lüks bir mağazada Trump tarafından cinsel saldırıya uğradığını, ikili arasındaki dostane bir karşılaşmanın şiddet olayına dönüştüğünü anlatmıştı.

82 yaşındaki Carroll, söz konusu saldırıyı ilk kez 2019 yılında, Trump'ın başkanlığı döneminde yayımlanan anı kitabında kamuoyuna açıklamıştı. Trump ise defalarca Carroll'ı hiç tanımadığını savunmuş, onu kendi üzerinden kitap satmaya çalışmakla ve siyasi amaçlar taşımakla suçlamıştı.


Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
TT

Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)

Atlantik ötesi ilişkiler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana Avrupa liderleri ile Washington arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi ve kapsamının genişlemesiyle en karmaşık dönemlerinden birini yaşıyor. Trump, Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'nde "benzeri görülmemiş bir birlik" vurgusu yapsa da bazı müttefiklerine yönelik sert açıklamaları, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının boyutunu ortaya koydu.

İşte bugün Atlantik'in iki yakası arasındaki başlıca anlaşmazlık başlıkları:

Savunma harcamaları baskısı

Trump, NATO'nun Ankara Zirvesi'ne Avrupalı müttefiklere yönelik bir dizi eleştiriyle geldi. ABD Başkanı, İran'la yürüttüğü savaşta ittifakın ülkesine destek vermemesinden dolayı "çok öfkeli" olduğunu söyledi. Ayrıca Grönland'ın kontrolü konusundaki taleplerini yineledi ve İspanya'ya yönelik sert eleştirilerini sürdürdü.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Washington'un bağlılığı konusunda liderlere güvence vermeye çalışmasına rağmen, Trump'ın açıklamaları temel bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: ABD'nin savunma şemsiyesi hâlâ garanti altında mı?

Rutte, Trump'ın baskılarının Avrupalılar ve Kanadalıları savunma harcamalarını artırmaya yönelttiğini ve NATO ülkelerinin güvenlik için gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 5'ini ayırma taahhüdünde bulunduğunu vurgulasa da Avrupa'daki endişeler devam ediyor. Zira Washington'un taleplerinin kalıcı bir siyasi baskı aracına dönüşmesinden korkuluyor.

Bu kaygılar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in haziran ortasında Avrupa'daki Amerikan askeri varlığının altı ay içinde gözden geçirileceğini açıklamasıyla daha da arttı. Bu açıklama, kıtadaki ABD askerlerinin azaltılabileceği endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Ukrayna... dayatılan tavizler mi?

Ukrayna meselesi, Trump'ın dış politikasına ilişkin Avrupa'daki en büyük endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. ABD Başkanı, Rusya ve Ukrayna'nın "anlaşmaya varmak istediği" görüşünü tekrarlıyor. Bu açıklamalar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ve "çok iyi" olarak nitelendirdiği görüşmenin sonrasında yapıldı.

Ancak Avrupalılar, Trump'ın hızlı çözüm arayışının, Kiev'i yeterli güvenlik garantileri almadan taviz vermeye zorlayabileceğinden endişe ediyor.

Tarafların uzlaşmaya hazır olduğuna dair somut işaretlerin bulunmadığı bir dönemde Avrupa ülkeleri, yeni askeri yardım paketleri ve yenilenen siyasi taahhütlerle Ukrayna'ya desteklerini yinelemeye çalışıyor.

İran savaşı

ABD ve İsrail'in İran'la savaşı, Trump ile Avrupalı müttefikleri arasında yeni bir gerilim kaynağına dönüştü. ABD ve İsrail'in şubat sonunda İran'a yönelik saldırılarından bu yana Trump, çatışmadan uzak duran Batılı ülkeleri daha sık eleştirmeye başladı.

Trump, Ankara'da yaptığı açıklamada, NATO'dan memnun olmadığını belirterek, müttefiklerin İran karşısında "kendilerine yardım etmek istemediğini" söyledi ve İran'ı "terörizmi destekleyen başlıca ülke" olarak nitelendirdi.

Bu anlaşmazlık, Atlantik dayanışmasının NATO'nun geleneksel coğrafyasının dışındaki sınırlarını ortaya koyuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupalılar, kendileriyle önceden koordine edilmediğini düşündükleri ve özellikle enerji ile deniz ulaşımı alanındaki güvenlik ve ekonomik çıkarlarına zarar verebilecek bir savaşa dahil olma konusunda temkinli davranıyor.

Trump ise Avrupa'nın tutumunu, stratejik bir karşı karşıya gelme anında Washington'u yalnız bırakmak olarak değerlendiriyor.

İspanya tehdidi

İspanya, son haftalarda Trump'ın Avrupalı müttefiklerine yönelik doğrudan eleştirilerinin başlıca hedefi oldu. Trump, İspanya'yı "kaybedilmiş bir dava" olarak nitelendirdi ve NATO içindeki savunma harcamalarına yeterince katkı sağlamamakla suçladı. Daha sonra ABD'nin İspanya ile tüm ticari ilişkileri durdurabileceğini söyledi.

