Rekor seviyedeki sıcak hava dalgası tüm dünyayı kavuruyor

Sıcaklıklar, Avrupa’dan ABD ve Çin’e kadar tüm bölgeleri etkisi altına aldı.

Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)
TT

Rekor seviyedeki sıcak hava dalgası tüm dünyayı kavuruyor

Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)

Avrupa ve ABD’nin büyük bir kısmı, yaz mevsiminin ve eşi benzeri görülmemiş sıcak hava dalgalarının geri gelmesiyle birlikte adeta kavurucu bölgelere dönüştü.

İklim değişikliği krizinin şiddetlenmesi ve uzmanların sıcak hava dalgalarının Avrupa ve ABD’de normal bir olay olarak artacağı yönündeki uyarıları ile birlikte bir dizi Avrupa ülkesi ve ABD eyaleti, önümüzdeki günlerde şiddetli sıcak hava dalgalarına karşı dikkatli olmaları yönünde halka uyarılarda bulundu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre geniş kapsamlı yapılan yeni bir çalışma, ‘rahatsız edici sıcak günlerdeki’ göreli artıştan küresel düzeyde en çok etkilenecek ülkelerin İngiltere ve İsviçre olacağı konusunda uyarıda bulunuyor.

ABD’de devlet kurumları Teksas, Arizona, Nevada ve Kaliforniya’da sıcaklıkların tehlikeli seviyelere çıkmasını beklerken İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Polonya ve Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri, yer yer sıcaklıkları 48 santigrat dereceye ulaştıracağı tahmin edilen şiddetli sıcak hava dalgalarıyla karşı karşıya.

Rekor sıcaklık dereceleri

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) İtalya’daki Sicilya ve Sardunya adalarında önümüzdeki günlerde Avrupa’nın tanık olduğu en yüksek sıcaklıkların kaydedilebileceğini duyurdu.

ABD Kaliforniya ajansındaki meteorologlar, önümüzdeki iki gün içinde sıcaklığın, Death Valley (Ölüm Vadisi) çölünde daha önce güvenilir araçlarla kaydedilen en yüksek hava sıcaklığına eşitleneceğini veya aşacağını tahmin ediyorlar. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) mutlak dünya rekorunu 56,7 santigrat derece olarak kaydetmişti.

Sıcak hava dalgaları Kuzey Afrika’ya da uzanıyor. Fas, tehlikeli sıcak hava dalgalarının yaşandığı birkaç ilde kırmızı alarm verdi. Bu yıl sıcak hava dalgaları Çin’i de vurdu. Geçen pazartesi günü, büyük elektrik şirketlerinden biri, sıcaklığın artmasıyla bağlantılı olarak talep artışı sebebiyle günlük elektrik üretiminde rekor bir seviye kaydedildiğini duyurdu.

Bu yaz sıcak hava dalgalarının geri dönmesiyle birlikte sıcaktan yaşamını yitirenlerin sayısının da artması bekleniyor.

Ölüm ve yangın riskleri

Geçen yaz, sıcaklıklarda en hızlı artışın yaşandığı Avrupa’da, sıcaklığa bağlı yaklaşık 60 bin ölüm kaydedilmişti. WMO’ya göre, son 20 yılda Avrupa’da sıcaklık her 10 yılda yarım santigrat derece arttı. Şimdi uzmanlar, küresel sıcaklıkların 2050 yılına kadar 2 santigrat derece artmaya devam edeceğini tahmin ediyor. Ancak uzmanlar, Avrupa’daki sıcaklıklardaki artışın daha da yüksek olacağı konusunda uyarıda bulunuyor.

İngiltere’deki Bristol Üniversitesi’nden Coğrafi Bilimler öğretim üyesi Alan Kennedy-Asser, yeryüzünün sıcaklığında iki derecelik artış olacağı yönündeki tahminin, karadan daha yavaş ısınan okyanusları da içeren genel bir oran olduğunu belirtiyor. Asser, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte bunun karadaki sıcaklıkların daha da artarak Avrupa’da 3 derece veya üzerine çıkacağı anlamına geldiğini bildirdi.

