Nijer krizine ilişkin üç senaryo

Askeri müdahalenin zorlukları ve ciddi bir arabuluculuk girişiminin olmaması geç kalınmasına neden oluyor.

Darbeci gruptan bir asker pazar günü, başkent Niamey'de kalabalığa hitap etti. (AP)
Darbeci gruptan bir asker pazar günü, başkent Niamey'de kalabalığa hitap etti. (AP)
TT

Nijer krizine ilişkin üç senaryo

Darbeci gruptan bir asker pazar günü, başkent Niamey'de kalabalığa hitap etti. (AP)
Darbeci gruptan bir asker pazar günü, başkent Niamey'de kalabalığa hitap etti. (AP)

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) tarafından Nijer’de derhal darbeden vazgeçilmesi, alıkoyulan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'un serbest bırakılması, anayasal ve kurumsal düzenin yeniden tesis edilmesi için verilen bir haftalık süre dolarken üç senaryo şekillenmeye başladı. Bu senaryoların her biri üstesinden gelinmesi hiç de kolay olmayan çeşitli zorluklar ve bunların aşılmasını güçleştiren sonuçlarla karşı karşıya.

1- Askeri senaryo: Bu senaryo, ECOWAS'ın tehdidinin gerçekleştirilmesi halinde uygulanacak olan ve başkent Niamey'e girilmesini, Cumhurbaşkanı Bazoum’un darbecilerin elinden kurtarılıp yeniden iktidara getirilmesini ve darbecilere karşı askeri bir operasyonun başlatmasını öngörüyor. Edinilen bilgilere göre ECOWAS üyesi 11 ülkenin genelkurmay başkanları bu amaç doğrultusunda, Nijerya'nın başkenti Abuja'da iki gün süren askeri toplantıların ardından 50 bin kişilik bir askeri güç oluşturma kararı aldılar.

fer

Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu cumartesi günü yaptığı açıklamada, Nijerya, Senegal, Fildişi Sahili ve Benin olmak üzere dört büyük ülkenin bu 50 bin kişilik askeri gücün unsurlarını sağlamak için gönüllü olduğunu söyledi. Fransa, ECOWAS kararlarını desteklediğini açıklayan ülkeler arasında en katı ve kararlı olan ülke gibi görünüyor. Savunma Bakanı Lecornu ve Dışişleri Bakanı Catherine Colonna'nın açıklamaları bu katılığın ve kararlığın birer göstergesiydi. Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, Lecornu gibi cumartesi günü yaptığı açıklamada, ECOWAS'ın kararlarını güçlü ve kararlı bir şekilde desteklediklerini söyledi. Fransız Bakan sözlerine “Askeri seçeneğe başvurma tehdidini ciddiye almalıyız” diye ekledi.

 

asd
Pazar günü başkent sokaklarına dökülen darbe destekçileri. (AP)

Buna karşın ne Colonna ne de Lecornu, Nijer’de, Niamey Havaalanı’nın askeri kısmında konuşlu havacı ve komando birliklerinden bin 600 askeri bulunan Paris’in söz konusu askeri güce destek verip vermeyeceğine değindi. Fakat askeri gücün oluşturulması durumda Fransa ordusunun olası askeri operasyonlara doğrudan katılmayacağına şüphe yok. Çünkü Fransız siyasi kaynaklarının da belirttiği üzere Paris, böyle bir katılımın Fransız karşıtı duyguları harekete geçireceği gerekçesiyle ön planda olmak istemiyor. Geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Niamey Büyükelçiliği’ne yönelik işgal girişimi, binanın girişlerinin ateşe verilmesi, camlarının kırılması ve Fransa bayrağının yakılması gibi olaylar, Paris'i Nijer'deki Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin vatandaşlarının ülkeden tahliyesini hızlandırmaya itti. Tahliye edilenler arasında Avrupa vatandaşı olmayanların sayısı binin üzerindeydi.

Herkes Nijerya’nın, kendisiyle aynı görüşteki diğer tarafların etrafında toplanacağı bir eksen haline geleceğini biliyor. Bu da özellikle Nijerya’nın Batı Afrika ülkeleri ve ECOWAS üyeleri arasında demografik, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan başlıca güç olmasından kaynaklanıyor. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre Nijerya’nın yeni Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu, askeri müdahaleyi destekleyen, darbe dalgasının diğer Batı Afrika ülkelerine sıçramasını engelleyecek lokomotif olarak kabul ediliyor. Tinubu, sürece öyle sirayet etti ki, geri çekilmesi kendisi ve ülkesi için bir düşüş anlamına gelecektir. Ancak muhalefet, müdahaleyi reddettiği ve müdahaleyi ‘yararsız ve sorumsuz’ bir girişim olarak gördüğü için Tinubu’nun politikası konusunda ülke içinde uzlaşıya varılamıyor.

