Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlamasının üzerinden 500 gün geçti

Ukraynalılar, dün Rusya'nın batıdaki Lviv kentine düzenlediği füze saldırısında hayatını kaybeden anne ve kızının cenaze törenine katıldı (EPA)
Ukraynalılar, dün Rusya'nın batıdaki Lviv kentine düzenlediği füze saldırısında hayatını kaybeden anne ve kızının cenaze törenine katıldı (EPA)
TT

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlamasının üzerinden 500 gün geçti

Ukraynalılar, dün Rusya'nın batıdaki Lviv kentine düzenlediği füze saldırısında hayatını kaybeden anne ve kızının cenaze törenine katıldı (EPA)
Ukraynalılar, dün Rusya'nın batıdaki Lviv kentine düzenlediği füze saldırısında hayatını kaybeden anne ve kızının cenaze törenine katıldı (EPA)

Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaş başlatmasının üzerinden 500 gün geçerken son zamanlarda Ukrayna karşı saldırılarını artırdı, Rus paralı savaşçıların Moskova yönetimine isyanıyla kanlı bir iç çatışmanın eşiğinden dönüldü.Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in talimatıyla başlayan savaş, özellikle Donbas bölgesinde şiddetini sürdürüyor.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Putin, 24 Şubat 2022'de sabahın erken saatlerinde televizyondan "Ukrayna'da özel askeri operasyon" başlattıklarını açıkladı.
"Özel askeri operasyonun" gerekçesini anlatan Putin, sözde ayrılıkçı yönetimlerin Rusya'dan askeri yardım talebinde bulunduğunu bildirdi. Putin, "Operasyonun amacı 8 yıldır Kiev rejimi tarafından istismara, soykırıma maruz kalan insanları korumaktır. Rusya Federasyonu vatandaşları da dahil olmak üzere sivillere karşı çok sayıda kanlı suç işleyenleri adalete teslim etmenin yanı sıra Ukrayna'nın Nazizm'den ve militarizmden arındırılması için çaba göstereceğiz." ifadelerini kullandı.

Ukrayna'ya giren Rus askeri Kiev'i kuşattı
Rus askeri birlikleri, Ukrayna'nın Donetsk ve Luhansk bölgelerinden Kiev yönetiminin kontrolündeki bölgelere, aynı anda Rusya sınırından Harkiv, Sumi ve Çernigiv bölgelerine, Belarus üzerinden Çernobil bölgesine girdi.

Kırım üzerinden de Herson ve Melitopol bölgelerine doğru asker çıkaran Rus ordusu, hava ve karadan asker sevk ettiği Kiev'i kuşatma altına aldı.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf:AA

Rus ordusu, 28 Şubat 2022'de, nükleer ve hipersonik silahlarını içeren stratejik caydırıcı güçlerini özel savaş görevi durumuna geçirdi.

Kiev ve Çernigiv bölgelerinden çekilme
Savaşın ikinci ayında Kiev ve Çernigiv bölgesinden Rus askerleri geri çekildi. Kiev yönetimi, birkaç gün sonra Rus askerlerinin çekildiği Buça ve İrpin şehirlerinde Rusya'yı katliam yapmakla suçladı. Rusya, iddiaların provokasyon olduğunu savundu.

Ardından Donetsk bölgesine bağlı Kramatorsk şehrindeki tren istasyonuna füze saldırısı düzenlendi. Saldırı sonucunda 50'den fazla kişi öldü, 100'den fazla kişi yaralandı. Ukrayna ve Rusya karşılıklı olarak birbirini suçladı.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Ruslar, ilk aylarda Berdyansk ardından Mariupol şehirlerini kontrolü altına alarak Ukrayna'nın Azak Denizi ile bağlantısını tamamen kesti.

Savaş, Ukrayna'nın doğusuna kaydı
Nisanda Ukrayna'nın doğusunda çatışmaları yoğunlaştıran Ruslar, "Donbas'ı özgürleştirmek" amacıyla Donetsk ve Luhansk bölgesindeki bazı yerleşim yerlerini ele geçirdi ancak çok büyük ilerleme sağlayamadı.

Rus ordusu, Ukrayna'daki stratejik hedeflere yönelik sık sık uzun menzilli, yüksek hassasiyetli füzeler kullandı. ABD ve Avrupa ülkeleri, Ukrayna'ya silah desteğini artırdı. Rus ordusunun Ukrayna topraklarındaki ilerleyişi durma noktasına geldi.

Ukrayna güçleri de Rus ordusunun kontrolüne giren şehir merkezlerine saldırılar düzenlemeye devam etti. Rus ve Ukrayna ordusunun karşılıklı saldırılarında sivil kayıplar yaşandı.

Rus amiral gemisi "Moskova" batırıldı
Ukrayna, 13 Nisan'da Karadeniz'de Rus Karadeniz Filosu'na ait "Moskova" isimli amiral gemisini vurduğunu açıkladı. Rus tarafı, geminin çıkan yangın sırasında gövdesinde mühimmat patlaması sonucu hasar aldığını ve battığını duyurdu.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Yılan Adası'ndan çekilme
Liman şehirleri Odessa ve Mıkolayiv bölgelerini de hedef alan Rusya, Karadeniz'de stratejik konuma sahip Yılan Adası'nı ele geçirdi. Haziran sonunda Rusya, adadan çekildiğini bildirdi. Ukrayna ise Rus askerlerini adadan çıkardıklarını duyurdu.

Öte yandan, Odessa açıklarına yerleştirilen mayınlar, zamanla koparak rüzgar ve akıntının etkisiyle Karadeniz'e dağıldı.

Harkiv bölgesi, yeniden Kiev'in kontrolüne girdi
Ukrayna'nın kuzeyindeki Sumi ve çevresi, haziranda yeniden Kiev yönetiminin kontrolüne girdi.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Güç toparlayan Ukrayna ordusu, eylülde ülkenin ikinci büyük şehri Harkiv'de saldırı düzenine geçtiğini duyurdu. İzyum, Balakliya ve Kupyansk gibi büyük şehirlerin yanı sıra 300'den fazla yerleşim biriminin kontrolü Kiev yönetimine geçti. Rusya, bu bölgelerden çekildiğini açıkladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ordusunun karşı saldırıya geçtiği dönemde yaklaşık 6 bin kilometrekare toprağın Ruslardan alındığını dile getirdi. Savaş boyunca Rus güçlerince ele geçirilen 2000'e yakın yerleşim yerinde Ukrayna kontrolü tekrar sağladı.

Gıda krizini önleyecek tahıl anlaşması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde 22 Temmuz 2022'de Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler (BM) arasında dünyadaki olası bir gıda krizini önleyecek "Tahıl ve Yiyecek Maddelerinin Ukrayna Limanlarından Emniyetli Sevki Girişimi Belgesi" imzalandı.

Rus siyaset uzmanı Dugin'in kızına bombalı saldırı
Rusya'nın tanınmış siyaset uzmanı Aleksandr Dugin'in kızı Darya Dugina, 20 Ağustos'ta Moskova'da bulunduğu arabanın infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), olayın arkasında Ukrayna özel servislerinin olduğunu tespit ettiklerini bildirdi.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Rusya'da kısmi seferberlik ilanı
Putin, 21 Eylül'de kısmi seferberlik ilan etti. Seferberlik yoluyla 300 bin Rus vatandaşı, Ukrayna'da savaşmak üzere askerlik hizmetine alınırken bazı kesimler ülkeyi terk etti.

