Mide mikropları hakkında 6 gerçek

Dünya popülasyonunda en yaygın mikrop Helikobakterler

Mide mikropları hakkında 6 gerçek
TT

Mide mikropları hakkında 6 gerçek

Mide mikropları hakkında 6 gerçek

Helikobakter pilori (Helicobacter pylori) dünya popülasyonunda en çok enfekte eden mikrop olarak biliniyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) en güncel seyahat sağlık yönergelerini bir arada toplayan Sarı Kitap’ının (CDC Yellow Book) 2024 baskısında, CDC “Helikobakter pilori, dünya çapında en yaygın kronik bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi bu enfeksiyonla enfekte olmuştur ve gelişmekte olan ülkelerde daha yaygındır. Kısa süreli gezginlerin seyahat yoluyla helikobakter pilori kapma riski düşük olsa da gurbetçiler ve uzun süreli gezginler daha fazla enfeksiyon riski altında olabilir” ifadelerine yer verildi.

Spiral Bakteri

Tek başına bu gerçek, bu mikropla ilgili diğer gerçeklerin öğrenilmesinin önemini vurgulamak için yeterli olabilir. İşte bu konuda 6 önemli gerçek:

1- Helikobakter pilori’nin varlığı 1982 yılına kadar öğrenilemedi ancak modern tıbbi istatistikler, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 70’inin üst sindirim sistemlerinde kronik olarak bu bakteriye sahip olduğunu ve bu durumun onu dünyadaki en yaygın mikrop halinde getirdiğini gösterdi. Mayo Clinic’in bir raporundaki gastroenterologlar “Helikobakter pilori ile enfekte olan çoğu insanda belirti veya semptom görülmez. Birçok insanın neden semptom geliştirmediği açık değil. Bununla birlikte bazı insanlar, helikobakter pilori’nin zararlı etkilerine karşı daha büyük bir dirençle doğmuş olabilir” ifadelerine yer verdi.

Birçok tıbbi kaynak, bu enfeksiyonun çoğunlukla çocukluk döneminde ortaya çıktığını belirtti. Bu kaynaklar, hastalığa yakalananların çoğunun (yüzde 90’ının) hastalığa ilişkin herhangi bir belirti veya semptoma sahip olmadığını dolayısı ile mikrobu taşıyan çoğu insanın bunun farkına varmadığını bildirdi.

2- Mide mikrobu enfekte kişide, tükürükte, kusmukta veya dışkıda bulunur. Bu nedenle helikobakter pilori genellikle kişiden kişiye, enfekte bir kişinin tükürüğü, kusmuğu veya dışkısı ile doğrudan temas yoluyla bulaşır. Örneğin, bu bakteri ile kontamine olmuş yiyeceğin yenmesi veya suyun içilmesi yoluyla yayılabilir. Johns Hopkins doktorları “Sağlık uzmanları, helikobakter pilori enfeksiyonunun nasıl yayıldığını kesin olarak bilmiyor. Bu mikrobun kişiden kişiye öpüşme gibi oral temas yoluyla bulaşabileceğine inanılıyor. Hasta bir kişinin kusmuğu veya dışkısı ile temas yoluyla da bulaşabilir. Bu durum, güvenli bir şekilde temizlenmemiş veya pişirilmemiş yiyecekler yerseniz veya bu bakterilerle kontamine olmuş su içmeniz halinde de yaşanabilir” ifadelerine yer verdi. Tıbbi kaynaklar, gelişmiş ülkelerde helikobakter pilori enfeksiyonunun çocukluk döneminde alışılmadık bir durum olduğunu ancak yetişkinlikte daha yaygın hale geldiğini buna karşılık, sınırlı kaynaklara sahip ülkelerde çoğu çocuğun 10 yaşından önce helikobakter pilori ile enfekte olduğu ortaya çıkardı.

Ülser ve mide kanseri

3- Helikobakter pilori enfeksiyonu üst sindirim sisteminde (özellikle mide ve onikiparmak bağırsağında) ülser veya enfeksiyon riskini arttıran bir faktördür. Tam olarak, helikobakter pilori ile enfekte olan kişilerin yaklaşık yüzde 10’u ülser geliştirir.

Peptik ülser, midenin veya ince bağırsağın ilk kısmında bir ülserdir. Mide ülserlerinin en önemli komplikasyonlarından biri, mide veya onikiparmak bağırsağındaki ülserler ya da her ikisinde de iltihaplanma sonucu mide kanamasının meydana gelmesidir. Mide kanaması ya kanlı kusmaya ya da siyah dışkıya neden olabilir ayrıca kanama yavaş ve uzun süre devam ederek kansızlığa neden olabilir. Sadece bununla yakımıyor, buna ek olarak, üst sindirim sisteminin dokularındaki varlığı, hazımsızlık, mide ağrısı, şişkinlik ve diğer bir dizi rahatsız edici semptoma neden olabilir.

