Al Majalla dergisi Kuzeydoğu Suriye’ye girdi

Suriye'nin kuzeydoğusundaki sivil ve askeri yapılara ilişkin bir saha araştırması

SDG üyeleri (Delal Suleyman)
SDG üyeleri (Delal Suleyman)
TT

Al Majalla dergisi Kuzeydoğu Suriye’ye girdi

SDG üyeleri (Delal Suleyman)
SDG üyeleri (Delal Suleyman)

Al Majalla’nın Suriye'nin kuzeydoğusuna girdiği gün Kamışlı hava sahasına yüksek seviyeli bir alarm durumu hakimdi. Esed güçlerine bağlı 4. Zırhlı Tümeni’nin, Halep’teki Kürt semtlerini kuşatmasına tepki olarak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de Şam rejimine ait güvenlik noktaları etrafında daha sıkı önlemler aldı.

Aynı gün Türkiye, silahlı insansız hava aracıyla (SİHA) Menbiç’in batısında SDG liderlerinden birini hedef aldı. İran Cumhurbaşkanlığı ofisinden sızan ve İran'ın Suriye'nin kuzeydoğusunda saldırı amacıyla silahlı gruplara eğitim vermeye çalıştığı yönündeki bilgilere ilişkin yerel düzeyde tepkiler verildi. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, ülkelerinin geri almayı reddettiği DEAŞ’ın ‘en tehlikeli’ olarak sınıflandırılan birkaç bin üyesinin yargılanma süreçlerinin başladığını duyurdu.

Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, bölgedeki Derik, Kamışlı, Haseke ve Rakka şehirlerinde çarşı-pazarlarda ve kamusal hayatta tamamen normal bir hareketlilik söz konusuydu. Ticari faaliyetler boldu. Ortak alanlarda aileler ve halkın çeşitli kesimleriyle karşılaşmak mümkündü.

Tam on yıldır Suriye rejiminin kontrolü dışında olan bu özerk bölgenin dışarıya tek çıkış noktası olan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile olan Fişhabur Sınır Kapısı’ndan giren bir kişi, ziyaretçilerin herhangi bir ‘normal’ ülkeye girişine ilişkin gümrük ve düzenlemelere uyan bir dizi idari ve güvenlik prosedürünü karşılayacaktır. Belgelerin tam olup olmadığını kontrol eden bir birim, geçerli standartlara uygunluğunu teyit eden özel bir birim, giriş yapan kişinin güvenlik kontrolü için ve X-Ray cihazlarıyla yanlarındaki eşyaların incelemesi için üçüncü bir birim daha yer alıyor. Gelen kişiye ayrıca Özerk Yönetimin çeşitli bölgeleri arasında kaldığı ya da hareket ettiği süre boyunca yanında bulundurması gereken geçici bir ‘resmi belge’ veriliyor.

Bunun yanında ziyaretçi, sınır kapısından geçiş sırasında idari olarak ustalık düzeyinde işlemlerin yapıldığını görebilir. Her bölümde üniforma ve rütbeler aynı olsa da idare ayrı birimlere dağıtılmış haldedir. Pasaportlar, güvenlik, teftiş ve koruma… Bölgeye şahsi, siyasi ya da ticari amaçlarla girişleri yöneten ortak bir elektronik ağ bulunuyor ve görevliler izlemeleri gereken prosedürlerle ilgili bir kitaba göre hareket ediyorlar.

Yönetim yapıları

Sınır kapısından geçişlerde uygulanan prosedürler, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesindeki tüm idari, kamu yönetimi ve yönetim yapısının bir göstergesi niteliğinde ve bu kurumların ve yönetim yapılarının siyasetle, silahlı kuvvetlerle ve bölgedeki genel çatışmayla ilişkisine dair tablo ortaya koyuyor. Suriye’nin dörtte birinden fazlasını oluşturan yaklaşık 50 bin kilometrekarelik bir alanı kapsayan bölge, Haseke, Rakka ve Deyr-i Zor illerinin kuzey yarısını ve Halep doğusu ve orta kesimlerinin bazı kısımlarını içine alırken bölgede 5,5 milyondan fazla insanın yaşıyor. Suriye'nin yeraltı ve tarımsal zenginliklerinin büyük bölümü burada yer alıyor. Bölge yerel, bölgesel ve hatta uluslararası birçok ideolojik, jeopolitik ve askeri eğilimi barındırırken bu eğilimlerin tarafları yıllarca yerel, bölgesel ve uluslararası çatışmaların odak noktası oldular.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eşbaşkanı -başbakanlığa eşdeğer bir makam- Berivan Halid, Rakka'daki sade ofisinde bize Özerk Yönetimin çalışmalarının bu çatışmalardan nispeten bağımsız olduğunu belirterek, bu bölgenin yıllardır yaşadığı olağanüstü siyasi, ekonomik ve güvenlik koşulları çerçevesinde bölge sakinlerine çeşitli kamu hizmetleri sunmaya ve yaşam döngüsünü korumaya odaklandıklarını söyledi.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Suriye'nin uzak kuzeydoğusunda, Kürt nüfusun yoğun olduğu bazı bölgelerin 2011 yılı sonlarında Suriye rejiminin kontrolünden çıkması ve Halk Koruma Birlikleri (YPG) tarafından kontrol altına alınmasıyla Suriye devriminin ilk üç yılında ‘aşamalı’ olarak kuruldu. Suriye rejimine ‘alternatif’ departmanlar oluşturuldu. Özerk Yönetim, 2014 yılının ocak ayında Cezire bölgesinde (Haseke’de) ‘Demokratik Özyönetim’ ilan edilene kadar, sahadaki askeri gelişmelere bağlı olarak farklı isimler ve farklı biçimler aldı. Ardından peş peşe Kobani (Ayn el-Arab), Afrin, Menbiç, el-Tabka, Rakka ve Deyrizor bölgelerini kapsadı.

