Fransa’nın Nijer’deki askeri varlığının geleceği krizi

Fransız askerlerin Nijer’den çıkışı, Paris'in ülkedeki stratejik konumunu kaybetmesine neden olacak

Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)
Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)
TT

Fransa’nın Nijer’deki askeri varlığının geleceği krizi

Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)
Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)

Nijer'de 26 Temmuz’da sivil yönetime karşı yapılan askeri darbenin hemen ardından Fransa’nın ülkede konuşlu bin 500 askeri personelinin geleceği konusu gündeme getirildi. Birçok analist hiç vakit kaybetmeden Nijer’deki Fransız askerlerinin, Mali'de konuşlu olan, ancak geçtiğimiz yıl ağustos ayında ülkeden ayrılan Barkhane Operasyonu adlı 4 bin 500 kişilik askeri gücü ve Burkina Faso’da terörle mücadele için konuşlandırılan, fakat son üyeleri geçtiğimiz şubat ayında başkent Vagadugu’dan ayrılan Sabre Operasyonu'nda görevli Fransız askerleri ile aynı kaderi paylaşacağı değerlendirmesinde bulundular.

Hem Mali hem de Burkina Faso’daki son gelişmelerle Paris, iki ülkede askeri darbeyle yönetimi ele geçiren askeri cuntaların talebi üzerine bu ülkelerdeki askeri güçlerini geri çekti. Paris şimdi Nijer’de de aynı durumla karşı karşıya. Nijer Vatanı Koruma Ulusal Konseyi (CNSP) Sözcüsü Albay Amadou Abdramane, Fransa ile 1977-2020 yılları arasında yapılan beş askeri anlaşmanın iptal edildiğini açıkladı. Askeri cuntanın çoğunluğu Niamey 101 Hava Üssü’nde konuşlu olan Fransız askeri personelinin geri çekilmesini talep ettiğini belirten Albay Abdramane, Paris’e geri çekilme süreci için bir ay süre verildiğini duyurdu. Askeri cunta, Fransa'nın darbecilere karşı düşmanca tutumuna atıfla ‘Fransa’nın Nijer’deki duruma karşı pervasız tutumuna’ tepki olarak bu kararın alındığını açıkladı.

Paris yine aynı durumla karşı karşıya

Tıpkı beklendiği üzere Paris, diğer birçok ülke gibi askeri cuntayı ülkenin meşru yönetimi olarak tanımayı reddederek talebin Niamey'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda alıkoyulan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum hükümetinden gelmesi gerektiği gerekçesiyle Fransız askeri personelini ülkeden geri çekmeyi kabul etmedi.

Nijer’deki askeri darbenin, Paris'in (Batı Afrika'dan Kızıldeniz'e uzanan ve Senegal, Çad, Burkina Faso, Mali, Nijerya, Moritanya ile Nijer'in içinde yer aldığı 3 milyon kilometrelik) Sahel bölgesindeki siyasi ve askeri stratejisine ağır bir darbe olduğu başından beri belliydi. Çünkü Fransa’nın Mali ve Burkina Faso'daki askerlerinin geri çekilmesinin ardından bölgede yalnızca Nijer’de ve Çad’da askeri varlığı bulunuyor.

Bir yandan iki ülke arasındaki iyi ilişkiler, diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mali'den çekilen Barkhane Operasyonu’nda görevli askerlerin bir kısmına ev sahipliği yapmayı kabul eden Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum arasındaki şahsi ilişkiler nedeniyle Nijer’in Paris için mihenk taşı olduğu bir gerçek.

Terörle mücadele

Paris, Sahel bölgesindeki askeri varlığını, El Kaide'nin Kuzey Afrika'daki kolu olan İslami Mağrip El Kaidesi (AQIM) ve DEAŞ'ın Afrika kolu Batı Afrika Vilayeti (ISWAP) adlı iki terör örgütüyle mücadeleye dayandırıyor.

Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, 7 Ağustos'ta (eski Twitter olan) X hesabından yaptığı açıklamada, Fransız ordusunun Sahel bölgesindeki çalışmalarının bölgedeki binlerce insanın can güvenliğinin sağlanmasına, aynı zamanda Fransa’da Fransızları olası saldırılara karşı korumaya olanak tanıdığını yazdı. Fransa’nın bölgedeki askeri varlığı, tüm bunların yanı sıra Paris’in siyasi, güvenlik ve ekonomik çıkarlarını korumayı ve ilgili ülkelerin politikalarını etkileyecek şekilde nüfuzunu artırmayı da amaçlıyor.

Fransa ordusu, 2013 yılından bu yana Nijer ordusuyla iş birliği yapıyor. Niamey'deki Fransız askeri personeline takviye yapılmasıyla iki ordu arasındaki iş birliği derinleşmişti. Ancak Fransız askerleri, askeri darbeden sonra Nijer, Mali ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde düzenlenen özel askeri operasyonlara katılmayı büyük ölçüde bıraktı.

Herkes, Fransız askerlerinin ülkedeki siyasi durum ‘açıklığa kavuşana’ kadar bu özel operasyonlara katılmayacağının farkında. Paris, Fransa’nın ülkedeki askeri varlığını hedef almanın Nijer'de kamuoyunu harekete geçirmeye yönelik bir adım olduğuna inanıyor. Darbenin hemen ardından Fransa’nın Niamey Büyükelçiliğine yönelik baskın girişiminde ve cuma günü Fransız askeri personelinin konuşlu olduğu Niamey 101 Hava Üssü yakınlarında toplanan kalabalığın attığı sloganlarda bu durum açıkça görüldü.

Paris tarafından Niamey 101 Hava Üssü’nde Paris'in Mirage savaş uçakları, Tiger helikopterleri ve ABD yapımı Reaper insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra onlarca zırhlı araç ve tankın konuşlandırılmış olması, Paris’in başka seçeneği olmadığını anlaması ve askeri cuntanın talebini kabul etmesi durumunda bunu yapmasının son derece zor olacağı anlamına geliyor.

Askeri seçenek

Ancak Fransa bugün bile Nijer'deki mevcut durumun ‘tersine çevrilebilir’ olduğunu, yani zamanı geri alma fırsatı olduğunu düşünüyor. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Niamey'e yönelik askeri bir askeri müdahalenin ‘ciddiyetle ele alınması gerektiği’ konusunda birçok kez uyarıda bulunurken CNSP tarafından geçtiğimiz perşembe günü televizyon ekranından, iki taraf arasında imzalanan anlaşmalara göre Fransa ordusuna Nijer'den ayrılması için verilen bir aylık sürenin ‘azaldığı’ uyarısı yapıldı.

Niamey birkaç kez Fransa ordusunu hava sahasının kapatılmasına ve uçuşların yasaklanmasına saygı göstermeyip hükümet kurumlarına saldırmakla ve ‘teröristleri salıvermekle’ suçladı. Ancak Fransız yetkililer bu suçlamaları kabul etmediler. Darbeciler iktidara gelmeyi başarır ve Cumhurbaşkanı Bazoum kendisine yönelik baskılar nedeniyle istifasını sunarsa Fransa, askeri cunta iktidarının taleplerini tanımak zorunda kalacak. Ardından Fransız askerlerinin Nijer'den çıkması kaçınılmaz olacak.

Fransız askerlerini bekleyen kader

Fransa Savunma Bakanlığı, bugün halen iktidarın devredilmesi seçeneğinin masada olmadığını savunsa da son gelişmeler durumu baştan ayağa değiştirebilir. Bu yüzden Paris’in ne yapmak isteyebileceği sorusu ortaya çıkıyor. Fransa, askerlerini doğruca eve geri götürebilir yahut Fildişi Sahili'ndeki askeri üssünde ya da özellikle bin kişilik bir askeri gücünün konuşlu olduğu Çad'da ya da diğer Afrika ülkelerinde bu askerleri yeniden konuşlandırabilir.

