Batı Afrika'daki askeri darbe dalgası ve bunun Afrika'daki uluslararası nüfuz mücadelesine jeopolitik yansımaları

Nijer'deki darbe son fasıl mı?

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Batı Afrika'daki askeri darbe dalgası ve bunun Afrika'daki uluslararası nüfuz mücadelesine jeopolitik yansımaları

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Abdurrezzak Garraf/ Körfez Araştırma Merkezi'nde Kıdemli Araştırmacı

Afrika, özellikle Ukrayna'daki çatışmanın yarattığı uluslararası ‘kutuplaşma’ ışığında, bir sonraki uluslararası rekabetin çatışmaya dönüşme potansiyeline sahip en önemli ‘ham’ bölgelerden biri. Batı Afrika'da, uzun süredir Fransız sömürgeci nüfuzunun merkezi olan Fransızca konuşan ülkelerde siyasi değişimler hızlandı. Bu ülkeler, özgürlük dalgasının bölgeyi etkilediği 1960'lardan bu yana Fransız nüfuzunun yumuşak gücü ve çıkarlarına bağlı olan seçkinler aracılığıyla varlığını sürdürdü. 2020'den bu yana Nijer, Mali, Burkina Faso ve Gine'de askeri darbeler gerçekleşti. Bu darbeler, Senegal'de Fransız karşıtı halk hareketiyle aynı zamana denk geldi. Bu artan değişimlerin jeopolitik, iç, bölgesel ve uluslararası etkileri nelerdir? Bu anayasal olmayan dönüşümlerin (askeri darbelerin) Fransız nüfuzunu geriletmeye ne ölçüde yardımcı oldu ve Fransızca konuşan Afrika'da sömürge mirası üzerindeki etkisi nedir? Bu dönüşümler, Afrika'da yeni bir uluslararası rekabet dönemini başlatarak uluslararası ilişkilerde daha gelişmiş bir rekabet modeline yol açıyor mu? Ukrayna'daki çatışma, Çin'in yükselişi ve yeni çok kutuplu uluslararası düzene doğru ilerleme gibi diğer dosyalarla etkileşime sahip…

Tarihi bakış

Fransız varlığının Afrika'daki kökenleri 17’inci yüzyılın ortasına, yani 1629 yılına kadar uzanıyor. Fransızlar söz konusu tarihte, bugün Senegal olarak bilinen yerde, Batı Afrika kıyılarında bir dizi ticaret merkezi kurdular.1884'teki Berlin Konferansı'na kadar Fransız varlığı, Batı Afrika ve Afrika Kıyısı bölgelerinde sınırlı kaldı. Bu konferans, Afrika kıtasını Avrupa sömürge güçleri arasında nüfuz alanlarına bölmekten sorumluydu ve Fransızlar, Kongo Nehri'nin batısındaki Batı Afrika ve Afrika Kıyısı'ndaki çoğu ülkeyi ele geçirdi. Fransızlar ayrıca 1830'da Cezayir'i ve 1880'den itibaren de Mağrib'i aldı.

Afrika ve Asya'daki çoğu Avrupa kolonisi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsızlık kazandı. Ancak Batı Afrika ve Sahel ülkeleri, Fransa ile yakın ilişkiler sürdürdü. Bu ilişkiler, Fransız sömürgeci mirasının bir sonucudur ve Fransız nüfuzunun Afrika'daki devamını sağlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonrası Afrika ve Asya'daki çoğu Avrupa kolonisini vuran bağımsızlık dalgasının ardından, Batı Afrika ve Sahel ülkeleri, Fransa'nın yumuşak güç ve bazen sert güç kullanımını içeren başka şekillerde sömürge gücünü sürdürdüğü şartlı bir bağımsızlık kazandı. Buradan şunlara ulaşıyoruz:

-Yönetimdeki siyasi ve askeri elitlerin doğası

Bağımsızlıktan sonra bu ülkelerdeki yönetici elitler, Fransız sömürge sisteminin bir uzantısıdır. Bu sistem, Fransız etkisini bölgeye yerleştirmede yardımcı oldu ve bu etki, bu elitlerin Fransa'ya olan bağlılığıyla sürdürüldü. Fransa, sömürge döneminde elde ettiği jeopolitik, jeoekonomik ve kültürel kazanımları korumaya devam etti ve bu durum, ilgili ülkelerdeki diktatörlük sistemlerinin kurulmasına yol açtı. Bu diktatörlük sistemleri, Fransız sömürge mirası ile uyumlu olan seçkin değerleri benimsedi. Fransa ve elitler arasındaki bu ikili ittifak, bu ülkelerdeki tüm gerçek kurtuluş girişimlerini, askeri darbeler, ekonomik yıkım veya diğer caydırıcı politikalar yoluyla engelledi.

-Fransız şirketlerinin bu ülkelerin kaynakları üzerindeki kontrolü:

Bu faktör, Fransa'nın ilgili ülkeleri sömürmesinden elde ettiği ekonomik kazançların devamında önemli bir rol oynadı. Petrolden gaz ve metallere ve en önemlisi altın ve uranyumdan, Batı Afrika ve Sahel bölgesi ülkelerinin doğal kaynakları, Fransa'nın ekonomik gücü ve uluslararası sistemde nükleer güç olarak stratejik konumunun ana kaynağı olmaya devam etti.

Bu ekonomik sömürüye meşruiyet kazandırmak için medyadaki adıyla Fransafrik (Franceafrique) yani Afrika-Fransız Birliği kuruldu. Bu sistem, Fransa'nın Afrika'daki sömürgelerine bağımsızlık vermesine karşılık, çoğu maddesi açıklanmayan güvenlik anlaşmaları temelinde kuruldu. Daha sonra, bu anlaşmanın çifte ortaklığın bir parçası olarak, bu devletlerin bazılarının milli gelirlerinin yüzde 85'ini, Fransa'nın bu ülkelerdeki sömürge çıkarları için inşa ettiği altyapı karşılığında Fransız Merkez Bankası'nın denetimine koyması kararlaştırıldı. Ayrıca bu anlaşmalar Fransız şirketlerine bu ülkelerdeki ham madde yataklarını serbestçe sömürme hakkı verdi, güvenlik ve askeri iş birliğinin bazı alanlarını da serbestçe Fransız nüfuzuna bıraktı.

