Suudi Arabistan niçin yeni jeopolitik oluşumların merkezi haline geldi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Suudi Arabistan niçin yeni jeopolitik oluşumların merkezi haline geldi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Zaten büyük bir kaotik geçiş sürecine ve çok kutuplu bir aşamaya girmiş bulunan dünya, Rusya-Ukrayna savaşından itibaren çivisi çıkmışçasına dramatik değişim ve dönüşümlere sahne oluyor. 

Bir tiyatro oyunu izliyormuşuz gibi yepyeni olgularla karşı karşıyayız: Başroldeki aktörler kaderleriyle yüzleşiyor veya tarihi roller aktörlerini arıyorlarmış gibi bir durum var ortada.

Bu süreçte dramatik roller, kendilerine uygun jeopolitik oyunda öne çıkabilecek öncüler, yöneticiler veya devletleri beklemekteler. 

Bu kaotik dönemeçte rol üstlenebilecek devletlerin büyük veya küçük olmasına bakılmaksızın sadece rolünü hakkıyla yerine getirebilecek bir devlet arayışı öne çıkmaktadır ki, bu bile iradi bir hadise ve heves olmaktan öte şartların ortaya çıkarıp öne sürdüğü zorunluluk halidir. 

Burada üstlenilecek rol, jeopolitik (siyasi coğrafya) konumunu aranılan ilgili devletin yöneticisine/hükümdarına kendisini dayatmaktadır. Böyle bir rol üstlenme hırsıyla hareket eden/edebilen yönetici (başkan, kral, hükümdar, sultan) ise gücünü sınırların ötesinde sınama arzusu ve hevesindedir. 

Böyle bir değişim-dönüşüm ortamında sahnede görünür olmak arzusu içindeki orta veya küçük ölçekli devletler için son zamanlarda "küçük çaplı çoğulculuk" veya "parçalı çok kutupluluk" kavramı kullanılır oldu. 

Herkesin malumudur: Süper devletlerin yapısında rol alma, rol çalma ve çıkar çatışmaları mevcuttur.

Dolayısıyla bu devletler çatışmadan kaçınabilmek için müşterek menfaatler uğruna mümkün olduğunca mutabakat ve uzlaşmaları ön plana çıkarırlar.

Eskilerde ABD ile Sovyetler Birliği, günümüzde Rusya-ABD veya Çin-ABD arasındaki nükleer silahlar ve silahsızlanma görüşmelerinde bu duruma şahit olunmuştur. 

Küçük ölçekli çoğulculuk veya çok kutupluluk örneklerine ise en son Suudi Arabistan, Umman Sultanlığı, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez'deki Arap ülkelerinin ABD ile İran, Suudi Arabistan ile İran, hatta Rusya ile Ukrayna arasındaki çekişme ve çatışmayı azaltmak için devreye girip arabulucu rolüne soyunduklarını görmekteyiz. 

Tıpkı şimdiye kadar hacmi küçük ama işlevi ve rolü büyük sayılan Norveç'in uluslararası alandaki çatışmalı tarafları bir araya getirmesi gibi bir durumdan bahsediyoruz.

Demek ki süper devletlerin çatışması bir çeşit kaçınılmazlıktır ama küçük ölçekli devletler de bu karmaşa ortamında sahneye çıkıp "küçük boy çok kutupluluk/çoğulculuk" ekseninde müzmin ve büyük çatışmaları sona erdirmeye çalışırlar. Kaçınılmaz çatışmalı/ölümcül kaderden uzaklaştıran tarihi bir rol üstlenebilirler. 1

Emperyalizm olgusunun ortaya çıkıp küresel bir fenomen halini aldığı Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde olduğu gibi günümüzde de tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru giden süreçte süper devletler arasındaki çekişme, kapışma ve çatışmaların varlığı kaçınılmazdır. 

Bir anlamda yeni hegemonya mücadelesinde rakip veya hasım devletler, ister istemez varlık (Beka) mücadelesi verirken yani kendi başlarının çaresine bakarken eski müttefiklerini, dostlarını yahut uydusu sayılan devletleri serbest bırakmak zorunda kalırlar. 