4- Uzun vadede mide mikropları ile enfeksiyon, üst sindirim sisteminin bir bölümünde kanser riskinin artmasıyla ilişkilendirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), helikobakter piloriyi kanserojen faktör olarak sınıflandırır.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, söz konusu bakterinin midede bulunmasının, mide kanserinin en yaygın türü olan mide adenokarsinomu için bilinen en güçlü risk faktörü olduğunu belirtti. Bu bakteri ile enfekte olan kişilerde, enfekte olmayan kişilere kıyasla, mide kanseri ve MALT (mukoza ilişkili lenfoid doku) lenfoma riski 6 kata kadar fazla görülür. Tıbbi kaynaklar, helikobakter pilori bulaşmış kişilerin yalnızca yüzde 1 ila 3’ünün kötü huylu komplikasyonlar geliştirmesine rağmen, bakterilerin toplam küresel kanser sayısının yüzde 15’ine yol açtığını gösterdi. Tam olarak, tüm mide kanserlerinin yüzde 8’u kısmen helikobakter pilori enfeksiyonuna ilişkilendirilebildi. Buna göre, gastroenteroloji ile ilgili tüm büyük uluslararası tıbbi kuruluşlar, helikobakter pilori testi pozitif çıkan ve gastrointestinal semptomlara veya hastalığı olan kişilerde söz konusu bakterinin yok edilmesi önerisinde bulundu.

Semptomlar ve tanı

5- Helikobakter pilori enfeksiyonunun üst gastrointestinal sistemdeki olası semptomlarına dikkat edilmesi gereklidir. Mayo Clinic’teki gastroenterologlar, helikobakter pilori enfeksiyonu belirtileri veya semptomları ortaya çıktığında, bunların genellikle gastrit veya peptik ülser ile ilişkili olduğunu belirtti. Uzmanlar ayrıca, midede (karın) ağrı veya yanma, mide boşken kötüleşebilen mide ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, sık geğirme, şişkinlik ve kasıtsız kilo kaybı gibi bir dizi semptoma dikkat çekti.

Ayrıca “Gastrit veya peptik ülser belirtisi olabilecek herhangi bir belirti veya semptom fark ederseniz doktorunuza görünün. Uykudan uyandırabilecek şiddetli veya sürekli mide (karın) ağrısı, kanlı veya siyah dışkı, kanlı, siyah veya kahve telvesi gibi görünen kusma gibi belirtilere sahipseniz derhal bir doktora görünün” ifadelerini de sözlerine eklediler.

6- Kişide yukarıda belirtilen semptomlar yani, kronik mide ağrısı, mide bulantısı, aktif mide/onikiparmak bağırsağı ülseri veya önceden peptik ülser öyküsü varsa, helikobakter pilori testi yapılması önerilir. Kişide semptom yoksa, doktor tavsiye etmedikçe helikobakter pilori testi genellikle önerilmez. Helikobakter pilori enfeksiyonunu teşhis etmenin birkaç yolu vardır. En sık kullanılan testler şunları içerir:

-Nefes testleri: Üre Nefes Testleri (Urea Breath Tests) adı biliyor. Bu testlerde, kişi helikobakter pilori bakterisi tarafından parçalanan bir madde içeren özel bir solüsyonu içer. Daha sonra bu ayrışmanın ürünleri, eğer bakteri varsa parçalanma gerçekleşmişse, nefeste tespit edilebilir. Ancak, analizin mide asidi üretimini azaltan ilaçlara 14 gün, bu bakterileri tedavi etmek için antibiyotiklere 4 hafta ara verildikten sonra yapılmasına dikkat edilmelidir.

-Dışkı Antijen Testi: Dışkıda helikobakter pilori proteinlerinin varlığını saptamak için testler mevcuttur.

-Kan testleri: Kan testlerinde, vücudun bağışıklık sisteminin helikobakter pilori bakterisinin varlığına yanıt olarak geliştirdiği belirli antikorlar (proteinleri) saptanabilir. Bununla birlikte, özellikle aktif bir vakanın kapsamı hakkında tıbbi geri bildirimleri bu testin kullanımını sınırlar.

*Biyopsi örneği: Bu mikrobun varlığını saptamak için mikroskobik inceleme yapılırken midenin iç yüzeyinden (gastroskopi yaparken) bir doku örneği alınabilir.

“Pilori enfeksiyonu ülser veya enfeksiyon gelişme riskini artırır… Üst sindirim sisteminin bir bölümünde kanser gelişmesi mümkün.”