Cumhurbaşkanı Macron, geçtiğimiz yaz Afrika ziyareti kapsamında Kamerun ve Benin'den sonra son durağı Gine Bissau'ya gitmiş, terör örgütlerinin artan tehdidi karşısında bu ülkelerin ‘talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda’ yerel güçleri desteklemeye çalışmak kaydıyla Fransız askeri konuşlandırılmasını önermişti.

Fransa, şimdiye kadar Nijer’de sivil yönetimin çöküşünden en çok etkilenen ülke olarak, tüm batı ülkeleri (ABD ve Avrupa ülkeleri) arasında en radikal ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) Nijer’e askeri müdahalede bulunmasını en çok destekleyen ülke olduğunu gösterdi.

Paris’teki dedikodulara göre Fransa, talep edilmesi halinde ECOWAS tarafından oluşturulacak askeri güce destek vermeye hazır. Ancak Fransız kaynaklar, konuyla ilgili ayrıntılara girmekten kaçınıyorlar. Afrikalıların Nijer'de Cumhurbaşkanı Bazoum'un serbest bırakılmasını, yeniden görevine dönmesini ve yetkilerini kullanmasını sağlayacak şekilde askeri müdahalede bulunabilecek bir gücü seferber edip edemeyeceğine dair soru işaretleri var.

Kaynakların çoğu, ECOWAS'ın Nijerya'nın başkenti Abuja'daki ikinci toplantısından sonra Nijer’e derhal askeri müdahalede bulunulabileceğine ilişkin oluşan izlenimin aksine oluşturulacak askeri gücün müdahaleye hazır hale gelmesinin haftalar ve belki de aylar alacağını ve bu sürenin de arabulucuların krize diplomatik bir çıkış yolu bulmaları için zaman tanıyacağını vurguluyorlar.



BM toplantıları öncesi bölgede gerilimi düşürme arayışı sürüyor

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
TT

BM toplantıları öncesi bölgede gerilimi düşürme arayışı sürüyor

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için gözler New York'a çevrilirken ABD Başkanı Donald Trump'ın temasları, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin düşürülmesi yönündeki diplomatik çabaların merkezine oturdu.

Trump'ın BM Genel Kurulu kapsamında çok sayıda lider ve yetkiliyle görüşmesi beklenirken Pakistan başta olmak üzere çeşitli ülkeler de ABD ile İran arasındaki çıkmaza giren diplomatik süreci yeniden canlandırmaya çalışıyor. Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile New York'ta görüşmeye açık olduğunu söylemişti.

Ancak diplomatik temasların yoğunlaştığı sırada sahadaki gerilim de yükseliyor. İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ABD'nin yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran'ın “farklı” bir karşılık vereceğini ve daha önce hedef alınmamış noktaları vuracağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, yeni bir saldırı durumunda İran'ın savaşta kullandığı silahların niteliğini ve çatışmanın coğrafyasını değiştireceğini söyledi. Muhibbi, İran'ın uzun süreli bir savaşa da hazır olduğunu belirtti.

Açıklama, İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığının pazar günü ABD'nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgi aldığını duyurmasının ardından geldi.

Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasında müzakerelerin yeniden başlamasının önündeki anlaşmazlıkların hâlâ giderilemediğini gösteriyor.

Pakistan arabuluculukta ısrarcı

Pakistan, ABD ile İran arasında arabuluculuk çabalarını sürdüreceğini açıkladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı, İslamabad'ın çatışmaya barışçıl bir çözüm bulunması için diyalog ve diplomasi yolunu desteklemeye devam edeceğini bildirdi.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin Tahran ziyareti de bu çerçevede gerçekleşti. Nakvi, İranlı mevkidaşı İskender Mümini ile görüştü. Pakistan hükümet kaynakları, görüşmelerde bölgesel gelişmeler, ikili ilişkiler ve Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin yeniden başlatılması için yürütülen girişimlerin ele alındığını belirtti.

