Tweetler, köşe yazılarının rolünü mü çaldı?

Birçok resmi rapor ve istatistik, gazete dağıtım oranlarında net bir düşüş olduğunu gösteriyor / Fotoğraf: AFP
Birçok resmi rapor ve istatistik, gazete dağıtım oranlarında net bir düşüş olduğunu gösteriyor / Fotoğraf: AFP
TT

Tweetler, köşe yazılarının rolünü mü çaldı?

Birçok resmi rapor ve istatistik, gazete dağıtım oranlarında net bir düşüş olduğunu gösteriyor / Fotoğraf: AFP
Birçok resmi rapor ve istatistik, gazete dağıtım oranlarında net bir düşüş olduğunu gösteriyor / Fotoğraf: AFP

Gazetecilikte önemli ve merkezi bir rol oynayan köşe yazıları, zamanla çeşitli gazetelerde en öne çıkan unsurlardan biri oldu.

Öyle ki günlük, haftalık, aylık yayın yapan her gazetede köşe yazıları eksik kalmıyor.

Ancak son yıllarda yaşanan muazzam teknolojik gelişme ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte köşe yazılarının yıldızı söndü, bazı gazetelerde yerleri daraldı, bazılarında ise tamamen ortadan kalktı. 

Kâğıt baskı veya elektronik olsun, gazetelerdeki köşe yazılarının okunma oranları ve sayısını gösteren resmi veriler olmamasına rağmen, birçok basın raporu ve resmi istatistik, gazete dağıtım oranlarında net bir düşüş olduğunu gösteriyor.

Pek çok okuyucu, çoğu zaman doğruluk ve güvenilirlikten yoksun olmasına rağmen, haber ve bilgi kaynağı olarak sosyal medya platformlarına başvuruyor.

Sosyal medyanın köşe yazıları üzerindeki etkisinin boyutu, bu yazıların yayınlanma alanlarının daralmasının nedenleri, gazetelerde şu an kimlerin köşe yazısı yazdığı, okurların bu yazılarda aradıklarını bulup bulamadıkları ve yazarların okuyucuyla aralarında bir köprü kurup büyük problemlerin analiz ve keşfini yapabilecek kapasitede olup olmadıkları gibi birçok husus merak konusu olmuş durumda.

Independent Arabia, birçok kişinin aklına gelen sorulara yanıt bulmak için gazeteciler ve medya uzmanlarıyla temasa geçti.

İçerik sabitlendi

Mısır merkezli eş-Şuruk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İmadeddin Hüseyin, "Köşe yazarlarının halen etkili olduğunu, güçlerini ve nüfuzlarını koruduklarını, ancak iletişim araçlarının ve teknolojik gelişmenin artması, sosyal medya platformlarının yaygınlaşması başta olmak üzere meydana gelen son değişimlerle birlikte farklı araçlarla rekabet ortaya çıktı" dedi.

Bazı köşe yazarlarının sosyal medyadaki kişisel hesaplarında 'gönderi' paylaştığına veya 'tweet' attığına, bunun okuyucular üzerinde gazete ve internet sitelerinde yayımlanan birçok yazıdan daha güçlü bir etki yarattığına dikkat çeken Hüseyin, "İçerik sabittir. Değişen şey araçlardır" ifadesini kullandı.

Hüseyin, Independent Arabia için verdiği röportajda gazeteci Semir Ataullah'ın günümüze kadar gücünü ve etkisini koruyan Şarku'l Avsat gazetesindeki yazılarına atıfta bulunarak, bu konudaki asıl belirleyici faktörün araçlar değil, içerik olduğunu ifade ederek "Okuyucu bir gazeteyi almayabilir ama o gazetenin internet sitesinde favori yazarının yazısını okur" dedi. 

Eş-Şuruk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, makalenin yazarına fikrini tamamen özgürce ifade etmesi için yeterli özgürlük alanı tanımanın göz ardı edilemeyecek bir kriter olduğunu ve bu kriterin meseleyi çevreleyen temel esaslardan biri olduğuna işaret etti.

