Rekor seviyedeki sıcak hava dalgası tüm dünyayı kavuruyor

Sıcaklıklar, Avrupa’dan ABD ve Çin’e kadar tüm bölgeleri etkisi altına aldı.

Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)
TT

Rekor seviyedeki sıcak hava dalgası tüm dünyayı kavuruyor

Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki bir bölgede, cuma günü erken saatlerde yangın çıktı. (AFP)

Avrupa ve ABD’nin büyük bir kısmı, yaz mevsiminin ve eşi benzeri görülmemiş sıcak hava dalgalarının geri gelmesiyle birlikte adeta kavurucu bölgelere dönüştü.

İklim değişikliği krizinin şiddetlenmesi ve uzmanların sıcak hava dalgalarının Avrupa ve ABD’de normal bir olay olarak artacağı yönündeki uyarıları ile birlikte bir dizi Avrupa ülkesi ve ABD eyaleti, önümüzdeki günlerde şiddetli sıcak hava dalgalarına karşı dikkatli olmaları yönünde halka uyarılarda bulundu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre geniş kapsamlı yapılan yeni bir çalışma, ‘rahatsız edici sıcak günlerdeki’ göreli artıştan küresel düzeyde en çok etkilenecek ülkelerin İngiltere ve İsviçre olacağı konusunda uyarıda bulunuyor.

ABD’de devlet kurumları Teksas, Arizona, Nevada ve Kaliforniya’da sıcaklıkların tehlikeli seviyelere çıkmasını beklerken İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Polonya ve Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri, yer yer sıcaklıkları 48 santigrat dereceye ulaştıracağı tahmin edilen şiddetli sıcak hava dalgalarıyla karşı karşıya.

Rekor sıcaklık dereceleri

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) İtalya’daki Sicilya ve Sardunya adalarında önümüzdeki günlerde Avrupa’nın tanık olduğu en yüksek sıcaklıkların kaydedilebileceğini duyurdu.

ABD Kaliforniya ajansındaki meteorologlar, önümüzdeki iki gün içinde sıcaklığın, Death Valley (Ölüm Vadisi) çölünde daha önce güvenilir araçlarla kaydedilen en yüksek hava sıcaklığına eşitleneceğini veya aşacağını tahmin ediyorlar. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) mutlak dünya rekorunu 56,7 santigrat derece olarak kaydetmişti.

Sıcak hava dalgaları Kuzey Afrika’ya da uzanıyor. Fas, tehlikeli sıcak hava dalgalarının yaşandığı birkaç ilde kırmızı alarm verdi. Bu yıl sıcak hava dalgaları Çin’i de vurdu. Geçen pazartesi günü, büyük elektrik şirketlerinden biri, sıcaklığın artmasıyla bağlantılı olarak talep artışı sebebiyle günlük elektrik üretiminde rekor bir seviye kaydedildiğini duyurdu.

Bu yaz sıcak hava dalgalarının geri dönmesiyle birlikte sıcaktan yaşamını yitirenlerin sayısının da artması bekleniyor.

Ölüm ve yangın riskleri

Geçen yaz, sıcaklıklarda en hızlı artışın yaşandığı Avrupa’da, sıcaklığa bağlı yaklaşık 60 bin ölüm kaydedilmişti. WMO’ya göre, son 20 yılda Avrupa’da sıcaklık her 10 yılda yarım santigrat derece arttı. Şimdi uzmanlar, küresel sıcaklıkların 2050 yılına kadar 2 santigrat derece artmaya devam edeceğini tahmin ediyor. Ancak uzmanlar, Avrupa’daki sıcaklıklardaki artışın daha da yüksek olacağı konusunda uyarıda bulunuyor.

İngiltere’deki Bristol Üniversitesi’nden Coğrafi Bilimler öğretim üyesi Alan Kennedy-Asser, yeryüzünün sıcaklığında iki derecelik artış olacağı yönündeki tahminin, karadan daha yavaş ısınan okyanusları da içeren genel bir oran olduğunu belirtiyor. Asser, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte bunun karadaki sıcaklıkların daha da artarak Avrupa’da 3 derece veya üzerine çıkacağı anlamına geldiğini bildirdi.

Söz konusu tahminler, mevcut küresel iklim değişikliğiyle mücadele planlarını da dikkate alıyor. Dünya genelindeki iklim değişikliği önleme planlarının tam anlamıyla uygulanacağı ve 2050’ye kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşılacağı varsayımına göre yeryüzündeki sıcaklığın artışına ilişkin tahminlerde bulunuyor.