Rusya ile Ukrayna arasındaki esir değişimi ve Türkiye'nin rolü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Zelenskiy ile yürüttüğü diplomasi trafiği sonucunda 22 Eylül'de Rusya ile Ukrayna arasında 200 savaş esirinin mübadelesinin yapıldığını bildirdi. En kapsamlı değişim, Türkiye'nin yürüttüğü diplomasi trafiğiyle gerçekleşti ve değişimler arttı.

Bu kapsamda, Putin'e yakınlığıyla bilinen Ukrayna ana muhalefet partisi lideri Viktor Medvedçuk da Rusya'ya teslim edildi.

Zelenskiy’in Erdoğan ile İstanbul’da yaptığı son görüşmede de esir değişimi konusu etraflıca ele alındı.

Donbas, Zaporijya ve Herson'da referandum ve ilhak
Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson'da eylül sonunda Rusya'ya katılım için sözde referandumlar yapıldı. Yasa dışı referandumlara katılanların çoğunluğu ilhak kararına "evet" dedi.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Referandumların hemen ardından 30 Eylül'de Putin, Ukrayna'nın Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin Rusya tarafından ilhak edilmesine yönelik anlaşmaları imzaladı. Böylece Rusya, Kırım'dan sonra Ukrayna topraklarının yüzde 15'ini daha yasa dışı ilhak etmiş oldu.

Zaporijya Nükleer Santrali'ndeki tehlike
Avrupa'nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya Nükleer Santrali'ni 4 Mart'ta Ruslar ele geçirdi.

Zaporijya’nın ilhakıyla Putin, imzaladığı kararnameyle santralin Rusya'ya ait olduğunu duyurdu. Santralin çevresinde sık sık topçu saldırıları yaşandı. Zelenskiy, Rusların santralin çatısına patlayıcıya benzer maddeler yerleştirdiğini ileri sürerken, Kremlin, Kiev’in Zaporijya’ya sabotaj tehdidinde bulunduğunu savundu.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), santralde şimdiye kadar herhangi mayın ve patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Ukrayna ve Rusya, nükleer tehlike doğuran saldırılar konusunda birbirini suçluyor.

Kerç Boğazı'ndaki Kırım Köprüsü'nde patlama
Rusya ile Kırım arasında yer alan köprüdeki kamyonda 8 Ekim'de meydana gelen patlama sonucu 3 kişi hayatını kaybetti ve köprüde büyük hasar meydana geldi. FSB, patlamayla ilgili 8 kişiyi gözaltına aldı.

Putin'in 2018'de resmi açılışını yaptığı ve "Kırım" ismiyle de anılan köprü, Kırım ile kara yolu bağlantısını sağlaması dolayısıyla Rusya için stratejik öneme sahip.

Sivastopol'da Rus donanmasına saldırı
Ukrayna'nın, Sivastopol'da geçen yıl 29 Ekim'de Rus donanmasına yönelik saldırı düzenlediği bildirildi.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Rusya, saldırıda zarar gören gemilerin tahıl anlaşması kapsamında oluşturulan koridorun güvenliğinin sağlanması sürecinde yer aldığını belirtti.

Rusya Savunma Bakanlığı, 24 Mayıs'ta Karadeniz’de Ukrayna’nın insansız deniz araçlarıyla Mavi Akım ve TürkAkım’ın güvenliğini sağlayan Rus gemisine saldırı girişiminde bulunduğunu açıkladı.

Ukrayna donanmasının son savaş gemisi imha edildi
Öte yandan, Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, mayıs sonunda Rus Hava ve Uzay Kuvvetlerinin Odessa Limanı'nda demirli Ukrayna donanmasına ait son savaş gemisini imha ettiğini bildirdi.

Doğal gaz boru hatlarına yönelik sabotajlar
Geçen yıl ekim ayında Avrupa'ya doğal gaz sağlayan Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 doğal gaz boru hatlarına yönelik sabotajlar sonunda sızıntıların meydana geldiği açıklandı. Türkiye'ye gaz gönderilen TürkAkım boru hattına yönelik de sabotaj girişimleri önlendi.

Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik füze saldırıları
Kırım Köprüsü'ndeki patlamanın ardından Rusya, Ukrayna'daki füze saldırılarını artırdı. Özellikle ülkenin enerji altyapısını hedef alan Rus ordusunun saldırılarının ardından ülke genelinde elektrik kesintileri başladı.

Rusya, ilhak ettiği Herson'dan geri çekildi
Ukrayna, Avrupa ve ABD'nin silah desteğiyle 29 Ağustos'ta Herson'u kurtarmak için karşı saldırı başlattığını duyurdu.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Yasa dışı ilhak ettiği Herson'daki vatandaşların büyük çoğunluğunu başka bölgelere tahliye eden Rusya, 9 Kasım'da Herson şehrindeki savunma hattının Dnipro Nehri'nin sol yakasına çekileceği kararını açıkladı. Bu şekilde Rus askerleri, Herson şehir merkezinden çekilmiş oldu.

Polonya'daki füze krizi
NATO üyesi Polonya'ya 15 Kasım'da füze düşmesi, tüm dünyanın dikkatini buraya çekti. Polonya'nın Ukrayna sınırındaki Przewodow köyüne kaynağı bilinmeyen bir füzenin düştüğü ve 2 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Füzenin Rusya'ya ait olduğu iddia edildi. Rusya, suçlamaların kasıtlı provokasyon olduğunu duyurdu. NATO ve Pentagon da füzelerin Rusya'ya ait olduğunu teyit etmedi.

Füzenin, Ukrayna güçleri tarafından bir Rus füzesini engellemek için ateşlendiği ortaya çıktı.

Tahıl anlaşmasının süresi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın girişimiyle uzatıldı
Rusya, "Kırım Köprüsü ve Sivastopol deniz üssüne Ukrayna'nın saldırısını" gerekçe göstererek tahıl anlaşmasını askıya almak istedi ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın girişimiyle sorun çözüldü. Anlaşmalar 120 günlük periyotlarla yinelendi. Son olarak yine Erdoğan’ın girişimiyle 17 Mayıs’tan itibaren 60 gün uzatılan anlaşmanın tekrar uzatılması için çabalar sürüyor.

Koridordan 33 milyon tona yakın tahıl çıkarıldı
Türkiye'nin çabası uluslararası kamuoyunda övgüyle karşılandı. Anlaşma sayesinde 33 milyon tona yakın tahıl ihtiyaç sahiplerine ulaştı. Ayrıca Erdoğan ve Putin, yoksul ülkelere gübre ve tahıl gönderilmesi konusunda anlaştı.

Rusya'nın iç bölgelerindeki askeri tesislere Ukrayna saldırısı
Ukrayna, 5 Aralık'ta Rusya'nın Ryazan bölgesindeki Dyagilevo ve Saratov bölgesindeki Engels askeri havaalanlarına İHA'larla saldırı girişiminde bulundu. Ertesi gün de Kursk kentinde bulunan askeri havaalanındaki petrol depolama tesisine İHA ile saldırı düzenlendi.