Diğer yandan eski müttefikler ile uydu devletler, büyük devletlerin ölümcül mücadeleleri sırasında, fillerin kapışmasında karınca misali ezilmemek maksadıyla, yeni bloklaşma ve ittifak arayışlarına girerler.

Önceki patron devletlerin hükümranlıklarına ve baskılarına itaat edip boyun eğmezler. 

Can derdine düşmüş olan orta ve küçük ölçekli devletler, bazen yerel/bölgesel yayılmacı emeller peşinde koşup maceralara da atılabilirler.

Nitekim Türkiye ve İran benzeri devletler; Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde aktif siyasi-askeri rol üstlenerek ABD ile Rusya arasındaki büyük kapışma sırasında her iki devletle ilişkilerini sürdürmektedirler. 

Aynı devletler, dünya çapında süper bir devlet olan Çin ile stratejik ittifaklar kurarken, yerel düzeyde yeni bloklaşmalara öncülük edebilirler. 

Benzer bir olay da Körfez Arap ülkelerinin başını çeken Suudi Arabistan ile müttefiki BAE ikilisinin Yemen, Suriye, Filistin ve Libya'daki iç savaşa müdahale etme ve bu hususta Türkiye ve İran karşısında nüfuz alanlarını genişletme çabalarında da görüldü. 

İlginçtir, başlangıçta Suriye'deki iç savaşta silahlı muhalefeti destekleme konusunda mutabık kalan Suudi-BAE-Katar-Türkiye dörtlüsü, bölgesel çıkarları doğrultusunda Suudi-BAE ve Türkiye-Katar şeklinde ayrıştılar.

Zıtlaşan çıkarların sonucunda Sudan ile Libya'da karşı karşıya geldiler. Şimdiyse hasım taraflar uzlaşmış görünüyorlar.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın fiili olarak yönetmekte olduğu Suudi Arabistan'ın, son dönemlerde büyük devletlerin nüfuz ve hegemonya mücadelesinden doğan boşlukları iyi gözlemleyip yeni küresel sistemin jeopolitik oyunlarına dâhil olduğu söylenebilir. 

Bu yanıyla bakıldığında M. Bin Selman, oynadığı tarihi rol açısından modern Rusya'nın kurucusu sayılan Pyotr Alekseyeviç'e yani Çar I. Petro'ya benzetilebilir. 

Türk tarihindeki tanımıyla Deli Petro, Haziran 1672'de ünlü Romanov hanedanının mensubu olarak Moskova'da doğmuştur.

Çar I. Petro, 1689-1725 yılları arasında yönettiği Rusya'nın modernleşmesinde, bilhassa ordusunun ve donanmasının güçlendirilmesinde, ülkesinin yayılmacı ve saldırgan bir dış siyasete yönelmesinde tarihi bir rol oynamıştır.  

Bir süre sonra fiili olarak tahta geçmesi mukadder sayılan Veliaht Prens M. Bin Selman'ın 2016 yılında ortaya koyduğu "Vizyon 2030" projesinde şunları görmek mümkün: 

  • Petrole dayalı ekonomiden uzaklaşmaya çalışan Suudi Arabistan'da toplam değeri 819 milyar dolar olan 5 bin 200'den fazla proje uygulama aşamasındadır.
     
  • Suudi Arabistan, petrol dışında sürdürülebilir bir ekonomi çerçevesinde ABD, İngiltere, Hindistan, Çin ve diğer birçok ülkeyle ortak projeler için uzun vadeli anlaşmalar yapmıştır.
     
  • Veliaht Prens'in bu prestij projesi petrol satışına bağımlılığı azaltmayı; turizm, sağlık, teknoloji, eğitim gibi alanlara yabancı yatırımcı çekmeyi amaçlıyor.
     
  • Post modern teknokent NEOM, Suudi Arabistan'ın kuzeybatısında, Kızıldeniz kıyısında inşa edilmeye başlanan 500 milyar dolarlık dev bir şehir projesinin adıdır. 9 milyon kişinin yaşayacağı, temiz enerji kullanılacak akıllı şehir, 2025 yılında tamamlanacak.
     
  • Benzer çerçevede Diriyah kültür başkenti, Qiddiya eğlence merkezi, Amaala sağlıklı yaşam ortamı olarak hizmet verecek ve Kızıldeniz'de ise 90 adalı lüks turizm merkezi kurulacak.