Söz konusu tahminler, mevcut küresel iklim değişikliğiyle mücadele planlarını da dikkate alıyor. Dünya genelindeki iklim değişikliği önleme planlarının tam anlamıyla uygulanacağı ve 2050’ye kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşılacağı varsayımına göre yeryüzündeki sıcaklığın artışına ilişkin tahminlerde bulunuyor.

Fotoğraf Altı: Bükreş’te çocuklar sıcaktan kaçmak için halka açık parklara akın etti. (AP)
Bükreş’te çocuklar sıcaktan kaçmak için halka açık parklara akın etti. (AP)

Şimdiye kadar 10 yılda yaşanan yarım santigrat derecelik bir artış Avrupa’da önemli iklim değişikliklerine neden oldu. Genellikle soğuk olan Güney Avrupa ülkelerinde, yazın şiddetli sıcak hava dalgaları normalleşerek her yıl daha da şiddetlenmeye başladı. Orman yangınları da her yıl yeni alanları içine alarak büyüyor. Peki, sıcaklıklar artmaya devam ederken, önümüzdeki yıllarda Avrupa’yı gerçek anlamda ne bekliyor?

Yaşlıları saran tehlike

Uzmanlar, artan sıcaklıkların etkilerinin insanlarda ve kısıtlamalarda kendini göstereceği görüşünde Almanya’nın Potsdam kentindeki İleri Sürdürülebilirlik Çalışmaları Enstitüsü’ne (IASS) göre önümüzdeki yıllarda yüksek sıcaklıklara bağlı ölümlerin sayısı artacak. Enstitü araştırmacısı Erika von Schneidemesser, havadaki ozon gazı miktarının artmasının neden olduğu yüksek sıcaklıklar ve kirliliğin, erken ölüm sayısında bir artışa neden olacağını ve akciğer işlevleri ve solunum yolu ile ilgili hastalıkları artıracağını belirtiyor. Erika von Schneidemesser Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yüksek sıcaklıktan kaynaklanan havadaki ozon artışının aynı zamanda pek çok kişinin çalışamaz hale gelmesine veya işini yapamamasına yol açacağını vurgulayarak özellikle yaşlıların bu durumdan büyük ölçüde etkileneceğini söyledi.

Fotoğraf Altı: Piazza del Popolo’daki bir çeşmede serinlemeye çalışan bir İtalyan. (Reuters)
Piazza del Popolo’daki bir çeşmede serinlemeye çalışan bir İtalyan. (Reuters)

Araştırmacı, bunun hastaneler üzerindeki artan baskı nedeniyle Avrupa’daki sağlık sistemleri üzerinde doğrudan etkilerinin olacağını öne sürüyor.

Ekonomide ve tarımsal verimde düşüş

İklim değişikliğinin etkileri tarım ürünlerine de uzanıyor. Erika von Schneidemesser, iki yıl önce yönetip yayınladığı bir araştırmasına göre, Avrupa’da buğday üretiminin 2025 yılına kadar 2000 yılına göre yüzde 10 ve hasat edilen mısır miktarının yüzde 40 oranında düşeceğini tahmin ediyor.

Uzmanlar, canlılar üzerindeki etkilerinin ötesinde, Avrupa ülkeleri için büyük ekonomik sonuçları olacak başka etkiler konusunda da uyarıda bulunuyor. Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nde (PIK) araştırmacı olan Hazem Krichene, Avrupa ülkelerindeki ekonomik kayıpların milyarlarca euroyu bulacağını tahmin ediyor. Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, başlıca Avrupa ekonomileri üzerinde yapılan iklim riski stres testine göre İtalya’nın Avrupa’nın en riskli ülkesi olduğunu, Almanya’nın ise en risksiz ülkesi olduğunu söylüyor. Krichene, Avrupa’nın en büyük beş ekonomisinde (Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve Hollanda) yeşil enerjiye geçiş maliyetine ek olarak esas olarak orman yangınları, su kıtlığı ve sellerin neden olduğu kayıpların 2020 ile 2025 arasında 30 trilyon euro olacağını tahmin ediyor. Sadece İtalya’nın 2025 yılına kadar Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’sının (GSYH) yüzde 14’ü kadar bir kayıpla karşı karşıya kalacağını söylüyor. Krichene, bu kayıpların mevcut iklim planlarını uygulama taahhüdü baz alınarak tahmin edildiğine dikkat çekiyor.