Yılbaşındaki saldırılar
Rus ordusu tarafından 2022'nin son gecesi başta Kiev olmak üzere Çernigiv, Sumi, Hmelnitski, Donetsk, Zaporijya, Mıkolayiv ve Herson'a hava ve füze saldırıları düzenlendi. Saldırılarda enerji altyapıları hasar gördü.

Moskova'da stratejik binaların çatılarına savunma sistemleri yerleştirildiğine ilişkin görüntüler sosyal medyaya yansıdı.

Ukrayna ordusu da yılbaşında Donetsk bölgesinde Makeyevka yakınlarında Rus birliklerinin geçici konuşlandığı bir noktaya çoklu roketatar sistemiyle saldırdı. Rusya, buna misilleme olarak Kramatorsk'a saldırı yaptı. İki taraf da yüzlerce asker kaybetti.

Noel dönemi Rusya geçici ateşkes ilan etti
Rusya, Ortodoksların Noel döneminde dini törenlere katılabilmesi için Ukrayna'ya ateşkes çağrısında bulundu. Putin, 6 Ocak saat 12.00'den itibaren 36 saatliğine uygulanması için tek taraflı geçici ateşkes ilan etti.

Ukrayna ise ateşkes için önce Rusya'nın ele geçirdiği bölgeleri terk etmesi gerektiğini bildirerek ateşkesi dikkate almadı.

Operasyonun başına Rusya Genelkurmay Başkanı getirildi
Ocak başında Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Ukrayna'daki özel askeri operasyondan sorumlu Müşterek Askeri Kuvvetlerin başına getirildi. Müşterek Askeri Kuvvetlerin önceki komutanı ve Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Sergey Surovikin ile Kara Kuvvetleri Komutanı Oleg Salyukov ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı Aleksey Kim de Gerasimov'un yardımcıları olarak atandı.

Rus uçakları ABD İHA'sını Karadeniz'de düşürdü
Savaşın başından beri Karadeniz üzerinde insansız hava aracı (İHA) uçuran ABD’ye ait bir MQ-9 model İHA, Rus Su-27 uçaklarının taciziyle irtifa kaybetti ve denize düştü.

Kremlin'e İHA saldırıları yapıldı
Kremlin, 3 Mayıs'ta Ukrayna'nın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kremlin Sarayı'ndaki konutuna gece İHA'larla saldırı girişiminde bulunduğunu bildirdi. Ukrayna yönetimi ise saldırılara ilişkin bilgileri bulunmadığını duyurdu.

Uzun süre kuşatılan Bahmut, Wagner tarafından ele geçirildi
Donetsk bölgesinde Kiev yönetiminin kontrolünde bulunan Bahmut şehrini geçen seneden beri kuşatan Rus paralı savaşçı grubu Wagner, 21 Mayıs’ta şehri tamamen kontrolü altına aldı. Şehrin kontrolü Rus ordusuna devredildi.

Bahmut'taki çatışmalar esnasında Rus güvenlik şirketi Wagner'in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Rus ordusunu ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu'yu mühimmat vermediği gerekçesiyle hakarete varan sözlerle eleştirdi.

Rusya sınırlarına Ukraynalı sabotaj grupları girdi
Bahmut'un Rus güçlerce ele geçirilmesinden sonra Rusya'nın Ukrayna sınırında bulunan Belgorod bölgesine Ukrayna sabotaj grubu girdi ve Rus güvenlik güçleriyle çatıştı. Moskova, Ukrayna güçlerinin eylemlerini "terör saldırısı" olarak nitelendirdi. Bu eylemlerden sonra Ukrayna'nın Belgorod bölgesi ve diğer sınır bölgelerine yönelik saldırıları yoğunlaştı.

Başkent Moskova'ya İHA saldırıları arttı
Kremlin'den sonra Rusya'nın başkenti Moskova'ya yönelik de İHA saldırıları başladı. 30 Mayıs'ta Moskova ve etrafındaki yerleşim yerlerine 8 İHA ile saldırı düzenlendi. Bazı binalarda hafif hasarlar meydana geldi. Kiev, saldırılarla alakaları olmadığını açıkladı. Moskova'ya zaman zaman İHA saldırıları devam etti.

Ukrayna büyük çaplı karşı saldırılara geçti
4 Haziran’dan itibaren Ukrayna ordusu büyük çaplı karşı saldırılara geçti. Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıları püskürttüklerini duyursa da, Ruslar kontrolü altındaki bazı yerleşim yerlerini kaybetti.

Kahovka Barajı patladı, Herson bölgesi sel altında kaldı
Herson bölgesinde yer alan ancak Rusların kontrolündeki Kahovka Hidroelektrik Santrali (HES) 6 Haziran'da patlayarak yıkıldı. Ukrayna ve Rusya, barajın patlamasından birbirlerini sorumlu tuttu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise uluslararası soruşturma komisyonu kurulmasını önerdi. Barajın yıkılmasından sonra Herson bölgesindeki bazı yerleşim yerleri sular altında kaldı, onlarca kişi hayatını kaybetti.

Rusya, Belarus’a taktik nükleer silah yerleştirdi
Putin, Belarus'a temmuzdan itibaren taktik nükleer silahların konuşlandırılacağını bildirdi. Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko da kısa bir süre önce silahların ülkeye yerleştirildiğini açıkladı.

Wagner Rus yönetimine isyan etti, kanlı iç çatışmadan dönüldü
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu'ya meydan okuyan Wagner'in kurucusu Yevgeniy Prigojin'in idaresindeki paralı savaşçılar, Rostov-na-Donu şehrini kontrolü altına alarak Rus Güney Askeri Bölge Karargah binasını ele geçirdi. Bir grup Wagner savaşçısı da askeri araçlarla Moskova'ya yöneldi.

FSB, Wagner'e "silahlı isyan" suçlamasıyla ceza davası açarken, devreye Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko'nun girmesiyle isyan sona erdi. Prigojin ve savaşçılarının eylemlerine son verip Belarus'a gitmesine izin verildi ve kriz çözüldü. Moskova yönetimi, Wagner'in isyanı karşısında zor duruma düşerken, ülkede kanlı bir iç çatışmanın eşiğinden dönüldüğü ifade edildi.

BM'ye göre Ukrayna'da 11 milyondan fazla kişi yerinden edildi
BM verilerine göre, Ukrayna'dan yaklaşık 11,6 milyon kişi yerinden edildi. Bunlardan 5,9 milyonu ülke içerisinde yerinden olurken 5,7 milyonu ise komşu ülkelere gitmek zorunda kaldı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine göre ise savaşta 24 Şubat 2022'den bu yana en az 8 bin sivil yaşamını yitirdi, 13 binden fazla sivil yaralandı.

Ateşkes müzakereleri kesildi
Savaş devam ederken Rusya ve Ukrayna heyetleri, ateşkes sağlanması için 3'ü Belarus, biri Türkiye'de olmak üzere 4 defa yüz yüze müzakere yaptı.