Nijerya’nın önde gelen siyasetçileri, Devlet Başkanı Tinubu'dan politikasını yeniden gözden geçirmesini istedi. Nijerya Senatosu da aynı zamanda ECOWAS Başkanı olan Tinubu'yu ‘ekonomik topluluktaki önde gelen isimleri, siyasi ve diplomatik seçenekleri geliştirmeye teşvik etmeye’ çağırdı. Yedisi Nijer ile aynı sınırları paylaşan ülkenin kuzey eyaletlerinden senatörler de diğer tüm seçeneklere başvurulmadan ve bu seçenekler tüketilmeden askeri müdahalede bulunulmamasını tavsiye ettiler.

Nijerya Anayasası’na göre ordu, ulusal güvenliğe karşı ‘yakın bir tehdit ya da tehlike durumu’ oluşmadıkça Senato'nun onayı olmadan sınır ötesi operasyonlara katılamaz. Nijerya, petrol zengini bir ülke olmasına rağmen nüfusunun yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ülke, ekonomik bir krizle ve yüksek enflasyonla boğuşuyor. Ülkenin yaşadığı güvenlik sorunları ve güvenlik güçlerinin suç çeteleri, cihatçı ve ayrılıkçı gruplar karşısında aciz kalması da bu sorunları körükleyen etkenler arasında yer alıyor.

fedee
Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu. (AP)

Nijerya için ne geçerliyse her biri ekonomik ve güvenlik sorunları yaşayan diğer üç ülke için de o geçerlidir. Bu ülkelerden biri olan Senegal'de muhalefet lideri ve Ziguinchor Belediye Başkanı Ousmane Sonko’nun tutuklanıp hapse atılmasının ardından ülkede cadı kazanları kaynamaya başladı. Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Musa Faki, geçtiğimiz haziran ayı başlarında güvenlik güçlerinin protesto gösterilerine sert müdahalesinin ardından duyduğu endişeyi dile getirdi. Faki, Senegal hükümetini ‘vatandaşların ifade özgürlüğüne ve barışçıl gösteriler düzenlenme hakkına saygı göstermeye’ çağırırken, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise itidal çağrısında bulundu. Diğer iki ülke olan Fildişi Sahili ve Benin de çeşitli benzer zorluklarla boğuşuyorlar.

Zorluklar bu kadar da değil. Zira eğer askeri müdahalede bulunulursa Afrika’da iki karşıt kampın ortaya çıkması kaçınılmaz. Bu kamplardan biri ECOWAS üyelerinden oluşacak. İkincisi ise Nijer, Mali, Burkina Faso ve Gine'den oluşacak ve Rus paralı asker grubu Wagner bu kampa sızacak. Paris, Savunma Bakanı Lecornu’nun ağzından ‘darbenin arkasında Wagner'in olmadığını’ düşündüğünü ifade etse de sanki bir batı kampı ile ona düşman olan başka bir taraf arasında, Rusya esintileri taşıyan bir çatışmaymış gibi görünecek. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anne-Claire Legendre, Rusya'nın ‘darbeye doğrudan karışmadığını, ancak bulunduğu yerde istikrarı sarsmaya çalıştığı için fırsatçı bir yaklaşım benimsediğini’ söyledi. Bu durumda ‘darbeciler cephesi’ ile ECOWAS cephesi arasında çıkacak bir savaşın Nijer ve diğer ülkeler için bir felaket olacağı ve radikal gruplara, savaştıkları güçlerin başka yerlerle meşgul olacağı göz önüne alındığında nüfuz alanlarını genişletmeleri için mükemmel bir fırsat sunacağı belirtilmeli.

