Zelenski'nin danışmanı: Kırım'da kalıcı çözümün anahtarı askeri değil uluslararası hukuk

Independent Türkçe, Kırım'daki son gelişmelerin ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin Kırım Daimi Temsilcisi ve danışmanı Tamila Taşeva ile konuştu. Taşeva'ya göre hem Kırım özelinde hem Ukrayna meselesinde Ankara'nın desteği önemli

Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya
Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya
TT

Zelenski'nin danışmanı: Kırım'da kalıcı çözümün anahtarı askeri değil uluslararası hukuk

Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya
Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım'ı kendi bölgesi olarak görmeye devam ediyor, Ukrayna'nın bu iddiası pek çok yabancı hükümet ve BM Genel Kurulu'nun 68/262 sayılı kararı ile destekleniyor / Görsel: Indy Yeni Medya

Ukrayna-Rusya Savaşı devam ediyor. 

Rusya'nın nüfusu, ekonomisi, silahları Ukrayna'dan daha fazla.

Savaş nedeniyle yaklaşık 40 bin kilometrekarelik toprağını yani toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 7'sini kaybeden Ukrayna'nın ise Batılı ülkelerden aldığı destek...

Aslında gerginlik 27 Şubat 2014'te Rusya yanlılarının Kırım'ın başkenti Simferopol'deki parlamento binasını ele geçirmesiyle başlamış, aynı yılın 16 Mart'ında Kırım'da düzenlenen referandumda katılımcıların yüzde 97'si Rusya'ya bağlanmaya oy vermişti.

Referandumun meşru olmadığını savunan Ukrayna ve Batılı ülkeler sonucu uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle tanımıyor.

Rusya, 24 Şubat'ta geniş çaplı saldırılarının ardından bu yıl Kırım'da yeni bir askeri üs kurduğunu duyurmuştu. 

Üs, Karadeniz'in en büyük hava savunma sistemi, Ukrayna'ya göre bölgedeki istikrarsızlığın yansıması.

Ukrayna güçleri geçtiğimiz günlerde Kırım’ı Rusya anakarasına bağlayan Kerç Köprüsü’ne iki adet deniz dronuyla saldırı düzenledi.

Patlamaların etkisiyle köprünün bir kısmı çöktü. 

Kerç Köprüsü, Rusya ile işgal ettiği Kırım arasında bağlantı kurması nedeniyle oldukça tartışmalı bir yapı.

Savaş boyunca Rus ordusuna destek açısından büyük önem taşıyor.

Köprü, Ukrayna’da ise ülkeye yönelik işgalin bir simgesi olarak görülüyor.

İnşaatına Mayıs 2015'te başlanan 19 kilometre uzunluğundaki köprüye geçen yıl Ukrayna ordusu, iki kez saldırı düzenledi. 

Rusya ise bu saldırılara misilleme olarak Ukrayna'nın bazı şehirlerine füze ile saldırdı.

Aslına bakılırsa son günlerde aynı senaryo tekrarlanıyor.

Saldırının ardından Rusya'nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesi ise bir başka dikkat çekici unsur.

Moskova yönetiminin bir yandan Ukrayna'nın tahıl ihracatını engellemek için kamikaze insansız hava araçları ve türlü seyir füzeleri kullanarak, gıda sevkıyatının yapıldığı liman altyapılarını düzenli aralıklarla bombalamaya devam edeceği konuşuluyor.

Independent Türkçe, bu kritik dönemde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin Kırım Daimi Temsilcisi ve danışmanı Tamila Taşeva ile görüştü. 

Taşeva, Özbekistan'ın Semerkand kentinde sürgünde yaşayan bir Kırım Tatarı ailesinin kızı olarak dünyaya geldi.

1991'de ailesiyle birlikte Kırım'a dönüp Simferopol'a yerleşti.

Turuncu Devrimi'ne katıldı, Kırım'da mitingler düzenledi, Bizim Ukrayna partisinin analisliğini yürüttü, 2014'te Rusya'nın Kırım'ı işgaline direniş gösterdi, Viktor Yanukoviç rejimine karşı gösteriler düzenledi, Rusya'nın Kırım Tatarları ve Ukraynalılara yönelik ihlallerini belgeledi.

Kaybolan, işkence gören ve hakları ihlal edilen insanların akıbetini takip etti.

