Dış borç sorun değil önemli olan nasıl kullanıldığı ve harcandığı

Arap ülkelerinin GSYİH’nın yüzde 60'ına eşit olan dış borç 1,4 trilyon doları buldu

2 Ağustos’ta Dow Jones endeksi 80 puana yakın değer kaybetmesinin ardından Fitch Ratings, ABD'nin uzun vadeli kredi notunu AAA’dan AA+’ya düşürürken New York Menkul Kıymetler Borsası'nda durum değerlendirmesi yapan iki yatırımcı (AFP)
2 Ağustos’ta Dow Jones endeksi 80 puana yakın değer kaybetmesinin ardından Fitch Ratings, ABD'nin uzun vadeli kredi notunu AAA’dan AA+’ya düşürürken New York Menkul Kıymetler Borsası'nda durum değerlendirmesi yapan iki yatırımcı (AFP)
TT

Dış borç sorun değil önemli olan nasıl kullanıldığı ve harcandığı

2 Ağustos’ta Dow Jones endeksi 80 puana yakın değer kaybetmesinin ardından Fitch Ratings, ABD'nin uzun vadeli kredi notunu AAA’dan AA+’ya düşürürken New York Menkul Kıymetler Borsası'nda durum değerlendirmesi yapan iki yatırımcı (AFP)
2 Ağustos’ta Dow Jones endeksi 80 puana yakın değer kaybetmesinin ardından Fitch Ratings, ABD'nin uzun vadeli kredi notunu AAA’dan AA+’ya düşürürken New York Menkul Kıymetler Borsası'nda durum değerlendirmesi yapan iki yatırımcı (AFP)

Amir Zebab et-Temimi

Dünyada hiç dış borcu olmayan bir ülke var mı? Elbette hayır. Tüm ülkelerin şu ya da bu şekilde ve farklı oranlarda dış borcu vardır.

Dış borç, son yıllarda önemli mali krizlere neden oldu. Meksika, Brezilya ve Arjantin’in yanı sıra eski Yugoslavya ve Romanya’nın da aralarında bulunduğu bazı Doğu Avrupa ülkeleri 1980'lerde dış borçları nedeniyle mali ve sosyal krizler yaşadılarsa da küresel bankacılık ve finans sistemi, bu krizleri absorbe etmek için büyük merkez bankalarını ustaca yönetti.

Dünya, 2008’deki mali krizi Yunanistan, İtalya, İrlanda ve İspanya'nın dış borçlarına müdahale gibi objektif çözümlerle aşmayı başardı. Arap ülkeleri de mali ve ekonomik sorunları ve birikmiş dış borçlarıyla başa çıkabilmek için bankalardan, Dünya Bankası'ndan ya da Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) borç aldılar. Zaman zaman Körfez ülkelerinin de dahil olduğu bazı mali iyileştirmeler yapıldı. Mısır, Tunus, Lübnan ve Sudan gibi ülkeler için ekonomik kurtarma girişimlerinde bulunuldu. Körfez ülkeleri, Mısır ve diğer dış borcu yüksek olan Arap ülkelerinden ya ödeme almadı ya da bazen ödemeleri yeniden planlayarak daha uzun vadelerle yapılmalarını kabul etti. Borçlu ülkelere sunulan bu imkanlar, siyasi olarak pahalı olabilecek gerçek ekonomik reformlardan kaçınmaya devam edilmesini sağladı. Bu da borçlu ülkelerdeki etkili mali ve ekonomik yönetim felsefesiyle tutarlı değildi.

Dış borç, kalkınma projeleri için bir araçtır

Dış borç, borçlu ülkelerde gerçekleştirilmesi gereken kalkınma projeleri için yararlı bir araç olabilir. Ancak bu borçların akıllıca kullanılması önemli. Ekonomik ve sosyal açıdan kazanımlar elde etmek için uygun koşulların ve bu borçların ödenmesi için gerekli kaynakların oluşturulması gerekir. Bütçedeki açığı kapatmak ya da yerel para biriminin değerini korumak ve yabancı para birimleri karşısında değerini yüksek seviyede tutmak için dışarıya borçlanan Arap ülkeleri var. Dalgalı kur sistemine karşı olan bu ülkeler, borç aldılar ve yurt dışından aldıkları bu borçları rasyonellikten uzak bir şekilde kullanmaya çalıştılar.

IMF’nin tavsiyelerine uymayı da reddeden bu ülkeler, para politikalarına bağlı kalmakta ısrar ettiler. Ne kamu harcamalarını doğru yönetilmesi ne dalgalı kur sistemini kabul edilmesi ne de genel bütçenin önemli kalemleri olan maaşlar, ödemeler, gıda, elektrik, benzin ve diğer sübvansiyonlara ilişkin kamu harcamalarının kontrol altına alacak ekonomik reformların tamamlanması gibi tedbirler aldılar.

Bazı Arap ülkeleri, bütçe açığını kapatmak, maaş, elektrik ve benzin sübvansiyonlarını karşılamak ve yerel para birimini desteklemek için bazıları da silah ve askeri teçhizat satın alarak savaş harcamaları için borç aldılar.

Arap ülkeleri, bölgedeki krizler ve savaşlar nedeniyle dış borçlarının bir kısmını silah ve askeri teçhizat satın alamaya ve savaş harcamalarına yatırdılar. Irak özellikle İran-Irak savaşı sırasında bu ülkelerin başında geldi. Dış borcun bu şekilde kullanılması rasyonellikten uzak olduğundan istenen sonuçların elde edilemediğini söylemeye gerek yok.