Yaklaşık dokuz yıldır Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eşbaşkanlığı görevini yürüten Halid, The Majalla’ya verdiği röportajda şunları söyledi:

Özerk Yönetim, Yasama Meclisi (yerel parlamento), Toplumsal Adalet Meclisi (yargı) ve Yürütme Meclisi (hükümet) olmak üzere birbirinden ayrı üç yapıdan oluşuyor. Söz konusu yedi ‘iç bölgede’ tüm kamusal yaşamı yarı federal bir yapıda ve ademi merkeziyetçi bir şekilde yönetiyor. Her biri kamununkine karşılık gelen yerel kurumlara ve otoritelere sahip.

Yürütme Meclisi

Yürütme Meclisi, içişleri, maliye, kültür, sağlık, çalışma, eğitim, kadın ve çevre gibi her biri belirli bir bakanlığa karşılık gelen on üç organdan oluşuyor. Bunun yanında Yürütme Meclisi’nde ‘bölünme şüphesini’ çürütmek amaçlı savunma, petrol, diyanet ve planlama konularında uzmanlaşmış yedi daire bulunuyor.

Halid, Yürütme Meclisi’nin kurulması ve ‘meşruiyet’ kazanma mekanizması ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Yasama Meclisi meşruiyetin kaynağıdır. Yürütme Meclisinin her bir üyesi Yasama Meclisinin onayını almalıdır. Yasama Meclisi, Yürütme Meclisini sürekli olarak izler ve yaptıklarından sorumlu tutar. Politikasını ve bütçesini onaylar, üyelerini sorgular. Siyasi partiler ve bloklar, Yürütme Meclisi Başkanlığı'na uygun olarak, genellikle Yürütme Meclisi'ndeki pozisyonlara isimler aday gösterir ve ardından bu adaylar, Yasama Meclisinin onayına sunulur.  Yasama Meclisi, Özerk Yönetimi tanıyan siyasi partilere ve güçlere ayrılan özel bir kota ile yerel yasama meclislerinin temsilcilerinden oluşur.”

PYD, Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ve Arap partileri tarafından tanınan Kuzeydoğu Suriye'de Özerk Yönetim'in meşruiyeti konusunda siyasi bir bölünme söz konusu.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin askeri bir yönetim olduğuna dair suçlamaları reddeden Halid, “Bu bir oldu-bittiden doğdu. Bölge, YPG'nin omurgasını oluşturduğu SDG’nin kontrolündedir” ifadelerini kullandı.

Yürütme Meclisi Başkanlığı ile ona bağlı tüm organların ve ofislerin ortak yönetimine ilişkin bir genelge, yürütme organının hukuk, örf ve adetlerinin, her birimin yürütme, yasama ve hatta yargı yapısının tamamında yer almasını ve ulusal, dini ve bölgesel bileşenlerin çeşitli üyelerinden oluşmasının yanı sıra eş başkanlık mekanizması aracılığıyla kadınların tüm bu birim ve pozisyonlarda dengeli bir şekilde temsil edilmesini öngörüyor.

sdasd
Suriye'nin kuzeydoğusunda bir manav dükkanı (Rudy Tahlo)

PYD dışında 33 partiden oluşan ve Suriye Gelecek Partisi, Muhafazakar Parti ve Süryani Birliği Partisi gibi Arap partilerin de yer aldığı, onlarca aşiret lideri ve bölgenin ileri geleninin desteklediği Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) tarafından tanınan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin ‘meşruiyeti’ konusunda siyasi bir bölünme söz konusu. PYNK Suriye muhalefet koalisyonunun hem Arap hem de Süryani partileri gibi, onu tanımayı reddediyor.

Benzersiz bir deneyim

Özerk Yönetimi destekleyenler, Özerk Yönetimin, Suriye rejiminin totaliterliğiyle ve buna karşılık gelen Suriye muhalefetinin kendi yönetimi altındaki bölgelerde uyguladığı siyasal İslamcı deneyimiyle çelişen Suriye’deki tek deneyim olduğuna inanıyorlar ve Özerk Yönetimin yerel ve bölgesel olarak tanınmasının içerideki atmosferi iyileştireceğini, daha fazla iç kalkınmaya doğru iteceğini ve Suriye'de ademi merkeziyetçiliğin deneyimlenmesini sağlayacağını düşünüyorlar. Özerk Yönetime karşı olanlar ise Özerk Yönetimin PKK'nın uzantısı olduğunu ve hiçbir genel seçimle meşruiyet kazanmadığını vurguluyorlar.