Mide mikrop enfeksiyonunun tedavisi... Yok olmasını sağlamak için dikkatli bir programın adımları

Mide mikrop enfeksiyonu teşhis edildikten sonra, doktorlar kişinin sağlık durumunu gözden geçirir. Zira ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tavsiyelerinde “Asemptomatik enfeksiyonlar genellikle tedavi gerektirmez. Tedavi bireysel olarak belirleniyor ve tedavi, bu mikrop ile enfekte olmaları durumunda oniki parmak bağırsağı veya midede aktif ülserlerden muzdarip hastalar içindir” ifadeleri yer alır.

Tedavi programının bileşenlerinin temeli, hastanın diğer ilaçların yanı sıra tedavi programı sırasında birlikte alınan iki tür antibiyotik kullanmasına dayanır. Mayo Clinic’teki gastroenterologlar “Helikobakter pilori enfeksiyonu genellikle aynı anda iki farklı antibiyotik ile tedavi edilir. Bu, bakterilerin belirli bir antibiyotiğe direnç geliştirmesini önlemeye yardımcı olur” ifadelerini kullandı.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, standart ve ideal tedavinin Dörtlü Terapi (Quadruple Therapy) programı olduğunu ancak bir de Üçlü Terapi (Triple Therapy) programının bulunduğunu belirtti.

İlaçların miktar, doz sayısı ve gerekli sürede alınmasında uyum sürecini sağlamak için hastanın doktorun kendisine önerdiği ve belirlediği tedavi programının içeriğini bilmesinin önemini anlaması gerekir. Zira bu uyum, söz konusu bakterilerin üst sindirim yolundan tamamen atılmasını sağlamak için başarılı tedavinin anahtarını teşkil eder. Vakalar dünya çapında artarken, doktor hasta arasındaki uyumsuzluk, bakterileri yok etmedeki yüksek başarısızlık oranlarının ve antibiyotiklere karşı bakteriyel direnç vakalarının ortaya çıkmasının ana nedenini oluşturur.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne göre, dörtlü terapi programı şunları içerir:

- Proton pompa inhibitörleri (PPİ) kategorisinden veya Histamin H2-reseptör blokörleri (H2-Blocker) kategorisinden ilaç türlerinden biri kullanılır. Her ikisi de üst sindirim sisteminin astarındaki yaraları veya enfeksiyonları iyileştirme fırsatı vermek ve ayrıca bu vahşi bakterileri ortadan kaldırmak için antibiyotiklerin etkisini teşvik etmek mide asidi üretimini azaltmayı amaçlar. Mide asidi üretimini azaltmada temin edilebilirse en iyisi ‘proton pompası inhibitörü’ kategorisindeki ilaçlar olur. Bu ilaçlar Histamin H2-reseptör blokörleri (H2-Blocker) daha etkili ve güçlüdür. Proton pompası inhibitörleri arasında omeprazol (Prilosec), esomeprazol (Nexium), lansoprazol (Prevacid) ve Prevacid(Protonex) yer alır.

- Bizmut (Bismuth) ilacı. Mide astarını koruyan bir ilaç sınıfındadır. Bu ilaçlar midenin iç yüzeyini asitten korur ve bakterileri öldürmeye yardımcı olur. Yani ülseri örterek ve mide asidinden koruyarak çalışır.

- Metronidazol (Metronidazole) antibiyotiği.

- Tetrasiklin (Tetracycline) antibiyotiği.

Üçlü terapi aşağıdaki unsurlardan oluşur:

- Proton pompa inhibitörleri (PPİ) sınıfından bir ilaç.

- Klaritromisin (Clarithromycin) antibiyotiği.

-  Amoksisilin (Amoxicillin) antibiyotiği veya Metronidazol (Metronidazole) antibiyotiği.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, tedavi programının süresi ile ilgili olarak “Daha uzun tedavi süreleri (7 güne karşı 14 gün) daha yüksek oranda mikrobu yok etme başarısı sağlıyor. Daha yakın zamanlarda, özellikle antibiyotiğe dirençli vakalar için Rifabutin kullanılan kombinasyon tedavileri de kullanılabilir hale geldi” ifadelerine yer verdi.

Mayo Clinic’teki gastroenterologlar son olarak “Doktorunuz tedavinizden en az 4 hafta sonra tekrar helikobakter pilori testi yapılmasını önerebilir. Testler, tedavinin enfeksiyonu ortadan kaldırmada etkili olmadığını gösterirse, farklı bir antibiyotik grubu kullanarak başka bir tedaviye ihtiyacınız olabilir” ifadelerini kullandı.



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health