NEOM'un yatırımlar ve turizm fırsatları aracılığıyla 2030'dan önce 100 milyar doların üzerinde gelir elde etmesi bekleniyor.

Bu konuda Yeni Yaşam gazetesinden M. Ali Çelebi, 22 Temmuz tarihli ve "Ortadoğu'da yeni saflaşmalar" başlıklı makalesinde ayrıntılı bilgiler veriyor:

Çin, Suudi Arabistan'ın post-petrol dönemi için başlattığı yüz milyarlarca dolarlık maliyeti olan ve yeni ticaret havzası oluşturacak NEOM'a (Neo-mostaqbal, Yeni Gelecek) dâhil oldu.

Çin mallarının ticaretinde İsrail'in güney burnu Eylat ve Ürdün'ün tek deniz bağlantısı olan Akabe limanı bakışımlı NEOM kentleri önemli yer tutacak, çünkü jeopolitik ağırlığı artan Süveyş Kanalı'nın dibinde.

Kızıldeniz kıyısında Tebük bölgesinde kurulacak yapay zekâ metodolojisiyle beslenecek NEOM kentleri için dönen para ve askeri çark içinde Türkiye de yer alma arzusunda.

Görüldüğü üzere petro-dolar zengini Körfez ülkeleri, bir taraftan kendi aralarında bölgesel ölçekte rekabet ederken (Yemen konusunda BAE ile Suudi Arabistan ayrıştılar; ayrıca Suudi yönetimi Abu Dabi ile Dubai merkezli uluslararası firmaları kendi ülkesine gelmeye mecbur kılma çabasında) diğer taraftan küresel yatırım ve finansal tecrübelerini artırma yoluna gittiler.  

Aynı bölge ülkeleri, bilhassa Suudi Arabistan hem Arap ve İslam dünyası ile hem de büyük küçük demeden yakın ve uzak mesafedeki ülkelerle ilişkilerini alabildiğince çeşitlendirmeyi amaçlamaktalar.  

Bunun sonucunda da uluslararası jeopolitik zeminde yeni saflaşmalar ve denklemler ortaya çıkmakta. 

Örneğin Çin; "Yol ve Kuşak" isimli küresel ölçekli proje kapsamında kıtalararası yatırımlar yapıyor.

Bu çerçevede Ukrayna Savaşı ile Filistin meselesinin çözümü için barış girişimlerini başlattı. Tahran ile Suudi Arabistan ilişkilerinin normalleşmesinde arabulucu oldu.

Ukrayna Savaşı münasebetiyle Çin, büyük küçük devlet hesabı yapmaksızın her ülkenin eşit olmayı hak ettiği yolunda bir manifesto yayınladı.

Böylece üçüncü dünya ülkelerinin dikkatini çekti, içlerini ferahlattı. Körfez ülkeleri de bu beyandan etkilenmiş oldu. 2

Ayrıca Çin ile İran arasında 25 yıllığına stratejik ortaklık anlaşması imzalandı. Çin Başkanı Şi Cinping'in hem Arap dünyası hem de Suudi Arabistan yetkilileriyle buluşması, Riyad yönetimiyle 30 milyar dolarlık 35 mutabakat zaptı ve anlaşma yapılmasıyla sonuçlandı.

İbrahim Anlaşmaları karşılığında ABD'den beklenen F-35 savaş uçağını alamayan BAE, Çin'e yöneldi ve Batı'nın yaptırımlarından kaçan Rus şirketlerine kapılarını açtı. Amerikan 5. Filosu'na ev sahipliği yapan Bahreyn de İran'la el sıkışmak üzere.

ABD'nin savunma desteğini kesme tehdidi karşısında Suudi Arabistan, Çin ve Rusya ile ilişkilerine savunma başlığını ekledi. Çin, İran ve Rusya'dan ucuz yakıt temin ederken ABD'nin "OPEC+" ile kavgasını da keyifle izliyor.

Rusya'ya gelince; öteden beri ABD'nin bölgedeki en sadık müttefikleri sayılan İsrail, Körfez Arap ülkeleri, Türkiye gibi Ortadoğu ülkelerine el attı; kendileriyle ilişkilerini çeşitlendirdi. 