Fotoğraf Altı: Bükreş’te çocuklar sıcaktan kaçmak için halka açık parklara akın etti. (AP)
Bükreş’te çocuklar sıcaktan kaçmak için halka açık parklara akın etti. (AP)

Şimdiye kadar 10 yılda yaşanan yarım santigrat derecelik bir artış Avrupa’da önemli iklim değişikliklerine neden oldu. Genellikle soğuk olan Güney Avrupa ülkelerinde, yazın şiddetli sıcak hava dalgaları normalleşerek her yıl daha da şiddetlenmeye başladı. Orman yangınları da her yıl yeni alanları içine alarak büyüyor. Peki, sıcaklıklar artmaya devam ederken, önümüzdeki yıllarda Avrupa’yı gerçek anlamda ne bekliyor?

Yaşlıları saran tehlike

Uzmanlar, artan sıcaklıkların etkilerinin insanlarda ve kısıtlamalarda kendini göstereceği görüşünde Almanya’nın Potsdam kentindeki İleri Sürdürülebilirlik Çalışmaları Enstitüsü’ne (IASS) göre önümüzdeki yıllarda yüksek sıcaklıklara bağlı ölümlerin sayısı artacak. Enstitü araştırmacısı Erika von Schneidemesser, havadaki ozon gazı miktarının artmasının neden olduğu yüksek sıcaklıklar ve kirliliğin, erken ölüm sayısında bir artışa neden olacağını ve akciğer işlevleri ve solunum yolu ile ilgili hastalıkları artıracağını belirtiyor. Erika von Schneidemesser Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yüksek sıcaklıktan kaynaklanan havadaki ozon artışının aynı zamanda pek çok kişinin çalışamaz hale gelmesine veya işini yapamamasına yol açacağını vurgulayarak özellikle yaşlıların bu durumdan büyük ölçüde etkileneceğini söyledi.

Fotoğraf Altı: Piazza del Popolo’daki bir çeşmede serinlemeye çalışan bir İtalyan. (Reuters)
Piazza del Popolo’daki bir çeşmede serinlemeye çalışan bir İtalyan. (Reuters)

Araştırmacı, bunun hastaneler üzerindeki artan baskı nedeniyle Avrupa’daki sağlık sistemleri üzerinde doğrudan etkilerinin olacağını öne sürüyor.

Ekonomide ve tarımsal verimde düşüş

İklim değişikliğinin etkileri tarım ürünlerine de uzanıyor. Erika von Schneidemesser, iki yıl önce yönetip yayınladığı bir araştırmasına göre, Avrupa’da buğday üretiminin 2025 yılına kadar 2000 yılına göre yüzde 10 ve hasat edilen mısır miktarının yüzde 40 oranında düşeceğini tahmin ediyor.

Uzmanlar, canlılar üzerindeki etkilerinin ötesinde, Avrupa ülkeleri için büyük ekonomik sonuçları olacak başka etkiler konusunda da uyarıda bulunuyor. Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nde (PIK) araştırmacı olan Hazem Krichene, Avrupa ülkelerindeki ekonomik kayıpların milyarlarca euroyu bulacağını tahmin ediyor. Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, başlıca Avrupa ekonomileri üzerinde yapılan iklim riski stres testine göre İtalya’nın Avrupa’nın en riskli ülkesi olduğunu, Almanya’nın ise en risksiz ülkesi olduğunu söylüyor. Krichene, Avrupa’nın en büyük beş ekonomisinde (Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve Hollanda) yeşil enerjiye geçiş maliyetine ek olarak esas olarak orman yangınları, su kıtlığı ve sellerin neden olduğu kayıpların 2020 ile 2025 arasında 30 trilyon euro olacağını tahmin ediyor. Sadece İtalya’nın 2025 yılına kadar Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’sının (GSYH) yüzde 14’ü kadar bir kayıpla karşı karşıya kalacağını söylüyor. Krichene, bu kayıpların mevcut iklim planlarını uygulama taahhüdü baz alınarak tahmin edildiğine dikkat çekiyor.

Fotoğraf Altı: İspanya’da kuraklık ormanları ve tarım alanlarını da vuruyor. (AFP)
İspanya’da kuraklık ormanları ve tarım alanlarını da vuruyor. (AFP)

İklim değişikliği uzmanları, Almanya gibi aşırı sıcaklara hazırlıksız olan ülkelerde birçok mülkün değerini kaybetme riskinin arttığına dikkat çekiyor. Yıkılma korkusuyla sigortasındaki artışa karşılık artan riskler nedeniyle değer kaybına uğrayan sel bölgelerinde veya ormanlardaki evleri örnek olarak gösteriyor.

Sıcaklıkla mücadelede altyapı yetersizliği

Başta güney bölgeleri olmak üzere Avrupa ülkelerinin, özellikle altyapılarının uygun olmadığı göz önüne alınınca aşırı sıcak hava dalgalarıyla ne derece başa çıkabileceği karşısında endişeler artıyor.

İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi güney Avrupa ülkeleri iklim değişikliği nedeniyle kabarık bir fatura ile karşı karşıya kalabilecek olsalar da aşırı sıcaklarla baş etmeye alışkınlar ve altyapıları sıcaklıklarda beklenen artışa hazırlık açısından daha nitelikli sayılıyor. Buna karşın, sıcaklıklar artmaya devam ederken kuzey Avrupa ülkeleri benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

Bristol Üniversitesi’nden Alan Kennedy-Asser, geçen yaz İngiltere’nin temmuz ortasında sıcaklığın 39 santigrat dereceye ulaşmasının ardından Londra Luton Havalimanı’ndaki iki pistin asfaltının erimesini örnek olarak verdi. Kennedy-Asher, yüksek sıcaklıkların etkisinin, bazı istasyonların yüksek sıcaklıklara maruz kalması nedeniyle trenlerin ve elektrik tedariğinin gecikmesine kadar uzandığına dikkat çekti. Özellikle 19’uncu yüzyılda soğuk hava nedeniyle ısıyı tutacak şekilde inşa edilen eski evlerin yapısına atıfta bulunan Kennedy-Asher, geçmiş yıllardaki yüksek sıcaklıkların, yağmur suyuyla genişlerken kuraklık ve yüksek sıcaklıkla çekilen bir harç kullanılan bu eski binalarda çatlaklara neden olduğunu kaydetti.

Kennedy-Asser, Kıta’nın güneyinde yer alan Avrupa ülkelerinin, yoğun sıcağa nasıl uyum sağlayacaklarını kuzey ülkelerinden ‘öğrenmesi’ ve sıcaktan kaynaklanan sorunların azaltılmasına katkıda bulunacak adımlar atması gerektiğini vurguluyor.

Yüksek sıcaklıklar binaların kusurlarını ortaya çıkarıyor

İngiltere’deki Open Üniversitesi’nden İklim Sistemleri alanında öğretim görevlisi Leslie Mabon, sıcaklık artışlarıyla ilişkili sorunların hazırlıksız ülkelerde artacağını söylüyor. Örnek olarak İngiltere’deki balkonsuz ve havalandırmaya müsait olmayan yapıları veriyor. Serin kalabilen ve sıcaklıkla başa çıkabilen evlerin inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ayrıca, Avrupa’nın sadece evler açısından değil, daha geniş anlamda yollar ve altyapılar açısından da sivil mühendislikle ilgili krizlerle karşılaşacağını belirtiyor. Hükümetlerin iklim değişikliğiyle başa çıkabilme konusunda daha fazla planlama yapması, inşaat ve sivil mühendislik sektörüyle ortak projeler oluşturması, bu alanlarda gerekli kişileri eğitmesi ve istihdam yaratması gerektiğini vurguluyor.

Su seviyesinin yükselme tehlikesi

Dünyanın diğer tarafında, Antarktika’da buz kütleleri küçülmeye devam ediyor. Bu tabakalarının erimesi, okyanus sularının yükselmesi ve sel riskini artırıyor. Uzmanlara göre Antarktika’daki yüzen buz kütleleri, geçen ay sanayi öncesi döneme göre en düşük seviyelerine ulaştı.

Fotoğraf Altı: İspanya, Kastilya-La Mancha’da su eksikliği nedeniyle artan deniz yosunlarını temizleme operasyonu yapıldı. (AFP)
İspanya, Kastilya-La Mancha’da su eksikliği nedeniyle artan deniz yosunlarını temizleme operasyonu yapıldı. (AFP)

Dünyanın sıcaklığı artmaya devam ettikçe, buzullar daha hızlı bir şekilde erimeye devam edecek. Çevre uzmanları, Grönland ve Batı Antarktika’da ne kadar buzun eriyip okyanuslara ulaşacağını kestiremiyorlar. Ancak dünyadaki tüm buz tabakalarının erimesi deniz seviyesini ortalama 70 metre yükseltecek ve bu da kıyı kentlerinin sular altında kalacağı ve kara alanının büyük ölçüde azalacağı anlamına geliyor.

Bununla birlikte, buz tabakasının erimeye devam edeceği yönündeki beklentilere rağmen uzmanlar, geçmişte tamamen erime olmadan sıcak dönemler yaşandığı gerçeğinden hareketle buzdağlarının tamamen eriyeceğine ihtimal vermiyorlar.



Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı

Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
TT

Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı

Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)
Başkan Donald Trump, kaslı ve saçları geriye taranmış "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü"nde devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen videoyu cumartesi paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi günü kaslı, saçları geriye taranmış ve ağır silahlı "Donald Duck"lardan oluşan bir ordunun "Amerika Gölü" kıyılarında devriye gezmesini gösteren ve yapay zekayla oluşturulduğu düşünülen bir video paylaştı.

Başkan birkaç saat sonra Virginia'daki golf sahasındayken yapay zekayla oluşturulmuş bir video daha paylaştı: Bu sefer kendisini "Ontario Gölü'ne Hoş Geldiniz" yazılı tabelayı bizzat devirip yerine "Amerika Gölü'ne Hoş Geldiniz" yazılı bir tabela yerleştirirken gösteriyordu: Videonun devamında Village People'ın YMCA şarkısı eşliğinde dans ediyordu.

