İran, neden Afrika'ya yöneliyor?

Tahran, Kara Kıta (Afrika) ile ilişkilerinin ilk aşamasında yayılma mekanizması olarak Şiiliğe dayandı

Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
TT

İran, neden Afrika'ya yöneliyor?

Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP

Emani Tavil 

30 yıldır Afrika'yla ilgilenen İran, Afrika kıtasını İran'ın en önemli ilgi odaklarından biri olarak gören bir strateji geliştirdi.

Bu stratejinin iki belirleyicisi var. Bunlardan ilki, nükleer projesinin arka planındaki uluslararası kuşatmaya karşı koymak, diğeri ise yine aynı proje için ihtiyaç duyduğu uranyumu elde etmek.

Bu bağlamda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Afrika'nın doğusunda ve güneyinde yer alan üç ülkeye yaptığı ziyaret, türünün ilk örneği değil.

Daha önce de Mahmud Ahmedinejad, yoğun bir faaliyet göstermiş ve bunu İran'ın Afrika'yla etkileşiminde tam on yıl süren bir belirsizlik dönemi izlemişti.

Bununla birlikte Tahran, özellikle Afrika'ya İran ekonomisini canlandıran ve canlandırmaya devam eden küçük taksi ihracatı alanında ekonomik iş birliğini sürdürdü.   

Denebilir ki Tahran gerek mekanizmaları gerekse kendisiyle etkileşim halindeki tarafları değiştirmek bakımından stratejisini uygulamada büyük bir esnekliği muhafaza etti.

Buna bakarak İran'ın Afrika'ya yönelik stratejisinin birkaç aşamadan geçtiğini ve her bir aşamada izlenen politikalar açısından İran'ın Afrika konusunda dönüşümler geçirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 

İran-Afrika ilişkilerinin ilk aşamasında Tahran, Afrika'da yayılma mekanizması olarak Şiilik mezhebine dayandı. Hedefi, kıtada mezhep birliği temelinde Arap Körfezi'ne bağlı gördüğü Sünni yayılımın doğasını etkilemekti.

İran gerçekten de Afrika'nın batısında, özellikle de farklı zamanlarda hükümete karşı savaşan bir Şii ordusunun olduğu Nijerya'da kendisi için birçok dayanak noktası inşa etmeyi başardı.

Komorlar Devlet Başkanı'nın başmuhafızının 2008 yılında Şii olduğunu duyurmasının yanı sıra Sudan'da resmî olarak ilan edilmeyen yaygın Şiileşmeye dair sızıntılar, bu bağlamda dikkat çekici olabilir.

Bu, Sudan'ın Eylül 2014'te bilhassa halktan gelen talepler doğrultusunda Sudan'daki tüm İran hüseyniyelerini (Şii toplanma yerlerini) kapatma kararını anlaşılır kılabilir. 

Jeopolitik düzeyde İran, 1991'deki Sudan sahasını hareket noktası olarak belirleyerek kuzey ve güney arasında patlak veren ve İslami Kurtuluş Hükümeti'nin o dönemde askerî olarak bitirmeye çalıştığı Sudan iç savaşının gerekliliklerinden faydalandı. 

İran'ın Afrika ile etkileşiminin ikinci aşaması, 2006'daki Lübnan savaşının sonuçlarıyla hazır hale geldi. Bu dönemde İran'ın Afrika Boynuzu bölgesindeki varlığı, bu savaşın sonuçlarına bölgesel ve uluslararası tepkiler hesaba katılarak güçlendi. 

Bu bağlamda Tahran'da, İran'ın alışıldık dairesinin dışına çıkması ve Arap (Basra) Körfezi suları ile Hint Okyanusu sularının ötesindeki deniz etkinliği için yeni bir harita çizmeye çalışılması yönünde karar kılındı. Bu karar, çeşitli değerlendirmelere dayanıyordu. 

Bu değerlendirmelerden ilki de Afrika Boynuzu'nun Ortadoğu harekât sahasına ve Husi milislerin İran Devrim Muhafızları tarafından eğitildiği Yemen yakınlarındaki Babü'l-Mendeb Boğazı'na yakınlığıdır. 

İkincisi ise İran'a herhangi bir abluka dayatma girişimini kırmak ve deniz kuvvetlerinin etkinliğini Basra Körfezi ile Arap (Umman) Denizi'nin ötesine yaymak.