25 Nisan 2022'den bu yana Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Daimi Temsilcisi.

Taşeva'ya göre Kırım için asıl çözümün yolu askeri değil uluslararası hukuktan geçiyor, hem Kırım özeli hem Ukrayna genelinde ise Ankara'nın desteği mühim.

"Rusya zaten Kırım konusunda müzakereye hazır değil"

Kırım Köprüsü saldırısının bölgedeki güvenlik durumu ve diplomatik çözüm olanaklarına etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle belirtmek isterim ki; aslında bu bir Kırım Köprüsü değil, bir taşınabilir köprüdür. Bu önemlidir çünkü Kırım Köprüsü, sahte bir isimlendirmedir. Aslında bu köprü, yasadışı bir altyapı nesnesi. Rusya bu altyapı nesnesini askeri amaçlarla kullanmakta. Rusya, askeri personel veya teçhizat taşımacılığı için bu altyapıyı kullanıyor, sivil amaçlar için değil. Kırım, aslında büyük bir askeri üs olduğundan dolayı böyle bir altyapıya sahip. Rusya ile diplomatik çabalar hakkında konuştuğumuzda, Kırım'ın işgalinin başlangıcından beri Ukrayna'nın devlet kurumları ve diplomatları, Kırım sorununu politik ve diplomatik baskı aracılığıyla çözme konusunda çaba gösteriyorlar.

Ancak Rusya, Ukrayna topraklarındaki işgaline başladığında ve katliamları gerçekleştirdiğinde, Rusya'nın barış ve Kırım sorunu konusunda herhangi bir müzakereye hazır olmadığını anladık. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Rus birliklerinin Ukrayna sınırından ve elbette 1991 yılı Ukrayna sınırları içinden çekildikten sonra iletişime hazır olduklarını ifade ediyor. Ancak şu an için Rusya bu iletişim için hazır değil. 

"Ukrayna'da yaşananlar kapalı gişe film değil, biz de Netflix değiliz"

Uluslararası aktörler, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve NATO, Ukrayna'nın egemenliğini desteklemede nasıl bir rol oynuyor? Özellikle Kırım'daki son olayların ardından?

Uzun yıllardır işgal altındaki topraklarımızda, uluslararası partnerlerimiz, özellikle ABD, İngiltere, G7 ülkeleri ve diğerleri, egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü destekliyorlar. Kırım meselesi için birçok ülke Kırım Platformu gibi uluslararası platformlarda yer alıyor. Farklı ülkelerden farklı şekillerde destek alıyoruz; bazıları askeri destek vermezken, diğerleri finansal veya insani yardımlarla destek oluyor. Tüm bu destekleri şükranla karşılıyoruz ve BM dahil Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne verilen desteği değerli buluyoruz. 

Verdiğiniz cevapla bağlantılı iki soru yöneltmek isterim. Biri İngiltere ile ilgili. İngiltere'nin Ukrayna'ya sağladığı destekten bahsettiniz. İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, İngiltere'nin Ukrayna'ya silah teslimatının bir Amazon hizmeti olmadığını söyledi. Bu cümleleri nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında, Devlet Başkanı Zelenski buna yanıt verdi.

Evet, ben sizin de görüşünüzü merak ediyorum.

Evet. Ukrayna devleti Büyük Britanya'yı kilit ortaklarımızdan biri olarak görüyor. Tam ölçekli desteklerine işgalin en başından beri sahibiz. Hatta İngiltere Hükümeti eski Başbakanı Boris Johnson bu desteği sağlayan ilk liderdi. Kiev'e gelen ilk liderdi. Elbette her zaman siyaseten verilen tüm destekler için minnettar olduğumuzu söylüyoruz.

Mali destek, insani destek ve askeri destek sağlandı. Elbette Büyük Britanya'dan çok fazla destek var. Kimi liderler ise bizim karşı saldırı operasyonumuzla ilgili olarak gerçekten çok yavaş kalıyorlar. Biz Ukrayna'da gişe rekorları kıran bir film olmadığımızı, Netflix olmadığımızı söylüyoruz. Tüm süreç özellikle askeri güçlerimiz için zor. Elbette tüm ülkelerin tam desteğini takdir ediyoruz ancak daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Karşı saldırının hızlanması için daha fazla silaha ihtiyacımız var.