Fotoğraf Altı: İspanya’da kuraklık ormanları ve tarım alanlarını da vuruyor. (AFP)
İspanya’da kuraklık ormanları ve tarım alanlarını da vuruyor. (AFP)

İklim değişikliği uzmanları, Almanya gibi aşırı sıcaklara hazırlıksız olan ülkelerde birçok mülkün değerini kaybetme riskinin arttığına dikkat çekiyor. Yıkılma korkusuyla sigortasındaki artışa karşılık artan riskler nedeniyle değer kaybına uğrayan sel bölgelerinde veya ormanlardaki evleri örnek olarak gösteriyor.

Sıcaklıkla mücadelede altyapı yetersizliği

Başta güney bölgeleri olmak üzere Avrupa ülkelerinin, özellikle altyapılarının uygun olmadığı göz önüne alınınca aşırı sıcak hava dalgalarıyla ne derece başa çıkabileceği karşısında endişeler artıyor.

İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi güney Avrupa ülkeleri iklim değişikliği nedeniyle kabarık bir fatura ile karşı karşıya kalabilecek olsalar da aşırı sıcaklarla baş etmeye alışkınlar ve altyapıları sıcaklıklarda beklenen artışa hazırlık açısından daha nitelikli sayılıyor. Buna karşın, sıcaklıklar artmaya devam ederken kuzey Avrupa ülkeleri benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

Bristol Üniversitesi’nden Alan Kennedy-Asser, geçen yaz İngiltere’nin temmuz ortasında sıcaklığın 39 santigrat dereceye ulaşmasının ardından Londra Luton Havalimanı’ndaki iki pistin asfaltının erimesini örnek olarak verdi. Kennedy-Asher, yüksek sıcaklıkların etkisinin, bazı istasyonların yüksek sıcaklıklara maruz kalması nedeniyle trenlerin ve elektrik tedariğinin gecikmesine kadar uzandığına dikkat çekti. Özellikle 19’uncu yüzyılda soğuk hava nedeniyle ısıyı tutacak şekilde inşa edilen eski evlerin yapısına atıfta bulunan Kennedy-Asher, geçmiş yıllardaki yüksek sıcaklıkların, yağmur suyuyla genişlerken kuraklık ve yüksek sıcaklıkla çekilen bir harç kullanılan bu eski binalarda çatlaklara neden olduğunu kaydetti.

Kennedy-Asser, Kıta’nın güneyinde yer alan Avrupa ülkelerinin, yoğun sıcağa nasıl uyum sağlayacaklarını kuzey ülkelerinden ‘öğrenmesi’ ve sıcaktan kaynaklanan sorunların azaltılmasına katkıda bulunacak adımlar atması gerektiğini vurguluyor.

Yüksek sıcaklıklar binaların kusurlarını ortaya çıkarıyor

İngiltere’deki Open Üniversitesi’nden İklim Sistemleri alanında öğretim görevlisi Leslie Mabon, sıcaklık artışlarıyla ilişkili sorunların hazırlıksız ülkelerde artacağını söylüyor. Örnek olarak İngiltere’deki balkonsuz ve havalandırmaya müsait olmayan yapıları veriyor. Serin kalabilen ve sıcaklıkla başa çıkabilen evlerin inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ayrıca, Avrupa’nın sadece evler açısından değil, daha geniş anlamda yollar ve altyapılar açısından da sivil mühendislikle ilgili krizlerle karşılaşacağını belirtiyor. Hükümetlerin iklim değişikliğiyle başa çıkabilme konusunda daha fazla planlama yapması, inşaat ve sivil mühendislik sektörüyle ortak projeler oluşturması, bu alanlarda gerekli kişileri eğitmesi ve istihdam yaratması gerektiğini vurguluyor.