Dış borç, kalkınma projeleri, elektrik ve su temini, eğitim ve sağlık kurumları başta olmak üzere altyapı tesisleri ve kamu hizmetleri için harcandığında faydalı olur. Ancak bu harcamalar belli bir süre dış borç ile yapılmalı ve sonrasında öz kaynaklar devreye girmeli. Dış borçlar, ülkedeki üretim faaliyetlerine katkıda bulunan fabrikalar inşa etmek, çiftlikler kurmak ve milli gelir kaynakları oluşturmaya yardımcı olan ihracat imkanları kazanmak için kullanılabilir. Dış borcu üretim sürecindeki etkin araçlardan biri haline getirmek, ülke ekonomisi üzerinde ağır bir yük haline gelmesine izin vermemek ve borcun alındığı uluslararası finans kuruluşlarına ya da kredi sağlayan ülkelere ödeme yapmakta zorluk çekmemek için yaratıcı olunması gerektiğine şüphe yok. Bunlar sadece Arap ülkelerinin değil, birçok ülkenin yaşadığı zorluklar olmakla birlikte bu ülkelerdeki hayat şartlarını olumsuz etkileyen mali ve ekonomik krizlerin kaynağı olmaya devam ediyorlar.

Mısır ve Tunus örnekleri

Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) tarafından yayınlanan son verilere göre Arap ülkelerinin dış borçları 2020 yılında 1,4 trilyon doları aşarak aynı ülkelerin toplam gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 60'ına eşit hale geldi. Arap ülkelerinin dış borçları son on yılda hızla arttı. Mısır Planlama ve Ekonomik Kalkınma Bakanlığı’nın verilerine göre Mısır, yaklaşık 163 milyar dolar tutarında büyük bir dış borca sahip.

Mısır hükümeti 2014'ten bu yana altyapı, Süveyş Kanalı ve Kahire'nin dönüşümü gibi alanlarda iyileştirmeler yapıyor. Bu gelişmeler ekonomik kalkınma için önemli elbette. Ancak bazı ekonomistlerin, ülkenin sınırlı kaynakları çerçevesinde borçları ödeyebilecek imkanların olmadığı ve ödemelere katkıda bulunmak için üretim kapasitelerinin yeterli geliştirilemediği yönünde gözlemleri söz konusu.

Ancak Mısır hükümetinin bu iyileştirmelerini başarılı bulan ve yabancı yatırımları çekmek ve iş dünyasını her yıl işgücü piyasasına milyonların akışı için üretimi artırmayı ve iş fırsatları oluşturmayı sağlayacak imalat sanayi, tarım, turizm ve ülkenin yararına olan diğer sektörlere yatırım yapmaya teşvik etmek için gerekli görenler de var.

sac
Tunus’ta maaşlarına zam ve devlet desteği talebiyle protesto gösterisi düzenleyen sağlık çalışanları (AP)

Dış borç taksitlerini ödemekte güçlük çeken Arap ülkelerinden biri olan Tunus, bir yandan borçlarını ödeme sorunlarının çözülmesi ve ödeme tarihlerinin ​​değiştirilmesi için IMF ile görüşmeler yaparken diğer yandan da milli geliri artırmaya çalışıyor.

IMF, Tunus’a para politikalarında önemli ayarlamalara gitmesi, sübvansiyonları rasyonelleştirmesi ve devlet kurumları ve tesislerinde istihdam düzenlemesi yapması tavsiyelerinde bulundu. Ancak Tunus hükümeti, ülkedeki gergin siyasi durum nedeniyle para politikalarında reforma gidemeyecektir. Bunun yanında turizm sektöründen beklenen gelir de henüz hedeflenenden uzak. Tunus’ta halk devrimi öncesi 2010 yılında yaklaşık 2,5 milyar dolara ulaşan turizm gelirleri 2021 yılında 836 milyon dolar seviyesine kadar geriledi.

Turizm gelirlerinin bu yıl içinde iyileşeceğine dair umutlar olsa da dış borçların ödenmesi için gerekli şartları karşılamayacağı kesin. Dünya Bankası, Tunus'ta ekonomik reformdaki yavaş ilerlemeyi eleştirdi. Dünya Bankası’nın tahminine göre turizm sektörünün büyüme oranı bu yıl yüzde 2,3'ü geçmeyecek.

Borçtan kurtulma

Bundan dolayı bazı büyük Arap ülkelerinde dış borç ve bu borcu ödeyecek yeterli gelirin olmaması mali krizler yarattı. Bu krizler, reform süreçlerinin kesintiye uğraması ve devletin akaryakıt ve gıda gibi kalemlerde sağladığı sübvansiyonlarla ilgili etkili kararlar alınamaması nedeniyle daha da kötüleşiyor.

Mısır ve Tunus örnekleri, Arap ülkeleri arasında dış borcun neden olduğu krizleri ortaya koyarken petrol zenginliği sayesinde baskılar karşısında direnebilecek olan Cezayir de dahil olmak üzere diğer Arap ülkeleri dış borç krizlerinden çekinmeseler de ülke nüfusunun 45 milyona ulaşması ve genç arasında işsizlik oranlarının artması nedeniyle bu direnç kırılabilir.

Dış borç başlı başına sorun değil. Asıl sorun, faydalı kullanamamak, borcun ödenmesini sağlayacak kaynaklar oluşturmamak ve şişirilmiş ve verimsiz ekonomik yapılarla uğraşmak.

*Majalla’da yer alan bu analizin çevirisi Şarku’l Avsat’a aittir.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times