Belarus'ta her iki taraf sadece çatışma bölgelerinden sivillerin tahliyesi için insani yardım koridorları konusunda anlaşabildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın arabuluculuk girişimlerinin neticesi olarak İstanbul'da 29 Mart'ta yapılan müzakereler sonucunda Ukrayna tarafı, Rus tarafına gelecekteki olası yazılı anlaşmanın ilkelerini teslim etti, anlaşmaya çok yaklaşıldı.

Ancak Buça'daki iddialardan sonra görüşmeler kesildi. 17 Mayıs'ta Ukrayna tarafı, ülkedeki durumun çok değiştiğini ve Rusya ile müzakereleri askıya aldıklarını duyurdu.

Türkiye'nin arabulucu olarak barışı sağlama yönündeki bu ve bundan sonraki çabaları, dünya kamuoyunda takdirle karşılandı.

Batı, savaş nedeniyle Rusya'ya 11 yaptırım paketi uyguladı
Savaşın siyasi ve sosyal etkileriyle ekonomik alanda alınan Rusya'ya yönelik yaptırım kararları, tüm dünyada doğrudan veya dolaylı olarak etkisini gösterdi.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, ABD ve diğer Batılı ülkeler, Ukrayna'ya askeri müdahalede bulunan Rusya'ya karşı finans, enerji, ulaşım, ihracatın kontrolü ve finansmanı ile vize politikası gibi çeşitli alanlarda yeni yaptırımlar belirledi.

AB, savaş boyunca Rusya'ya karşı 11 yaptırım paketi kabul ederek 1000'in üzerinde kişi ve 200'den fazla kuruluşa yaptırım kararı aldı.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısıyla pek çok sektörde dünyada önde gelen 1000'in üzerindeki uluslararası şirket, boykot amacıyla Rusya'yı terk etti veya faaliyetlerini kısıtladı.

AB, Rus petrol ve doğal gazına yönelik tavan fiyat uygulaması kararı aldı, karara bazı diğer Batı ülkeleri de katıldı. Rusya da bu kararlara karşı yaptırımlarla cevap verdi.



İran, nükleer bomba seçeneğini yeniden gündeme getiriyor... Neden şimdi?

1 Şubat 2026’da çekilen uydu görüntüsü, İran’ın İsfahan Nükleer Tesisi’nde daha önce yıkılan bir binanın üzerine yeni bir çatı yapıldığını gösteriyor. (Reuters)
1 Şubat 2026’da çekilen uydu görüntüsü, İran’ın İsfahan Nükleer Tesisi’nde daha önce yıkılan bir binanın üzerine yeni bir çatı yapıldığını gösteriyor. (Reuters)
TT

İran, nükleer bomba seçeneğini yeniden gündeme getiriyor... Neden şimdi?

1 Şubat 2026’da çekilen uydu görüntüsü, İran’ın İsfahan Nükleer Tesisi’nde daha önce yıkılan bir binanın üzerine yeni bir çatı yapıldığını gösteriyor. (Reuters)
1 Şubat 2026’da çekilen uydu görüntüsü, İran’ın İsfahan Nükleer Tesisi’nde daha önce yıkılan bir binanın üzerine yeni bir çatı yapıldığını gösteriyor. (Reuters)

Hanan Azizi 

Cevad Laricani’nin İran’ın nükleer bomba üretme kapasitesine ilişkin açıklamaları, mevcut gerilim ortamında nükleer silah edinmenin ne ölçüde gerekli olduğu konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.

İran Dini Lideri’nin danışmanı Laricani, 30 Ekim’de televizyonda yayımlanan açıklamalarında, “Nükleer bomba üretmek İran için çocuk oyuncağı. İran bu alanda İsrail, Pakistan ve Hindistan’dan daha üstün” ifadelerini kullandı. Laricani ayrıca, “İran nükleer bomba üretmek için ABD Başkanı Donald Trump’tan izin almayacak” dedi.

Bu açıklamalar, İran’da nükleer doktrinin değiştirilmesi konusunun gündeme gelmesinin ardından geldi. Ancak şu ana kadar Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmeye ilişkin resmî bir karar alınmış değil.

İran Dini Lideri’nin danışmanı Cevad Laricani, Haziran 2019’da İran’daki yabancı büyükelçilerle yaptığı toplantıda… Arkasında İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin resmi görülüyor. (Reuters)
İran Dini Lideri’nin danışmanı Cevad Laricani, Haziran 2019’da İran’daki yabancı büyükelçilerle yaptığı toplantıda… Arkasında İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin resmi görülüyor. (Reuters)

Tartışmalar yalnızca Laricani’nin açıklamalarıyla sınırlı kalmadı. İran’da bu günlerde nükleer bomba üretmenin gerekliliğine ilişkin yeni bir açıklama ve tutum dalgası yaşanırken, ‘nükleer doktrinin’ değiştirilmesine yönelik somut adımlar atılması çağrıları da artıyor. Bu gelişmeler, ülkeye yönelik savaşın yeniden başlaması ihtimalinin yükseldiği bir döneme denk geliyor. Söz konusu açıklama dalgasına milletvekilleri, cuma hutbesi veren din adamları ve sertlik yanlısı medya kuruluşları da katıldı.

Radikallerin eski hayali mi, yoksa İran’ın geleceği için bir kâbus mu?

“Nükleer bomba caydırıcılık ve güvenliği garanti etmez, aksine gelecekte daha fazla ve daha şiddetli saldırıların önünü açar.” Haber-analiz sitesi Rouydad24’te yayımlanan bir haberin özeti bu şekilde. Haberde, parlamentodaki bazı çevrelerden, cuma hutbesi veren din adamlarından, sertlik yanlısı olarak bilinen medya kuruluşlarından ve hatta akademik çevrelerden gelen bu açıklamaların, nükleer doktrinin değiştirilmesi ve eski Dini Lider’in nükleer bomba üretiminin ‘haram’ olduğuna ilişkin fetvasının aşılması fikrini toplum nezdinde sıradanlaştırma girişimi olduğu değerlendirildi.

Sertlik yanlısı milletvekili Mahmud Nebeviyan, nükleer bomba üretimine onay verilmesini istedi. Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, İran halkının yüzde 70’inin nükleer bomba üretilmesini talep ettiğini öne sürerken, İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Ahmed Bahşayiş Erdestani, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmeden önce nükleer bomba üretilmesi çağrısında bulundu. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai ise “Tam anlamıyla nükleer bir devlet olsaydık saldırıya uğramazdık” değerlendirmesinde bulundu.

Nükleer silahlar, saldırılardan mutlaka muafiyet anlamına gelmez. Zira nükleer güçler sınırlı saldırılara, sabotaj operasyonlarına, siber savaşa, suikastlara ve ekonomik baskıya maruz kalabilirler.

Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü İbrahim Mütteki de televizyonda katıldığı bir söyleşide bu görüşü destekleyerek, İran’ın askeri saldırıya uğradığı sırada nükleer bir güç olması halinde Trump’ın ülkeye yönelik tutumunun farklı olacağını söyledi.