Fransa'nın Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki doğrudan askeri varlığı, her zaman mevcut yönetimleri korumada önemli bir rol oynamıştır. Fransız yanlısı siyasi ve askeri elitlerin devamını desteklemenin yanı sıra, Fransa'nın bu ülkelerdeki ekonomik çıkarlarını tehdit eden risklere karşı caydırıcı bir güçtür. Ayrıca Fransa'nın bu bölgelerdeki nüfuzuna karşı çıkanlara karşı mücadelede kullandığı en etkili araçlardan biridir. Bağımsızlıktan sonraki on yıllar boyunca bu ülkelerde gerçekleşen çoğu askeri darbede, doğrudan veya dolaylı olarak Fransız müdahalesi mevcuttur.

11 Eylül 2001 saldırıları’ndan sonra Fransa'nın stratejisi, bu bölgelerdeki terör ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadeleye odaklanmak için yeni bir yön aldı. Fransa bu müdahalelerini söz konusu bölgelerdeki varlığını sürdürmek ve uluslararası meşruiyet kazandırmak için kullandı. Birleşmiş Milletler, Fransa'nın bu gruplara karşı mücadele etmek için askeri müdahalelerde bulunmasını onaylayan kararlar aldı. Örneğin, Fransa, 2014 yılında Mali'de müdahalede bulundu.

Fransa, Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki askeri darbelerin en büyük destekçisi olmuştur. Ancak Fransa bugün , bu tür darbelerin en büyük muhaliflerinden biridir. Bunun nedeni, askeri darbelerin Fransa'nın bu bölgelerdeki tarihi nüfuzunun sonunu işaret etmesidir. Fransa, Nijer, öncesinde Mali ve Burkina Faso ile Gine'de gerçekleşen askeri darbeleri kınadı. Ancak, Fransa’nın korumak istediklerinin muhafaza edilmesine katkıda bulunan Çad'daki askeri darbeyi desteklemesi eski kolonilerinde meydana gelen dönüşümlere yönelik Fransız politikasını karakterize eden iki yüzlülüğünü ifade etmektedir.

Fransa'nın etki alanlarını korumasına ilişkin Batı-Batı anlaşması: Barılılar arasında anlaşmalar özellikle de ABD- Fransa konsensüsü ve ABD-Fransa arasındakiler, uzun süredir Fransa'nın bu bölgelerdeki varlığını korumaya yardımcı oldu. Aslında bu faktör, Soğuk Savaş sırasında Sovyet-Fransız uyumunun göreli durumunu açıklamak için önemli bir faktördür, çünkü iki kutup o dönemde Fransa'nın geleneksel nüfuz alanlarını rahatsız etmek istemedi.

Ancak Fransa'nın Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki nüfuzunun rotasını çizen bazı bu faktörlerin etkinliğinin ve öneminin azalması, artan askeri darbeler ve Fransa'nın bu bölgelerdeki mirasına karşı mevcut dönüşümler konusunda gerekli verileri sağlaması için önemli bir etki yarattı. Ayrıca, devam eden ve artan dinamiklerinin Sahel ve Batı Afrika ülkeleri arasında bir taklit biçimine dönüşmesini sağlamak için gerekli iklimi sağladı.

Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki askeri darbe dalgasının dayattığı yeni bir jeopolitik gerçeklik

2020 yılının başında Batı Afrika ve Sahel bölgesini kasıp kavuran askeri darbe dalgasının patlak vermesinden bu yana bu dikkat çekici tablonun belirleyicileri ve tarifi değişmeye başladı. Mali'deki askeri darbe ile başlayan ardından, Burkina Faso, Gine ve en son Nijer'de gerçekleştirilen askeri darbe dalgasıyla ilgili elde edilen veriler, bu darbelerin, bölgelerdeki geleneksel Fransız etkisine düşman olduğunu ortaya koydu. Bu dönüşümler, iktidardaki askeri elitlerin Fransız hakimiyetini ve onun sömürgeci mirasını reddeden ve ona karşı çıkan ulusal duygularla dolu olduğunu kanıtladı. Bu, Fransa'nın etkisini sürdürmeye yardımcı olan iç elitlerine olan düşmanlığını açıklar. Söz konusu düşmanlık, her askeri darbeden sonra Fransız yanlısı ve Fransızca konuşan elitlerin tutuklanması ya da bu elitlerin, bu dönüşümlerin ürettiği siyasi sistemlerin karar alma gücünde herhangi etkili siyasi bir rolden uzaklaştırılmasıyla kendini gösterdi.

Halkın genel ruh hali ve darbe liderlerinin yönelimleri, halkların bu dönüşümleri destekleyen gösterilerinde açıkça ifade edildi. Bu gösteriler genellikle Fransız diplomatik misyonlarını ve büyükelçiliklerini hedef aldı, ayrıca Fransız askeri üslerini de hedef aldı. Halk, öfkesini Fransa'nın sembollerine yöneltti.

Bu dönüşümlerin ürettiği egemen sistemlerin bölgesel yönelimleri, Fransa karşıtı bölgesel ittifaklar olarak şekillenmeye başladı. Bu ittifaklar, Fransa'ya bağlı Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi bölgesel ittifaklar şeklinde de ortaya çıkıyor. Mali ve Burkina Faso'dan gelen ve ECOWAS güçlerinin Nijer'e müdahale etmesi durumunda ortak hareket edecekleri tehdidini içeren açıklama, bunun en iyi örneğidir.

Bu dönüşümlerin ürettiği egemen sistemlerin uluslararası yönelimleri, Rusya ve Çin'e daha yakındır. ABD'nin bu dönüşümlerden ne kadar etkilendiği henüz belli değil, çünkü Fransız etkisi ilk hedef oldu. Ancak, bu dönüşümlerin bölgenin jeopolitik etkileşim ve denge haritasını yeniden çizeceği kesindir. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda etki alanlarını sınırlamak için belirli anlaşmalar yapabilir. Bu anlaşmalar, önceki dengelere kesinlikle aykırı olacaktır.