2- Şu an kimsenin arabuluculuk rolü üstlenmediği Nijer’deki krizde diplomatik çözüm ve garip bir sınır etme senaryosu yaşanıyor. Başlarda Çad Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Mahamat İdris Debi Itno fiilen arabuluculuk girişiminde bulundu. Itno, 30 Temmuz Pazar günü Niamey'e gelip Nijer Devlet Başkanı Bazoum ve darbecilerle görüştü, ancak arabuluculuk girişimi sonuç vermedi. Aynı şekilde ECOWAS tarafından Niamey'e gönderilen bir heyet, darbenin başı olan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı General Abdurrrahman (Ömer) Tchiani ve Devlet Başkan Bazoum ile görüşmeyi başaramazken General Tchiani tarafından görevlendirilen bir subayla görüşmekle yetindi ve doğruca Abuja’ya geri döndü. Bu iki arabuluculuk girişimlerinin sorunu, tarafsız değil taraf olmaları idi. Ardından darbecilere geri adım atmaları için bir hafta süre tanınması ters tepti ve darbeciler uzlaşıya yanamayıp geri adım atmamakta kararlı hale geldiler. Darbeciler, Afrikalıların Mali, Burkina Faso ve Gine’deki darbecilere yönelik tutumlarının kendileri için de geçerli olacağı, yani darbenin dayattığı yeni ‘oldu-bittileri’ er ya da geç kabul edecekleri fikrine dayanarak, Bamako ve Vagadugu’daki darbe yönetimlerinden aldıkları cesaret ve Wagner’in desteğiyle daha da güçlendiler.

Darbecilere geri adım attırmak amacıyla askeri operasyon tehdidinde bulunulması, bunun için hazırlık yapılması ve bunun ciddi bir tehdit olduğu konusunda ısrar edilmesi gerektiğini düşünenler olsa da Fransız siyasi kaynaklar, darbecileri çıkmaza sokmak ve teslim olmaya zorlamak yerine güvende olduklarına ve bazı kazanımlar elde edeceklerine dair birtakım garantileri öngören bir teklif sunulması gerektiğini düşünüyorlar.

3- Darbecilere tanınan sürenin uzatılması: Bu senaryoda Sahel bölgesi ve Batı Afrika ülkelerinde daha fazla trajedinin yaşanmasını önlemek amacıyla barışçıl çabalarda bulunulması için ek süre tanınması öngörülse de BM’nin şimdiye kadar gerek Genel Sekreteri Guterres’in şahsında ve gerek Yemen'de ve Sudan'da gerekse dünyanın dört bir yanında yaşanan krizlerde özel temsilcileri düzeyinde neden boş durduğu ve genel açıklamalarla yetindiğini anlaşılmış değil.

Bu yüzden Guterres'in uluslararası desteğe sahip bir girişim başlatarak, savaşa sürüklenen bir duruma müdahale etmede ciddi rol oynamasını engelleyen nedenlerin ne olduğu sorusu ortaya çıkıyor.

Darbecilere tanınan sürenin son saatleri ağır geçerken tarafların her biri, sunulan senaryolarda kar-zarar hesabı yaptılar. Etkili faktörlerin ve hesapların çok olmasına rağmen değişmeyen tek sonuç başta Nijer halkı olmak üzere herkesin kaybedeceği gerçeği olacak.



Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
TT

Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)

Sağır el-Haydari

El Kaide’nin Sahel bölgesindeki kolu olan Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin’in (CNIM) finans başkent Bamako'ya doğru ilerlediği ve Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, DEAŞ ile ilişkiler belirleyici bir dönüm noktasına ulaştı. Her iki taraf da Afrika Sahel bölgesinde önemli aktörler olarak kendilerini kanıtlamak için zamana karşı yarışıyor.

DEAŞ, üyelerinin Mali'de düzenledikleri bir pusuda, CNIM’e bağlı Sahra Bölgesi Emiri Ebu Yahya gibi El Kaide'nin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmayı başardıklarını duyurdu.

DEAŞ ile El Kaide arasındaki rekabet, Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi Afrika Sahel ülkelerinde yaşanan ciddi güvenlik krizlerinin ortasında yaşanıyor ve her iki taraf da bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.

Üç daire

DEAŞ ve El Kaide'nin faaliyetleri, Afrika'nın Sahel bölgesini her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçek bir ‘terör yuvası’ haline getirdi.