Kahire Üniversitesi İletişim Fakültesi eski dekanı Leyla Abdulmecid, bu önermeye katılmakla birlikte, yayın araçlarının değiştiğini, köşe yazarlarının artık fikirlerini sadece gazeteler aracılığıyla yazmadığını, sosyal medya platformlarında kendi şahsi sayfaları üzerinden düşünce ve görüşlerini ifade ettiklerini belirtti.

Abdulmecid, "Kabul etmek gerekir ki gazete okuma oranları düştü" dedi.

Kamu Seferberliği ve İstatistik Merkezi Ajansı'nın (resmi bir devlet kurumu) Ocak 2020'deki geçmiş bir raporu, gazete sayısının 2017'de 76'ya kıyasla yüzde 7,9'luk bir düşüşle 2018'de 70'e düştüğünü gösterdi.

Abdulmecid, Independent Arabia'ya verdiği demeçte, birçok kamuoyu araştırması ve çalışmasının, sosyal medyanın okuyucuları çekmek için ilk kaynak olduğunu gösterdiğini ancak güvensizlik oranının yüksek olduğunu sözlerine ekledi.

Abdulmecid, "Bir sonraki aşamada bu noktaya odaklanılmalı, sosyal medyadaki bu tehlikenin boyutu hakkında güvensizlik hali istismar edilerek kamuoyu bilinçlendirilmelidir. Öyle ki bu bilgiler, yalan yanlış, güvenilmez bilinmeyen şeylere dayanmaktadır" ifadelerini kullandı.

Boşluk ve ilgisizlik

Aynı bağlamda, Mısr el-Yevm gazetesinin düşünce bölümü sorumlusu Milad Hanne, izleyicilerin artık gazetelerde ve web sitelerinde istediklerini bulamamaları nedeniyle sosyal medya platformlarına yöneldiğini ifade etti.

Hanne, "Muhammed Hasaneyn Heykel, Celal Amir, Salah Fadl, Salah Muntasır, Ahmed Recep ve diğerleri gibi bazı etkili geç dönem yazarları bu dünyadan ahirete irtihal ettiklerinde arkalarında bıraktıkları boşluğu hiç kimse dolduramadı. Ayrıca nesiller farklılaştı ve yeni düşünce yazarları gerçek fırsatlarını şimdiye kadar elde edemediler" ifadelerini kullandı. 

Hanne, Mısr el-Yevm gazetesini model olarak göstererek, yayınladığı makale sayısının 'dijital' veya 'kâğıt baskı' olarak günlük 20 ila 25 arasında değiştiğini belirtti.

Hanne ayrıca, "Fikir ve analiz arasında değişken bir biçim olarak tek çıkış yolu köşe yazıları olmasına rağmen son zamanlarda diğer gazeteler köşe yazılarının işgal ettiği sayfaların sayısını azaltmaya çalışıyorlar" diyerek duruma açıklık getirdi.

El-Ahram, el-Ahbar ve el-Musavvar adlı üç Mısır gazetesinin de köşe yazarlığını yapan gazeteci ve romancı Yusuf Kaid, "Bu meseledeki temel açmaz saha araştırması yapılmamış olması, gerçek bir takipçi kitlesi olan nüfuzlu yazarlar hakkında ayrıntılı ilmi dayanaklar bulunmaması ve takipçilerinin hacmi ve kimler tarafından takip edildikleri hakkında elde herhangi bir verinin olmayışı gibi durumlar olduğunu" ifade etti.

Kaid ayrıca, bu tür bir değerlendirme varsa bile bunun her zaman kişisel takdire tabi olduğuna dikkat çekti.

Kaid, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, çok sayıda Mısır gazetesinin fikir sayfalarını azalttığını, bazılarının bunları kalıcı olarak iptal ettiğini, kamuoyu eğilimlerini ve göstergelerini ölçmede büyük öneme haiz olmalarına rağmen bazı gazetelerde yazı yönetimi tarafından kısaltmaya gidileceği zaman önce makalelerin kurban edildiğini vurguladı.

"Muhammed Hasaneyn Heykel, Ahmed Bahaaddin ve diğerlerinin zamanında köşe yazılarının bir ağırlığı vardı" diyen Kaid, mevcut durumu gözler önüne serdi.