Sertlik yanlısı Keyhan gazetesi, ‘nükleer şeffaflığın’ sona erdirilmesini ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmeyi talep ederken, Şii mezhebinin sekizinci imamının Meşhed kentindeki türbesini yöneten Astan Quds Rezevi Vakfı’na bağlı muhafazakâr Kuds gazetesi ise “Nükleer bomba üretme düşüncesi artık bir fantezi olmaktan çıktı” değerlendirmesinde bulundu.

Rouydad24, son dönemde belirgin biçimde artan bu açıklamaların, ülkenin temel dış ve güvenlik politikalarından birinde köklü bir değişikliğe gidilmesi için kamuoyunu siyasi açıdan hazırlama girişimi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

1 Nisan 2007’de düzenlenen bir protesto sırasında, Tahran’daki İngiliz Büyükelçiliği önünde toplanan İranlı radikal öğrenciler, nükleer programı destekleyen sloganlar attılar ve mart ayında İran sularına izinsiz girdikleri iddiasıyla gözaltına alınan 15 İngiliz denizcinin yargılanmasını talep ettiler. (AFP)
1 Nisan 2007’de düzenlenen bir protesto sırasında, Tahran’daki İngiliz Büyükelçiliği önünde toplanan İranlı radikal öğrenciler, nükleer programı destekleyen sloganlar attılar ve mart ayında İran sularına izinsiz girdikleri iddiasıyla gözaltına alınan 15 İngiliz denizcinin yargılanmasını talep ettiler. (AFP)

Nükleer bomba üretimini destekleyenler, bu silaha sahip bir ülkeye düşmanlarının saldırmaya cesaret edemeyeceğini, çünkü bunun bedelinin Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi son derece ağır olacağını savunuyor. Ancak diğer taraftan, yalnızca nükleer bombaya sahip olmanın caydırıcılık sağlamayacağına dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyorlar: “İran’ın ilk saldırıyı caydırması, karşılıklı misilleme kapasitesini koruması, güvenilir komuta ve denetim sistemlerine sahip olması ve saldırıya uğraması halinde saldırgana ağır kayıplar verebilecek kapasitede olduğu mesajını iletmesi gerekiyor. Aksi takdirde nükleer silaha sahip olmak, düşmanı saldırıdan caydırmak yerine, ülkenin nükleer kapasitesi geliştirilip istikrara kavuşmadan önce bu kapasiteyi yok etmeye teşvik edecektir.”

İran’da yürütülen bu tartışmanın ortaya çıkardığı sonuçlardan biri de nükleer silahın saldırılara karşı mutlak dokunulmazlık sağlamadığı. Nükleer güçler de sınırlı saldırılara, sabotaj eylemlerine, siber savaşlara, suikastlara ve ekonomik baskılara maruz kalabiliyor. Nitekim son savaşta nükleer bombalarına rağmen İran füzelerinin hedef almasını engelleyemeyen İsrail örneğinde de bu durum görüldü. Bu hususun dikkate alınması gerekiyor. Zira İran’ın ulusal güvenliğini tehdit eden unsurlar, ülkenin bazı bölgelerinin işgal edilmesi veya kara saldırısıyla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre askerî ve nükleer tesisler ile enerji, ulaşım ve ekonomi altyapıları da hedef alınma riskiyle karşı karşıya. Ayrıca nükleer bomba tüm tehditleri ortadan kaldırmıyor, yalnızca olası bir nükleer savaşın maliyetini artırıyor.

İran’ın nükleer bombaya sahip olması, nükleer silahlanma yarışı, nükleer silahların yayılması ve yeni uluslararası yaptırımların uygulanması risklerini beraberinde getiriyor.

Haber-analiz sitesi Fararu, 31 Ekim’de yayımladığı ‘Nükleer bomba... Nasıl ulusal bir talebe dönüştü?’ başlıklı haberinde, ‘nükleer doktrinin’ değiştirilmesinin ve nükleer bomba üretimine yönelmenin son dönemde ulusal bir talep haline geldiğini değerlendirdi. Nükleer silaha sahip olmayı destekleyenlerin, iki yıldan kısa bir süre içinde ülkenin iki savaş yaşamasına dikkat çekerek atom bombası üretmenin, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmenin ve nükleer belirsizlik politikasını benimsemenin İran’ın caydırıcılık kapasitesini güçlendireceğini savunduğu belirtildi. Böylece bu talebin ulusal bir mesele haline geldiği ve yankısının cuma namazı hutbelerine kadar ulaştığı ifade edildi.

Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, Kovid-19 nedeniyle yaklaşık iki yıl süren aradan sonra Tahran’daki ilk cuma namazı sırasında konuşuyor, 22 Ekim 2021. (Reuters)
Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, Kovid-19 nedeniyle yaklaşık iki yıl süren aradan sonra Tahran’daki ilk cuma namazı sırasında konuşuyor, 22 Ekim 2021. (Reuters)

Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, 30 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Nükleer bombaya sahip olma meselesi, aceleyle alınmış ve üzerinde düşünülmemiş bir politika değil; İran halkının bilincinden, tarihsel deneyimlerinden ve ABD’nin verdiği sözleri yerine getirmemesinden kaynaklanıyor” dedi.

Karşı çıkan var mı?

Reformistler, Tahran Cuma İmamı’nın açıklamalarını eleştirdi. Bu isimler arasında Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam da yer aldı. İmam, ‘nükleer doktrinin’ değiştirilmesinin ve nükleer bomba üretmenin gerekliliğine ilişkin tartışmaların sloganvari söylemlerle alınabilecek basit kararlar olmadığını belirterek, bu meselenin İran’ın güvenliği, ekonomisi, ulusal çıkarları ve geleceğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Reformist Şark gazetesi de 31 Ekim’de Keyumers Eşteryan imzasıyla yayımladığı başyazıda, bu bilimsel meselenin siyasallaştırılarak siyasi kanatlar arasında bir çatışmaya dönüştürülmesi ve konuyla ilgili araştırmacıların ve bilim insanlarının görüşlerine başvurulmaması konusunda uyarıda bulundu. Gazete, İran’ın nükleer bombaya sahip olmasının nükleer silahlanma yarışına, nükleer silahların yayılmasına ve yeni uluslararası yaptırım dalgalarının uygulanmasına yol açabileceğini değerlendirdi. Gazeteye göre nükleer silah edinmek yalnızca askerî bir karar değil; güven inşa etmek, taahhütleri yönetmek ve bu konudaki ulusal diyaloğu ve ülkenin uzmanlık birikimini sürdürmek için nükleer diplomasiyi de gerektiriyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Jeopolitik gerilimler ekonomik krizleri nasıl derinleştiriyor?

Rus doğal gazını Baltık Denizi'nin altından Avrupa'ya taşıması planlanan ancak 26 Eylül 2026'da patlatılan “Nord Stream 2” boru hattının güzergâhını gösteren harita. (AFP)
Rus doğal gazını Baltık Denizi'nin altından Avrupa'ya taşıması planlanan ancak 26 Eylül 2026'da patlatılan “Nord Stream 2” boru hattının güzergâhını gösteren harita. (AFP)
TT

Jeopolitik gerilimler ekonomik krizleri nasıl derinleştiriyor?

