İran, neden Afrika'ya yöneliyor?

Tahran, Kara Kıta (Afrika) ile ilişkilerinin ilk aşamasında yayılma mekanizması olarak Şiiliğe dayandı

Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
TT

İran, neden Afrika'ya yöneliyor?

Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP
Reisi, 12 Temmuz'da Kenyalı mevkidaşı William Ruto ile Kenya'nın başkenti Nairobi'de bir araya geldi / Fotoğraf: AFP

Emani Tavil 

30 yıldır Afrika'yla ilgilenen İran, Afrika kıtasını İran'ın en önemli ilgi odaklarından biri olarak gören bir strateji geliştirdi.

Bu stratejinin iki belirleyicisi var. Bunlardan ilki, nükleer projesinin arka planındaki uluslararası kuşatmaya karşı koymak, diğeri ise yine aynı proje için ihtiyaç duyduğu uranyumu elde etmek.

Bu bağlamda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Afrika'nın doğusunda ve güneyinde yer alan üç ülkeye yaptığı ziyaret, türünün ilk örneği değil.

Daha önce de Mahmud Ahmedinejad, yoğun bir faaliyet göstermiş ve bunu İran'ın Afrika'yla etkileşiminde tam on yıl süren bir belirsizlik dönemi izlemişti.

Bununla birlikte Tahran, özellikle Afrika'ya İran ekonomisini canlandıran ve canlandırmaya devam eden küçük taksi ihracatı alanında ekonomik iş birliğini sürdürdü.   

Denebilir ki Tahran gerek mekanizmaları gerekse kendisiyle etkileşim halindeki tarafları değiştirmek bakımından stratejisini uygulamada büyük bir esnekliği muhafaza etti.

Buna bakarak İran'ın Afrika'ya yönelik stratejisinin birkaç aşamadan geçtiğini ve her bir aşamada izlenen politikalar açısından İran'ın Afrika konusunda dönüşümler geçirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 

İran-Afrika ilişkilerinin ilk aşamasında Tahran, Afrika'da yayılma mekanizması olarak Şiilik mezhebine dayandı. Hedefi, kıtada mezhep birliği temelinde Arap Körfezi'ne bağlı gördüğü Sünni yayılımın doğasını etkilemekti.

İran gerçekten de Afrika'nın batısında, özellikle de farklı zamanlarda hükümete karşı savaşan bir Şii ordusunun olduğu Nijerya'da kendisi için birçok dayanak noktası inşa etmeyi başardı.

Komorlar Devlet Başkanı'nın başmuhafızının 2008 yılında Şii olduğunu duyurmasının yanı sıra Sudan'da resmî olarak ilan edilmeyen yaygın Şiileşmeye dair sızıntılar, bu bağlamda dikkat çekici olabilir.

Bu, Sudan'ın Eylül 2014'te bilhassa halktan gelen talepler doğrultusunda Sudan'daki tüm İran hüseyniyelerini (Şii toplanma yerlerini) kapatma kararını anlaşılır kılabilir. 

Jeopolitik düzeyde İran, 1991'deki Sudan sahasını hareket noktası olarak belirleyerek kuzey ve güney arasında patlak veren ve İslami Kurtuluş Hükümeti'nin o dönemde askerî olarak bitirmeye çalıştığı Sudan iç savaşının gerekliliklerinden faydalandı. 

İran'ın Afrika ile etkileşiminin ikinci aşaması, 2006'daki Lübnan savaşının sonuçlarıyla hazır hale geldi. Bu dönemde İran'ın Afrika Boynuzu bölgesindeki varlığı, bu savaşın sonuçlarına bölgesel ve uluslararası tepkiler hesaba katılarak güçlendi. 

Bu bağlamda Tahran'da, İran'ın alışıldık dairesinin dışına çıkması ve Arap (Basra) Körfezi suları ile Hint Okyanusu sularının ötesindeki deniz etkinliği için yeni bir harita çizmeye çalışılması yönünde karar kılındı. Bu karar, çeşitli değerlendirmelere dayanıyordu. 

Bu değerlendirmelerden ilki de Afrika Boynuzu'nun Ortadoğu harekât sahasına ve Husi milislerin İran Devrim Muhafızları tarafından eğitildiği Yemen yakınlarındaki Babü'l-Mendeb Boğazı'na yakınlığıdır. 

İkincisi ise İran'a herhangi bir abluka dayatma girişimini kırmak ve deniz kuvvetlerinin etkinliğini Basra Körfezi ile Arap (Umman) Denizi'nin ötesine yaymak.

Bu stratejiyi uygulamak için ilk resmî adım 2009 yılında, başkent Cibuti'de Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle ile o zamanki İranlı mevkidaşı Mahmud Ahmedinejad arasında yapılan İran-Cibuti zirvesinden sonra atıldı.

Bu zirvenin sonucunda iş birliği için bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Bu mutabakat zaptında iki ülke vatandaşlarına giriş vizesi muafiyeti tanınması, eğitim merkezleri inşa edilmesi, İran Bankası tarafından Cibuti Merkez Bankası'na kredi verilmesi, ortak bir komite kurulup Cibuti'deki kalkınma sürecine katkı sağlanması, Cibutili öğrencilere Tahran üniversitelerinde eğitim bursu verilip bazı mali yardımlar sunulması gibi maddeleri yer alıyordu.

Tüm bu adımlar, İran'ın Afrika Boynuzu bölgesindeki etkinliğinin artmasını sonuç verdi. O kadar ki Somali'de Afrika Devrim Muhafızları adında bir oluşum ortaya çıktı. 