İranlı kaynaklar ise ziyaretin ağırlıklı olarak ikili ilişkilere ve iki ülke arasındaki iş birliğine odaklandığını bildirdi. Tesnim Haber Ajansının aktardığına göre Nakvi, Tahran'a ABD'den bir mesaj getirmediği gibi İran'ın Washington'a iletilmek üzere verdiği bir mesajı da taşımayacak.

Pakistan, son aylarda iki taraf arasındaki başlıca arabuluculardan biri olarak öne çıktı. Nakvi, mayıs ayından bu yana gerilimin düşürülmesi ve diplomatik çözüm yollarının yeniden canlandırılması amacıyla Tahran'a birkaç kez gitti. Son ziyaret ağustosta gerçekleşti.

İslamabad'ın girişimleri, Washington ile Tahran arasında haziran ayında varılan ilk anlaşmanın çökmesinin ardından hız kazandı. Anlaşmazlıkların merkezinde Hürmüz Boğazı'nın statüsü ve yönetimi de bulunuyordu.

Anlaşmanın bozulmasının ardından ABD'nin İran'daki hedeflere ve İran gemilerine yönelik saldırıları yeniden başladı. İran limanlarına yönelik deniz ablukası ve ABD yaptırımları da devam etti.

28 Şubat'ta başlayan savaşın ardından yaşanan görece sakin dönem, tarafların karşılıklı saldırılarıyla sona ererken diplomatik kanal yeniden tıkandı.

Hürmüz'de askeri ve denizcilik gerilimi

İran Devrim Muhafızları pazartesi günü Hürmüz Boğazı üzerinde ABD'ye ait “MQ-1” tipi bir İHA'yı düşürdüğünü açıkladı. Devrim Muhafızları, İHA'nın birleşik hava savunma ağına bağlı modern bir sistem tarafından imha edildiğini bildirdi.

İran tarafı, ABD'nin görece eski İHA modellerinden biri olduğunu belirttiği MQ-1'in daha önce ABD Donanması ve Hava Kuvvetlerinin muharebe envanterinden çıkarıldığını ve yerini MQ-9 tipi İHA'lara bıraktığını savundu.

Aynı saatlerde Hürmüz'deki deniz trafiğine yönelik tehditler de arttı. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Birimi (UKMTO), bir tankerin boğazdan geçişi sırasında kaynağı belirsiz bir mermiyle vurulduğunu ve 2 mürettebatın hafif yaralandığını açıkladı. Gemi, olayın ardından seyrine devam etti.

İngiliz deniz güvenliği şirketi Vanguard, İngiliz bayraklı “La Stephanie” adlı tankerin bir İHA saldırısına uğradığını ve 2 mürettebatın hafif yaralandığını bildirdi.

Ayrı bir olayda UKMTO, bir LPG tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan ayrılırken kaynağı belirsiz mermilerin şarapnel parçaları nedeniyle hasar gördüğünü açıkladı. Olayda yaralanan olmazken çevreye yönelik bir zarar da bildirilmedi.

Hürmüz'de gerilim riski

Hürmüz Boğazı, küresel enerji arzının önemli geçiş noktalarından biri olması nedeniyle çatışmanın en kritik başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. İran, bu ayın başında stratejik su yolunda uyguladığı “yasak bölgeyi” genişleterek Umman Körfezi ve Arap Denizi'nin bazı kesimlerini de kapsayacak şekilde genişlettiğini açıklamıştı.

Sahadaki askeri gerilim yükselirken Pakistan ve diğer ülkelerin diplomatik kanalları yeniden açma çabaları devam ediyor. Trump'ın New York'taki temasları da bu nedenle yakından izleniyor.

BM Genel Kurulu toplantıları, Washington ile Tahran arasında doğrudan veya dolaylı temasların kurulması için yeni bir diplomatik zemin oluşturabilir. Arabulucular ise müzakerelerin yeniden başlaması ve çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşmesinin önlenmesi için girişimlerini sürdürüyor.