Su seviyesinin yükselme tehlikesi

Dünyanın diğer tarafında, Antarktika’da buz kütleleri küçülmeye devam ediyor. Bu tabakalarının erimesi, okyanus sularının yükselmesi ve sel riskini artırıyor. Uzmanlara göre Antarktika’daki yüzen buz kütleleri, geçen ay sanayi öncesi döneme göre en düşük seviyelerine ulaştı.

Fotoğraf Altı: İspanya, Kastilya-La Mancha’da su eksikliği nedeniyle artan deniz yosunlarını temizleme operasyonu yapıldı. (AFP)
İspanya, Kastilya-La Mancha’da su eksikliği nedeniyle artan deniz yosunlarını temizleme operasyonu yapıldı. (AFP)

Dünyanın sıcaklığı artmaya devam ettikçe, buzullar daha hızlı bir şekilde erimeye devam edecek. Çevre uzmanları, Grönland ve Batı Antarktika’da ne kadar buzun eriyip okyanuslara ulaşacağını kestiremiyorlar. Ancak dünyadaki tüm buz tabakalarının erimesi deniz seviyesini ortalama 70 metre yükseltecek ve bu da kıyı kentlerinin sular altında kalacağı ve kara alanının büyük ölçüde azalacağı anlamına geliyor.

Bununla birlikte, buz tabakasının erimeye devam edeceği yönündeki beklentilere rağmen uzmanlar, geçmişte tamamen erime olmadan sıcak dönemler yaşandığı gerçeğinden hareketle buzdağlarının tamamen eriyeceğine ihtimal vermiyorlar.



Katz: İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’deki ‘güvenlik bölgelerinde’ birliklerini tutmaya devam edecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

Katz: İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’deki ‘güvenlik bölgelerinde’ birliklerini tutmaya devam edecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi içinde oluşturduğu ‘güvenlik bölgelerinde’ asker bulundurmaya kararlı olduğunu bildirdi.

İsrail Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Katz’ın gece saatlerinde Hegseth ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ‘İsrail’in sınırlarını ve sınır hattındaki yerleşim birimlerini terörist unsurların tehditlerinden korumak amacıyla Suriye, Gazze ve Lübnan’daki güvenlik bölgelerinde kalma kararlılığını’ dile getirdiği belirtildi.

Lübnan ile İsrail arasındaki çerçeve anlaşması, Washington ile Tahran arasında 17 Haziran’da Ortadoğu’daki savaşı durdurmaya yönelik imzalanan mutabakatın ardından yapılmış, Tahran’ın ısrarı doğrultusunda Lübnan’da da ateşkesin sağlanmasına zemin hazırlamıştı. Bu süreçte Lübnan, İsrail ve ABD, Lübnan dosyasını bölgesel gerilimden ayrı tutmaya çalışmıştı. Haziran ayından bu yana İsrail ile Hizbullah arasındaki karşılıklı saldırıların yoğunluğu azalırken, İsrail ordusu Güney Lübnan’da hava saldırılarını sürdürmeye devam ediyor. Hizbullah ise 19 Haziran’dan bu yana İsrail’e veya İsrail güçlerine yönelik yeni bir operasyon duyurmazken, ateşkesin ihlali konusunda uyarılarını sürdürüyor. Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine 21 Temmuz’da ABD’yi ziyaret etmesi bekleniyor.


Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.

İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.

Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.

ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.

sdfvb
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)

Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.

İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.

Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.

‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.

Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.

Müzakere planı yok

Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.

İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.

Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ABD saldırıları

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.

Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.

rhythnjy

Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.


Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
TT

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.

Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.

Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.

İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.