Madrid ile Washington arasındaki anlaşmazlık, ittifak içinde savunma yükünün paylaşımı tartışmasından, NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye yönelik doğrudan ekonomik tehdide dönüştü.

Bu konu, İspanya'nın İran savaşı konusundaki tutumuyla da bağlantılı hale geldi. Madrid'in ABD operasyonlarına destek vermeyi reddetmesi, Trump'ın gözünde onu savunmaya yeterince katkı sağlamayan ve Washington'a askeri destek vermeyen bir Avrupa müttefiki konumuna getirdi.

Grönland'ın egemenliği

Trump, kendisi için "önemli bir mesele" olarak nitelendirdiği Grönland konusunu yeniden gündeme taşıdı ve Danimarka'ya bağlı adanın ABD için "çok önemli" olduğunu vurguladı.

Açıklamalar, Trump'ın yıl başında Grönland'ı gerekirse güç kullanarak ele geçirme tehdidinde bulunmasının ardından Kopenhag ile yaşanan gerilimi yeniden canlandırdı. Trump, haftalar süren sert söylemlerin ardından bu çıkışlarından geri adım atmıştı.

Avrupalılar açısından mesele yalnızca Grönland ile sınırlı değil; ittifak içindeki egemenlik ilkesiyle ilgili. Danimarka NATO üyesi ve Grönland, Danimarka Krallığı içinde özerk bir bölge statüsünde.

Bu nedenle Trump'ın açıklamaları, Washington'un stratejik çıkarlarının bunu gerektirdiğini düşündüğü durumlarda müttefiklerin de ABD baskısının hedefi haline gelebileceği yönündeki geniş kaygıları artırdı.

Diego Garcia Üssü

Trump, Mauritius ile Chagos Adaları konusunda yapılan anlaşma nedeniyle İngiltere ile karşı karşıya geldi. ABD Başkanı, Hint Okyanusu'ndaki stratejik öneme sahip İngiliz-Amerikan askeri üssü Diego Garcia'dan "vazgeçilmesi" konusunda uyarıda bulundu.

Anlaşmazlık, üssün özellikle İran'a yönelik Ortadoğu askeri planlamasındaki rolü nedeniyle daha hassas bir boyut kazandı.

Bu konu Londra'yı zor bir durumda bırakıyor: İngiltere bir yandan Chagos Adaları üzerindeki uzun süreli egemenlik anlaşmazlığını çözmeye çalışırken, diğer yandan Diego Garcia'nın ABD-İngiltere askeri yapısındaki önemini korumak istiyor.

Trump ise üssün statüsündeki herhangi değişikliği katı bir güvenlik perspektifinden değerlendiriyor ve bunu Washington'rn askeri çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak niteliyor.

Meloni'nin fotoğrafı

Trump, geçen ay Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için "yalvardığını" iddia ederek Roma ile diplomatik bir kriz yaşanmasına neden oldu.

Meloni bu iddiayı reddederek "uydurma" olarak nitelendirdi. Açıklamalar İtalya'da, Washington'a yakın Avrupalı bir müttefike yönelik kişisel ve siyasi bir hakaret olarak değerlendirildi.

Anlaşmazlık görünüşte kişisel bir tartışma gibi görünse de Trump'ın Avrupalı liderlerle ilişkilerindeki daha geniş bir yaklaşımı yansıtıyor. Diplomatik hesapların kişisel saldırılarla iç içe geçmesi, siyasi olarak kendisine yakın hükümetlerle bile ikili ilişkiler üzerinde olumsuz etki yaratıyor.

Gümrük vergileri

Güvenlik alanındaki anlaşmazlıkların yanı sıra Trump'ın Avrupa Birliği'ne yönelik ticari tehditleri, Atlantik ötesi ticaret savaşı endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Brüksel açısından Washington'un savunma talepleri ekonomik baskılardan ayrı değerlendirilmiyor: Müttefiklerden daha fazla savunma harcaması yapmaları, piyasalarını daha fazla açmaları ve yapay zekâ ile sosyal medya şirketlerinin özgürlüğü gibi alanlarda ABD'nin temel tercihleriyle karşı karşıya gelmemeleri bekleniyor.

Bu durum, Trump yönetimiyle ilişkileri daha karmaşık hale getiriyor. Gerilimler artık yalnızca NATO, Ukrayna veya İran dosyalarıyla sınırlı değil; ticaret, gümrük vergileri ve tedarik zincirlerine de uzanıyor. Bu da Avrupa'da Washington'un güvenlik ve ekonomi araçlarını birlikte kullanarak, kendi gündemini dayattığı yönündeki algıyı güçlendiriyor.