"Rusya anlaşmadan çekilerek tüm dünyaya şantaj yapıyor"

Örneğin biz bu konuşurken Avrupa Birliği'nden dışişleri bakanları, Ukrayna'ya yönelik 20 milyar euroluk bir askeri yardım planını tartışıyorlar Brüksel'de. Peki Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın arabuluculuk rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Kırım Köprüsü saldırısından sonra Rusya hükümeti Kırım'la yapılan tahıl koridoru anlaşmasından çekildiğini açıkladı. Bu, Rusya ve Ukrayna arasında ateşkes umudunu tamamen ortadan kaldırır mı? Tahıl koridoru anlaşması, Ukrayna'dan diğer ülkelere Karadeniz üzerinden tahıl ihracatını nasıl etkiledi?

Bu anlaşma konusu tam olarak benim alanıma girmiyor. Özellikle Tarım Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Ofisi gibi kurumlarla ilgili... Ancak anladığım kadarıyla, Ukrayna bu anlaşma çerçevesinde tahıl ihracatını gerçekleştirmek istedi, Rusya bu anlaşmadan çekildi ve daha sonra Ukrayna'nın hububat ihracatı konusunda zorluklarla karşılaştığını düşünüyorum. 

Ama şunu söyleyebilirim. Moskova anlaşmadan çekilerek aslında tüm dünyaya, BM'ye şantaj yapıyorlar. Bizim Rusya ile bir anlaşmamız var mı? Ukrayna'nın Rusya ile anlaşması yok. Ukrayna'nın BM ve Türkiye ile anlaşması var. Rusya'nın da Türkiye ve BM ile tahıl konusunda anlaşması var.

"Kırım'ın Ukrayna'ya dönüşü hukukla gerçekleşmeli"

Ukrayna'nın Kırım'ı yeniden ele geçirme konusundaki düşünceleriniz hakkında ne dersiniz? Yedi ay önce İstanbul'da yaptığımız röportajda "Geri almaya çok yakınız" demiştiniz. O zamandan bu yana Kırım'da ne gibi değişiklikler oldu?

Şimdi sadece işgal için değil, yeniden entegrasyon süreçleri için de çalışıyoruz Kırım'da. Ukrayna, Kırım'ı askeri yolla geri alma konusunda hazırlıklı ve Rusya da bu durumun farkında. Rus işgal yetkilileri, Ukrayna'nın askeri açıdan Kırım'ı geri alma konusunda hazırlık yaptığını anlamıştır.

Ukrayna, Kırım'ın yeniden entegrasyon süreçlerine yönelik çalışmalara odaklanmakta. Ancak askeri işgal bölgelerine karşı yapılan farklı eylemler, Kırım'da mevcut.

Rusya, ailelerini Kırım'dan tahliye etmekte. Bu, Ukrayna'nın işgali sona erdirme ve topraklarını geri alma konusunda hazırlıklı olduğu anlamına gelmekte. Ancak Kırım'ın yeniden kazanılması süreci hâlâ devam ediyor ve birçok zorluğa yol açıyor. Kırım'ın yeniden kazanılması süreci uzun ve zorlu bir süreç olacak. Ukrayna, Kırım'daki işgale karşı diplomatik, siyasi ve uluslararası platformlarda mücadelesini sürdürüyor.

Bu çabalar, Kırım'ın yeniden Ukrayna'nın egemenliği altına girmesi için kritik öneme sahip. Ancak unutmamak gerekir ki; Kırım'ın yeniden Ukrayna'ya dönmesi yalnızca askeri çözümlerle değil, uluslararası hukuka uygun ve barışçıl bir şekilde gerçekleşmeli. Uluslararası toplumun desteği ve işbirliği bu süreçte büyük önem taşıyor. Türkiye'nin arabuluculuk rolü, Rusya ve Ukrayna arasında iletişimi sağlamak açısından değerli. Türkiye, Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği sürdürüyor. Uluslararası alanda Türkiye'nin de dahil olduğu aktörlerin, bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması için çabalarını sürdürmeleri önemli.

Sonuç olarak, Kırım'ın işgali ve köprüdeki patlama gibi olaylar, bölgedeki güvenlik durumunu etkiliyor. Diplomatik çözüm için çaba harcanmasına rağmen, bu süreç zorluğunu koruyor. Uluslararası toplumun desteği ve işbirliği, Ukrayna'nın egemenliğini korumasına ve Kırım'ı yeniden kazanmasına yardımcı olacak. Ancak barışçıl ve hukuka uygun bir süreç izlemek, uzun vadede kalıcı çözümler sağlama açısından önem taşıyor.