Köşe yazılarının günlük, haftalık ve aylık basının temel direği olduğunu ifade eden Kaid, okuyucuların bunlarla ilgilenmemesinin ana nedeni olarak, yeni nesillerin yabancı kültürler ile ilgili her şeyi takip edip yerel hususlarla ilgili hiçbir şeyle ilgilenmemelerini sundu.

Kaid, "Bu alanda doğru bilimsel ve metodolojik çalışmaların olmamasına ilaveten basılan ve dağıtılan Mısır gazeteleri hakkında gerçek rakamların olmaması da bu nedenlerin arasındadır" diye ekledi.

Mısır Ulusal Basın Heyeti, ilk kez Kasım 2019'da el-Ahram kurumuyla başlaması ve diğer kurumlarla devam etmesi şartıyla, Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi'nin direktiflerinin uygulamaya geçirilmesi adına ulusal basın kurumlarında dijitalleşme için bir plan açıkladı. Planın maddeleri arasında, basılı yayınların kopyalarının her kurumun web sitesinde PDF formatında yayınlanacağı, bir süre için ücretsiz olarak sunulacağı ve daha sonra ücretli olacağı belirtildi.

Suçlama çemberi

Ayrıca, medya işleri uzmanı ve Kahire Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde profesör olan Hasan İmad Mekavi, bu konudaki en belirgin sorunlardan birinin, görüşlerin ve gazetecilik yazılarının çeşitliliğinin olmaması olduğunu ve bunun da birçok sebebinin bulunduğunu ifade etti.

Yazıların çoğunun benzer hale geldiğine ve sunulan fikirlerin çoğunlukla tek bir bağlamda döndüğüne işaret eden Mekavi, güvenlik kısıtlamaları ve fikir sahiplerinin kanaatlerini özgürce ifade edebilecekleri yeterli alanların bulunmaması gibi hususların bu sebepler arasında olduğunu belirtti. 

Mekavi, "Benim açımdan bir okurun belirli bir yazarı okumak için evinden çıkıp gazete almasının mümkün olduğunu düşünmüyorum. Şu anda yazılarıyla kamuoyunu etkileyebilecek kimse yok. Herkes sadece kâğıt doldurmak için çalışıyor" ifadelerini kullandı. 

Mekavi, Independent Arabia ile yaptığı röportajda, Mısır'ın ulusal gazetesi el-Ahram'ın önceki dönemlerdeki içeriğinin, özellikle de köşe yazılarındaki çeşitliliğinin varlığıyla ünlenen modelini aktardı.

Şu anda kendisini farklı kılan bu çeşitliliğin olmamasından ve sunulan gazetecilik içeriğinin benzer olmasından mustarip bir halde bulunduğunu ifade ederek köşe yazılarının içerik olarak aynı hale geldiğini ve aralarında hiçbir fark kalmadığını kaydetti. 

Mısır Ulusal Basın Kurumu Başkanı Abdussadık e-Şorbaci, katıldığı bir önceki toplantıda Kültür ve Medya Komitesi'ne bildirdiği tahminlere göre, Mısır'daki ulusal basın kuruluşlarının kayıplarının geçen yılın başına kadar 9 milyar Mısır cüneyhi (291,764 milyon dolar) sınırını aştığını söyledi.

Sebep olarak üretim maliyetlerinin yüksek olması ve gelirlerinin düşmesi ile ilgili gerekçelerin gösterildiğini ifade etti. 

Eylül 2018'in başlarında, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Basın ve Medya Düzenleme Yasası'nı ve Medya Düzenleme Yüksek Kurulu'nu çıkaran 2018 tarihli 180 sayılı kanun hükmünde kararnameyi onayladı. 

Kahire Üniversitesi'nde siyasi medya profesörü olan Safvet Alim, günümüzdeki köşe yazılarında ve makalelerde ortaya atılan siyasi fikirlerin eksikliğine atıfta bulunarak basındaki köşe yazılarının her zaman rejim ve siyasi iklimle ilgili olduğunu dile getirdi. 