Bir uluslararası jeopolitik çatışmanın güvenlik, askeri ve ekonomik boyutları ile olası senaryoları

Afrika'nın batı kesimindeki ve Sahel bölgesindeki artan değişimler, bu bölgelerdeki mevcut uluslararası dengeleri etkileyecek derin dönüşümlerin habercisidir. Bu dengeler, Fransız sömürgesi olan ülkelere dayanıyor ve son 70 yıldır devam ediyor. Bu dönüşümler arasında, Rusya ve Afrika arasında karşılıklı arzuların boyutunu ve doğasını kanıtlayan St. Petersburg Zirvesi, Çin'in Afrika'nın en büyük ticaret ortağı olması (ticaret hacmi 200 milyar doların üzerinde ve yatırımlar 20 trilyon doların üzerinde) ve ABD'nin Afrika'ya yönelik Çin ve Rusya'nın genişlemesini sınırlamaya odaklanması var. ABD, Fransız etkisinin azalması nedeniyle oluşan boşluğu doldurmaya çalışmaktan ziyade, Afrika'ya yönelik Çin ve Rusya'nın genişlemesini sınırlamaya çalışıyor. ABD, Çin ve Rusya'nın Afrika'daki nüfuzunun genişlemesini, yeni bir uluslararası düzenin doğuşu için bir hazırlık olarak görüyor.

Nijer'de meydana gelen askeri darbe, Batı Afrika ve Sahel bölgesini vuran askeri darbe dalgasının sonuncusudur. Bu, bu bölgedeki bölgesel ve uluslararası dengelerin yapısını mutlaka etkileyecek bir dizi dönüşümün meydana geleceğini gösteriyor. Bu, bu güçlerin nüfuz sınırları için yeni bir eşitliği çizecek ve Ukrayna'daki savaş dosyası ve Rusya ile Çin'in istediği uluslararası düzen gibi ilgili uluslararası dosyalar üzerindeki etkilerini de artıracaktır.

Afrika'da artan uluslararası rekabet için birçok teşvik var. Bunlar iç, bölgesel ve uluslararası olabilir. Bu teşvikler, Batı Afrika ve Sahel bölgelerinde meydana gelen değişimlerin dinamiklerini hızlandırmaya yardımcı oldu. Bu faktörler ve teşvikler arasında şunlar yer alıyor:

-Fransa'nın Batı Afrika'daki varlığı ve nüfuzunun azalması çeşitli nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak, bu nedenlerden en önemlisinin Fransa'nın eski sömürgelerinin devrimlerini, mutlak bir sömürü olarak görmeye devam etmesi olduğu kesindir. Bu, halk ve elitler arasında, özellikle de Fransa'nın egemenliğine ve istenmeyen mirasına karşı çıkan askeri elitler arasında, Fransa karşıtı bilincin yükselmesiyle aynı zamana denk geldi. Nijer, bu eğilimin en açık örneklerinden biridir.

-Fransa'nın nüfuzunun azalması, büyük güçler ve hatta yükselen bölgesel güçler arasında bu boşluğu doldurmak için artan rekabete yol açtı. Ancak, bu rekabetin en açık biçimi, rekabetin tezahürlerinde kendini göstermektedir ve bunlar arasında şunlar bulunuyor:

Fransız etkisi ve Rus askeri güvenlik ihlali

Rusya, Batı Afrika'daki nüfuzunu artırmak için kollarını genişletiyor. Özellikle Wagner Grubu, Fransız etkisinden kurtulmak isteyen iç güçler için cazibe merkezi haline geldi. Bu, Wagner Grubu'nun esnekliği ve Fransız etkisinden kaynaklanan boşluğu doldurma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Mali örneği bunun en iyi kanıtıdır. Wagner Grubu'nun güvenlik ve askeri varlığı, Rusya'nın Batı Afrika'daki nüfuzunu daha da artırması için elverişlidir. Wagner Grubu'nun geleceği belirsiz olsa da kaynakları, Batı Afrika'daki rolünü artırmaya devam edeceğine işaret ediyor. Bu, Fransa ve Rusya arasındaki rekabeti daha da artıracaktır.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'nde meydana gelen dönüşümlerin ürettiği sistemler, Fransız etkisine karşı aynı düşmanlık mantığında ABD etkisine bakmıyor. Bu darbelerin çoğunun üst düzey ABD gözetiminde yüksek düzeyde eğitim almış liderleri vardı. Ayrıca taraflar arasında üst düzey temaslar da var. Bu liderlerin dış yönelimleri Rusya ve Çin'e daha fazla çekiliyor olsa da bunu ABD ile ilişkilerini dengeleyerek yapıyorlar.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'ndeki Çin'in ekonomik rolünün yükselişinden ABD daha fazla korkuyor. Bunun bir nedeni, ABD'nin Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısına bir buçuk yıldır yanıt vermesinden sonra Rusya'nın yeni bir uluslararası düzen kurma arzusuna sahip olduğunu ama bunun için gerekli araçları olmadığını düşünmesidir. Rusya'nın bu arzusunu gerçekleştirmesi ancak Çin ile açık bir stratejik ittifak kurmasıyla mümkün olacaktır. Çin, değişim için gerekli araçlara sahip, ancak henüz siyasi bir karar vermedi. Bu ABD'nin, Çin'in Afrika'daki ekonomik rolünün yükselişinden Rusya'nın Afrika'daki güvenlik ve askeri rolünün yükselişinden daha fazla korkmasının nedenidir.

Genel olarak Batı Afrika ve Sahel Bölgesi'ndeki askeri darbeler, bölgenin geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynayacaktır. Bu darbeler, bölgenin mevcut uluslararası dengelerini etkileyecek ve büyük güçler arasında yeni bir rekabete yol açacaktır. Çin ve Rusya, Batı Afrika ve Sahel Bölgesi'nde nüfuzlarını artırmak için rekabet edeceklerdir. Bu rekabet, bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit edebilir. ABD, Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için çaba gösterecektir. Ancak, ABD'nin, Fransa'nın çıkarlarını göz önünde bulundurması gerekecektir.

Nijer'deki darbe ‘Batı Afrika ve Sahel bölgesinde meydana gelen dönüşüm dalgasının bir başka bölümü

Bu gerçeklerin ortasında, Nijer'de Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve Genelkurmay Başkanı, Batı Afrika ve Sahel'deki askeri darbelerin bir parçası olarak Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'u devirdi. Darbeci elitler, genellikle Fransız geleneksel etkisine karşıdır. Darbe, Mali ve Burkina Faso'daki darbelerle benzerlik gösteriyor.