ABD'nin uzun zamandır müttefiki ve ticaret ortağı olan Kanada'yla yaşadığı sert gümrük vergisi savaşı sırasında Trump'ın Ontario Gölü'nün adını "Amerika Gölü" diye değiştiren başkanlık kararnamesinin ardından bu paylaşımlar geldi.

Hawaii Five-O adlı dizinin tema müziğinin kullanıldığı 34 saniyelik videoda, Kanada kazlarından oluşan bir birliğin Büyük Göl'ün yakınında düzenli adımlarla yürüdüğü görülüyor. Kuşlar insan kollarına sahip, saldırı tüfekleri taşıyor ve başkanın kendine özgü sarı kabarık saçlarıyla arzıendam eyliyor.

Daha sonra kazlar silahlarını havaya doğru ateşlerken Toronto'ya benzediği görülen, yakındaki bir şehrin siluetinin üzerinde havai fişekler patlıyor.

Önceki günlerde Trump, Kanada-ABD sınırında yer alan Ontario Gölü'nün adının değiştirilmesine ABD'nin "ciddi önem" verdiğini duyurmuştu. Gölün haritasının üstüne keçeli kalemle yazı yazdığını gösteren bir TikTok videosu da paylaşmıştı.

80 yaşındaki ABD Başkanı videoda, "Küçük bir değişiklik yapacağız, buna Ontario Gölü'nden farklı bir şey diyeceğiz" demişti.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Trump, Ontario Gölü tabelasını bizzat devirdikten sonra Village People'ın şarkısı eşliğinde dans ettiğini gösteren başka bir yapay zeka videosu daha paylaştı (Truth Social/@RealDonaldTrump)

Bunun yalnızca bir trolleme girişimi olduğuna dair tüm şüpheler, Trump'ın perşembe imzaladığı başkanlık kararnamesiyle ortadan kalktı. Bu kararnameyle federal kurumlara tüm resmi belgelerde ve kayıtlarda Ontario Gölü'nden "Amerika Gölü" diye bahsetmeleri talimatı verdi. Bu hamle, Trump'ın geçen yıl Meksika Körfezi'nin adını "Amerika Körfezi" diye değiştirmeye yönelik benzer bir girişimde bulunmasını andırdı.

Başkan, federal hükümetin coğrafi oluşumlardan nasıl bahsedeceğine karar verebilse de yabancı ülkeleri, özel kuruluşları ve hatta Amerikan eyaletlerini kendisini takip etmeye zorlayamaz.

Kanada Başbakanı Mark Carney, perşembe X'te yaptığı bir paylaşımla bu emirnameye yanıt verdi.

Carney, "Ontario Gölü'nün adı, uygun bir şekilde 'Göl güzeldir, göl büyüktür' anlamına gelen Wendat dilindeki Ontari'io kelimesinden geliyor. Bu ismin geçmişi 400 yılı aşıyor ve hem Kanada Konfederasyonu'nun hem de Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Bildirgesi'nin öncesine dayanıyor" diye yazdı.

"Amerika'nın değiştiğini biliyoruz. Ticari ilişkileri, dış politikaları, ulusal anıtları ve hidronimleri" deyip ekledi:

Kanadalılar da oranın gerçek adının Ontario Gölü olduğunu biliyor; geçmişte, şimdi ve her zaman.

Trump'ın göreve gelmesinden bu yana ABD'yle Kanada arasındaki ilişkiler kötüleşti. Bunda Trump'ın, Kanada'nın "51. eyalet" olması gerektiğini defalarca dile getirmesi de etkili oldu. Bu hafta ticaretle ilgili gerginlikler daha da tırmandı.

Ottawa'yla Washington arasındaki son dakika görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD, 22 Ağustos'ta yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada ihracatına yüzde 50 gümrük vergisi getirdi. Trump yönetimi, Kanada'yı ABD şirketlerine karşı ayrımcılık yapmakla suçladı.

Trump'ın suçlamalarını reddeden Carney, bu vergileri savaş ilanı niteliğindeki bir eyleme benzetti. Çeşitli Amerikan mallarına yüzde 50'ye varan oranlarda gümrük vergisi getirerek misillemede bulundu.

Ticaret savaşı aynı zamanda bir laf dalaşına da dönüştü. Trump bu hafta Truth Social platformunda Ontario Eyalet Başbakanı Doug Ford'u hedef aldı ve onu "hizaya girmesi" gereken ve atıp tutan bir "uşak" diye niteledi.

Ford ise düzenlediği basın toplantısında Trump'a "diktatör", "zorba" ve "iflas kralı" diye karşılık verdi. Trump'a "k**ımı öp" de dedi.

