Endülüs'ün geleceğini şekillendiren Kur’an-ı Kerim’i yakma olayları

İspanya kralları, Araplardan ve Müslümanlardan bu şekilde ‘kurtulmayı’ planladı.

İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
TT

Endülüs'ün geleceğini şekillendiren Kur’an-ı Kerim’i yakma olayları

İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)
İspanya Kralı IV. Carlos’un Manila Katedrali'ndeki heykeli. (Shutterstock)

Teysir Halef

Gırnata Emirliği'nin 1492 yılında yıkılmasından sonra Kur'an-ı Kerim ve İslami kitapların yakılması olayları, Endülüs ve Endülüs halkının geleceğini şekillendirmede çok önemli rol oynadı. Görünüşe göre Yeni İspanya kralları, Müslüman kitleler arasında Kur’an-ı Kerim’in yakılması konusundaki aşırı hassasiyeti fark ettikten sonra bu oyunda ustalaştılar. Bu yüzden daha da abartarak Müslümanların en kutsal ayı olan mübarek Ramazan Ayı’nda halka açık olarak Kur’an-ı Kerim’i yakma törenleri düzenlediler. Bütün bunların amacı, Endülüslüleri kışkırtmak ve onları İspanyol otoritesine karşı isyana sevk etmekti. Söz konusu durum, otoritenin kendilerine bazı hak ve özgürlükleri garanti eden önceki anlaşmalardan geri çekilmesini haklı kılıyor ve Endülüslülerin (nihai amacı onları yok etmek veya ülkeyi terk etmeye zorlamak olan) eşitsiz savaşlara dahil olmasına yol açıyordu.

Uzun savaşlar, anlaşmalar ve ihanetlerden sonra Gırnata Emirliği, Kastilya Kraliçesi Isabella (MS 1451-1504) ve kocası Aragon Kralı Fernando'nun (MS 1452-1516) eline geçti. Endülüs'ün son kralı olan Ebu Abdullah es-Sağir (MS 1460-1527) tarafından 1491'de imzalanan teslim anlaşması, Endülüslülere son kalelerinde Kastilya Kraliçesi'nin yönetimi altında geleneklerini, göreneklerini ve dillerini korumalarına izin veren, bir ölçüde din özgürlüğünü garanti ediyordu. Ancak yıllar sonra bu hırslı kraliçe, Gırnata'nın kendi dilinde ve geleneklerinde Arap Müslüman Gırnata olarak kaldığını anladı. Hatta Endülüs şehirlerinin çoğunun, bazılarının yüzyıllar önce yıkılmasına rağmen halen Arap-İslam kimliğini koruduğunu fark etti. Bu yüzden anlaşmayı geri çekmeye, Araplardan ve Müslümanlardan arınmış birleşik bir İspanya için yeni bir çağ başlatmaya karar verdi.

Kraliçe Isabella'nın planı, Endülüslüleri İspanyol tahtına karşı isyana zorlamaktı. Zira bu isyan, Gırnata Anlaşması’nı geri çekmek ve Endülüslülere tanınan tüm hakların düşmesi için yasal bir bahane oluşturacaktı. Kraliçe, yeni Hıristiyanlardan birinden Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı ve Müslümanların kalbindeki yüce konumu hakkında tavsiye alarak mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle Albaicin'de büyük bir eğlence düzenledi. Gırnata şehir merkezinde bulunan meydanda, içine Kur'an-ı Kerim ve diğer İslami kitapların atıldığı büyük bir ateş yakıldı. Bu rezil girişim Müslümanları kışkırtarak ayaklanmaya yöneltti ve onlar yaptıkları eylemin bedelini ağır bir şekilde ödediler.