Nijer'in durumu, Fransa'nın Nijer'deki çıkarlarının Fransız ulusal güvenliğini doğrudan etkilemesi nedeniyle tehlikelidir. Nijer, Batı Afrika ve Sahra Altı Afrika'daki en önemli Fransız jeopolitik müttefiklerinden biridir ve kıtanın en büyük, dünyanın dördüncü büyük uranyum üreticisidir. Nijer, Avrupa Birliği'ne uranyum ihracatının yüzde 25'ini ve Fransa'ya uranyum ihracatının yüzde 35'ini sağlıyor. Uranyum, Fransa'nın elektrik üretiminin yüzde 70'inden fazlasını sağlayan birincil enerji kaynağıdır.

Ülke açısından: Afrika'nın batısındaki askeri darbelerin Fransız karşıtı kamuoyunun bir sonucu olduğunun ve bu halkların darbeleri destekleyen gösterilerinde ve Fransa Büyükelçiliği'ni basmaya çalışan son protestolarında Rus bayrağını kaldırarak Fransa'yı ve hatta ABD’yi temsil eden her şeyi aşağıladığı açık şekilde görülüyor.

Nijer'deki darbe, Afrika'daki demokratik deneyimler için bir başka gerileme olsa da sömürge mirasından kurtulmak için ciddi bir girişimdir. Bu miras, bu ülkelerin kaynaklarının geleneksel sömürge güçleri, özellikle de Fransa tarafından yağmalanmasına neden oldu, bu arada ilgili ülkelerin halkları yüksek yoksulluk oranlarında yaşıyor ve terörist gruplarla karşı karşıya kalıyor. Fransa genellikle bu grupları varlığı için bir bahane olarak kullanıyor.

Bölgesel açıdan: ECOWAS güçlerinin tehdidi, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu'nun barış gücü kuvvetleridir ve Batı Afrika'daki geleneksel Fransız nüfuzunun dolaylı bir uzantısı ve müdahalesinin bir aracıdır. Nijer'de, Mali ve Burkina Faso'daki askeri liderlerin herhangi bir türden müdahaleye  olan karşı tehdit, bölgesel bir çatışmaya yol açabilir ve uluslararası boyutlara sahip olabilir. Bu, ECOWAS güçlerinin Fransız nüfuzunun bir sembolü olmasıyla açıklanabilir, Mali ve Burkina Faso'nun askeri liderleri ise Çin ile stratejik ilişkiler kuruyor.

Uluslararası açıdan: Nijer'deki darbe, St. Petersburg'daki Rusya-Afrika Zirvesi'nin ardından geldi ve Nijer'de meydana gelen olaylarda Rusya'nın herhangi bir rolü kanıtlanmamış olsa da darbe liderlerinin Mali'de olduğu gibi Wagner Grup'tan Rus paralı askerlerinden yardım alma olasılığı var. Bu, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Nijer'e bin Amerikan askerini geri gönderdiğini duyurmasıyla aynı zamana denk geliyor ve Fransa'nın Nijer'deki çıkarlarını koruyacağı yönündeki tehdidi, Fransa'nın orada bulunan bin askeri aracılığıyla askeri müdahale olasılığına dair bir ima olarak görülüyor.

Bu ortamda, darbe liderleri ve Fransız güçleri arasında doğrudan bir çatışma olasılığı görünüyor. Darbe liderleri, ülkedeki Fransız nüfuzuna karşı muhalefetini gizlemiyor ve bu da Fransız güçleri ve Wagner güçleri arasında doğrudan veya dolaylı bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Darbe liderleri, herhangi bir Fransız müdahalesini püskürtmek için Wagner Grup'tan yardıma başvururlarsa, durum daha da kötüleşebilir.

Dış tepkiler üzerine Afrika Birliği, Nijer'in darbeden sonra üyeliğini askıya aldı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijer'e ekonomik yaptırımlar uygulayacağını ve gerekirse askeri güç kullanacağı tehdidinde bulundu. Avrupa Birliği Nijer'e ekonomik yardım ve anlaşmaları askıya aldı. Amerika Birleşik Devletleri, ECOWAS'ın pozisyonunu destekledi. Rusya, gerilimi düşürmeye çağırdı ve herhangi bir tarafı desteklemeyeceğini duyurdu.

Bu tepkilerin Nijer'deki mevcut dönüşümleri sınırlayıp sınırlayamayacağını görmek için henüz erken. Öte yandan, bu tepkiler, askeri darbeleri caydırmak için daha fazla önlem alınmasını gerektiren daha tehlikeli sonuçları da beraberinde getirebilir.

Batı Afrika ve Sahil Bölgesi'ndeki askeri darbeler, yeni bir jeopolitik gerçeklik yarattı. Bu darbelerin sonuçları, Fransa'nın hegemonyasına ve sömürge mirasına karşı milliyetçi duygularla dolu askeri elitlerin iktidara gelmesini içermektedir. Bu elitler, kamuoyunun Fransa'nın hegemonyasına karşı hoşnutsuzluğunu temsil etmektedir. Darbelerin dış politikaları, Rusya ve Çin'e daha yakındır, ancak ABD'nin bu bölgelerdeki nüfuzunun ne kadar etkilendiği henüz belli değil.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Körfez Araştırmaları Merkezi'den (Gulf Research Center) çevrilmiştir.



İran: Ceviz Dağı'ndaki faaliyetlere ilişkin haberlerin aslı yok

Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
TT

İran: Ceviz Dağı'ndaki faaliyetlere ilişkin haberlerin aslı yok

Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bugün (Pazartesi), Peacaks Mountain (Ceviz Dağı) olarak adlandırılan bölgede faaliyet yürütüldüğüne ilişkin haberlerin hiçbir dayanağı olmadığını söyledi.

Trump, geçen hafta ABD'nin Peacaks Mountain'daki faaliyetleri izlediğini belirtmiş ve Washington'ın bölgeyi vurabileceği uyarısında bulunarak İran'ı dikkatli olmaya çağırmıştı.