Hürmüz'de ABD koridoruna rağmen petrol akışı normale dönmedi

ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)
TT

Hürmüz'de ABD koridoruna rağmen petrol akışı normale dönmedi

ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)

Dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiği, Ortadoğu'da gerilimin ve ABD ile İran arasındaki çıkmazın sürmesiyle yavaşladı. Washington, petrol akışını güvence altına alan bir deniz koridoru oluşturduğunu belirtirken uzman gemi takip verileri, taşımacılık hacminin savaş öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

Pazartesi günü açıklanan verilere göre haftanın başında Hürmüz Boğazı'ndan 17 emtia gemisi geçti. Bu sayı bir hafta önce 37 idi.

Savaştan önce dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazdaki izlenebilir deniz trafiği önemli ölçüde azalırken Ortadoğulu üreticiler petrol ihracatını sürdürüyor. Ancak İran'ın belirlediği güzergâhları kullanmayan gemileri hedef alma tehdidi nedeniyle birçok gemi, ABD'nin güvenliğini sağladığı koridordan geçerken konum belirleme sistemlerini kapatıyor. Bu da gerçek deniz trafiğinin doğrudan takip edilmesini zorlaştırıyor.

Lloyd's List Intelligence, gemi takip çalışmalarında bir hata payı bulunduğunu belirtirken Kpler, toplam petrol akışlarına ilişkin görece yüksek güven düzeyine sahip olduğunu ancak tüm geçişlerin gerçek zamanlı olarak izlenemediğini bildirdi.

Deniz trafiğindeki hareketlilik

Şarku’l Avsat’ın Kpler’den aktardığı ilk verilere göre pazar günü takip edilebilen 5 gemi boğazdan çıktı, 2 küçük petrol tankeri ise Körfez'e girdi. Çıkış yapan gemiler arasında “Pineus” adlı dev ham petrol tankeri ile rafine petrol ürünleri taşıyan 2 tanker ve boş 2 kuru yük ve gaz gemisi bulunuyordu.

Kpler ve Londra Borsası Grubu verilerine göre Pineus, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Füceyre açıklarında Irak'ın Basra petrolünden 2 milyon varili Çin'e gitmesi beklenen New Constant adlı başka bir dev tankere aktardı.

Cumartesi günü ise 8 gemi ham petrol, tarım ve petrol ürünleri, LNG, LPG ve gübre yükleriyle Körfez'den ayrıldı. Aynı gün bir LNG tankeri ve bir dev petrol tankeri Körfez'e giriş yaptı.

Katar'ın Ras Laffan Limanı'ndan yük alan Shandong Redwood adlı LNG tankeri de cumartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan geçerek Pakistan'a doğru ilerledi.

Savaş öncesine kıyasla sert düşüş

ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşının 28 Şubat'ta başlamasından önce Hürmüz Boğazı'ndan günde yaklaşık 125 büyük ticari gemi geçiyordu.

“Kpler” verilerine göre 13 Eylül'de sona eren haftada 22 tanker boğazdan çıkarak 42 milyon varil ham petrol taşıdı. Suudi Arabistan ve Irak, bu miktarın yüzde 43'erlik bölümünü oluşturdu.

Aynı verilere göre Kızıldeniz'in güneyindeki Babül Mendeb Boğazı'ndan 51 gemi geçti. Haftanın başında boğazdan ayrılan 33 gemi arasında yaklaşık 700 bin varil Suudi ham petrolü taşıyan bir Aframax sınıfı tanker de vardı. Bu sayı bir önceki haftanın başındaki 57 geminin altında kaldı.

CENTCOM: 1 milyardan fazla varilin taşınmasını destekledik

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, son iki ayda Hürmüz Boğazı üzerinden 1 milyardan fazla varil petrolün taşınmasına destek verdiklerini açıkladı.

Cooper, yayımlanan video mesajında 2 binden fazla ticari geminin koordineli koruma sağlanarak boğazdan geçirildiğini ve ana geçiş güzergâhlarının mayınlardan temiz olduğunu belirtti.