Gırnatalılar ve Kastilyalılar arasındaki güç eşitsizliğine rağmen, ayaklanma 1499'dan 1501'e kadar tam iki yıl sürdü. Gelgitler, zaferler ve gerileme dönemlerinden geçti. Bu arada camilerin kapatılması, Arapça konuşulmaması, Arap-İslam kıyafetleri giymenin yasaklanması, hamamların kapatılması ve Müslümanların Hristiyanlığa zorlanması için fermanlar çıkarıldı. Baskılar sonucu bazıları Arapça isimlerini Hristiyan isimleriyle değiştirdiler ve vaftizi kabul ettiler.

Yeni İspanya kralları, Endülüslülerin Hıristiyanlığı seçiyormuş gibi yapmalarının aslında bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini yeniden kazanmak için uygun bir fırsat kollayan kendi açılarından bir manevra olduğunun farkındaydılar. Bu nedenle Engizisyon faaliyetlerine başlayıp insanları gizlice İslam dininin ibadetlerini yerine getirmekten sorumlu tutmaya başladılar. Böylece, Müslümanlardan on binlercesi ‘dini sapkınlık’ suçlamasıyla ateşe verildi. On binlercesi de kazığa geçirilme gibi insanlığı utandıran vahşi işkencelerle öldürüldü. İber Yarımadası tarihinde karanlık bir dönemin kefareti olarak onun için birden fazla İspanyol şehrinde sergiler açıldı ve müzeler kuruldu.

Kraliçe, yeni Hıristiyanlardan birinden Kur'an-ı Kerim'in kutsallığı ve Müslümanların kalbindeki yüce konumu hakkında tavsiye alarak mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle Albaicin'de büyük bir eğlence düzenledi. Gırnata şehir merkezinde bulunan meydanda, içine Kur'an-ı Kerim ve diğer İslami kitapların atıldığı büyük bir ateş yakıldı.

Bu katliamdan yaklaşık seksen yıl sonra, İspanya Kralı II. Felipe (MS 1527-1598) ve seçkin Katolik din adamları, Endülüs'ün birçok şehrinde ve kırsal bölgelerinde halen gizli Müslümanların olduğunu ve İspanyol isimlerinin yanı sıra Arapça Müslüman isimleri taşıdıklarını keşfetti. Özellikle Akdeniz sularının batı yakasında Osmanlı tehdidinin ortaya çıkmasından sonra buna bir son vermek gerekiyordu. Daha sonra Kral II. Felipe, Isabella'nın daha önce denediği plana başvurdu ve 1567 yılında Endülüslülere Kastilya dilini öğrenmeleri için üç yıl süre veren bir kararname çıkardı. Bundan sonra hiç kimsenin Arapça yazmasına, okumasına veya iletişim kurmasına izin verilmeyecek ve bu dilde yapılan hiçbir sözleşme veya işlem tanınmayacaktı. Tüm Arapça kitaplar bir ay içinde Granada Kraliyet Konseyi Başkanı’na teslim edilecekti. Ferman, yeni Arap kıyafetleri dikilmesini ve geri kalanının imha edilmesini de yasaklamış, ayrıca cuma ve bayram günleri evlerin kapılarının açılmasını da emretmişti. Böylece yetkililer ve rahipler evlerin içlerinde olup biteni görebilecek ve ibadetlerin yapılmasını engelleyecekti. Ayrıca halkın Arapça isim ve unvanları kullanmaları da yasaklandı ve Endülüs çocuklarının Katolik rahipler tarafından eğitimi zorunlu hale getirildi. Söz konusu dönem, evlerde ve sığınaklarda saklanan Kur'an-ı Kerim nüshalarının, İslami kitapların ve Arapça yazılmış belgelerin bulunmasının ardından bir soykırımla sonuçlandı.

İkinci devrim

Beklendiği ve planlandığı gibi, II. Felipe'in baskı politikaları, adı el-Mudecar olan Endülüslüleri, Farac bin Farac liderliğindeki Gırnata'ya bağlı Cebel el-Bişrat'ta kendisine karşı silahlı bir devrim ilan etmeye sevk etti. Farac, Kuzey Afrika yöneticileriyle onlara yardım etmek için iletişim kuran Diego Lopez olarak bilinen Muhammed İbn Abu'nun yardım ettiği Gırnata'nın son hükümdarı Beni el-Ahmer'in soyundan geliyor.