İran'ın uranyum ihtiyacının karşılanması meselesine gelince; mesela İran'ın Batı Afrika ülkeleriyle ilişkiler kurmaya hevesli olduğunu görüyoruz.

Gine de bu ülkelerden biri. 2007'de burada uranyum çıktı ve Tahran'la arasındaki ticaret sadece üç yıl zarfında yüzde 147 arttı.

İran, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin son turunda ziyaret ettiği Zimbabve ve Uganda gibi uranyum üreten ülkelerle ilişkilerini sağlamlaştırma konusunda da etkili faaliyet yürütüyor. 

İran-Afrika ilişkilerinin üçüncü aşaması, yakın zamanda Çin'in gözetiminde gerçekleşen İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasının ve Kahire ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeni bir bölgesel durumda birden fazla düzeyde normalleşmesinin sonucudur.

Söz konusu yeni bölgesel durum, genel olarak Arap-İran ilişkilerini güçlendirebilir ve İran'ın Afrika'da yüzleştiği zorlukların sınırlandırılmasına katkı sağlayabilir.

Bu zorluklar, İran'ın bilhassa eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde Kara Kıta'dan (Afrika) çekilmesinde etkili pay sahibidir.

Ruhani yönetiminde Yemen savaşı ve Polisario Cephesi krizi zemininde hem Körfez'de hem de Fas'ta bir İran gerilimine tanık olunmuştu.

İlk kriz için bir çözüm yolu bulunduysa da İran-Fas ilişkileri hâlâ ufukta görünüyor ve İran diplomasisinin özel ilgisini gerektiriyor. 

İran-Afrika ilişkilerine dair gelecek senaryoları, Tahran'ın bu aşamada ekonomik etkileşim mekanizmalarına odaklanıp mezhepsel sızma mekanizmalarından ya da Afrika Boynuzu çevresinde Devrim Muhafızları yoluyla askerileştirme teşebbüslerinden uzak durmasını gerektiriyor.

Zira başarısızlığı kanıtlanan bu mekanizmalar, İran'ın son on yılda Afrika'da gerilemesinin işaretlerinden biri sayılıyor.

Nitekim İran-Afrika Tacirler Kulübü'nün göstergelerine göre İran'ın Afrika ile Mart 2022'den Şubat 2023'e kadarki ticaret hacmi, 1,2 milyar doları geçmedi. 

İbrahim Reisi'nin ziyaretinin İran ilişkilerini ileri taşıması beklenebilir, zira ziyaret ettiği ülkelerde memnuniyetle karşılandı.

Bu belki de İran'ın Afrika'da uzun bir süredir dillendirdiği ‘Batı'nın Afrika kaynaklarını sömürmesine karşı koymak için güney ülkelerinin iş birliği kurması' gerektiği yönündeki söyleme dayanıyordur. Bu, Afrika'da özellikle genç kesimler arasında büyük bir yankı uyandırıyor.

Bununla birlikte bu, İran'ın halihazırda bu ilişkileri hızlandırmak için yeterli altyapıya sahip olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Mesela Türkiye'nin 30 ülkede büyükelçiliği varken İran'ın sadece 20 Afrika ülkesinde büyükelçiliği var. Üstelik Türkiye, 45 Afrika ülkesiyle iş konseyi oluşturduktan sonra Ankara ile Afrika arasındaki ticaret hacmi 2021 yılında 34 milyar dolara ulaştı. Halbuki İran, Afrika'da geniş ölçekte böyle bir mekanizmadan yoksun. 

Bizce İran, Afrika'yı yalnızca maden kaynaklarına ihtiyaç duyduğu bir ticari ortak olarak görmeyip iki konuda büyük bir çaba sarf etmeli.

Birincisi, güney ülkelerinin kendi aralarında iş birliği hedefinin, Afrika'nın stratejik ihtiyaçlarının karşılanmasıyla bağlantılı olmasıdır ki bu, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin son ziyaretinde açıkça ifade edemediği bir şey.

Reisi, İran'ın, Şiiliği yayma çabasına ilişkin önceki uygulamalarının doğal bir sonucu olarak Afrika düzeyindeki niyetlerinin mahiyetine dair şüphelerle boğuştuğu bir zamanda yalnızca İran'ın ihtiyaçlarına odaklandı.  

Bu bağlamda kıtaya tarımda yardımcı olmak ve gıda güvenliğini sağlamak, İran ve Mısır gibi tüm orta güçteki ülkelerin katkıda bulunması gereken bir konudur.

Zira kıtanın doğusunda ve batısında, Sudan ve Ukrayna'daki savaşın şiddetlendirdiği bir kıtlık mevcut. 

Bu aşamada ekonomisi zorlu koşullardan geçen İran'dan Afrika'ya bir miktar yatırım pompalaması da beklenebilir. Çünkü bu yatırımların getirisi büyük ve olumlu bir etkiye sahip olacaktır. 

Özetle denebilir ki İran'ın Afrika'ya doğru yeni yönelimi, İran'ın ekonomik yeteneklerini destekleyecek Afrika kaynaklarına ihtiyaç duyan kötü ekonomik durumdan kaynaklandı.

Bunu mümkün ve gerçekçi kılansa İran'ın Arap bağlamında normalleşmesidir. Nitekim İran, büyük yüklerden ve önemli zorluklardan kurtuluyor ve bu da onu geçmiş dönemde Araplarla ilişkisini kuşatan bir çatışma haline alternatif olarak, Afrika'daki çıkarlarını karşılama ve bundan kazanç elde etme konusunda daha yetenekli ve özenli kılıyor.

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.