"Ruslar Kırım'da tırnaklarına sarı ve mavi oje sürenleri bile aşırılıkçı görüyor"

Kırım'da yaşayan insanlar için temel insan hakları endişeleri neler?

Kırım işgal altındayken insan hakları ihlalleri yaşanıyor. İşgal sona ermeden bu tür ihlaller devam ediyor. Şu an Kırım'da ve Rusya topraklarında 180 siyasi mahkum bulunuyor, bunların 117'si Kırım Tatarlarıdır. Onlardan biri de arkadaşım Nariman Celâl. Kırım'dan döndükten hemen sonra tutuklandı. Rusya Kırım'da direnen, aslında tam ölçekli bir işgalden sonra direnen insanları kovuşturuyor. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye'nin desteğiyle, bu mahkumlar konusunda müzakereler ve serbest bırakılma çabaları yürütülüyor. Ayrıca, Ukrayna'nın savaş esirlerinin ve kayıp askerlerinin iadesi için de destek ve çaba gösteriliyor.

Kırım'da insan hakları konusunda, özellikle Kırım Tatarlarına yönelik baskılar söz konusu. Kırım Tatarları, Kırım'ın işgal edilmesi sonrası Rusya tarafından hedef alınmakta. Özellikle Kırım Tatarları topluluğu içerisindeki aktivist ve siyasi figürler, Rusya tarafından haksız suçlamalarla tutuklanıyor. Rusya yeni oluşturduğu yasaları, Kırım'da direnen kişileri terörle suçlamak için kullanıyor. Kırım'da işgalci yönetim, tüm nüfusa zulmediyor. Kırım Tatarları, etnik Ukraynalılar veya diğer halklar olsun, sadık olmayan herkes hedef alınıyor.

Bu nedenle, birçok kişi zulme karşı direnemiyor ve kimi zaman kaçmak zorunda kalabiliyor. Bu zulümler ve hak ihlalleri uzun yıllardır devam ediyor. İşgal altındaki Kırım'da yaşayan insanlar, haklarını ve özgürlüklerini koruma konusunda büyük zorluklarla karşı karşıya. Bu nedenle, uluslararası toplumun desteği ve ilgisi bu insanların durumunu iyileştirmek ve haklarını korumak için hayati öneme sahip. Örneğin, işgal yönetimlerinde sarı ve mavi renge alerjileri var. Ukrayna bayrağını kaldırdılar Kırım'daki Rus yetkililer. Aşırılıkçılık suçlamaları yaptılar. Tırnaklarına sarı ve mavi manikür yaptığımızda bile bunu terör eylemi veya aşırılık yanlısı eylem olarak gördü Ruslar. 

"Wagner bir savaş suçlusu, Putin'e sorun oluyorsa işimize gelir"

Belarus'ta ortaya çıkan Wagner Grubu liderlerinden Progojin'in Rus hükümetine karşı Ukrayna cephesinde utanç verici bir duruma düştükleri yönündeki eleştirilerinin yer aldığı bir video ortaya çıktı. Daha önce Rusya'daki bu tür tartışmalara yorum yapmak istemediğinizi söylemiştiniz, ancak bu durumun savaşın seyrini nasıl etkileyeceği konusunda bir değerlendirmeniz var mı?

Wagner Grubu lideri Progojin savaş suçu işlemiş bir kişi ve bu konuda yorum yapmak istemem. Wagner Grubu ve onun bağlı olduğu birlikler, Ukrayna topraklarında savaş suçları işlemiştir. Bu birliklerin Ukrayna topraklarını terk etmesi, Ukrayna için iyi bir gelişmedir. Rusya'daki iç durumla ilgili yorum yapmak benim alanıma girmez.

Eğer bu durum, Putin ve Rusya için bir sorun yaratıyorsa, bu Ukrayna için olumlu bir gelişme. Ukrayna, savaşın sona ermesi ve topraklarının tamamen geri alınması için büyük mücadele veriyor. Uluslararası destek ve işbirliği, Ukrayna halkının haklarını ve toprak bütünlüğünü korumasında büyük önem taşımakta. Ancak bu mücadele, hâlâ devam eden zorluklarla dolu ve çözüm bulunması gereken bir süreç.

Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.