Bölgenin en yüksek yargı organı olan Toplumsal Adalet Meclisi’nden üst düzey bir kaynak, Al Majalla’ya verdiği röportajda, Toplumsal Adalet Meclisi’nin Özerk Yönetimin karşılaştığı ve genel seçimlerin yapılmasının ve yönetimin yasama, siyasi ve kalkınma yapısının geliştirilmesinin önünde başlıca en teşkil eden siyasi, güvenlik ve askeri zorluklardan bahsetti. Örneğin terörle ilgili 8 bin adli dosya olduğunu söyleyen kaynak, DEAŞ, Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) ve Türkiye, İran ve Suriye rejimi tarafından desteklenen grupların üyelerinden on binlerce sanığın geçtiğimiz yıllarda Özerk Yönetim'e karşı sabotaj ve şiddet eylemlerine karıştıklarını iddia etti.

Kaynak, geçtiğimiz yıllarda bu bölgeye karşı DEAŞ, HTŞ ve Suriye Milli Ordu (SMO) gibi örgütlerin yanı sıra Türkiye ve İran gibi ülkelerin doğrudan ya da vekilleri aracılığıyla nasıl onlarca saldırı başlattığını, Suriye rejiminin de Özerk Yönetiminin altını oymak için tüm bu saldırılara katkıda bulunduğunu ve bunlardan faydalandığını belirtti. Suriye rejim güçlerinin Halep’teki Kürt bölgelerine ve kuzeyindeki eş-Şehba’ya uyguladığı kuşatma nedeniyle Özerk Yönetimi kontrolü altındaki çeşitli bölgelerde hakim olan genel alarm durumuna işaret eden kaynak, buna Esed rejiminin Türkiye ile iş birliği içinde uyguladığı her türlü coğrafi, bürokratik ve ekonomik ablukanın ve Türkiye'nin Özerk Yönetimin sivil ve askeri isimlerine karşı neredeyse her gün gerçekleştirdiği SİHA’lı saldırıların eklendiğini kaydetti.

Özerk Yönetim’in en yüksek yargı organı olan Toplumsal Adalet Meclisi’nin üyeleri yerel meclislerden seçilir ve yargı, sivil, asker ve terör gibi uzmanlık alanlarına göre birbirinden bağımsız üç ana birime ayrılır. Her birimin üyelerinin en az yüzde 40'ını kadınlar oluşturur ve yargı organı genelinde her yargı dairesinde bulunmaları zorunludur.

Yargı referansı

Toplumsal Adalet Meclisi, özel bir medeni kanunlar komitesi tarafından onaylanan ve onay için Yasama Meclisi’ne sunulan bir dizi medeni kanun ve genel olarak, Avrupa'daki ile aynı olan mevzuata dayalı olarak çalışmalarını yürütüyor. Bu mevzuata göre örneğin, idam cezası ya da şeriat mahkemeleri yok ve evlilik tamamen sivil bir hak. Çok eşlilik ve reşit olmayanların evlenmesi yasak. Aynı şekilde, ‘namus cinayetleri’, intikam ve kan davası gibi suçlarda herhangi bir indirim yapılmaz.

Destekçileri, Özerk Yönetimin, Suriye rejiminin totaliterliğiyle ve buna karşılık gelen Suriye muhalefetinin kendi yönetimi altındaki bölgelerde uyguladığı siyasal İslamcı deneyimiyle çelişen Suriye’deki tek deneyim olduğuna inanıyorlar.”

Ancak Toplumsal Adalet Meclisi’nin temel bürokratik/yargı sorunu, kendi bünyesindeki yargı ve yürütme organlarının, Suriye hükümetinin kurumları tarafından verilen mülkiyet belgelerini ve sivil ilişkileri bile tanırken Suriye rejimi resmi makamlarının kendileri tarafından yayınlanan herhangi bir belgeyi tanımayı reddetmeleri. Yabancı belgeler söz konusu olduğunda, tüm dünya ülkeleri halen Suriye rejiminin verdiği belgeleri tek meşru belgeler olarak kabul ettiğinden ve Özerk Yönetim tarafından verilen belgeleri tanımadığından, mesele daha da karmaşık bir hal alıyor.

Kamışlı Sağlık Müdürlüğü (Rudy Tahlo)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin geçtiğimiz yılki genel kaynakları, petrol satışından, sınır geçişleri gelirlerinden, tarım ürünlerinden ve genel vergilerden elde ettiği toplam miktar olan 1,2 milyar doları buldu. Yürütme Meclisi Eşbaşkanı Halid, kamu harcamalarının Yasama Meclisi’nin onayıyla dört bölüme ayrıldığını söyledi. Sübvansiyonlu kalemlerin yüzdesi yüzde 40'ın üzerine çıktığından, bütçenin yaklaşık yüzde 30'u vatandaşların satın aldığı, özellikle gıda ve ilaç gibi temel kalemlerin sübvansiyonuna gidiyor. Savunma Bakanlığı bütçenin yüzde 55'ini alırken bu para maaşlara ve silah alımına harcanıyor. Kalan yüzde 15'lik kısım ise idari organlar ile altyapı yatırımlarına ve istihdam yaratmaya yönelik faaliyetlere harcanıyor.