Rus doğal gazını Baltık Denizi'nin altından Avrupa'ya taşıması planlanan ancak 26 Eylül 2026'da patlatılan “Nord Stream 2” boru hattının güzergâhını gösteren harita. (AFP)
Rus doğal gazını Baltık Denizi'nin altından Avrupa'ya taşıması planlanan ancak 26 Eylül 2026'da patlatılan “Nord Stream 2” boru hattının güzergâhını gösteren harita. (AFP)

Antoine el Hac

Küresel ekonomiyi tehdit eden riskler artık yalnızca büyümenin yavaşlaması, fiyatların yükselmesi veya borçların birikmesiyle sınırlı değil. Asıl tehlike, bu krizlerin birbirini beslemesinde yatıyor. Bunların en önemlisi olan borç krizi ise uluslararası çatışmaların arttığı, ittifakların değiştiği, enerji, kaynaklar ve sermaye üzerindeki rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda giderek daha karmaşık bir hâl alıyor.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, borç krizi savaşlarla başlamıyor. Ancak savaşlar bu süreci hızlandırabiliyor. Krizin kökleri, yıllar boyunca artan borçlanmaya, finansman maliyetlerinin yükselmesine ve kamu yükümlülüklerinin büyümesine dayanıyor. Mevcut dönemi daha tehlikeli kılan ise ülkelerin krizlerin sonuçlarıyla mücadele etmek için borçlanmaya ihtiyaç duyması, buna karşılık aynı şokların borçlanma maliyetlerini artırarak geri ödeme kapasitelerini zayıflatması.

Venezuela'da bakımsız durumdaki bir petrol tesisinin önünde balıkçı teknesi. (Reuters)
Venezuela'da bakımsız durumdaki bir petrol tesisinin önünde balıkçı teknesi. (Reuters)

Borçlar ve ekonomik egemenlik

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre gelişmekte olan ülkelerin iç ve dış borçlarının toplamı 2025 yılında yaklaşık 35 trilyon dolara ulaştı. Aynı dönemde faiz yükü de kaygı verici seviyelere yükseldi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na (UNDP) göre ortalama bir gelişmekte olan ülke, kamu gelirlerinin yaklaşık yüzde 9,5'ini faiz ödemelerine ayırıyor. Bu, son 25 yılın en yüksek oranı.

Ancak sorun yalnızca borcun büyüklüğünden ibaret değil. Borcun çevrilme maliyeti ve yeniden finansman koşulları da büyük önem taşıyor. Faiz oranlarının düşük olduğu dönemlerde borçlanan ülkeler, bugün daha ağır koşullarda yeni borç yükümlülükleriyle karşı karşıya kalıyor. Üstelik kamu gelirleri, artan yükümlülükleri karşılayacak hızda büyümüyor. Uzun vadede borcunu ödeme kapasitesine sahip bir ülke bile borçlarını yenileyememesi veya yeniden yapılandıramaması durumunda ciddi bir likidite krizi yaşayabiliyor.

Finansman ihtiyacının ülkelerin dış politika tercihlerini etkileyen bir unsura dönüşmesiyle birlikte, mesele jeopolitik bir boyut kazanıyor. Finansal seçenekler daraldıkça alacaklılarla, uluslararası kuruluşlarla ve kredi ya da yatırım sağlayabilecek ülkelerle ilişkiler daha fazla önem kazanıyor. Böylece borçlar yalnızca mali bir yükümlülük olmaktan çıkıyor; özellikle dış finansman kaynakları sınırlı olan ülkelerin siyasi ve ekonomik hareket alanını daraltan bir faktöre dönüşebiliyor. Buna karşılık mali açıdan güçlü ülkelerin siyasi nüfuzu da artıyor.

Mali açıdan yeterli güce sahip olmayan ülkelerin, özellikle gerilimli bölgelerde bulunmaları veya çatışmalara sahne olmaları hâlinde ciddi risklerle karşı karşıya kaldıkları açık. Özel sektör alacaklılarıyla borçların yeniden yapılandırılması yıllar sürebiliyor. Bu durum belirsizlik dönemini uzatırken, yatırımların ve ekonomik büyümenin yeniden canlanmasını da geciktiriyor.

Enerji, savaşlar ve silahlanma yarışı

Finansman krizlerinin küresel ekonominin can damarı olan enerji piyasalarındaki dalgalanmalarla aynı dönemde gerçekleşmesi riskleri katlıyor. Enerji fiyatlarında yaşanan kalıcı artışlar üretim, ulaşım ve gıda maliyetlerini yükseltiyor. Enerji ithalatçısı ülkeler ise daha yüksek dış ödeme faturaları, para birimleri üzerindeki baskı ve ilave finansman ihtiyacıyla karşı karşıya kalıyor.

Enerji ticareti açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nda ticari gemiler. (Reuters)
Enerji ticareti açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nda ticari gemiler. (Reuters)

Merkez bankaları ise son derece zor bir denklemle karşı karşıya. Enflasyonla mücadele etmek için faiz oranlarını yüksek tutmaları durumunda hükümetlerin, şirketlerin ve hane halklarının borçlanma maliyetleri artıyor. Faizleri hızlı biçimde düşürmeleri hâlinde ise arz ve talep arasındaki dengesizliklerden kaynaklanan yeni enflasyon baskılarıyla karşılaşabiliyorlar. Bunun yanı sıra para birimlerinin değer kaybetmesi riski de ortaya çıkıyor.

Böylece herhangi bir jeopolitik şok, enerji piyasalarından para politikasına, oradan da tahvil piyasalarına ve kamu bütçelerine yayılıyor.

Bu finansal açmaz yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı değil. Büyük ekonomilerin artan finansman ihtiyaçları ve savunma harcamalarındaki yükseliş, hükümetleri küresel tasarruf kaynakları için rekabete itiyor. Örneğin, savaşın sürdüğü Ukrayna'nın kamu borcu 212 milyar doları aşarken, rakibi Rusya'nın borcu 491 milyar doların üzerine çıkıyor. Avrupa Savunma Ajansı verilerine göre Avrupa Birliği'nin 27 üyesi 2026 yılında yaklaşık 454 milyar avro, yani gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2,4'ü oranında savunma harcaması yapacak.

Bunlara, özellikle yapay zekâ alanında faaliyet gösteren büyük teknoloji şirketlerinin veri merkezleri ve dijital altyapıya yönelik dev yatırımlarını finanse etmek için borç piyasalarına yönelmesi de eklenirse, daha küçük ve kırılgan borçlular açısından finansman maliyetleri yükselebilir.

Böylece stratejik gücü artırmanın araçları olarak görülen silahlanma yarışı ve teknolojik yatırımlar, kalkınma, temel kamu hizmetleri ve altyapı için finansmana ihtiyaç duyan ülkelerin mali hareket alanını daraltabilir.

Uluslararası reformlar uygulama sınavında

Uluslararası toplumun bu sorunlarla mücadeleye sıfırdan başlamadığını belirtmek gerekir. İspanya'nın Sevilla kentinde 2025 yılında düzenlenen Dördüncü Uluslararası Kalkınma Finansmanı Konferansı, borç yönetiminin iyileştirilmesini ve borçlu ülkelerin şoklarla mücadele kapasitesinin artırılmasını amaçlayan girişimlere ivme kazandırdı.