Bu stratejiyi uygulamak için ilk resmî adım 2009 yılında, başkent Cibuti'de Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle ile o zamanki İranlı mevkidaşı Mahmud Ahmedinejad arasında yapılan İran-Cibuti zirvesinden sonra atıldı.

Bu zirvenin sonucunda iş birliği için bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Bu mutabakat zaptında iki ülke vatandaşlarına giriş vizesi muafiyeti tanınması, eğitim merkezleri inşa edilmesi, İran Bankası tarafından Cibuti Merkez Bankası'na kredi verilmesi, ortak bir komite kurulup Cibuti'deki kalkınma sürecine katkı sağlanması, Cibutili öğrencilere Tahran üniversitelerinde eğitim bursu verilip bazı mali yardımlar sunulması gibi maddeleri yer alıyordu.

Tüm bu adımlar, İran'ın Afrika Boynuzu bölgesindeki etkinliğinin artmasını sonuç verdi. O kadar ki Somali'de Afrika Devrim Muhafızları adında bir oluşum ortaya çıktı. 

İran'ın uranyum ihtiyacının karşılanması meselesine gelince; mesela İran'ın Batı Afrika ülkeleriyle ilişkiler kurmaya hevesli olduğunu görüyoruz.

Gine de bu ülkelerden biri. 2007'de burada uranyum çıktı ve Tahran'la arasındaki ticaret sadece üç yıl zarfında yüzde 147 arttı.

İran, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin son turunda ziyaret ettiği Zimbabve ve Uganda gibi uranyum üreten ülkelerle ilişkilerini sağlamlaştırma konusunda da etkili faaliyet yürütüyor. 

İran-Afrika ilişkilerinin üçüncü aşaması, yakın zamanda Çin'in gözetiminde gerçekleşen İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasının ve Kahire ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeni bir bölgesel durumda birden fazla düzeyde normalleşmesinin sonucudur.

Söz konusu yeni bölgesel durum, genel olarak Arap-İran ilişkilerini güçlendirebilir ve İran'ın Afrika'da yüzleştiği zorlukların sınırlandırılmasına katkı sağlayabilir.

Bu zorluklar, İran'ın bilhassa eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde Kara Kıta'dan (Afrika) çekilmesinde etkili pay sahibidir.

Ruhani yönetiminde Yemen savaşı ve Polisario Cephesi krizi zemininde hem Körfez'de hem de Fas'ta bir İran gerilimine tanık olunmuştu.

İlk kriz için bir çözüm yolu bulunduysa da İran-Fas ilişkileri hâlâ ufukta görünüyor ve İran diplomasisinin özel ilgisini gerektiriyor. 

İran-Afrika ilişkilerine dair gelecek senaryoları, Tahran'ın bu aşamada ekonomik etkileşim mekanizmalarına odaklanıp mezhepsel sızma mekanizmalarından ya da Afrika Boynuzu çevresinde Devrim Muhafızları yoluyla askerileştirme teşebbüslerinden uzak durmasını gerektiriyor.

Zira başarısızlığı kanıtlanan bu mekanizmalar, İran'ın son on yılda Afrika'da gerilemesinin işaretlerinden biri sayılıyor.

Nitekim İran-Afrika Tacirler Kulübü'nün göstergelerine göre İran'ın Afrika ile Mart 2022'den Şubat 2023'e kadarki ticaret hacmi, 1,2 milyar doları geçmedi. 

İbrahim Reisi'nin ziyaretinin İran ilişkilerini ileri taşıması beklenebilir, zira ziyaret ettiği ülkelerde memnuniyetle karşılandı.

Bu belki de İran'ın Afrika'da uzun bir süredir dillendirdiği ‘Batı'nın Afrika kaynaklarını sömürmesine karşı koymak için güney ülkelerinin iş birliği kurması' gerektiği yönündeki söyleme dayanıyordur. Bu, Afrika'da özellikle genç kesimler arasında büyük bir yankı uyandırıyor.

Bununla birlikte bu, İran'ın halihazırda bu ilişkileri hızlandırmak için yeterli altyapıya sahip olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Mesela Türkiye'nin 30 ülkede büyükelçiliği varken İran'ın sadece 20 Afrika ülkesinde büyükelçiliği var. Üstelik Türkiye, 45 Afrika ülkesiyle iş konseyi oluşturduktan sonra Ankara ile Afrika arasındaki ticaret hacmi 2021 yılında 34 milyar dolara ulaştı. Halbuki İran, Afrika'da geniş ölçekte böyle bir mekanizmadan yoksun. 