Maaşlar ve çeşitlilik

Majalla’nın edindiği bilgilere göre Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin, asgari ücret olarak belirlediği rakam 520 bin Suriye lirası (yaklaşık 70 ABD dolar). Bu rakam, Suriye rejiminin kontrolündeki bölgelerde asgari ücretle çalışanların aldığı maaşın en az dört katı. Kamuda ise 139 bin kişi istihdam ediliyor. Bunların 75 bini askeri personel. 33 bini polis ve güvenlik personeli. Kamu işe alım süreçlerinde etnik, dini ve bölgesel çeşitlilik ile toplumsal cinsiyet eşitliği tam olarak gözetiliyor. SDG üyeleri ile toplam 214 bin kamu çalışanı bulunuyor ve en azı asgari ücret olmak üzere değişen rakamlarda aylık olarak maaş alıyorlar.

Aynı şekilde Özerk Yönetim bölgelerindeki devlet okullarında her bölgedeki nüfusun etnik dağılımına göre Arapça, Kürtçe, Süryanice ve Ermenice olarak eğitim veriliyor. Elbette uluslararası dillerden biri de müfredatta yer alıyor ve 830 bin öğrenciye temel eğitim veriliyor. Kamışlı’daki Rojava Üniversitesi, Rakka’daki Eş-Şark Üniversitesi ve Kobani’deki (Ayn el-Arab) Fırat Üniversitesi olmak üzere Özerk Yönetime bağlı üç ‘devlet üniversitesi’ bulunuyor.

Tüm hizmetler ve eğitimler tamamen ücretsiz veriliyor. Geçtiğimiz yıllarda Suriye'nin diğer bölgelerinden gelen 800 binden fazla Suriyeli ‘gurbetçiye’ eksiksiz kamu hizmetleri sağlanıyor. Artık Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde kalıcı olarak ikamet ediyorlar. Yasal, siyasi, ekonomik ve idari olarak diğer vatandaşlar gibi muamele görüyorlar ve 14 büyük devlet hastanesinde (halk hastaneleri), onlarca ihtisas merkezi ve yerel klinikte, bölgedeki diğer insanlar gibi eksiksiz sağlık hizmetlerinden yaralanıyorlar.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, asgari ücret olarak belirlediği rakam 520 bin Suriye lirası (yaklaşık 70 ABD dolar). Bu rakam, Suriye rejiminin kontrolündeki bölgelerde asgari ücretle çalışanların aldığı maaşın en az dört katı.

Özerk Yönetim, Uluslararası Koalisyon güçlerinin terörle mücadele için verdiği askeri destek ve siyasi derinliğe rağmen, henüz herhangi bir meşruiyet kazanamadı. Uluslararası Koalisyonun bölgede birkaç kampı ve askeri üssü bulunuyor, ancak Özerk Yönetim, yalnızca 12 ülkede temsil edildiğinden ve hiçbiri resmi bir statü elde etmemiş olduğundan, Özerk Yönetim ile fiilen ve resmi olarak ‘meşru bir otorite’ olarak iletişim kurulmuyor. Aynı şekilde, Özerk Yönetim’in kontrolü altındaki bölgelerdeki yabancı siyasi ve güvenlik temsilcilerinin de diplomatik etkileri yok. Daha çok özel elçiler olarak görev yapıyorlar.

Aynı durum, Suriye hükümeti ile ilişkiler için de geçerli. İki taraf arasında çoğu Rusya’nın himayesinde ve baskısıyla ya da ABD'nin teşvikiyle yapılan onlarca turluk müzakerelere rağmen Suriye rejimi, Özerk Yönetimi ‘ayrılıkçılık ve ABD ile iş birliği yapmak’ ile suçlamaya devam etti ve Kürt meselesi, ülkenin gelirlerin adil dağılımı ve SDG’nin geleceğiyle ilgili güncel gerçeklerin bir kısmını dahi kabul etmeden ve hatta ilgili konuları tartışmadan, görmezden gelmeyi sürdürdü. Müzakerelerin temelinin yalnızca yerel yönetimle ilgili ‘42’nci kanun maddesi’ olması gerektiğinde ısrar etti.

Türkiye'nin Suriye bir özerk yönetim deneyimden duyduğu endişelerin de altını çizmekte yarar var.