Alim, eskiden Muhammed Hasaneyn Heykel, Cabir Usfur ve bunlar gibi kamuoyunu bir bütün olarak etkileyen, onlarla okuyucular arasında bir köprü oluşturan yazarlar olduğuna, ancak şu anda okuyucuları cezbeden, gazete almak istemelerini sağlayan siyasi vizyon veya fikirlerin bulunmadığına dikkat çekti. 

Kamu Seferberlik ve İstatistik Merkezi Ajansı tarafından yayınlanan resmi bir açıklamada, Mısır'da yayımlanan kamu gazetelerinin sayısının 2020'de 59 iken 2021'de yüzde 3,4 artışla 61'e ulaştığı belirtiliyor.

Ayrıca 2020 yılında 199,1 milyon olan yurt içi ve yurt dışı gazete bayiliklerine dağıtılan nüsha sayısı yüzde 26,6 artarak 2021 yılında 252,1 milyona ulaştı. 

Safvet Alim, Independent Arabia'ya, 'kamuoyunu şekillendiren ve etkileyen büyük yazarların ortaya çıkması için bireylerin önüne fikir ve düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri bir alanın verilmesi ve farklı siyasi fikirlerin de desteklenmesi gerektiğini beyan etti.

Independent Arabia, Independent Türkçe



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
TT

Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)

Gözden düşmüş bisikletçi Lance Armstrong'un hayatı yeni bir filme konu oluyor. 

Konsey'in (Conclave) yönetmeni Edward Berger ve Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni'nin (Springsteen: Deliver Me From Nowhere) prodüktörü Scott Stuber'in imzalarını taşıyacak yapımın senaryosuysa Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar'la (King Richard) bilinen Zach Baylin'e emanet edildi. 

Artık 54 yaşına gelen Amerikalı bisikletçiyi, Austin Butler'ın canlandıracağı açıklandı. 

Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli filmi Elvis'le yıldızı parlayan 34 yaşındaki aktör; Motorcular (The Bikeriders), Masters of the Air, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part Two) ve Ölüler Ölmez (The Dead Don't Die) gibi yapımlarla da tanınıyor.

Austin Butler son olarak Darren Aronofsky'nin çektiği Suçüstü'yle (Caught Stealing) hayranlarıyla buluşmuştu. 

29 Ağustos'ta vizyona giren filmin başrolündeki oyuncuya Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber ve Vincent D'Onofrio gibi yıldız isimler eşlik etmişti. 1998'de geçen filmde eski bir beyzbol oyuncusu, kendini New York'un yeraltı suç dünyasında buluyor.

Butler'ın önünde de pek çok iş var. 1980'lerin kült dizisi Miami Vice'ın yeni beyazperde uyarlamasında Sonny lakaplı James Crockett'i canlandıracak. 

1995'te vizyona giren Büyük Hesaplaşma'nın (Heat) yine Michael Mann tarafından çekilecek devam filminde ve Luca Guadagnino'nun yeni Amerikan Sapığı (American Psycho) uyarlamasında da rol alacak. 

2012'de ABD Dopingle Mücadele Ajansı'nın yaptığı soruşturma, Armstrong'u "sporda şimdiye kadar görülmüş en sofistike, profesyonel ve başarılı doping programının" düzenleyicisi ilan etmişti. Armstrong'un Ağustos 1998 sonrasındaki tüm unvanları elinden alınmıştı.

Yıllarca süren söylentiler, suçlamalar ve inkarların ardından Armstrong, 2013'te Oprah Winfrey'e verdiği bir röportaj sırasında doping yaptığını itiraf etmişti.

Bunların ardından 7 Fransa Bisiklet Turu (Tour de France) şampiyonluğu elinden alınmış ve bisiklet sporundan ömür boyu men edilmişti. 

Eski takım arkadaşı Floyd Landis'in de aralarında bulunduğu ihbarcıların ifadelerine dayanılarak hazırlanan 100 milyon dolarlık federal suçlamanın ardından Armstrong, ABD hükümetine 5 milyon dolar ödemişti.

1996'da testis kanseri teşhisi konan Armstrong, kanser araştırmalarına sağladığı destekle de biliniyor. 

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety