Pakistan'da siyasi partilerin kurulmasında ordunun rolü

Pakistan'da ordu, siyaset sahnesini manipüle eder. İktidarı oluşturacak partileri belirleyerek hükümet oluşumunu sağlar ve onu bir kukla gibi oynatır

Pakistan'da siyasi partilerin kurulmasında ordunun rolü
TT

Pakistan'da siyasi partilerin kurulmasında ordunun rolü

Pakistan'da siyasi partilerin kurulmasında ordunun rolü

Pakistan'da koalisyon hükümetinin görev süresi önümüzdeki ay dolacak olmasına rağmen seçim komisyonunun genel seçimler için henüz bir takvim belirmemiş olması nedeniyle Pakistan siyaset sahnesi alışılmadık bir hareketliliğe tanık oluyor.

Devlet içindeki nüfuzlu güçler, siyaset sahnesini belli bir yöne doğru yönlendirmeye çalışıyorlar.

Eski Başbakan İmran Han ve son seçimlerden sonra bir koalisyon hükümeti kurmayı başaran partisi Pakistan Adalet Hareketi (Pakistan Tahrik-i İnsaf/PTI), İmran Han destekçilerinin ülkenin çeşitli şehirlerinde protesto gösterileri düzenledikleri ve Lahor'daki ordu karargah bastıkları 9 Mayıs olaylarından sonra büyük bir baskıyla karşı karşıya kalırken söz konusu nüfuzlu güçler tarafından pek sevilmiyor gibi görünüyorlar.

Çeşitli şekillerde baskı yapılırken bunlardan biri de partinin önde gelen isimlerinin başka partilere geçmesi ya da yeni partiler kurulması şeklinde karşımıza çıkıyor. Daha önce eski Başbakan İmran Han'a yakınlığıyla bilinen kişiler, son birkaç ay içinde henüz bilinmeyen koşullarda iki yeni siyasi parti kurdular.

Örneğin PTI'den ayrılan partinin önde gelen isimlerinden Cihangir Tarin, Pencap'ta İstihkam-ı Pakistan Partisi'ni (IPP) kurdu. İmran Han hükümetinde savunma bakanı olarak görev yapan ve Hayber-Pahtunhva eski Başbakanı olan Pervez Hattak tarafından Hayber-Pahtunhva eyaletinde yeni bir parti kuruldu.

Peki bu girişimler, İmran Han'ı zayıflatmayı ve İmran Han'ın kampındaki muhalif gruplar halkın güvenini kazanmayı başarabilecek mi?

Birçok siyasi analist, mevcut siyasi partilerin lağvedilip yerlerine yenilerinin kurulmasının eski ve başarısız bir tecrübe olduğunu hatırlayarak, bu sürecin devletin geride kalmasına ve demokrasinin zayıflamasına sebep olduğunu, gelecekte devlete ve millete daha çok zarar vereceğini vurguluyorlar.

Pakistan'da yeni bir siyasi parti nasıl kurulur?

Her devlet, devletin çıkarlarının gerektirdiği şekilde belirli bir parti sistemi kullanır. Örneğin Çin'in takip ettiği tek parti sistemi, ABD'nin iki partili sistemi ve Hindistan tüm taraflara eşit fırsatlar sunan çok partili sistemiyle karşılaştırıldığında adil bir sistem olarak görülmüyor.

Pakistan'da yeni bir siyasi parti kurmak çok kolay. Parti tüzüğünün, banka hesap bilgilerinin, liderlerinin ve parti üyelerinin adlarının bir listesinin basılı birer kopyası ile başvuru yapmak yeterli. Bu belgelerin noter tarafından tasdik edilmesi ya da partinin kayıt altına alınması için herhangi bir ücret ödenmesi de gerekmiyor.

Pakistan Seçim Komisyonu'nun internet sitesinde yer alan bilgilere göre ülkede kayıtlı parti sayısı 168. Siyasi analistler, Pakistan'da siyasi grupların sayısında herhangi bir kısıtlama olmadığını, ancak ülkedeki siyasi ve toplumsal bölünmelerin parti sayısındaki artışın ülkedeki siyasi ve sosyal bölünmelerin arttığını gösterdiğini belirttiler.

Yeni siyasi partilerin hedefleri başarılı mı?

Gazeteci ve siyasi analist Selim Buhari, Pakistan'da demokrasinin başından beri yönetildiği, hatta sadece ismin olduğunun söylenebileceği yorumunda bulundu. Geçmişte Pakistan Halk Partisi'nin (PPP) iktidarı düşürdükten sonra kendi iktidarının da düşürüldüğünü hatırlatan Buhari, ardından iktidar Navaz Şerif'in eline geçtiğini, ancak onun da görevden alınarak iktidarın yeniden PPP'ye geçtiğini vurguladı.

Seçimler yaklaşırken İmran Han'ın partisi PTI'den kopmalar olduğunu, Pencap ve Hayber-Pahtunhva'da yeni partiler kurulduğunu söyleyen Buhari, ancak bu partilerden hiçbirinin halkın desteğini almayı başarabilecek gibi görünmedikleri değerlendirmesinde bulundu.

Gazeteci ve siyasi analist Wajahat Masood ise Pakistan'daki siyasi kurumların ve partilerin anayasanın ilkeleri üzerinde çalışmadığını düşünüyor. Independent Urdu'ya konuşan Masood, dünyanın her yerinde devlet işlerinin yürütülmesi için bazı kuralların olduğunun altını çizerek "Bizim de siyasi kurumların ve partilerin rolüne ilişkin anayasamızda açıkça ifade eden birtakım kurallarımız var, ancak bunlar hiçbir zaman uygulanmadı" ifadelerini kullandı.

Masood, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her kurum kendi alanında uzmandır. Örneğin ordu, savunma alanında uzmandır ve başka hiçbir kurum savunma görevini yerine getiremez. Bunun yanında ordunun siyaset tecrübesi da olamaz. Bu iş siyasetçilerin işidir ve onlara bırakılmalıdır. En büyük hata anayasanın ilkelerine uyulmamasında yatıyor. Bu da toplumu bu özellikten mahrum ediyor."

Baskıyla kurulan siyasi partilerin ne geçmişte yararlı olduğunu ne de gelecekte fayda sağlayacağını vurgulayan Masood, çoğu partinin kuruluş amacının, siyasi nüfuz ve ekonomik çıkar elde etmek olduğunun altını çizdi.

İki parti arasındaki fark

IPP, 9 Mayıs olaylarından tam bir ay sonra PTI'nin önde gelen isimlerinden Cihangir Tarin liderliğindeki Lahor'da duyuruldu. İmran Han hükümetinde savunma bakanı olarak görev yapan ve Hayber-Pahtunhva eski Başbakanı olan Pervez Hattak ise bu ayın ortalarında Peşaver şehrinde bilinmeyen şartlarda yeni partinin kurulduğunu açıkladı.

İki yeni partinin liderlerinin daha önce PTI'de birlikte çalışsa da ayrı partiler kurmayı tercih ettiklerini söylemek gerekiyor. Bu da söz konusu partilerin belirli kişiliklerin ekseninde olduğunu gösteriyor.

Buhari, PTI'yi iktidardan uzaklaştırma kararının 9 Mayıs olaylarından önce alındığını ve şimdi partiye ve parti yönetimine karşı atılan adımların yoğunlaştığını söyledi. IPP'nin lider kadrosunda yer alan isimlerin çoğunun uzun zamandır İmran Han ile aralarının iyi olmadığını belirten Buhari, "Öyle ki PTI, IPP lideri Cihangir Tarin'e eleştirilerde bulunuyordu" dedi.

Buhari'ye göre Hayber-Pahtunhva'da kurulan yeni partinin liderleri 9 Mayıs olaylarından sonra PTI'dan ayrıldığından bu partinin kurulma amacı IPP'nin kurulma amacından biraz daha farklı.

Hayber-Pahtunhva'daki yeni partinin kurulma amacının liderleri hakkında dava açılmasını önlemek olabileceğini göz ardı etmememiz gerektiğini söyleyen Buhari, "Çünkü PTI ile olan ilişki, partinin bir parçası olarak görülmeye sebep olur. Ancak yeni bir partiye katılınca, bu tür suçlamalar düşer. Bu yüzden yeni parti kurmak ya da yeni bir partiye katılmak suçlamalardan kaçınmak için geçici bir çözüm olabilir" yorumunda bulundu.

Siyasi deneyimler hayatları etkiler mi?

Pencap eyaleti eski Başbakanı ve siyasi analist Hasan Askari Rizvi, bu soruya ve genel seçimler öncesi yeni siyasi partilerin kurulmasına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

"Partilerin kurulması ya da dağılması bir siyaset mühendisliği sürecidir. Kamusal sorunları çözmek ya da demokrasiyi geliştirmekle hiçbir ilgisi yoktur."

Independent Urdu'ya konuşan Rizvi, Pakistan'da hiçbir siyasi partinin kalıcı olmadığını, her seçimde hile yapıldığı suçlamalarının olduğunu ve ‘güçlü çevrelerin' her defasında şu ya da bu şekilde müdahale ettiklerini söyledi. Rizvi, daha önce de belli bir siyasi partiyi baskıyla saf dışı bırakmak için her türlü çabanın gösterildiğini, partinin dağıtıldığı ve yeni siyasi partilerin kurulduğunu sözlerine ekledi.