* Şarku’l Avsat okurları için Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Yüzlerce İsrailli, Batı Şeria’nın kuzeyinde yeniden açılan iki yerleşime dönüşlerini “gösterişli bir şekilde” kutladı

İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
TT

Yüzlerce İsrailli, Batı Şeria’nın kuzeyinde yeniden açılan iki yerleşime dönüşlerini “gösterişli bir şekilde” kutladı

İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)

Yüzlerce İsrailli, dün işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde yakın zamanda yeniden açılan iki yerleşim arasında, Yahudi bayramı dolayısıyla düzenlenen yürüyüşe katıldı. Etkinlik, yakın zamana kadar büyük ölçüde Filistinlilerin yaşadığı bir bölgeye gelişin sembolik gösterisine dönüştü.

Her yaştan katılımcı, bir hafta boyunca kutlanan Sukot Bayramı kapsamında kullanılan geleneksel meyve ve dallardan oluşan demetler taşıdı. Tepede düzenlenen etkinlikte oyunlar ve palyaçolar da Filistin yerleşimlerine bakan bölgeye bayram havası kattı.

Yürüyüş, Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminden Kadim yerleşimine kadar uzandı. Her iki yerleşim de 2005 yılında dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un uygulamaya koyduğu tek taraflı “ayrılma planı” kapsamında boşaltılmaları nedeniyle İsrail yerleşim hareketi açısından güçlü semboller taşıyor. Yerleşimler, bu yıl yerleşim yanlısı Başbakan Binyamin Netanyahu döneminde yeniden inşa edildi.

İki yerleşimi birbirine bağlayan toprak yolun iki yanında, yerleşimlere yer açmak amacıyla Filistinlilere ait topraklardan İsrailli makamlar tarafından sökülen onlarca zeytin ağacı görüldü.

Oslo’nun yenilgisi

Yerleşim hareketinin önde gelen isimlerinden Yossi Dagan, kalabalığa hitaben, “İsrail’deki harika halkımız Oslo’yu yendi” dedi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Dagan, bu sözlerle 1990’larda Filistinlilerle yürütülen barış sürecine atıfta bulundu.

Dagan, “21 yıl önce dört yerleşimi söktüklerinde, topraklardan ayrılma girişimi aslında bir fikirden, Siyonizm’den ayrılma girişimiydi” ifadelerini kullandı.

İsrailli aileler, işgal altındaki Batı Şeria’da bugün Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katılıyor. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altındaki Batı Şeria’da bugün Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katılıyor. (AFP)

Ardından, bölgenin Kitab-ı Mukaddes’teki adını kullanarak, “Birlikte yüz binlerce Yahudiyi Kuzey Samiriye’ye getireceğiz” dedi.

İsrail bayraklarıyla donatılan Kadim’de, ordu yerleşimcileri korumak üzere konuşlandırıldı. Bu durum, tepenin aşağısında bulunan Filistin kenti Cenin’le belirgin bir tezat oluşturdu. İsrail güçleri geçen yıl kentte düzenlediği bir askerî operasyon sırasında çok sayıda Filistinliyi öldürmüştü.

İsrail’e giden yol üzerinde ise yerleşimleri genişletmek ve bölgedeki İsrail kontrolünü pekiştirmek amacıyla kurulmayı bekleyen onlarca prefabrik ev bulunuyordu.

35 yaşındaki Yishai Gerstel, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Tam da burada ve Sukot Bayramı’nda bulunmak sevincimi katlıyor” dedi.

Gerstel, eşi ve üç çocuğuyla İsrail içindeki bir kentten geldi. Ancak Batı Şeria’nın kuzeyindeki bir yerleşimde büyüyen Gerstel, gençlik yıllarında Ganim’in 2004’te kapatılmasına karşı düzenlenen protestolara katılmıştı.

Gerstel, “Çocuklarımla geri dönmek, onlara geride bıraktığımız yeri ve şimdi nereye döndüğümüzü göstermek inanılmaz” diye konuştu.

Netanyahu’nun 2023’te İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden birinin başında yeniden iktidara gelmesinden sonra Batı Şeria’da 104 yeni yerleşimin kurulmasına onay verildi.

İsrail yerleşimcisi, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminde Filistinlilere ait bir su deposuna giriyor. (AFP)
İsrail yerleşimcisi, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminde Filistinlilere ait bir su deposuna giriyor. (AFP)

İsrail’in 27 Ekim’de yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde yerleşimlere verilen onayların hızı arttı. Netanyahu’nun rakipleriyle rekabetin kızıştığı seçimlerde toplumsal tabanını güçlendirmeyi umduğu belirtiliyor.

Batı Şeria’da son aylarda şiddet olaylarında da keskin bir artış yaşandı. Yerleşimciler neredeyse her gün Filistinlilere veya onların mülklerine yönelik saldırılar düzenlerken, kısa süre önce bir Filistinlinin silahlı saldırısında bir yerleşimci de öldürüldü.

Doğu Kudüs hariç, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria’da yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşıyor. Bunun yanı sıra uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor.