Independent Türkçe


İsrail’den Atina’ya 3,6 milyar avroluk savunma kalkanı

Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
TT

İsrail’den Atina’ya 3,6 milyar avroluk savunma kalkanı

Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)
Yunanistan'ın İsrail'den savunma sistemi satın alması (Reuters)

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin art arda yaşanan gerilim dalgalarına sahne olduğu ve birçok çevrenin bu gerilimin kaçınılmaz bir askeri çatışmaya doğru tırmandığını, bundan kaçınmanın ise adeta mucize gerektireceğini düşündüğü bir dönemde, İsrail ve Yunanistan savunma bakanlıkları 3,6 milyar avro değerinde silah ve askeri hizmet satışına ilişkin bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Savunma şemsiyesi

Anlaşmanın amacı, Yunanistan'ın “Aşil Kalkanı” olarak bilinen ve çok katmanlı bir savunma şemsiyesi oluşturmayı hedefleyen savunma projesini ilerletmek. Proje, Yunanistan'ın hava, füze, deniz ve siber savunma alanlarındaki kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, anlaşmayı pazartesi günü İsrailli mevkidaşı Israel Katz ile birlikte imzalamak üzere Tel Aviv'e geldi.

Anlaşmanın uygulanması, imza tarihinden itibaren 35 ay sürecek. Proje kapsamında İsrail Savunma Bakanlığı ile İsrail ordusuna bağlı büyük savunma şirketleri ve Yunan şirketleri iş birliği yapacak. Yunan şirketleri, toplam proje bedelinin 700 milyon avroluk bölümünü oluşturan bazı İsrail silahlarının üretim ve imalat süreçlerini üstlenecek.

dfgthyj
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias (AP) 

Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığı habere gör, iki ülke arasındaki müzakereler birkaç ay sürdü ancak Yunanistan'ın bu silahların kullanım sürecini tamamen kendisinin yönetmesi ve İsrail'in herhangi bir müdahalede bulunmaması yönündeki ısrarı nedeniyle anlaşmanın imzalanması birkaç kez ertelendi.

Yunanistan, İsrail'in başlıca askeri müşterilerinden biri. Atina, yıllar boyunca İsrail'den füze, bomba ve insansız hava araçları satın aldı. Ancak Tel Aviv, teknolojilerin düşman ülkelere ulaşmasını engelleyebilmek amacıyla silahların kullanımına yönelik denetim mekanizması oluşturmak istedi. Yunanistan ise bu talebi reddetti.

2030 Gündemi

Tel Aviv'deki askeri kaynaklar, Jerusalem Post gazetesine yaptıkları açıklamalarda, “Aşil Kalkanı” projesinin Yunanistan'ın “2030 Gündemi” başlıklı planının bir parçası olduğunu ve planın “Türkiye ve İran'dan gelebilecek olası tehditlere” karşı koymayı amaçladığını belirtti.

Bu nedenle Ankara'daki liderlerin İsrail'e yönelik saldırılarının dozunun yükseldiği ifade ediliyor. İsrail ise bu sürece büyük bir istekle yaklaşıyor. Zira ülke, savunma sanayisini hızla geliştirmeye ve kendisini “bölgesel bir süper güç” haline getirmeye çalışırken Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerini de güçlendiriyor.

İsrail gazetesi, Yunanistan ile yapılan anlaşmayı “İsrail tarihindeki en büyük askeri ihracat anlaşması” olarak nitelendirdi. Bundan önceki en büyük silah anlaşması Almanya ile yapılmıştı. 2023'te imzalanan anlaşma, İsrail'in füze savunma sisteminin ilk kez yurt dışına satılmasını içeriyor ve 3,5 milyar dolar değerindeydi.

David's Sling

Yunanistan ile yapılan anlaşma, çok katmanlı ve entegre bir savunma ağı kurulmasını öngörüyor. Bu kapsamda ağır ve balistik füzeleri önlemek amacıyla “David's Sling” sistemleri, insansız hava araçlarına karşı kullanılmak üzere mobil SPYDER sistemleri ve uçaklarla füzelere karşı savunma amacıyla tasarlanan “Barak MX” sistemi Yunanistan'a satılacak.

Anlaşma ayrıca sistemlerin işletilmesi ve fırlatma operasyonlarının yönetilmesi amacıyla Yunanistan'da bir komuta ve kontrol merkezi kurulmasını da kapsıyor. Bu merkez, İsrail'de kullanılan sisteme benzer şekilde yapay zekâ yeteneklerinden yararlanacak.

ytju
“David’s Sling” hava savunma sistemi (Arşiv – Reuters)

Anlaşmanın ayrıntılarına göre İsrail'in Rafael, Elbit, Elta ve Spark savunma şirketleri ile İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI), Yunanistan'a Heron 1 ve VIP Bat tipi savaş dronları, SAR tipi küçük uzay uyduları ve düşman insansız hava araçlarına karşı kullanılacak anti-drone sistemleri sağlayacak.