Devrim Muhafızları'ndan İHA açıklaması

Öte yandan İran Devrim Muhafızları'nın halkla ilişkiler birimi, bugün sabah saatlerinde gelişmiş bir MQ-1 tipi insansız hava aracının (İHA) tespit edilerek Hürmüz Boğazı hava sahasında Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri'ne bağlı hava savunma sistemi tarafından imha edildiğini açıkladı.

İranlı nükleer yetkili Viyana'ya gidemedi

Diğer taraftan İran devlet televizyonu, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) toplantısına katılmak üzere Viyana'ya girişinin ABD'nin çıkardığı "engeller" nedeniyle önlendiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre  İslami ve beraberindeki heyet, cumartesi günü tarifeli bir uçakla Viyana'ya gitmek üzere yola çıktı ancak "ABD'nin koyduğu engeller nedeniyle" yolculuk sırasında durduruldu. İslami ve heyetinin daha sonra Tahran'a döndüğü belirtildi.

İslami'nin nükleer enerji konulu yıllık genel konferansa katılmak üzere UAEA'nın Viyana'daki merkezine gitmesi bekleniyordu.

Hürmüz'deki saldırılar enerji arzı endişelerini artırıyor

Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki diplomatik çabaların görünürde bir çıkmaza girdiği ve bölgenin petrol taşımacılığındaki en önemli iki güzergâhını hedef alan yeni saldırıların küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırdığı bir dönemde yaşanıyor.

Hürmüz Boğazı'nda petrol taşımacılığı açısından riskler sürüyor. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), dün (Pazar) bir merminin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan bir gemiye isabet ettiğini açıkladı. Saldırı sonucunda gemide yangın çıktı ve mürettebat gemiyi tahliye etmek zorunda kaldı.

İran ise kendi kıyıları açıklarında saldırıya uğrayan İran'a ait ticari bir gemide bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört mürettebatın da yaralandığını bildirdi.

Hürmüz'den geçen yük gemilerinin sayısı 10'un altına geriledi

Gemilerin hareketlerini takip eden ilk verilere göre, hafta başında Hürmüz Boğazı'ndan geçen yük gemilerinin sayısı 10'un altına geriledi. Reuters'ın aktardığı verilere göre bu sayı, son 10 gündeki ortalama 14 geminin oldukça altında kaldı.

Söz konusu veriler, tespit edilmemek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi'ne (AIS) ait vericilerini kapatarak boğazdan geçmiş olabilecek gemileri kapsamıyor.


Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla
TT

Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla

Rabia Abdusselam

Cezayir ile Niamey arasındaki son enerji anlaşmaları artık yalnızca geçici enerji anlaşmaları olmaktan çıktı. Bu anlaşmalar, Cezayir’in Sahel bölgesinin ve Afrika kıtasının iç kesimlerindeki nüfuzunu yeniden inşa etmeyi hedeflediği daha geniş bir stratejinin temel unsurlarından birine dönüştü. Cezayir’in bu konumlanması, Sahel bölgesinde yaşanan hızlı siyasi ve güvenlik dönüşümlerine doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Cezayir, bazı geleneksel güçlerin bölgedeki rollerinin gerilemesinden yararlanarak ortaya çıkan jeopolitik boşluğu doldurmayı ve yeni bir kalkınma ortaklığı modeli oluşturmayı hedefliyor.

Bu çerçevede, Cezayir’in bölgedeki yaklaşımı siyasi ve güvenlik alanlarındaki iş birliğiyle sınırlı kalmayarak, somut ve uygulamaya dönük adımlarla çok katmanlı ekonomik ve enerji ortaklığına evrildi.

Bu yaklaşımın somut göstergelerinden biri, yerel olarak RA1D adıyla bilinen Adrar Rafinerisi’nden Nijer’e ilk jet yakıtı (JET A1) sevkiyatlarının başlatılması oldu. Sevkiyatlar, Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach ile Nijer Ulusal Petrol Şirketi (SONIDEP) arasında imzalanan alım-satım anlaşması kapsamında gerçekleştirildi. Bu adım, Cezayir’in petrol ürünlerinin Nijer’e düzenli şekilde tedarik edilmesinin önünü açıyor.

Söz konusu hareketlilik yalnızca hayati enerji tedarikinin güvence altına alınmasıyla sınırlı kalmadı; arama ve üretim alanlarında stratejik bir ortaklığın oluşturulmasına da uzandı. Bu kapsamda, Nijer’in kuzeyindeki Agadez bölgesinde bulunan ve Cezayir sınırına yalnızca 85 kilometre mesafede yer alan Kafra Güneydoğu-1 (Kafra South East-1) arama kuyusunun sondaj çalışmalarına başlandı. 23 bin 737 kilometrekarelik bir alanı kapsayan sedimanter havzada yürütülen sondaj çalışmalarında yaklaşık 3 bin 900 metre derinliğe ulaşılması hedefleniyor. Nijer makamlarının resmi tahminlerine göre Kafra Bloğu’nda yaklaşık 260 milyon varillik petrol rezervi bulunuyor. Üretim paylaşım anlaşması 2015’te imzalanan proje, 2022’de yenilenmişti.

Bu adım, Sonatrach bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Sondaj Şirketi ENAFOR’un öncülük ettiği önemli bir lojistik başarının ardından geldi. ENAFOR, sondaj ekipmanları ve yaşam ünitelerinin, Cezayir’in güneydoğusundaki Hassi Messaoud sahalarından Agadez’in iç kesimlerine kadar 2 bin kilometreden fazla mesafede, zorlu çöl güzergâhları üzerinden başarıyla taşınmasını sağlayarak mühendislik ve operasyonel kapasitesini ortaya koydu. Sonatrach’ın Nijer petrol sektörünün geliştirilmesine katılımı, Cezayir açısından önemli stratejik boyutlar taşıyor.

Bu yaklaşımı ekonomik açıdan değerlendiren finans uzmanı Dr. Boubaker Mustafa, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Bu varlık, teknoloji transferi, bilgi birikiminin yerelleştirilmesi ve Cezayir’in onlarca yıl boyunca biriktirdiği deneyimin aktarılmasına dayanan, eşitlikçi bir Güney-Güney iş birliği modelinin pratikte ortaya konulması anlamına geliyor. Aynı zamanda tamamen Afrika içi bir seçenek sunuyor” dedi.