Sevinç ve endişe... Iraklıların ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin duyguları farklılık gösteriyor

İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)
İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)
TT

Sevinç ve endişe... Iraklıların ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin duyguları farklılık gösteriyor

İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)
İran yanlısı silahlı grupların destekçileri, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesini kutlamak amacıyla dün Bağdat’ta düzenlenen yürüyüşte toplandı. (AFP)

Iraklılar, 20 yılı aşkın süren savaşın ardından ABD güçlerinin ülkeden ayrılmasını dün kutladı. Ancak birçok Iraklı, herhangi bir güvenlik boşluğunun İran destekli silahlı grupların nüfuzunu artırmasından veya DEAŞ’ın yeniden güç kazanmasına fırsat vermesinden endişe ediyor.

Son birliklerin, ağırlıklı olarak yarı özerk Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden çekilmesiyle, ABD’nin bu yüzyılda yürüttüğü en büyük savaş sona ermiş olacak. Savaş, Irak’ta geniş çaplı yıkım ve kaosa yol açmış, ülke bu etkilerden henüz tamamen kurtulamamıştı.

Irak’ta müttefik silahlı gruplar aracılığıyla nüfuzunu güçlendiren ve tüm ABD güçlerinin Ortadoğu’dan çekilmesinde ısrar eden İran, ABD’nin çekilmesini bölgedeki müttefik silahlı gruplardan oluşan “direniş ekseni” açısından bir zafer olarak görüyor.

Irak güvenlik güçleri, çekilmeyi kutlamak amacıyla Bağdat ve Şii Müslümanlar açısından dini öneme sahip Necef kentinin sokaklarında araç konvoyu düzenledi.

Bağdat sakinlerinden Ahmed Salah, çekilmenin “kalplerimizi sevinçle doldurduğunu” söyledi. 70 yaşında yeniden doğmuş gibi hissettiğini belirten Salah, güçlü silahlı grupların artık silahlarını teslim etmesinin de zamanının geldiğini ifade etti. Salah, “Bizi, seni ve beni karada, havada ve sularda korumaktan hükümet sorumlu olsun” dedi.

 İnsanlar, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen kutlamalarda bir araya geldi. (AP)
İnsanlar, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen kutlamalarda bir araya geldi. (AP)

Çekilme kararı 2024 yılında eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde alındı ve ABD’nin komşu İran’la savaş yürüttüğü bir dönemde Başkan Donald Trump yönetimi tarafından uygulanıyor.

ABD öncülüğündeki güçler 2003 yılında Saddam Hüseyin’i devirmek amacıyla Irak’ı işgal etmiş ve bu durum o dönemde büyük bir istikrarsızlık ve kaosa yol açmıştı. ABD güçleri ilk olarak 2011’in sonunda ülkeden ayrıldı. Ancak DEAŞ militanlarının Irak topraklarının üçte birini ele geçirerek şiddete dayalı bir yönetim kurmasının ardından, Irak güvenlik güçlerine yardım etmek üzere üç yıldan kısa bir süre sonra yeniden ülkeye döndü.

Irak’ta 4 bin 500’den fazla ABD askeri hayatını kaybetti. Bu sayı, aynı dönemde Afganistan savaşında ölen Amerikan askerlerinin yaklaşık iki katına denk geliyor. “Irak Savaşının Kayıpları” projesine göre ise 200 binden fazla Iraklı sivil öldürüldü.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Doğal Kararlılık Operasyonu”nu resmen tamamladığını açıkladı. Washington’un Iraklı ortaklarına yönelik eğitim ve istihbarat desteğini sürdüreceği belirtildi.

ABD’nin yanı sıra İran’ın da müttefiki olan Irak’ın güvenliğinin sağlanması ve DEAŞ’ın geride kalan unsurlarının kontrol altında tutulması görevini artık Irak güçlerinin üstlenmesi bekleniyor.

 İnsanlar, ABD güçleri ile koalisyon güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen halk kutlamalarında bir araya geldi. (EPA)
İnsanlar, ABD güçleri ile koalisyon güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi dolayısıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen halk kutlamalarında bir araya geldi. (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi yaptığı açıklamada, “Uluslararası koalisyonun görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine Irak’ın güvenliği ve istikrarının tam sorumluluğunu üstlendiği yeni bir aşamaya geçiş anlamına geliyor” dedi.

Güvenlik boşluğu son derece tehlikeli olabilir

Çekilme Iraklılar arasında geniş destek görse de bazıları, ABD tarafından eğitilen ve finanse edilen güvenlik güçlerinin ülkeyi koruma konusunda hâlâ yeterli kapasiteye sahip olmamasından endişe ediyor.

Irak güvenlik güçlerine danışmanlık yapan Iraklı analist Casım el-Bahadli, “Son 20 yıldan çıkarılacak ders, güvenlik boşluklarının son derece tehlikeli olabileceğidir” dedi.

Lise İngilizce öğretmeni 45 yaşındaki Adil Selman ise Iraklıların çekilmeyi kutlamakta acele etmemesi gerektiğini söyledi.

Selman, “Milisler hâlâ devletin kontrolü dışında faaliyet gösteriyor ve DEAŞ da ortadan kalkmış değil... ABD’nin çekilmesinin yeni bir istikrarsızlık dönemine yol açmasından endişe ediyorum. Sonuçta insanlar bu kararı tek bir ölçüt üzerinden değerlendirecek: Önümüzdeki yıllarda güvenliğin istikrarlı kalıp kalmayacağı” dedi.