Anlaşma ayrıca üç adet Millennium C-390 nakliye uçağı, ABD yapımı Apache helikopterlerinde lazerle etkinleştirilen Hellfire füzeleri ve “yarı denizaltı” olarak tanımlanan 10 deniz aracının tedarikini içeriyor. Buna ek olarak İsrail şirketleri, çok sayıda deniz askeri aracının modernizasyonunu ve restorasyonunu gerçekleştirecek.

Gizli savaş

Maariv gazetesi, İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin bu anlaşmaya olumlu bakmadığının farkında olduğunu bildirdi. Gazeteye göre Ankara, anlaşmayı kendisine karşı Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasındaki askeri ittifakın güçlendirilmesinin bir parçası olarak görüyor.

Gazete ayrıca bunu, İsrail'in Türkiye'ye karşı ekonomik alanda yürüttüğü gizli savaşın bir parçası olarak değerlendiriyor. Bunun özellikle Yunanistan üzerinden Avrupa'ya doğalgaz taşıyacak boru hattı projesinde kendisini gösterdiği, söz konusu güzergâhın Türkiye'den geçen alternatif hatta karşı geliştirildiği belirtiliyor.

Bu nedenle Türkiye yönetimi yeniden İsrail'e yönelik siyasi saldırılara başladı ve İsrail'i, “provokasyonlar” yoluyla bölgenin istikrarını bozmak istemekle suçladı.

İki tarafın çılgınlığı

Tel Aviv'deki çok sayıda uzman, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin askeri bir çatışmaya sürüklenmesi konusunda uyarıda bulundu. Haaretz gazetesi ise bunu “iki tarafın çılgınlığı” olarak nitelendirdi.

Sağ görüşlü Israel Hayom gazetesinde yazan Profesör Eyal Zisser, “Türkiye ve İsrail aralarındaki yüksek sesli düşmanlıktan kazanç sağlıyor. Bununla birlikte şimdiye kadar sözlerden eylemlere geçme konusunda temkinli davrandılar; çünkü bu, hem mantığa hem de çıkarlarına aykırı” ifadelerini kullandı.

Zisser, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak tırmandığımız yol kaçınılmaz bir çatışma yoludur. Bundan kaçınılacağını hayal etmek zor. Fakat umudumuz, birilerinin son anda bu süreci frenlemesi olmalı.”


Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
TT

Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)

Tahran, Umman Sultanlığı ile gemilerin geçişine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakata varılmasına rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için acele etmediğini açıkladı. İran, seyrüseferin yeniden başlatılmasına ilişkin uygulama aşamasına geçilmesini ise önce ABD’nin, Tahran’ın deniz ulaşımının yeniden başlaması için temel bir şart olduğunu belirttiği yükümlülükleri yerine getirmesine bağladı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, varılan mutabakatın “otomatik olarak uygulama aşamasına geçmeyeceğini” söyledi. Garibabadi, İran’ın üzerinde anlaşmaya varılan adımları, “karşı taraf, özellikle de ABD, yükümlülüklerini yerine getirdiğinde” uygulayacağını belirtti.

Garibabadi ayrıca, bazı gemilerin Tahran’la koordinasyon olmaksızın boğazdan geçtiğine ilişkin haberleri yalanladı. İranlı yetkili, güzergâhı kullanan herhangi bir geminin bunu “İran İslam Cumhuriyeti ile koordinasyon ve onun izniyle” yaptığını savundu.

İran’ın resmi Mehr Haber Ajansı, İran Silahlı Kuvvetlerinin 22 Ağustos’tan bu yana boğazdan izinsiz geçmeye çalıştığını belirttiği 30 gemiyi engellediğini bildirdi. Ajans, halen sınırlı bir deniz trafiğinin Tahran’ın onayladığı bir güzergâh üzerinden, “koordinasyon ve ücret ödenmesi” şartıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

Mehr, savaştan önce yaklaşık 1.500 petrol tankeri ve 1.700 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, ancak mevcut durumda deniz ve ticaret trafiğinde büyük bir düşüş yaşandığını belirtti.

Petrol rakamları üzerinden mücadele

Tahran ayrıca ABD güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlediği yönündeki iddiaları da reddetti. İran, Washington’ın buna ilişkin herhangi bir kanıt sunmadığını savunurken, boğazdan geçen petrol ihracatının hacmine ilişkin ABD tarafından açıklanan rakamlara da itiraz etti.

csdfrgthy
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait KC-46 Pegasus uçağı, Orta Doğu üzerinde uçuş sırasında KC-135 Stratotanker uçağından havada yakıt ikmali yapıyor (ABD Hava Kuvvetleri)

Bağımsız bir kuruluş olan TankerTrackers.com’un pazar günü yayımladığı son tahmine göre, ABD’nin uyguladığı deniz ablukası hattından ayrılan ham petrol ihracatı son yedi tam gün içinde günlük ortalama 6,7 milyon varil olarak gerçekleşti.