Mustafa sözlerini şöyle sürdürdü: “Cezayir güneyindeki komşularıyla ilişkilerini Batı’nın vesayet anlayışı veya ulusötesi şirketlerin ağır koşulları üzerinden yürütmüyor. Aksine, yerel kadroların eğitimi ve teknik açıdan yetiştirilmesine yönelik açık bir kurumsal taahhütle komşularının enerji egemenliğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu da ekonomik eksene, karşılıklılık ve ulusal kaynaklara karşılıklı saygı temelinde gerçek bir bölgesel entegrasyonun önünü açacak sürdürülebilir bir boyut kazandırıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ortak kazanımlar açısından bakıldığında, projenin önemli miktarda gelir sağlaması bekleniyor. Mustafa’ya göre, petrol fiyatlarının varil başına 70 dolar seviyesinde istikrar kazanması halinde, günlük 90 bin varil olarak tahmin edilen üretime dayanarak yıllık toplam gelirin yaklaşık 2,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Fiyatların 80 dolar seviyesine çıkması durumunda ise yıllık gelirin yaklaşık 2,63 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor.

Enerji koridorlarının mühendisliği

Cezayir’in bölgesel açılımını pekiştirmeyi hedeflediği diğer enerji projeleri arasında, Nijerya’dan başlayarak Nijer üzerinden Cezayir’deki enerji merkezi Hassi R’Mel’e ulaşacak Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı (TSGP) öne çıkıyor. Cezayir’in en büyük gaz sahası olan Hassi R’Mel, ülkenin gaz rezervlerinin yüzde 57’sini barındırıyor ve üretim açısından dünyanın dördüncü büyük sahası konumunda bulunuyor. Buradan gaz, Avrupa’ya ihracata hazır uluslararası boru hattı şebekesine bağlanıyor.

acdfgthy
Cezayir’in bin 600 kilometre (994 mil) güneydoğusundaki Ayn Amenas bölgesinde, Zarzaitine yakınlarında bir doğalgaz boru hattı, 22 Ocak 2013 (Reuters)

Buna, Cezayir kıyılarını İspanya’ya doğrudan bağlayan Medgaz boru hattının yanı sıra, Tunus üzerinden İtalya’nın güneyine uzanan dev TransMed (Enrico Mattei) hattı da dahil. Projenin hayata geçirilmesi, Cezayir toprakları içinde halen faal olmayan Batı Uluslararası Gaz Hattı’nın yeniden işletmeye alınmasının da önünü açabilir. Bu adımla batıdaki kentlerin doğal gaz ihtiyacının güvence altına alınması ve Batı Cezayir’de uluslararası ortaklık güzergâhıyla bağlantılı sürdürülebilir kalkınma ve altyapı projelerinin hızlandırılması hedefleniyor.

Bu kıtasal enerji koridorunun işletme kapasitesi ve yatırım hacmi açısından yıllık yaklaşık 30 milyar metreküp taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Projenin, Afrika ülkeleri arasındaki stratejik enerji ortaklığının geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Proje, kıtanın en büyük ekonomilerinden ve doğalgaz ile sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) önde gelen üretici ve ihracatçılarından biri olan Nijerya ekonomisine güvenli ticari erişim imkânı sunarak Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin boru hatları üzerinden gaz tedariki pazarında önemli bir pay elde etmesinin önünü açacak.

Nijerya, 2024’te dünyada altıncı sırada yer alırken yaklaşık 650 milyar fit küp doğalgaz ihraç etti. İhracatın büyük bölümü LNG şeklinde gerçekleşirken, bu miktar yaklaşık 18,4 milyar metreküpe denk geliyor. Bonny Adası’ndaki Nigeria LNG tesisinin yıllık nominal kapasitesi ise yaklaşık 1,4 trilyon fit küp seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık söz konusu hat, Cezayir ekonomisinin Avrupa’ya güvenli enerji tedarik zincirlerini kontrol etme alanındaki rekabet gücünü artıracak. Toplam kapasitenin yıllık 60 milyar metreküpü aşması beklenirken, bunun 30 milyar metreküplük bölümünü Cezayir’in boru hatları üzerinden gerçekleştirdiği egemen gaz ihracatı oluşturuyor. Cezayir, bu kapasiteyle halihazırda Norveç’in ardından Avrupa’nın en güvenilir ikinci gaz tedarikçisi konumunda bulunuyor. Bu adım, AB ülkelerinin mevcut dönüşüm sürecinde tedarikçi listesini yeniden şekillendirdiği bir dönemde büyük önem taşıyor.

dfvgth
Cezayir ile İspanya’yı birbirine bağlayan Medgaz boru hattı, İspanya’nın Almeria kenti, 10 Haziran 2022 (Reuters)

Projenin geleneksel bakış açısıyla değerlendirilmesinin ötesine geçen uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmalar araştırmacısı Berhail Hamza, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “TSGP yalnızca gaz taşımaya yönelik teknik bir altyapı olmaktan çıkarak hidrojen ekonomisine ve enerji piyasalarında yaşanması beklenen dönüşümlere uyum sağlayabilecek stratejik bir koridorun çekirdeğine dönüşüyor” dedi. Hamza’nın analizine göre bu jeopolitik dönüşümler ışığında ‘koridor yaklaşımı’ olarak adlandırdığı gelecek vadeden bir stratejik anlayış ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım, önümüzdeki yıllarda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklara sahip olmakla değil, enerji, mal ve verilerin kıtalar arasındaki hareketini düzenleyen koridor ve altyapılara sahip olmakla belirleneceği fikrine dayanıyor.

Cezayir ekonomisi, topraklarından geçen hat nedeniyle elde edeceği transit ücretleri ve uluslararası boru hattı şebekesinin kullanım gelirlerinden doğrudan faydalanacak. Bunun yanı sıra Cezayir’in komşu Afrika ülkelerinin enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında üstleneceği merkezi rol, bu hattı Afrika kıtasının tamamı için gerçek bir güvenlik supabına dönüştürebilir.

Bu büyük enerji projelerinin boyutları yalnızca finansal kazanımlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda Cezayir’in kıtadaki tarihsel nüfuzunu ve jeopolitik ağırlığını yeniden tesis etmeyi güçlü biçimde hedefleyen yeni diplomatik doktrinle doğrudan örtüşüyor.