Aynı Rusya Çin ile rekabet edemese bile yine de Afrika ülkelerine yöneldi. 27-28 Temmuz 2023 tarihli Rusya-Afrika Zirvesi'nin mekânı tarihi Saint Petersburg şehri oldu.

Afganistan, Irak ve Suriye'de büyük tahribatlara ve denge değişikliklerine yol açan askeri müdahalelerin baş aktörü ABD, geleneksel müttefiklerine güven veremedi.  

Mesela ABD, Aramco petrol tesislerini ve Körfez'de gemileri hedef alan İran karşısında caydırıcı olamadı. 

Gerek ABD'nin son iki başkanı (Trump ile özellikle Biden) Körfez ülkelerini haraca bağlamanın ötesinde yetkililerine uşak muamelesi yaptılar. Yemen savaşında desteği kestiler. İran'la nükleer anlaşma görüşmeleri başlattılar. 

Amerikan yönetiminin bu politikaları, ister istemez Körfez ülkelerinde, özellikle Suudi yönetimi nezdinde kızgınlığa yol açtı: "Madem Amerika kendi çıkarının peşinde, biz niçin menfaatimiz için çalışmayalım?" dediler. 

Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle ihtiyaç duyulan enerji üretimini artırmak amacıyla devreye giren ABD Başkanı, Batı lehine ve Rusya aleyhine olmak üzere "OPEC+"da Rus-Suudi mutabakatının bozularak fazladan üretim yapılması için baskı yaptı. 

Bu baskıya karşı çıkmakla yetinmeyen Körfez'deki müttefikleri Rusya'ya yönelik ABD-AB yaptırımlarına da katılmadılar. 3

Yeni jeopolitik dengeler eşliğinde gelişen farklı oluşumlar, aynı zamanda büyük devletlerin diğer rakiplerinin denetiminde (nüfuz alanı) sayılan bölgelere el atmaları sonucunda meydana gelmektedir.

Daha önce hegemonyası altında yaşadıkları büyük devletin eski tahakkümünün zayıflaması sonucu, söz konusu küçük devletler bölgesel ve uluslararası alanda dışarıya açılarak ilişkilerini çeşitlendirip güçlenme eğilimi içine girmekteler.

Mesela eski Sovyet hegemonyasında bulunan Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri, Rusya ile ikili ilişkilerini sürdürmekle beraber bu kez Çin, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle de bağlantı kurmaya başladılar.

Çin ise Rusya'nın arka bahçesi sayılan her iki bölgedeki ülkelere el attı. Geçtiğimiz Mayıs ayında ülkesine davet ettiği Orta Asya liderleriyle ekonomik-güvenlik anlaşmaları imzaladı. 4

Çin'in Üçüncü Dünyacılık stratejisi, bilhassa Afrika'da ABD ile batılı devletlerin rekabetine karşı önemli bir mesafe kaydetmiş durumdadır. 5

küresel düzen kurma gayretinde olan Çin, başkent Pekin'de düzenlenen uluslararası güvenlik konferansında kendi görüşünü açıklamanın ötesinde Ukrayna'daki savaş vesilesiyle ABD ve AB nüfuz alanlarında sayılan baskı altındaki ülkelere cesaret verdi. Bu husus, ABD istihbarat teşkilatı raporlarına da girdi. 6

Suudi Arabistan'ın son zamanlarda Çin-Arap Zirvesi, Arap Zirvesi, Körfez Ülkeleri Zirvesi gibi toplantıları seri imalat halinde gerçekleştirmesini yukarıda bahsedilen küresel ölçekteki kaotik geçiş dönemi ve kurulmakta olan jeopolitik dengeler ışığında anlamak mümkündür. 

Dünyanın ekonomik devlerinden sayılan Japonya (Başbakan Fumiyo Kişida) ile Suudi Arabistan (Veliaht Prens M. Bin Selman) buluşması, enerji güvenliği ve ticari ağırlıklı bir anlaşma olarak 16 Temmuz kayda geçti. 

17 Temmuz'da Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan ile M. Bin Selman görüşmesi gerçekleşti. Gerek Japonya Başbakanı gerekse Türkiye Cumhurbaşkanı, Katar ile BA Emirliklerini ziyaret edip ekonomik-ticari-enerji konularında belli anlaşmaları imzalamış oldular.