Bu girişimler arasında doğal afetler veya krizler sırasında borç ödemelerinin askıya alınması, borçların kalkınma finansmanı karşılığında takas edilmesi ve borçların yeniden yapılandırılmasının kolaylaştırılması bulunuyor.

Mumbai Borsası'nda bir aracı. Uluslararası çatışmalar hisse senedi fiyatlarını da etkiliyor. (Reuters)
Mumbai Borsası'nda bir aracı. Uluslararası çatışmalar hisse senedi fiyatlarını da etkiliyor. (Reuters)

İklim kaynaklı, askerî ve finansal risklerin iç içe geçtiği bir dünyada bu araçlar büyük önem taşıyor. Borç ödemelerinin askıya alınması, olağanüstü bir şoktan etkilenen ülkelere kaynaklarını borç servisine harcamak yerine acil ihtiyaçlara yönlendirme fırsatı sağlayabilir. Borç takası uygulamaları ise mali yükün hafifletilmesini, yenilenebilir enerji yatırımları, eğitim ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve altyapının modernleştirilmesi gibi kalkınma projelerinin finansmanına bağlayabilir.

Ancak bu girişimlerin etkili olabilmesi, ne kadar hızlı uygulandıklarına ve alacaklıların sürece katılmaya ne ölçüde istekli olduklarına bağlı. Ağır baskı altındaki ülkeler, reformların somut mekanizmalara dönüşmesi için yıllarca bekleyemez. Bu nedenle kalkınma bankalarının sağladığı uygun koşullu finansmanın genişletilmesi, mali garantilerin güçlendirilmesi ve krizlere hızlı müdahale mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor.

Bu çerçevede Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Eylül 2026'da yoksul ülkelerde borç sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesine ilişkin reformları onayladı. Reformlar, ülke içi ve uzun vadeli risk analizlerinin iyileştirilmesini de kapsıyor. Revize edilen çerçevenin 2027'nin ikinci yarısında uygulanmaya başlanması bekleniyor.

Tasarruf politikaları krizden çıkış stratejisi değil

Hükümetler bütçe açığını kontrol altına almak amacıyla harcamaları kısmaya yönelebilir. Ancak tasarruf politikaları tek başına borç sürdürülebilirliğini garanti etmiyor. Altyapı, eğitim ve sağlık yatırımlarının azaltılması kısa vadede mali baskıyı hafifletebilir; ancak uzun vadede verimliliği, ekonomik büyümeyi ve gelecekteki kamu gelirlerini zayıflatır. Kamu hizmetlerinin gerilemesi ve istihdam olanaklarının daralması da toplumsal gerilimleri artırabilir ve artık seçimlerin bile sona erdiremediği siyasi istikrarsızlığı derinleştirebilir.

Dolayısıyla mali disiplin ile üretken yatırımların bir arada yürütülmesi, iç ve dış borç yönetiminin iyileştirilmesi, döviz kuru dalgalanmalarından ve ülkeleri sürekli borçlanma döngüsünde tutabilecek yeniden finansman risklerinden kaynaklanan tehlikelerin azaltılması gerekiyor. Arjantin bunun açık örneklerinden biri. Uluslararası düzeyde ise en kırılgan ülkelerin yeniden borç batağına sürüklenmeden kalkınmayı finanse edebilmeleri sağlanmalı.

Ukrayna cephesinde görev yapan askerler. Rusya-Ukrayna savaşı büyük mali kaynakları tüketiyor. (Arşiv – Reuters)
Ukrayna cephesinde görev yapan askerler. Rusya-Ukrayna savaşı büyük mali kaynakları tüketiyor. (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak küresel borç krizini, uluslararası çıkarlar haritasını yeniden şekillendiren jeopolitik dönüşümlerden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre savaşlar enerji maliyetlerini yükseltiyor, stratejik rekabet askerî harcamaları artırıyor, yüksek faiz oranları mali seçenekleri daraltıyor; hükümetler ve şirketler ise finansman kaynakları için giderek daha fazla rekabet ediyor.

Asıl tehlike tek bir ülkenin borçlarını ödeyemez hâle gelmesi değil; çok sayıda ülkede finansman krizlerinin aynı anda yaşanması ve mali baskıların bir kalkınma ve istikrar krizine dönüşmesi. Borç servisinin maliyeti yatırımları engelleyecek seviyelere ulaştığında mesele bütçelerin ve rakamların ötesine geçiyor. Bu durum, küresel ekonomik sistemin büyük güçlerin çıkarları ile daha az zengin ülkelerin büyüme, istikrar ve barış içinde yaşama hakkı arasında denge kurabilme kapasitesini sınayan bir teste dönüşüyor.


Trump, İran konusunda karar aşamasında... Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
TT

Trump, İran konusunda karar aşamasında... Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü ulusal güvenlik ekibiyle gerçekleştirdiği toplantının ardından geniş çaplı savaşın yeniden başlatılması konusunda “yakında” karar vereceğini açıklayarak, İran'la yaşanan gerilimi yeniden askerî tırmanma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktı. Ülkenin geri kalanını da yok etmeyi tercih etmediğini ancak bunu yapmak zorunda kalabileceğini söyleyen Trump, olası saldırıları İran'ın nükleer programının yeniden kapasite kazanmasının engellenmesi şartına bağladı.

Trump'ın açıklamaları, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin ardından yapıldı. Seçim sonuçları, başkanın karar alacağı siyasi ortamı değiştirse de elindeki güç araçlarını ortadan kaldırmadı.

Tahran, seçim sonuçlarını kendi zaferi olarak sunmaya çalışırken, Amerikan seçmeninin başkanın partisini cezalandırması ABD'nin askerî açıdan yenilgiye uğradığı anlamına gelmiyor. Ancak bu sonuç Trump'ı daha zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: İç politikada kendisini zayıflatan bir çatışmayı, rakibi karşısında geri adım atmış görünmeden nasıl sona erdirebilir?

Şarku'l Avsat’a konuşan uzmanlar, seçim sonuçlarının çatışmayı birbirine zıt iki yönde etkileyebileceğini değerlendiriyor. Buna göre sonuçlar, yıpranmış iki taraf arasında bir uzlaşma için fırsat yaratabileceği gibi, İran'ın zafer ilan etmesini önlemek isteyen Trump'ı gerilimi daha fazla artımaya da yöneltebilir.

Üç seçenek

Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (Reuters).
Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (Reuters).

Axios'un haberine göre Trump üç seçeneği değerlendiriyor: Yeni saldırılar düzenlemek, İran yönetimini ekonomik açıdan daha fazla sıkıştırmayı sürdürmek veya önemli Amerikan tavizlerini içeren bir anlaşmaya ulaşmak.

Ancak bu seçeneklerin hepsi aynı sorunda düğümleniyor: İran'a zarar verme kapasitesine sahip olmak, Beyaz Saray'ın istediği siyasi sonucu elde etmeyi garanti etmiyor.

Yeni saldırılar İran'ın askerî kapasitesine daha fazla zarar verebilir ancak yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetini tek başına belirleyemez veya Tahran'ın müfettişlerle iş birliği yapmasını garanti altına alamaz.