Fotoğraf Altı: Endülüs mimarisi. (Shutterstock)
Endülüs mimarisi. (Shutterstock)

Hareketlerine bir nevi bağımsız boyut kazandıran liderler, bölgenin vadisinde bir araya gelerek Hristiyanlıktan vazgeçtiler ve Emevi hanedanından Fernando de Balor (Muhammed bin Ümeyye) adlı bir adama biat ettiler. Kastilyalı işgalcilere karşı bir gerilla savaşının başladığını duyurdular. II. Felipe, İspanya ve İtalya'dan askerlerin de dahil olduğu Avusturyalı Don Juan (MS 1547-1578) olarak bilinen üvey kardeşi tarafından yönetilen büyük bir askeri birlik gönderdi. Bazı taktik başarıların bir sonucu olarak, Türkler, Faslılar ve Cezayirlilerden gönüllülerin katılmasıyla isyancıların sayısı 1569 yılında dört bin savaşçıdan 1570 yılında 25 bin savaşçıya yükseldi.

Casuslar ve suikastlar

İspanyol kralı, isyancılar arasına çok sayıda casus ve ajan yerleştirmişti. Onun planı, kritik anlarda kafa karışıklığı yaratmak için suikastları belirli zaman ve tarihlerde gerçekleştirmekti. Süreç, İspanyolların yaklaşık yüz elli Endülüs ileri gelenini öldürdüğü Gırnata hapishanesi katliamını gerçekleştirmesiyle başladı. Ancak Muhammed bin Ümeyye'nin babası ve erkek kardeşini ona karşı baskı yapmak için bu ileri gelenlerin dışında tuttular. Bu yüzden İbn Ümeyye, Avusturyalı Don Juan'a bir mektup göndererek babasını ve erkek kardeşini serbest bırakmasını teklif etti. İspanyollar teklifi reddettiler ve babasını İbn Ümeyye’yi teslim olmaya davet eden bir mektup yazmaya zorladılar.

Babasının mektubu, İbn Ümeyye'yi kışkırtmak için kullanıldı. İspanyollar, İbn Ümeyye’nin teslim olmayı kabul ettiğine dair bir komplo kurarak isyancıları silahlarını bırakmaya çağıran sahte bir mektup yazdı. Mektup, ona inanan İbn Abu’ya ulaştı. O da İbn Ümeyye’nin evine yürüdü. Onu tutukladı ve kendisine yöneltilen suçlamalarla onu yüzleştirdi. Elindeki mektubu da ona gösterdi. İbn Ümeyye kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti ve mektubun sahte olduğunu söyledi. Buna binaen meselenin iyice araştırılması için hapse gönderildi. Burada damadı ve kâtibi başta olmak üzere ajanlar, sahneye çıktı. 20 Ekim 1569 gecesi onu hapishanede boğarak öldürdüler.

Bundan sonra İbn Abu, devrimin liderine biat ederek Mevlayi Abdullah unvanını aldı ve bazı zaferler elde etmeyi başardı. Ancak kısa süre sonra kuvvetlerinin yüzbinlerce düzenli İspanyol ve İtalyan askerine karşı koyamayacağını anlayınca Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istedi. Cezayir'deki Osmanlı yöneticisi Ali Paşa'ya bir mektup gönderdi. Kendi imkanlarıyla gelen bazı Türk ve Cezayirli gönüllüler dışında kimse ona cevap vermedi.