18 Temmuz'da ise Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri ile Orta Asya Cumhuriyetleri zirvesi yine Suudi Arabistan'ın girişimiyle Cidde şehrinde gerçekleşti.

Körfez Araştırmalar Merkezi, söz konusu zirveyi şöyle değerlendirmektedir:  

Bu yoğun diplomatik faaliyet, S. Arabistan'ın bölgesel jeopolitik konumundan ileri geliyor. Çünkü bu ülke, Arap ve İslam dünyasında önemli bir yere sahip olmanın ötesinde dünya ekonomisinde gayet hayati bir rol oynamaktadır. 

İlk kez blok halinde gerçekleşen KİK-Orta Asya zirvesinde, ikili görüşmeler neticesinde varılan mutabakat gereğince Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile Orta Asya Türkî cumhuriyetleri bir araya geldiler. Bu yeni jeopolitik denklemin zemini, söz konusu ülkelerin dışişleri bakanlarının anlaşmaları sayesinde hazırlandı: 

Ele alınan temel konular şöyle sıralanabilir: Bölgesel düzlemde ortak stratejik faaliyet ve işbirliği kapsamının genişletilmesi. Körfez İle Orta Asya'da güvenlik, istikrar, barış ve dostluğun tesis edilip güçlendirilmesi. Müşterek menfaatlere dayalı siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda anlaşmaya varılması. 

İmzalanan ortak belge uyarınca Çin, Rusya, Afganistan ve İran ile direkt sınırları olan Orta Asya Cumhuriyetleri, gerçekte ortak ideolojik ve kültürel bir yapıya sahip olmalarına rağmen büyük ve orta ölçekli devletlerin yaratacağı etkilerden, nüfuz alanlarından ve demografik değişiklikten etkilenme kaygısıyla KİK ile sosyoekonomik işbirliğine ağırlık vermekteler. 

Ayrıca Orta Asya Cumhuriyetleri, topraklarındaki yeraltı-yerüstü servetleri, bilhassa enerji kaynakları nedeniyle küresel ekonominin belirleyicileri olacaklar. İlaveten gıda ve askeri güvenlik noktasında yatırımlar yaparak kendi milli güvenliklerini sağlayabilecekler. 

Tatmin edici finans ve ekonomik projeler hususunda yeterli bir tecrübe birikimine sahip olan KİK üyeleri, Orta Asya Cumhuriyetleri topraklarında ticaret, enerji ve turizm sektörlerinde gerekli yatırımları yapmayı üstlenecektir. 7

Suudi El Yom gazetesine göre:

Yaklaşık bir yıl önce Riyad'da toplanan ilgili tarafların dışişleri bakanları, gelecekteki projelerin altyapısını/zeminini hazırlamak üzere ortak çalışma konusunda mutabakata varmışlardır.

İki farklı bölge bloku arasındaki bu buluşmanın baş hedefini, Suudi Arabistanlı yorumcu Dr. Abdullah El Assaf şu şekilde özetlemektedir: 

  • Orta Asya ve Körfez bölgelerinin kalkınma aşamasının altyapısını birlikte düzenlemek suretiyle jeopolitik ve stratejik boyutları olan siyasi ve ekonomik bir buluşmadır bu.
     
  • Orta Asya Cumhuriyetleri ekonomik, coğrafi bölge ve enerji bakımından birbirine benzer ülkelerdir.
     
  • Bu blok, KİK bloku ile çok boyutlu işbirliği arayışındadır. Özellikle farklı sektörlerdeki yatırımlar için Körfez ülkelerinin yardımlarına ihtiyaç duymaktadır. 
     

Her iki blok da siyasi kutuplaşmaların alabildiğine yaygınlaştığı küresel düzlemde meydana gelen nüfuz-hegemonya mücadelelerine elverdiğince girmeme niyetindedir. 8

Soru şudur: Suudi Arabistan, yeni bloklaşma ve jeopolitik dengelerde neden öncü rolüne soyunuyor? 

Bir: Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile ekibi, dünyadaki dramatik değişim ve altüst oluşların farkındalar.