Şirket, tahminlerinin Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verileri ile her gün çekilen yüzlerce uydu görüntüsüne dayandığını belirtti. Verilere, AIS cihazlarını kapatan tankerlerin yanı sıra abluka hattından ayrıldıktan sonra cihazlarını yeniden çalıştıran tankerlerin de dahil edildiği kaydedildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ise ABD güçlerinin son aylarda yaklaşık 750 milyon varil ham petrol taşıyan 1.500 ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu söylemişti.

Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen petrol akışına ilişkin rakamlar, Tahran ile Washington arasında yeni bir tartışmaya yol açtı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, iki hafta içinde Basra Körfezi’nden 130 milyon varil petrolün çıkarılmasına ABD’nin yardımcı olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD hükümeti içindeki bazı çevreleri enerji piyasalarını etkilemek ve “kişisel çıkarlar” elde etmek amacıyla “saf” olarak nitelendirdiği medya kuruluşlarını kullanmakla suçladı.

Arakçi, Tahran’ın elindeki “istihbarat bilgilerinin”, “enerji piyasalarını manipüle etmek için büyük çabalar” yürütüldüğünü gösterdiğini söyledi. Ancak İranlı bakan, kamuoyuna açık herhangi bir kanıt sunmadı ve suçladığı ABD’li aktörlerin kim olduğunu belirtmedi.

sdfvgthy
İranlılar, başkent Tahran’da üzerinde ABD Başkanı Donald Trump’ın patlamaların ortasında tasvir edildiği ve “Büyük Zafer! Hürmüz Boğazı” yazısının yer aldığı bir reklam panosunun önünden motosikletleriyle geçiyor, 24 Ağustos 2026 Pazartesi (AP)

Arakçi, söz konusu çevrelerin Başkan Donald Trump’ı kaybedilen bir savaşın içinde boğulmuş halde tutmaya çalıştığını savundu. Ayrıca İsrail’le özdeşleşen tarafları, savaşın sonuçlarına ilişkin iyimser değerlendirmeler sunarak çatışmaların sürmesini teşvik etmekle suçladı.

İranlı bakan, sonunda “gerçek maliyeti Amerikan tüketicilerinin hissettiğini” söyledi.

Brent petrolünün varil fiyatı son günlerde 90 doların altında kaldı. Bu fiyat, savaş öncesindeki yaklaşık 70 dolarlık seviyenin üzerinde bulunurken, savaşın bazı aşamalarında petrol fiyatı 110 doların üzerine çıkmıştı.

Arakçi, savaşın devam etmesi halinde İran güçlerinin bölgedeki “herhangi bir Amerikan hedefini” vuracağını belirterek bunlar arasında üsler, tesisler ve askerlerin toplandığı noktaların bulunduğunu söyledi.

Tahran’ın daha önce bölge ülkelerine, İran’ın bir Amerikan saldırısına maruz kalması halinde ABD üslerinin misilleme hedefleri arasında yer alacağını bildirdiğini belirten Arakçi, İran’ın füze kapasitesinin savaş sırasında etkinliğini kanıtladığını savundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da tartışmaya dahil olarak Bessent’i abluka koşullarında Basra Körfezi’nden geçen petrol miktarına ilişkin yalan söylemekle suçladı. Kalibaf, Bessent’in paylaşımına “Yalancı, yalancı” şeklinde alaycı bir ifadeyle karşılık verdi.

Kalibaf ayrıca Moody’s Analytics tarafından yapılan ve savaşın maliyetini 130 milyar doların üzerinde gösteren bir tahmine işaret etti. Kuruluş, savaşın maliyetini haziran ortası itibarıyla yaklaşık 130 milyar dolar olarak hesaplamıştı.

Kalibaf ayrıca, ticaret şirketi Jane Street’in vadeli işlem sözleşmelerinin bir döneminde petrol fiyatlarının düşeceğine yönelik yaptığı bir bahiste 130 milyon dolardan fazla kaybettiğini öne sürdü. Ancak bu rakama ilişkin herhangi bir kaynak göstermedi.

Abluka ithalat üzerinde baskı oluşturuyor

İranlı yetkililer, deniz ablukasının ithalat üzerindeki etkisini kabul etti.

İran Meclisi Ekonomi Komisyonu üyesi Cafer Kadiri, ülkenin toplam 210 milyon tonluk ithalatının yüzde 83’ünün güneydeki deniz sınırları üzerinden gerçekleştirildiğini ve ABD ablukasının bu güzergâhta sorunlara yol açtığını söyledi.

Kadiri, İran’ın günlük 15 ila 20 milyon litre arasında benzin açığıyla karşı karşıya olduğunu, bir litre benzinin ithalatının hükümete yaklaşık 1 dolara mal olduğunu belirtti.