Beyaz Saray yetkilileri de ABD'nin İran'la mutabakat zaptına varıldığı haziran ortasından bu yana Umman kıyılarına paralel deniz koridorunu kontrol ettiğini söyledi. ABD ordusu, çatışmaların 8 Temmuz'da yeniden başlamasının ardından bu güzergâhı kullanan gemi konvoylarına eşlik ediyor.

AFP'nin Lloyd's verilerine dayandırdığı analize göre 8 Temmuz'dan bu yana İran'la bağlantılı olmadığı değerlendirilen gemilerle boğazdan yaklaşık 330 milyon varil petrol taşındı. Bu, günlük ortalama 4,9 milyon varile denk geliyor.

Petrol akışı ağustos ve eylül aylarında ise yükseldi. Eylülün ilk 7 gününde günlük ortalama yaklaşık 8 milyon varile ulaşan akış, sadece 7 Eylül'de 14 milyon varili aştı.

Buna rağmen savaş öncesindeki günlük yaklaşık 18 milyon varillik seviyenin oldukça gerisinde kalındı. Savaşın ilk aşamasında akış günlük 1,4 milyon varile kadar gerilemiş, kısıtlamaların görüşmeler sırasında kaldırılmasıyla 9,4 milyon varile yükselmişti.

İran'ın kontrolü ve gemilerin takip sistemlerini kapatması

İran stratejik boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürürken Washington da İran limanlarına yönelik baskısını artırıyor. Tahran, boğazdan geçen gemilerden ücret talep etmeye çalışıyor ve belirlediği güzergâhtan kaçındığını öne sürdüğü gemileri hedef alma tehdidinde bulunuyor.

Bu nedenle gemilerin bir bölümünün takip sistemlerini kapatması, gerçek petrol akışının ölçülmesini güçleştiriyor. ABD yönetimi günlük petrol akışının hareketli ortalamasının yaklaşık 9 milyon varil olduğunu savunuyor. Bu rakam, takip şirketlerinin tespit ettiği en yüksek haftalık ortalamadan yaklaşık 1 milyon varil daha fazla.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, takip şirketlerinin aksine ABD'nin düzenlediği konvoylarda “her gemiyi ve taşıdığı yükü” bildiklerini söyledi.

ABD hükümeti ayrıca 24 saatlik bir dönemde yaklaşık 18 milyon varil petrolün boğazdan geçtiğini açıkladı. Çok sayıda geminin kısa bir zaman diliminde geçmesi halinde bu seviyeye ulaşılması mümkün olsa da mevcut takip verileri, günlük 18 milyon varillik akışın kalıcı biçimde yeni normal haline geldiğini doğrulamıyor.

Trump da ağustos ortasında Hürmüz'den muazzam miktarda petrol taşındığını açıklamıştı. Ancak Kpler ve Lloyd's List Intelligence verileri toplam akışın savaş öncesi seviyelerin hâlâ belirgin biçimde altında olduğunu ortaya koyuyor.


Washington, İran Cumhurbaşkanı'nın BM heyetindeki bazı isimlere vize vermedi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)
TT

Washington, İran Cumhurbaşkanı'nın BM heyetindeki bazı isimlere vize vermedi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda konuşma yaparken (Arşiv - BM)

Şarku’l Avsat’ın İran Haber Ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre  İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Halkla İlişkiler Genel Müdürü Habibullah Abbasi bugün (Salı) yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere yarın (salı) hava yoluyla New York'a gideceğini belirtti.

Öte yandan ABD, İran Cumhurbaşkanı'na eşlik eden heyetteki bazı isimlere giriş vizesi vermeyi reddetti. Resmi medya kuruluşlarının bugün (pazartesi) bildirdiği bilgiye göre Washington, heyette yer alan bazı kişilere vize vermedi.

IRNA, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın heyetinde yer alan bazı isimlere ABD vizesi vermeyi reddettiğini duyurdu. Vize verilmeyenler arasında Pezeşkiyan’ın medya ekibinden bazı üyelerin de bulunduğu belirtildi.