Bizce İran, Afrika'yı yalnızca maden kaynaklarına ihtiyaç duyduğu bir ticari ortak olarak görmeyip iki konuda büyük bir çaba sarf etmeli.

Birincisi, güney ülkelerinin kendi aralarında iş birliği hedefinin, Afrika'nın stratejik ihtiyaçlarının karşılanmasıyla bağlantılı olmasıdır ki bu, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin son ziyaretinde açıkça ifade edemediği bir şey.

Reisi, İran'ın, Şiiliği yayma çabasına ilişkin önceki uygulamalarının doğal bir sonucu olarak Afrika düzeyindeki niyetlerinin mahiyetine dair şüphelerle boğuştuğu bir zamanda yalnızca İran'ın ihtiyaçlarına odaklandı.  

Bu bağlamda kıtaya tarımda yardımcı olmak ve gıda güvenliğini sağlamak, İran ve Mısır gibi tüm orta güçteki ülkelerin katkıda bulunması gereken bir konudur.

Zira kıtanın doğusunda ve batısında, Sudan ve Ukrayna'daki savaşın şiddetlendirdiği bir kıtlık mevcut. 

Bu aşamada ekonomisi zorlu koşullardan geçen İran'dan Afrika'ya bir miktar yatırım pompalaması da beklenebilir. Çünkü bu yatırımların getirisi büyük ve olumlu bir etkiye sahip olacaktır. 

Özetle denebilir ki İran'ın Afrika'ya doğru yeni yönelimi, İran'ın ekonomik yeteneklerini destekleyecek Afrika kaynaklarına ihtiyaç duyan kötü ekonomik durumdan kaynaklandı.

Bunu mümkün ve gerçekçi kılansa İran'ın Arap bağlamında normalleşmesidir. Nitekim İran, büyük yüklerden ve önemli zorluklardan kurtuluyor ve bu da onu geçmiş dönemde Araplarla ilişkisini kuşatan bir çatışma haline alternatif olarak, Afrika'daki çıkarlarını karşılama ve bundan kazanç elde etme konusunda daha yetenekli ve özenli kılıyor.

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.


Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yeni Delhi’nin Rusya’dan petrol almaya devam etmesi nedeniyle daha önce Hindistan menşeli ürünlere uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergilerini kaldırma kararı aldı. Karar, iki ülke arasında bu hafta varılan ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte alındı.

Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesine göre Hindistan, Rus petrolünü doğrudan ya da dolaylı yollarla ithal etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Kararnamede ayrıca, Yeni Delhi’nin ABD’den enerji ürünleri satın almayı ve ‘önümüzdeki on yıl boyunca savunma iş birliğinin genişletilmesine yönelik ABD ile bir çerçeveye bağlı kalmayı’ kabul ettiği belirtildi.

Yüzde 25 oranındaki ek ABD gümrük vergilerinin, bugün ABD doğu saatiyle sabah 12.01 itibarıyla kaldırılacağı bildirildi.

Karar, Trump’ın birkaç gün önce Hindistan ile bir ticaret anlaşmasına varıldığını açıklamasının ardından geldi. Anlaşma, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesini, buna karşılık Başbakan Narendra Modi’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan petrol alımını durdurma taahhüdünü içeriyor.

Anlaşma kapsamında Washington, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 18’e indirmeyi kabul etti.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde ABD’den enerji ürünleri, uçaklar, değerli metaller, teknoloji ürünleri ve kömür olmak üzere toplam 500 milyar dolar tutarında alım yapmayı planladığı ifade edildi.

Söz konusu anlaşma, Trump’ın Rus petrolü alımlarının sona erdirilmesini Ukrayna’daki savaşı finanse eden bir unsur olarak görmesi nedeniyle, Washington ile Yeni Delhi arasında aylardır süren gerilimi de azaltıyor.

Anlaşmayla birlikte Trump ile Modi arasındaki yakın ilişkilerin yeniden canlandığına dikkat çekilirken, ABD Başkanı daha önce Modi’yi ‘en yakın dostlarından biri’ olarak nitelendirmişti.