Ekonomik ablukanın sürdürülmesi baskıyı devam ettirebilir, ancak İran'ın misilleme riskini ve deniz ulaşımındaki aksama ihtimalini de uzatır. Bir anlaşmaya varılması ise her iki tarafın da kendi kamuoylarına kabul ettirebileceği adımlar atmasını gerektiriyor. Zira taraflar hem taleplerinin hem de söylemlerinin dozunu yükseltmiş durumda.

Axios, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) büyük çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürdüğünü ancak henüz yeni bir talimat almadığını bildiriyor.

Üçüncü bir uçak gemisi grubunun bölgeye ulaşması da ilave işaret olabilir. Ancak Singapur'u ziyaret eden USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin bölgeye kasım ayının ortasından önce ulaşması beklenmiyor. Bu durum askerî hazırlığın göstergesi olmakla birlikte, saldırının kesin tarihi veya gerçekleşmesi için zorunlu bir koşul anlamına gelmiyor.

Ortadoğu Forumu araştırmacısı Michael Rubin, askerî operasyonların devam etmesini bekliyor. Şarku'l Avsat’a konuşan Rubin, Trump'ın aldığı herhangi bir karara bağlı kalacağına inanmanın “aptallık” olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, İran'ın zafer kazanmış gibi görünmesi hâlinde Trump'ın siyasi mirasının son derece olumsuz etkileneceğini ve bu nedenle saldırganlığını artıracağını değerlendiriyor.

Rubin, Trump'ın yeniden seçimlere katılmak zorunda olmadığını belirterek, Kongre'nin başkanın hamlelerini yasa dışı bulması durumunda bile fiilen ne yapabileceğini sorguluyor.

Rubin'in değerlendirmesi önemli bir motivasyona işaret ediyor: Seçim yenilgisi, başkanı iç siyasete çekilmek yerine kaybını telafi edecek bir dış politika başarısı aramaya yöneltebilir. Ancak bu, Trump'ın davranışlarına ilişkin bir öngörüden ibaret; kararın kesinleştiğini gösteren bir kanıt değil.

Felce uğratmayan kısıtlamalar

Enerji ticareti açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemiler (Reuters)
Enerji ticareti açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemiler (Reuters)

Seçim sonuçları başkanı otomatik olarak yetkisiz veya etkisiz bir konuma getirmiyor. Ayrıca yeni seçilen Kongre, sonuçların açıklanmasıyla birlikte yetkilerini hemen devralmıyor. Yeni Kongre'nin görev süresi 3 Ocak'ta başlayacak. Dolayısıyla seçim yenilgisinin doğrudan siyasi etkisi ile yeni çoğunluğun denetim ve yasama araçlarını kullanmaya başlaması arasında bir zaman farkı bulunuyor.

Bununla birlikte Kongre'nin rolünü yalnızca sözlü itirazlarla sınırlamak doğru değil. Kongre; bütçe ödenekleri, denetim ve hesap verebilirlik mekanizmaları ile askerî güç kullanımına ilişkin yasama yetkilerine sahip. Ancak bu araçların bağlayıcı kısıtlamalara dönüşmesi için siyasi uzlaşma ve belirli prosedürlerin tamamlanması gerekiyor. Ayrıca başkanlık vetosuyla da karşılaşılabilir.

Bu nedenle seçim sonuçları tek başına yeni bir saldırıyı engellemiyor ancak uzun süreli bir askerî operasyonun finansmanını sağlamayı ve buna siyasi destek oluşturmayı zorlaştırabilir.

Trump üzerindeki en yakın kısıtlamalardan biri de siyasi nitelik taşıyor. Başkan Yardımcısı JD Vance, seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin değerlendirmesinde savaşın kamuoyunda yeterli desteğe sahip olmamasının göz ardı edilmesine dikkat çekmişti.

Yeni bir gerilim artışı enerji maliyetlerini yükseltir veya kayıpları büyütürse, Cumhuriyetçi Parti içindeki ayrışmayı derinleştirebilir ve yönetimin diğer önceliklerini hayata geçirme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle Trump'ın savunulabilir bir sonuç olarak sunabileceği hedefleri belirlemesi gerekiyor. Bunlar doğrulanabilir nükleer kısıtlamalar, deniz ulaşımının yeniden güvence altına alınması veya daha iyi şartlarda savaşın sona erdirilmesi olabilir.

Aksi hâlde yalnızca daha fazla yıkıma odaklanılması, seçimlerden önce de gündeme gelen temel soruyu yeniden ortaya çıkarabilir: Askerî kazanımlar nasıl kalıcı bir siyasi uzlaşmaya dönüştürülebilir?

Müzakere penceresi

Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'daki görüşmesinden, (Arşiv-İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)
Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'daki görüşmesinden, (Arşiv-İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)

Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Alex Vatanka, bu tablonun daha önce de yaşandığını belirterek, Trump'ın çatışmayı sona erdirme konusunda defalarca başarısız olduğunu ve zaferin nasıl tanımlanacağına henüz karar vermediğini söylüyor.

Şarku'l Avsat’a konuşan Vatanka, Trump'ın yarın ABD adına zafer ilan ederek savaşı sona erdirebileceğini, ancak “İran'ın da söyleyecek sözü olduğunu” belirtiyor. Ona göre belirsizliğin temel kaynağı da bu.

Bununla birlikte Vatanka, seçim sonuçlarının diplomasiye kapı aralayabileceği görüşünde. Trump siyasi açıdan zayıflamış durumda, Demokratlar savaşın yönetimi konusunda kendisine hesap soracak ve İran da ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu nedenle Vatanka, “Her iki tarafın da siyasi anlaşmaya varmak için geçerli nedenleri bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Tahran'ın Katar aracılığıyla Washington'a nükleer programına ilişkin bir öneri iletmesi ve müzakereler öncesinde kendi taleplerinin karşılanmasında ısrar etmesi, diplomatik hareketliliği destekleyen gelişmeler arasında yer alıyor. Bu bilgi Reuters tarafından aktarıldı.

Axios'a göre arabulucular, iki aşamalı bir düzenlemeyi ele alıyor. Buna göre ilk aşamada ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş fonların serbest bırakılması karşılığında müfettişlerin saldırıya uğrayan tesislere erişimine izin verilmesi, ardından Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin başlatılması öngörülüyor.

Ancak bu, üzerinde çalışılan öneri niteliğinde; henüz sonuçlandırılmış bir anlaşma değil.

Burada Trump'ın seçim yenilgisi ile İran'ın zaferi arasındaki fark ortaya çıkıyor. Seçim sonuçları Tahran'a propaganda açısından kullanabileceği bir zemin sağlıyor ancak ablukayı kaldırmıyor veya İran'ın askerî kapasitesini yeniden inşa etmiyor.

Trump'ın siyasi zayıflığının abartılı biçimde öne çıkarılması, Rubin'in öngördüğü gibi daha fazla gerilime yol açabilir. Buna karşılık bu durumun müzakere sürecinde değerlendirilmesi, Vatanka'nın işaret ettiği çıkış yolunu açabilir.

Seçimler, seçeneklerin siyasi maliyetini değiştirdi, ancak Trump'ın hangi yolu seçeceğini ve iki tarafın da yaşadığı yıpranmayı savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini henüz belirlemedi.