Hamza, “Cezayir, yalnızca enerji ihraç eden bir ülke olmanın ötesine geçerek Afrika ile Avrupa arasında bağlantı sağlayan bir geçiş ülkesi olma konusunda stratejik bir fırsata sahip. Coğrafi konumunu ve enerji ağlarını kullanarak uluslararası sistem içindeki rolünü yeniden şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Ekonomik araçlar: Yumuşak güç

Bu yaklaşım çerçevesinde Cezayir açısından asıl hedefin artık yalnızca enerji ihracatına dayalı bir doktrinle sınırlı olmadığı görülüyor. Hedef, enerji akışlarını yönetmek ve ülkenin benzersiz coğrafi konumunu kalıcı bir nüfuz ve uluslararası itibar kaynağına dönüştürmek üzerine şekilleniyor. Hızla değişen dünyada en etkili devlet, en büyük kaynak rezervlerine sahip olan değil, dünyanın vazgeçemeyeceği ayrıcalıklı bir koridora sahip olan devlet olabilir.

Bu kıtasal açılım çerçevesinde Cezayir’in enerji alanındaki hedefi artık yalnızca ihracatla sınırlı kalmıyor. Bu hedef, Cezayir’in Libya ve Sahel ülkelerinde yürüttüğü yoğun enerji diplomasisinin sahadaki somut adımlarında da kendini gösteriyor.

Bu doğrultudaki en güncel gelişmelerden biri, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) ile Sonatrach’ın Libya’daki iştiraki Sonatrach Petroleum Exploration and Production Corporation’ın (SIPEX), Gadames Havzası’nda önemli bir petrol ve doğal gaz keşfi gerçekleştirdiklerini resmen açıklaması oldu. El-Vefa Sahası’nın 70 kilometre uzağında bulunan A1-69/02 arama kuyusunda gerçekleştirilen sondaj çalışmaları sonucunda, Uwaynat Wanin ve Uwayn Kaza formasyonlarında günlük 13 milyon fit küp doğal gaz ve 327 varil kondensat üretim potansiyeline ulaşıldı. Kuyunun nihai derinliği ise yaklaşık 8 bin 440 fit olarak kaydedildi.

Sonatrach’ın sözleşmeden doğan yükümlülükleri kapsamında gerçekleştirdiği altıncı kuyu olan bu saha başarısı, yalnızca ticari boyut taşımıyor. Aynı zamanda Sonatrach’ın geleneksel bir enerji şirketi olmaktan çıkarak Sahel bölgesi ve Afrika’nın iç kesimlerindeki nüfuz haritasını yeniden şekillendiren stratejik bir araç ve yumuşak güç unsuru haline geldiğini de ortaya koyuyor. Bu rol, Cezayir’in bölgedeki jeopolitik boşlukları doldurmasına ve ülkeyi izole etmeyi ya da bölgedeki öncü rolünü zayıflatmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası girişimlerin önünü kesmesine katkı sağlıyor.

h
Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach’ın genel merkezi, 25 Kasım 2019 (Reuters)

Bu enerji dinamiği, Cezayir’in benzersiz coğrafi konumunun sunduğu imkânları değerlendirmeyi hedefleyen daha geniş jeoekonomik yaklaşımdan ayrı düşünülemez. Cezayir, bir yandan Avrupa pazarlarına açılan Akdeniz kapısı, diğer yandan ise Afrika Sahel bölgesine açılan stratejik bir hinterlant ve kaçınılmaz kuzey geçidi olarak konumunun avantajlarından yararlanmaya çalışıyor.

Bu bütünleşik mühendislik altyapısı Cezayir-Nijerya ekseniyle sınırlı kalmıyor; jeopolitikayı sınırları aşan ve birbiriyle bağlantılı çıkarlar ağına dönüştüren daha geniş bir kıtasal vizyonun parçasını oluşturuyor. Nijer’deki bu enerji ağı, Cezayir’den kıtanın batısına açılan stratejik bir kapı niteliğindeki Moritanya’ya uzanan paralel tedarik hatlarıyla da kesişiyor.

Tindouf-Zouerat kara yolu projesi üzerinden ortaklığın güçlendirilmesi ve Nuakşot’ta Cezayir ürünlerine yönelik düzenli fuarların organize edilmesi, Moritanya’nın Cezayir ihracatının Batı Afrika pazarlarına ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ülkelerine açılacağı bir ticaret ve lojistik platformuna dönüşmesini sağlıyor. Bu lojistik açılım, Cezayir’in Moritanya ve Senegal’de ulusal bankalarının varlığını genişletmesiyle yürüttüğü finansal ve bankacılık yapılanmasıyla da tamamlanıyor. Buna paralel olarak Cezayir’in güneyinde serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, sınır ötesi ticaret ağı kurulmasını güçlendirirken, Cezayir ürün ve hizmetlerinin Batı Afrika pazarlarına ulaşması için bankacılık ve lojistik kanallarının önünü açıyor.

Yoğun kıtasal rekabet

Cezayir’in bu jeoekonomik hareketliliği, özellikle Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığının gerilemesiyle birlikte, stratejik koridorlar ve nüfuz alanları üzerinde rekabetin giderek arttığı kıtasal tabloyla kesişiyor. Bu açık alanda stratejik yaklaşımlar ve alternatifler çeşitlenirken, Fas’ın Afrika-Atlantik Doğalgaz Boru Hattı projesi öne çıkıyor. Fas ayrıca karayla çevrili Sahel ülkelerinin kendi altyapısı ve limanları üzerinden Atlas Okyanusu’na erişimini sağlamaya yönelik girişimini sürdürüyor. Bunun yanı sıra Türkiye ve Körfez ülkelerinin yatırımlar, altyapı ve limanlar üzerinden faaliyetleri artarken, Rusya güvenlik ve ekonomi alanlarındaki varlığını sürdürüyor. Çin ise altyapı, ulaşım, enerji ve maden projelerinin finansmanı ve geliştirilmesinde etkinliğini artırıyor. Mısır da kıtadaki varlığını ve stratejik çıkarlarını güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor.