Afrika meseleleri uzmanı ve siyasi araştırmacı Sultan Elban, Sahel bölgesinde El Kaide ile DAEŞ arasındaki rekabetin, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir çatışmaya dönüştüğünü, ancak sahada bunun ideolojik bir anlaşmazlıktan çok insan gücü ve kaynaklar üzerinde bir yarış halini aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Elban genel olarak bakıldığında CNIM'in El Kaide'nin Afrika Sahel'deki kolunu temsil ettiğini ve özellikle Burkina Faso, Mali ve Nijer'de en yaygın ve sosyal olarak en köklü örgüt olduğunu, askeri üslere karmaşık saldırılar düzenleme, insansız hava araçları ve patlayıcı cihazlar kullanma ve çok sayıda savaşçıyı seferber etme konusunda gelişmiş operasyonel kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Buna karşın DEAŞ’ın Afrika Saheli’nin bazı bölgelerinde, özellikle Mali'nin kuzeyindeki Minaka bölgesinde daha agresif göründüğünü söyleyen Elban, Nijer, Burkina Faso ve diğer bölgelerin büyük bir kısmını kontrol ettiğini, ancak yerel olarak daha az köklü ve ulusal ordular ile CNIM'in çifte direnişiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. CNIM, 2020'den bu yana Mali ve Burkina Faso'nun merkezi bölgelerinden bu örgütü kovmayı başardı ve sonraki yıllarda da genişlemesini engellemişti.

evfrv
El Kaide'nin CNIM lideri Iyad Ag Ghali'ye bağlı birkaç şubesi bulunuyor (AP)

El Kaide'nin şu anda Afrika Sahel bölgesindeki en önemli yapısal güç olduğunun altını çizen Elban, DEAŞ’ın ise belirli bölgelerde en ölümcül güç olduğunu ve kitlesel katliamlara ve halkı terörize etmeye daha yatkın olduğunu vurguladı. İki örgüt arasındaki rekabetin üç alanda yoğunlaştığını belirten Elban’a göre bunlardan birincisi, sınır geçişleri ve kaçakçılık rotalarının kontrol edilmesi, ikincisi, köylerde ve kırsal alanlarda tahkim ve yargı yetkisinin dayatılması ve üçüncüsü, merkezin önünde, yani Suriye ve Afganistan'ın önünde ve hatta Sahel'deki yerel sıcak noktaların önünde, küresel cihadın tekelleştirilmesi.

Kayıpların telafisi

Afrika'nın Sahel bölgesindeki ülkeler, son yıllarda bazı askeri darbelere tanık oldu. Bu darbeler sonucunda, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme sözü veren askeri konseyler iktidara geldi. Ancak, özellikle Ensaruddin gibi radikal grupların yeni bölgelere doğru ilerleme kaydetmeleri bakımından bu konseylerin çabaları eleştirilmeye devam ediyor.

Nijeryalı güvenlik araştırmacısı Issa Mounkaila, gerçekte, El Kaide’nin yıllardır Afrika'nın Sahel bölgesini tekelinde tuttuğunu ve bu bölgenin El Kaide için Afganistan gibi ülkelerde yaşadığı başarısızlıkların ardından güvenli bir sığınak haline geldiğini söyledi.

Aynı durumun DAEŞ için de geçerli olduğunu belirten Mounkaila, DAEŞ'in şu anda Afrika kıyılarına, nüfuz kazanmanın kolay olduğu bir güvenlik kırılganlığı bölgesi olarak geri döndüğünü ve DAEŞ'in şu anda Suriye, Irak ve Libya'daki kayıplarını telafi etmeye çalıştığını söyledi. Mounkaila’ya göre bu telafi, ancak El Kaide'nin kontrolündeki bölgelerin aleyhine olabilir. Nijeryalı uzman ayrıca, DEAŞ’ın merkezi düzeyde net bir liderlik kaybına uğraması ve örgütün bölgedeki nüfuzunu ve hedeflerini yönetme planına ilişkin belirsizlikler göz önüne alındığında, El Kaide'nin hala üstünlüğünü koruduğuna inanıyor.

Denge El Kaide lehine değişiyor

El Kaide, CNIM gibi kendisine bağlı örgütler aracılığıyla, Rusya ve daha önce Fransa ile ittifak kuran Afrika Sahel'deki askeri konseylere karşı çıkıp kendi saflarına katılmaya çağıran videolar yayınlamaya devam ediyor.

Öte yandan ise DEAŞ, haftalık dergisi en-Nebe'de savaşın sürdürülmesi çağrısında bulunurken, El Kaide'ye karşı saldırılar başlattığını da açıklayarak iki grup arasındaki çatışmanın şiddetlendiğini gösteriyor.