Rizvi, siyaset mühendisliği süreci ile ilgili sözlerini şöyle sürdürdü:

Nüfuzlu güçler, kendilerini güçlendirmek ve bu güçlere tabi olacak bir hükümet oluşturmak için bu süreci üstlenirler. Bu sürecin halkın sorunlarıyla ya da demokrasinin gelişmesiyle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü yüksek enflasyon, işsizlik, güven ortamının yok olması gibi konular bu süreç için bağlayıcı değildir."

En büyük sorununun hiçbir siyasi partinin halkın desteğiyle iktidara gelememesi olduğunu söyleyen Rizvi, "Bu yüzden tüm siyasi gruplar, nihai kararı veren ve insanların karşılaştığı sorunları umursamayan nüfuzlu güçlere yöneliyorlar. Ekonomik durum ve devlet yönetimiyle ilgili sorunlar şu anda kimsenin umurunda değil. Yalnızca bir siyasi partinin baskıyla siyaset sahnesinden dışlamaya ve bir başka siyasi partiyi parlatmaya odaklanılmış durumda" yorumunda bulundu.

Gazeteci ve siyasi analist Masood ise nüfuzlu güçlerin bugüne kadar seçimleri kimin kazanması ve kimin kaybetmesi gerektiğini anlayamadığını söyleyerek halkın ve politikacıların, hangi partinin devlet sistemini ciddi şekilde iyileştireceğine, halkın sorunlarını çözeceğine ve kime oy verilmesi gerektiğine karar vermeleri gerektiğini söyledi. Ancak Masood, ordunun bu konulara müdahale etmesinin, devletin ilerlemesine engel olduğu gibi insanların insanca bir yaşam sürmesini de zorlaştırdığını vurguladı.

Yeni partilerin seçimlere ne gibi etkisi olur?

Ordunun kendi seçeceği bir hükümeti kurabilmek ve bu hükümeti bir kukla gibi yönetebilmek için siyaset sahnesini manipüle ettiğini ve yeni partiler kurulmasını desteklediğini söyleyen Masood, "Şu an iktidarı halka vermek yerine kendilerine uygun adayların seçimleri kazanması için siyaset sahnesini manipüle ediliyorlar. Önümüzdeki seçimlerde farklı partilerden oluşan bir koalisyon hükümeti kurulacak. Hiçbir siyasi parti tek başına iktidara gelemeyecek ve meclis çoğunluğuna sahip olamayacak. Böylece ordu onlara daha kolay bir şekilde direktifler verebilecek" değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Rizvi, daha önce de benzer deneyimlerin olduğunu ve ordunun bu yöntemi daha önce de bir siyasi parti, ordunun üstünlüğünü kabul etmeyi ve onun istediği politikaları benimsemeyi reddettiğinde kullandığını söyledi. Sadece parti üyelerinin bu duruma karşı çıkmasının yeterli olduğunun altını çizen Rizvi, 1990'lı yıllarda Pakistan Müslüman Birliği-Navaz (PML-N) iktidarının ve 2018 yılında İmran Han iktidarının başına gelenin de bu olduğunu vurguladı. Rizvi, şimdi kurulan partilerin de aynı görevi yerine getireceğini ve onlardan istediğinde hükümete karşı cephe alacaklarını kaydetti.

Rizvi, sözlerini şöyle sürdürdü:

Son gelişmeler geçmişten hiç ders çıkartmadığımızı gösteriyor. Öyle ki dünyanın çeşitli ülkelerinde kalkınma için yeni gelecek planları hazırlanırken biz halen irademize göre hareket eden hükümetlerin kurulması için direniyor, fakat Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) kurtulmanın hayalini bile kuramıyoruz. Bir hükümet halkın desteğiyle kurulmazsa halk bu hükümetin kararlarını ya da politikalarını nasıl kabul edebilir? Bu tecrübeler, mevcut durumda herhangi bir iyileşmenin önünü açmazken sadece durumu daha da kötüleştirecektir. PTI'nin siyasi olarak parçalanması, yeni partiler kurulması ve halkı bu partileri desteklemeye zorlamak geçmişte işe yaramadığı gibi gelecekte de işe yaramayacak."

Sonuç olarak, siyasi gruplar kendilerine getirilen kısıtlamalardan, çalışma alanı ve özgürlüğü verilmemesinden şikayetçi olmaya devam ederken siyaset sahnesindeki bölünmüşlük hali, özellikle son gelişmeler siyasi partilerin popülaritesini olumsuz yönde etkilediğinden bu şikâyetin önemini artırıyor.

 

Independent Urdu - Independent Türkçe



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.