Koridorların yeniden şekillendirilmesi etrafındaki yoğun rekabete ilişkin bu değerlendirmeyi destekleyen analitik bir okumada Hamza, “Afrika kıtası artık geleneksel olarak görüldüğü gibi yalnızca ham madde kaynağı değil; altyapı, kaynaklar ve stratejik bağlantı alanlarında uluslararası rekabetin en önemli sahalarından biri haline geldi” ifadesini kullandı.

xcdvfgh
Cezayir çölünün derinliklerinde, Libya sınırına yakın Ayn Amenas’ın eteklerinde bulunan bir petrol tesisi, 18 Ocak 2013 (AFP)

Hamza, “Çin, ABD ve AB’den Körfez ülkelerine kadar büyük güçler bugün limanların, ulaşım ağlarının, enerji koridorlarının, denizaltı kablolarının, veri merkezlerinin ve çok kutuplu uluslararası sistemin güvenlik doktrini ile ekonomik ve stratejik nüfuzunun temel unsurlarından haline gelen diğer altyapıların geliştirilmesi konusunda kıyasıya rekabet ediyor” dedi. Uluslararası rekabet alanının genişlemesi karşısında temel bir soru öne çıkıyor: Cezayir mevcut enerji ve lojistik nüfuzunu sürdürülebilir ve nesiller boyunca devam edecek bir ekonomik nüfuza dönüştürebilir mi?

Bu sorunun yanıtı, ülkenin ekonomik diplomasisini, sahip olduğu özgün avantajlarla karmaşık bölgesel gerçekliğin yarattığı engeller arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor. Sahip olunan kaynaklar ve egemenlik unsurları açısından Cezayir’in göz ardı edilemeyecek önemli kozları bulunuyor. Bunların başında, Sonatrach’ın köklü petrol ve pazarlama deneyimi geliyor. Bunu, kuzeyde Akdeniz’e açılan kaçınılmaz bir kapı ve Batı Afrika kaynaklarını Avrupa pazarlarına bağlayabilecek en hızlı enerji güzergâhlarından biri olabilecek coğrafi konumu izliyor. Ayrıca Cezayir’in güvenilir tarihsel ve diplomatik birikimi, ülkenin yaklaşımlarına Sahel halkları ve devletleri nezdinde siyasi ve tarihsel açıdan ayrıcalıklı bir kabul sağlıyor.

Bununla birlikte, bu konumlanmanın sürdürülebilirliği diğer tarafta son derece karmaşık yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bunların başında bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve tekrarlanan darbeler ile sınır aşan silahlı grupların faaliyetlerinden kaynaklanan ve tedarik koridorlarının güvenliğini ve sahadaki projeleri tehdit eden güvenlik riskleri geliyor. Buna ek olarak, Sahra’yı aşan devasa projelerin yönetimi için gereken yüksek ölçekli finansman da önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu alanlar, bölgede faaliyet gösteren egemen varlık fonları ve çok uluslu şirketlerle rekabet edebilmek ve onlara ayak uydurabilmek için daha fazla yasal ve bankacılık esnekliği ile Cezayir’in yurtdışındaki yatırımlarının kapsamının genişletilmesini gerektiriyor.


El Kaide, Afganistan'da yeniden toparlanıyor: Bizi unutmadılar

11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)
11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)
TT

El Kaide, Afganistan'da yeniden toparlanıyor: Bizi unutmadılar

11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)
11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)

El Kaide, 11 Eylül 2001'de düzenlediği saldırıların üzerinden 25 yıl geçtikten sonra yeniden güçlenmeye çalışıyor. 

Washington Post'un ABD'nin de aralarında bulunduğu Batı ülkelerinin istihbarat yetkililerine dayandırdığı habere göre, örgüt yeniden Taliban'ın kontrolüne geçen Afganistan'da bir kez daha eğitim kampı ağı oluşturdu. 

2021'de ABD askerlerinin çekilmesinin ardından oluşan güvenlik boşluğundan yararlanan örgüt ve kollarının, son üç yıl içinde en az 8 eğitim merkezi kurduğu bildiriliyor.

Yeni kamplarda silah, patlayıcı ve gerilla taktiklerinin yanı sıra şifreleme, yapay zeka ve insansız hava araçları gibi yeni teknolojilere yönelik eğitimler verildiği belirtiliyor. 

IŞİD'e bağlı İslam Devleti Horasan Vilayeti'nin (IŞİD-H) de etkili olduğu Afganistan'daki 34 vilayetten en az 14'ünde terör örgütlerinin yapılandığı vurgulanıyor. 

Bir Birleşmiş Milletler raporuna göre Taliban bu örgütlere yeniden elverişli bir ortam sağlıyor. Böylece El Kaide de "Afganistan genelinde güvenli evler ve eğitim kamplarıyla" yeniden güçlenmeyi başardı.

Ancak mevcut tablo, 11 Eylül öncesiyle birebir aynı değil. 

Amerikan gazetesine konuşan yetkililere göre örgütler, ABD ve müttefiklerine kapsamlı saldırılar planlamaktansa bölgesel çatışmalara odaklanıyor. 

El Kaide'nin dünyanın dikkatini çekmemek için yabancı savaşçıların bölgeye gelmesini teşvik etmekten kaçındığı aktarılıyor.

Ayrıca ABD'nin 2 Mayıs 2011'de Pakistan'da düzenlenen operasyonla öldürdüğünü açıkladığı El Kaide lideri Usame bin Ladin gibi bir figürün henüz ortaya çıkmadığı belirtiliyor.

Çekirdek kadrosu yüz militanı geçmediği tahmin edilen El Kaide'nin, daha büyük örgütlere destek sağlayan bir yapı olarak faaliyet gösterdiği öne sürülüyor.

Bu gruplardan biri, Pakistan Talibanı olarak da bilinen Tehrik-i Taliban Pakistan. Afganistan'da binlerce savaşçısı bulunan örgüte El Kaide'nin intihar bombacılığının da aralarında bulunduğu konularda eğitim verdiği iddia ediliyor.

Georgetown Üniversitesi'nde çalışan terörle mücadele uzmanı Bruce Hoffman, El Kaide için şu yorumu yapıyor:

11 Eylül öncesindeki, uzak düşmanı hedef alma stratejisini izlemiyorlar. Ancak yerel ve bölgesel kazanımlar elde ederek yeniden ivme kazanmayı umduklarını düşünüyorum. Bizi unutmadılar.

Independent Türkçe, Washington Post, AP