İran yanlısı Iraklı silahlı grupların yüzlerce destekçisi, çekilmeyi kutlamak üzere Bağdat’ta toplandı ve “Amerika’ya ölüm” sloganları attı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre kutlamalara katılanlar, İran eski lideri Ali Hamaney ile onun yerine geçen oğlu Mücteba Hamaney’in ve 2020 yılında Bağdat’ta konvoyuna düzenlenen ABD hava saldırısında öldürülen İranlı General Kasım Süleymani’nin fotoğraflarını taşıdı.

ABD güçlerinin Tahran’la müttefik silahlı gruplarla yan yana bulunduğu dönemde Irak, bu yıl İran savaşının da içine çekildi.

 Irak güvenlik güçleri mensupları, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini kutlamak amacıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen konvoya katılırken zafer işareti yaptı. (AP)
Irak güvenlik güçleri mensupları, ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini kutlamak amacıyla bugün Bağdat’ta düzenlenen konvoya katılırken zafer işareti yaptı. (AP)

Bu yıl İran’la yaşanan savaşta, Trump’ın İsrail’le birlikte şubat ayında “Destansı Öfke” operasyonunu başlatmasından bu yana öldüğü açıklanan 18 ABD askerinden 7’si Irak’ta hayatını kaybetti. Sonuncusu, temmuz ayında Erbil yakınlarındaki bir üste insansız hava aracına yönelik kontrollü imha operasyonu sırasında hayatını kaybeden bir çavuştu.

Bağdat’ta yaşayan siyasi analist Ahmed Yunus, çekilmenin “İran adına vekâleten faaliyet gösteren grupların Batılı askerî varlığın yokluğunda kendilerini daha güçlü hissetmesi ihtimalini” gündeme getirdiğini söyledi. Yunus, bu grupların devlet politikalarının şekillendirilmesindeki rollerini genişletmeye ve kilit kurumlar içindeki varlıklarını pekiştirmeye çalışabileceğini belirtti.

Bazı Iraklı güvenlik yetkilileri ise ABD’nin çekilmesinin DEAŞ militanlarına yeniden faaliyet gösterme fırsatı verme riski taşıdığını söylüyor. Örgüt, yaklaşık 10 yıl önce ilan ettiği hilafet yönetiminin yenilgiye uğratılmasına rağmen, hâlâ uyuyan hücrelerden oluşan bir ağ bulunduruyor.

ABD güçlerinin daha önceki çekilmesinde Irak ordusu DEAŞ’la mücadele edemediğini göstermişti. Örgüt 2014 yılında Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirdiğinde askerler üniformalarını çıkararak kaçmıştı.

Örgüte karşı savaşta bir tugaya komuta etmiş emekli Iraklı General Muhammed el-Cuburi, “Şimdi en önemli soru, Irak güvenlik kurumlarının koalisyon sonrası dönem için uygulanabilir bir alternatif plan hazırlayıp hazırlamadığıdır” ifadelerini kullandı.


Rapor: İsrailli askerlerin tanıklıkları Gazze’deki “hedef fabrikasını” ortaya koyuyor

Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
TT

Rapor: İsrailli askerlerin tanıklıkları Gazze’deki “hedef fabrikasını” ortaya koyuyor

Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor

Fransız gazetesi “Le Monde” tarafından yayımlanan ve İsrailli “Sessizliği Kırmak” (Breaking the Silence) kuruluşunun topladığı İsrailli askerlerin tanıklıklarına dayanan bir rapor, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasında hedefleri belirleme yöntemleri ve bombardıman kurallarına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya koydu. Raporda, bazı saldırılarda ölebilecek sivillerin sayısına ilişkin önceden tahminler yapıldığı ve olası hedeflerin belirlenmesinde yapay zekâ tabanlı sistemlerden yararlanıldığı belirtildi.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen askerlerin ifadelerine dayanan rapor, bombardıman kararlarının nasıl alındığına, hedef alınan bölgelerde sivillerin varlığıyla nasıl başa çıkıldığına ve dijital sistemlerin bilgi toplama, analiz etme ve bunları hedef listelerine dönüştürme sürecinde giderek artan rolüne ilişkin bir tablo sunuyor.

Raporda ele alınan başlıca olaylardan biri, İsrail ordusunun 31 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırı. İsrail’in açıklamasına göre saldırının hedefi, Hamas’a bağlı bir taburun komutanı olan ve bir tünel ağının içinde bulunan İbrahim Biari’ydi. “Le Monde”un aktardığı verilere göre bombardımanda 68’i çocuk 126 Filistinli hayatını kaybederken, yaklaşık 280 kişi yaralandı.