Yaşanan yenilgiler ve Marakeş'e Osmanlı’dan erzak gelmesinden duyulan çaresizlik karşısında devrimciler üç görüşe ayrıldı. Birinci grup, teslim olmayı reddederek ölümüne savaşmayı tercih etti ve bu ekibin başında İbn Abu vardı. İkinci grup, savaşa devam etmenin beyhudeliğini gördü ve İspanyollarla mümkün olan en iyi şartlarda teslim olmaları için müzakere çağrısında bulundu. Üçüncü grup ise Cezayir ve Fas kıyılarına göç etmeyi tercih etti.

İbn Abu ve adamları, takipçileri arasına yerleştirilen bazı İspanyol casusları 13 Mart 1571'de el-Bişrat mağaralarından birinde onun hayatına son vermeyi başarana kadar davalarında kararlı kaldılar.

Müslümanlardan on binlercesi dini sapkınlık suçlamasıyla ateşe verildi. On binlercesi de kazığa geçirilme gibi insanlığı utandıran vahşi işkencelerle öldürüldü.

İnsanlığın başarısızlığa uğrayan devriminin en belirgin sonuçlarından biri, yaklaşık seksen bin Endülüslünün İspanya'nın çeşitli bölgelerine dağılması ve çoğu köylü olan insanların Kastilya'ya nakledilmesiydi. Böylece 270’ten fazla köy, Arap Müslüman nüfusundan boşaltılarak Kastilyalılar ve Aragonlulara verildi. Endülüs köylülerinin köylerinin boş olması nedeniyle İspanya'da ekonomik bir felaket yaşanmış, tarım güçleri azalmış ve ipek endüstrisi tamamen yok olmuştur.

İsveç polisi, birkaç yıl önce Irak'tan İsveç'e kaçan 37 yaşındaki Momika'ya, 28 Haziran 2023'te Stockholm'de bir caminin önünde düzenlenen protesto esnasında bir Kur’an-ı Kerim’i yakma izni verdi. (AFP)
İsveç polisi, birkaç yıl önce Irak'tan İsveç'e kaçan 37 yaşındaki Momika'ya, 28 Haziran 2023'te Stockholm'de bir caminin önünde düzenlenen protesto esnasında bir Kur’an-ı Kerim’i yakma izni verdi. (AFP)

Gırnata ve Bişrat Endülüslülerini kuzey ve batı bölgelerine dağıtma uygulaması, beklediklerinin aksine, Endülüslülere dinlerini ve Arap dilini unutturma hedefine ulaşılmasına katkı sağlamadı. Aksine, bunun tam tersi gerçekleşti. Öyle ki yerinden yurdundan edilmiş Gırnata Endülüslüleri, nakledildikleri bölgelere önceki yıllarda zorunlu yerleşimle kendilerinden önce gelen Endülüsler üzerinde büyük bir etkiye sahip oldular. Aynı şekilde bulundukları toplumlara fiilen entegre olmak üzere olanlar üzerinde de etki ederek dillerini, adetlerini ve dinlerini onlara geri döndürdüler. Bu durum, III. Felipe’nin 1609 yılında tüm Endülüslüleri İspanya’dan sürme yönündeki meşhur kararı almasındaki asıl etkendir.

Günümüz, düne ne kadar da benziyor. Bugün, Avrupa’daki aşırı sağcı radikal örgüt ve şahıslar, bazı Müslüman devletlerin konsoloslukları önünde Kur’an-ı Kerim yakma ‘törenleriyle’ ve Müslüman sığınmacıları sınır dışı ederek, insanları, Müslüman göçmenlerin ev sahibi Batı toplumlarına entegre edilmemesi fikrine bahane ve delil olan tepkilere çekmeye çalışıyorlar. Çünkü iddialara göre Müslümanlar entegre olmaya yatkın değil. Bu da yüz yılı aşkın bir süre önce İspanyol Reconquista savaşlarında etkili olduğu kanıtlanmış bir oyundur. Peki, bu oyun günümüzde iletişim araçlarının, uluslararası ve insani ilişkilerin büyük dönüşümler yaşadığı bu dönemde başarılı olabilecek mi?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.