Değişimlere ayak uydurabilmek için yakın ve uzak çevredeki "küçüklerin çok kutupluluğu" veya "parçalı blokların çok yönlü ilişkileri" temelinde jeopolitik bir atılım içindeler. 

İki: Suudi yönetimi, çivisi çıkmış dünyaya egemen olan hegemonya mücadelesinde kendisini yeni saflaşmalar sayesinde var edip koruyabileceğini idrak etmiştir. Buna göre ilişkilerini çeşitlendirip yeni mevzilenme politikası izlemektedir.

Körfez İşbirliği Konseyi ile Körfez Arap Koalisyonu gibi oluşumlar, zaten Suudi Arabistan'ın elindeki hazır kozlar olarak biliniyor.

"Dünyanın en büyük ham petrol ihracatçısı" konumundaki Suudi Arabistan,  küresel petrol rezervlerinin yüzde 15'ine sahip olması hasebiyle, aynı zamanda Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) kurucu üyesidir.

Üç: Suudi Arabistan hükümeti, 29 Mart 2023'te ülkenin Çin merkezli siyasi, ekonomik, güvenlik işbirliği organizasyonu Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) katılmasını onayladı.
 

Dört: Bağlantılı olarak Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan BRICS uluslar koalisyonu; "büyüyen ekonomisi, askeri yetenekleri ve giderek artan siyasi nüfuzu" ile küresel arenada adından giderek daha çok söz ettiriyor. 

Aynı çerçevede BAE (Emirlikleri) ile Bangladeş 2021 yılında, Mısır ise Şubat 2023'te üye olarak kabul edilmişti.

Watcher.Guru.com sitesinde yer alan bir analize göre, genişleme planlarıyla da öne çıkan örgüte Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin de ilgi duydukları ifade ediliyor.

Bu durum BRICS'in yörüngesine ve küresel etkisine heyecan verici yeni bir boyut kazandırıyor. 9

2015 yılında BRICS üyelerince kurulan Şanghay merkezli Yeni Kalkınma Bankası (NDB), Suudi Arabistan'ın ilgisini çekmeye başlamıştı.

Financial Times gazetesine konuşan banka yetkilileri, "Ortadoğu'da Suudi Arabistan'a büyük bir önem veriyoruz ve kendileriyle nitelikli bir diyalog kurduk" diyorlar. 

Bütün bu gelişmeler yaşanırken şu gerçeği unutmamak lazım: İster küresel isterse bölgesel güçler olsun, mevcut karmaşa ortamında her istediklerini gerçekleştirme kudretinde değiller.

Jeopolitik oyunlarda bir veya birkaç ülkeyle ittifaklar yapılırken, diğer ülkelerin çıkarlarına ters düşen şeyler de yaşanabilir.

Mesela İran, Basra Körfezi'ndeki bazı adalar hususunda stratejik ortakları sayılan Rusya ve Çin ile ayrı ters düşmüştür.

Değişken ve kaygan hareketliliğin en başat kuralı budur. 

Değişim ve dönüşümlerin yol açtığı jeopolitik dengeler düzleminde Körfez ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin yeni hamlelerine ayna tuttuk. Gerisini meraklısına bırakıyoruz. 

Kaynakça:

1. Kaynak için bkz. https://www.independentarabia.com/node/432831/, Refik Huri, 19 Mart 2023.
2. https://www.independentarabia.com/node/428231/, 6 Mart 2023.
3. Ayrıntıları bu linkten okuyabilirsiniz: https://www.gazeteduvar.com.tr/15-temmuzun-salasi-diplomasinin-cenazesi-korfezin-parasi-makale-1628430, Fehim Taştekin, 17 Temmuz 2023.
4. https://www.independentarabia.com/node/452621/, 18 Mayıs 2023. https://www.independentarabia.com/node/454791/, 24 Mayıs 2023.
5. https://www.evrensel.net/yazi/92331/ucuncu-dunyacilik-yine-yeni-yeniden. Ceren Ergenç, 17 Ocak 2023.
6. https://www.independentarabia.com/node/428231, 2 Mart 2023.
7-8. https://www.independentarabia.com/node/474676/, Muhammed Ğersan, 18 Temmuz 2023.
9. https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/suudi-arabistan-misir-ve-turkiye-bricse-uyelik-yolunda-2084267, 24 Mayıs 2023.

 

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.