Kadiri, benzinin herhangi bir kısıtlama olmaksızın tedarik edilmeye devam edilmesinin ve bunun bir bölümünün kaçakçılığa gitmesinin “mantıklı olmadığını” söyledi. İranlı milletvekili, dengeyi sağlamak amacıyla hükümetin yakıt kotalarını düşürmeyi veya fiyatları değiştirmeyi değerlendirmesi çağrısında bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da cuma günü devlet televizyonunda yayımlanan bir röportajda ülkesinin “savaş halinde” olduğunu söyledi. Pezeşkiyan, ithalat güzergâhlarının kapatılmasının benzin de dahil olmak üzere bazı ürünlerin tedarikinde zorluklara yol açtığını belirtti.

CFGTHY
28 Ağustos 2026 Cuma günü Umman Sultanlığı’ndaki Musandam’dan görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters).

Pezeşkiyan, devlet gelirlerinin düştüğünü ve petrol ile doğal gaz tesislerinin hedef alınmasının üretimde gerilemeye yol açtığını ifade etti. İran Cumhurbaşkanı, ithalat yollarının yeniden açılması halinde dahi dışarıdan yakıt tedarik edilebilmesi için mali kaynaklara ihtiyaç duyulacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Pezeşkiyan,  ABD yaptırımları ve deniz ablukası nedeniyle İran’ın ihracat ve ithalatının yaklaşık yüzde 35 oranında gerilediğini belirtti.

Buna karşılık Devrim Muhafızları’na yakın Fars Haber Ajansı pazar günü, Petrol Bakanlığından elde ettiğini belirttiği verilere dayanarak İran’ın hâlâ satışa yetecek miktarda petrol rezervine sahip olduğunu bildirdi.

Ajans, petrol gelirlerinin yılın ilk dört ayında bütçede öngörülen hedefin yüzde 99’una ulaştığını ve Petrol Bakanlığının petrol satışlarından elde edilen döviz gelirlerinden 7,5 milyar doları Merkez Bankasına aktardığını belirtti.

Washington’ın adımları bekleniyor

Tahran ve Maskat, geçen hafta Hürmüz Boğazı’nda gemilerin geçişine ilişkin yeni düzenlemeler konusunda müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı.

Pezeşkiyan cuma günü yaptığı açıklamada, görüşmeler sonucunda Devrim Muhafızları, İran Silahlı Kuvvetleri ve İran müzakere ekibi tarafından hazırlanan bir yol haritasına ulaşıldığını ve bunun İran liderine sunularak onayının alındığını söyledi.

Pezeşkiyan’ın anlatımına göre Umman başlangıçta düzenlemeleri kabul etti, ancak daha sonra bazı çekincelerini dile getirdi. Taraflar, bunun ardından koordineli yol haritası doğrultusunda güzergâhın yeniden açılması konusunda mutabakata vardı.

Pezeşkiyan, uygulamanın ABD’nin ablukayı ve yaptırımları kaldırmasına, petrol ve petrokimya ihracatıyla bağlantılı İran fonlarını serbest bırakmasına, yatırımların yeniden başlamasına ve Lübnan’daki savaşa ilişkin bazı yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlandığını belirtti.

Buna karşılık İran’ın, “rejimin kararları ve politikaları doğrultusunda” Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacağını söyledi.

Daha önce İran Genelkurmay Başkanlığına bağlı Defa Press Haber Ajansı, Tahran ve Maskat’ın ticari gemiler için geçici bir koridor oluşturulmasını görüştüğünü bildirmişti. Buna göre koridor, birbirine zıt yönde hareket edecek iki güzergâhtan oluşacak, bu güzergâhlar arasında yaklaşık iki deniz mili mesafe bulunacak ve toplam genişlik yaklaşık yedi deniz mili olacaktı.

Ajans, Umman Denizi’nden Basra Körfezi’ne giriş güzergâhının tamamen İran karasularından geçeceğini, çıkış güzergâhının bir bölümünün de İran sularında bulunacağını aktardı.

Geçici düzenlemelerin, kalıcı bir sistem konusunda 30 ila 60 gün sürmesi beklenen müzakerelerin önünü açabileceği belirtildi.

Pezeşkiyan, mevcut düzenlemeleri daha önce kısa süre içinde çöken İslamabad Mutabakatı ile ilişkilendirmişti.

İran Cumhurbaşkanı, mutabakattan önceki anlaşmayı Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin 13 üyesinden 12’sinin desteklediğini ve mutabakatın çökmesinden önce uygulamasının başladığını söyledi. Buna göre abluka ve yaptırımların hafifletilmesi için adımlar atılmış, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da görüşülmeye başlanmıştı.

Pezeşkiyan, Washington’ın İran petrolünün satışına izin verdiği mutabakatın yürürlükte olduğu dönemde İran’ın yaklaşık 90 milyon varil petrol sattığını da belirtti.

İran’ın aynı dönemde 300 milyar dolara kadar ulaşabilecek yabancı yatırımlara yönelik planlar hazırladığını da sözlerine ekledi.