Elban, iki taraf arasındaki çatışmanın geçmişi çerçevesinde, özellikle 2020'den bu yana Çad ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde, ara sıra ateşkeslerle birlikte, sınırlı çatışmalardan açık savaşa kadar çeşitli aşamalardan geçtiğini söyledi.

sddvd
Burkina Faso terör örgütlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor (Reuters)

Elban, her iki örgütün de kontrol ve finansman mekanizmalarına sahip olduğunu, özellikle de vergilerle, bu örgütleri kontrol ettikleri bölgelerde devlete paralel vergi otoriteleri haline getirdiğini, yönetim boşluğundan ve ekonomik çöküşten faydalanarak vergi uygulayıp zekat topladıklarını söyledi. Çobanların hayvanlarına el konulduğunu ve yerel pazarlarda veya Moritanya, Senegal ve başka yerlerdeki pazarlarda satıldığını da sözlerine ekledi.

İki örgüt arasında ince farkın El Kaide'nin gelirlerinin bir kısmını yoksulları destekleyerek ve anlaşmazlıkları çözerek yargı alternatifi olarak kendini dayatacak şekilde belirli bölgeleri kayırma eğiliminde olması olduğuna dikkati çeken Elban, El Kaide’nin bazen de imajını iyileştirmek ve meşruiyetini pekiştirmek için insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına göz yumduğunu, DEAŞ’ın ise daha nefret dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduğunu ve sosyal kabul görme konusunda endişelenmediğini vurguladı.

Bölge ülkelerinin bazılarının ordu tarafından yönetilmesi ve mevcut kırılganlık bakımından ağlar ve yerel entegrasyon açısından dengelerin El Kaide lehine kaydığına işaret eden Elban, ancak DEAŞ’ın savunmasız bölgelerde hedefli saldırılar düzenleme ve katliamlar gerçekleştirme yeteneğini üst düzeyde tuttuğunu belirtti.


İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.


Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, Washington'ın geçen hafta birkaç hafta içinde ilk ödemeyi yapacağına dair verdiği sözün ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ödenmemiş bütçe borçlarını ne zaman ödeyeceğine dair ayrıntıları beklediğini belirtti.

BM sözcüsü Stéphane Dujarric basın toplantısında, “Verileri gördük ve açıkçası, Genel Sekreter bu konu hakkında bir süredir Büyükelçi (Mike) Walts ile temas halinde” dedi. “Bütçe Kontrol Birimimiz Amerika Birleşik Devletleri ile temas halinde ve bazı göstergeler sağlandı. Ödemenin kesin tarihini ve taksitlerin büyüklüğünü öğrenmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Genel Sekreteri António Guterres, 28 Ocak'ta üye devletlere yazdığı bir mektupta, 193 üyeli örgütün aidatların ödenmemesi nedeniyle “yaklaşan mali çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, örgütün mali durumu hakkında uyarıda bulundu.

cvfthyj
ABD Başkanı Donald Trump, New York'taki Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmanın ardından eliyle jest yapıyor (AFP)

Başkan Donald Trump döneminde Washington, Birleşmiş Milletler'in sistemlerini reforme etmesini ve bütçesini azaltmasını talep ederek birçok cephede çok taraflılıktan çekildi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Waltz cuma günü verdiği demeçte, "Çok yakında kesinlikle bir ilk ödeme göreceksiniz" dedi. "Yıllık aidatlarımızın önemli bir ilk ödemesi olacak... Nihai miktarın henüz belirlendiğini sanmıyorum, ancak birkaç hafta içinde belli olacak" ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri, ABD'nin uluslararası örgütün bütçesine ödenmesi gereken aidatların %95'inden fazlasından sorumlu olduğunu söylüyor. Şubat ayı itibarıyla Washington'ın 2,19 milyar dolar borcu bulunuyordu; buna ilave olarak mevcut ve geçmiş barış koruma misyonları için 2,4 milyar dolar ve BM mahkemeleri için 43,6 milyon dolar daha ödenmesi gerekiyordu.

BM yetkilileri, ABD'nin geçen yılki düzenli bütçe için aidatlarını ödemediğini, bu nedenle 827 milyon dolar, cari yıl için ise 767 milyon dolar borcu olduğunu, geri kalanının ise önceki yıllardan kalan borçlardan oluştuğunu ifade etti.