Askerlerin tanıklıklarına göre İsrail ordusu, söz konusu operasyonda yaşanabilecek sivil kayıpların boyutunu önceden biliyordu. Ordu içinde “Naza” olarak adlandırılan ilk değerlendirmede yaklaşık 300 kişinin hayatını kaybedebileceği öngörüldü. Hedefin konumunun daha kesin biçimde belirlenmeye çalışılması sırasında komutanın tünel ağının tam olarak neresinde olduğunun bilinmemesi, saldırının kapsamının genişletilmesine ve çevredeki binalarla bölgelerin de hedef alınmasına yol açtı.

Raporda yer verilen tanıklıklara göre Cibaliye saldırısı münferit bir olay gibi görünmüyor. İHA operatörlerinden biri, farklı ateş açma kurallarının bulunduğunu ve bazı durumlarda Hamas veya İslami Cihad’la bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin evlerinde veya sokakta hareket halindeyken dahi hedef alınmasına izin verildiğini anlattı.

Asker ayrıca her operasyon için önceden öngörülen sivil kayıp tahminlerinin bulunduğunu, bu tahminlerin hiç sivil kayıp yaşanmamasından bazı durumlarda onlarca kişinin hayatını kaybetmesine kadar uzandığını söyledi.

İsrail ordusunun Gazze kentinde hedef aldığı bir aracın enkazı (EPA)
İsrail ordusunun Gazze kentinde hedef aldığı bir aracın enkazı (EPA)

Nüfusun tahmini için iletişim verileri

Rapora göre İsrail ordusu, hedef alınması planlanan bölgelerde kalan nüfusun sayısını tahmin etmek için teknolojik araçlardan da yararlandı. İletişim verileri üzerinden belirli bir bölgedeki tahliye oranının yüzde 25, 50 veya 75 seviyesinde olup olmadığı tahmin edilebiliyordu.

Askerlerden biri, bazı büyük binaların, bölge sakinlerinin yaklaşık yüzde 75’inin bölgeden ayrıldığını gösteren veriler elde edildiğinde hedef alındığını söyledi. Bunun, saldırı sırasında bölgede bulunan sivil sayısını azaltmaya yönelik bir uygulama olduğu belirtildi.

Savaşın ilk aylarında bombardımanların kapsamı son derece genişti. İsrail Hava Kuvvetleri verilerine göre savaşın ilk haftasında Gazze Şeridi’ne 6 binden fazla bomba atıldı. Bunların önemli bir bölümünün ağırlığı 500 ila 1000 kilogram arasında değişen ağır bombalar olduğu ifade edildi.

Ordu ayrıca “ateş kuşakları” olarak bilinen, geniş bölgeleri hedef alan eş zamanlı saldırı dizilerine başvurdu. Bu saldırıların amacı, çok sayıda noktayı imha etmek ve kara birliklerinin ilerlemesinin önünü açmaktı.

Hedef belirlemede yapay zekâ

Raporda dikkat çekilen başlıca hususlardan biri de yapay zekâ sistemlerinin hedef belirleme sürecinde oynadığı rol oldu. İsrail ordusunun kısa sürede büyük miktarda veriyi işleyerek bunları olası hedef listelerine dönüştürebilen sistemler geliştirdiği belirtildi.

Bu sistemler arasında, askerî faaliyetlerle bağlantılı olduğu düşünülen yer ve tesisleri belirlemek için verileri kullanan “Habsora” veya “İncil” ile kişilerin askerî faaliyetlerle bağlantılı olma ihtimaline ilişkin değerlendirme sunan “Lavender” sistemi bulunuyor.

İsrail ordusu, bu sistemlerin bağımsız olarak öldürme kararı vermediğini ve nihai kararın insanlar tarafından alındığını savunuyor. Ancak raporda yer verilen tanıklıklar, özellikle dijital sistemlerin kısa süre içinde çok sayıda hedef üretmesi nedeniyle bu karar sürecinin niteliğine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 200 tanıklık toplayan “Sessizliği Kırmak” kuruluşu ise sivil kayıpların sınırlı sayıdaki olağanüstü saldırıyla açıklanamayacağını, kendi değerlendirmesine göre bunun, çatışmaya doğrudan katılmayanlar arasında yüksek düzeyde kayıplara izin veren operasyonel kurallar ve uygulamalarla bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, sivillere yönelik riskleri azaltmak için broşürler dağıtmak, kısa mesajlar göndermek ve halkı hedef alınan bölgeleri terk etmeye çağıran diğer yöntemleri kullanmak da dahil olmak üzere çeşitli önlemler aldığını belirtiyor. Ordu ayrıca savaş sırasında meydana gelen çok sayıda olayla ilgili soruşturma başlattığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Le Monde”den aktardığı habere göre İsrail ordusu yaklaşık 150 olayı incelenmek üzere askerî savcılığa sevk etti. En az 2 vakada ise cezai soruşturma başlatıldı.

Bu tanıklıklar, uluslararası gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde gündeme geliyor. Bu durum, askerlerin anlatımlarını gazetecilik soruşturmaları ve insan hakları kuruluşlarının verileriyle birlikte, askerî operasyonların nasıl yürütüldüğü ve savaşın yol açtığı sivil kayıpların boyutuna ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koymaya katkı sağlayan kaynaklar arasına yerleştiriyor.