Irak'ta mafyaların yükselişi

Irak toplumunda diğer toplumlardaki klasik sınıflandırmadan çok farklı bir durum söz konusu

AP-AFP-Majalla
AP-AFP-Majalla
TT

Irak'ta mafyaların yükselişi

AP-AFP-Majalla
AP-AFP-Majalla

İyad el-Anber

Bağdat'ın merkezinde, Dicle Nehri'nin doğu yakasında yer alan Rusafa’da iki katlı köprüye gelir gelmez sizi yeşil bir alan ve rastgele serpiştirilmiş gibi görünen yüksek binalar karşılar. Dicle Nehri’nin batı yakasında yer alan Kerh tarafına geçtiğinizde ise aynı yeşil alanın karşı tarafında lüks konut siteleriyle karşılaşırsınız. Bağdat Uluslararası Havalimanı’na giderken de karşınıza site izlenimi veren gökdelenler çıkar.

Tüm bu görüntüler ilk bakışta 1990’lı yıllardan bu yana devam eden konut krizini çözmek amacıyla altyapı ve konut projelerinde yaşanan ilerlemenin bir göstergesi olduğunu düşündürebilir. Ta ki büyüyüp stratejik planlamadan yoksun bir ülkede stratejik projeler yapılmasını gerektiren gerçek bir sorun haline gelmiş oldukları anlaşılıncaya kadar. Oysa bu ve diğer projeler, gayrimenkul yatırımı, müteahhitlik, bankacılık ve finans sektörüne giren ve çalışmaları gün geçtikçe daha fazla görünür olmaya başlayan mafyaların sadece birer nişanesidir.

Bağdat’ın, Cadriye ve Mansur semtlerinin önemli kavşaklarından birinde durup sadece 15 dakika önünüzden geçen lüks arabaları sayarsanız son model Chevrolet, Range Rover, Cadillac, Mercedes (G-Class) ve BMW marka SUV araçların sayısının ne kadar fazla olduğunu ve fiyatlarını hesapladığınızda değerlerinin bir milyon doların üzerinde olduğunu göreceksiniz! Bağdat'taki ünlü restoranların önünden geçerken bu restoranların müdavimlerinin lüks otomobilleriyle karşılaşacaksınız. Bu arabalar, paralarını toplumun kesimleri arasında bir uçurumun oluşmasına yatırmak isteyen taraflar arasındaki zenginliğin ve onlar için sınıfsal özelliklerin oluşmasının birer tezahürüdür.

Neredeyse hiçbir toplum yoktur ki servet eşitsizliği ve sınıf ayrımı olmasın. Bir sosyal sınıfın sınıflandırılma biçimi ile zenginliğin elde edilmesi biçimi arasındaki ilişki açık gibi görünse de Irak toplumunda zengin, fakir ve orta sınıf şeklindeki klasik sınıf ayrımından çok uzak bir durum söz konusu. Irak'taki bu durumun nedeni, hiçbir toplumsal sınıf tanımına girmeyen mafyaların yükselişi.

Belki de Mısır, Irak ve Suriye'deki siyasi değişimle ilişkili olarak sermayesi olanların yükselişini incelemeye ve analiz etmeye çalışan en yetkin kişinin “Viladat Muta’assira: El-Ubur ila’l-Hadaseti fi Urubba ve’l-Meşrık” (Zor Doğumlar: Avrupa ve Doğu Akdeniz'de Moderniteye Geçiş) adlı kitabın yazarı Iraklı düşünür İsam el-Hafaci olduğunu söyleyebiliriz.

sxsac
Bağdat gece havadan çekilmiş bir fotoğrafı (AFP)

Irak’ta politikacılar, savaş ağaları, silahlı grupların liderleri ve iktidar partilerinin mali ofisleriyle bağlantılı kişilerin yanı sıra siyasi liderlerin akrabaları ve hükümet organları siyasi hiyerarşiyle yakın ilişkilere sahip iş adamları yükselen asalak sınıflar olarak tanımlanabilir. Bu yüzden söz konusu asalak sınıf artık mafyalar, milisler, politikacılar ve onların çevrelerinden oluşan karışık bir grup olarak karşımıza çıkıyor.

Iraklı sosyolog Falih Abdulcabbar (ö. 2018), 2009 yılında Londra merkezli Al-Hayat gazetesinde yayınlanan ‘Irak mafyasının yükselişi’ başlıklı bir makalesinde Irak’ta mafyaların yükselişine ilişkin ilk tahminde bulunan kişi oldu. Abdulcabbar, Irak mafyasının ABD’nin Irak’ı işgali sırasında doğduğunu, işgalden sonra ise zirveye ulaştığını yazdı.

Abdulcabbar, İngiliz Marksist tarihçi ve yazar Eric J. Hobsbawm (ö. 2012) “Primitive Rebels” (İlkel Asiler) adlı kitabındaki yaklaşımını benimsemişti. Hobsbawm, kitabında, “İlkel asiler, kırsal bir toplumdan yoğun bir kentsel topluma geçiş döneminde ya da merkezi bir yönetim biçiminden başka bir post-merkezi yönetim biçimine geçiş döneminde ortaya çıkarlar” der. Abdulcabbar makalesinde, “Irak iki sürecinde birleştiği yerdir. 1980'lerde ve 1990'larda çok yoğun bir kentsel topluma (toplumun yüzde 72 kentsel nüfus) dönüştü ve merkezi devlet çöktü” yorumunda bulunuyor.

Yükselen mafyaların sınıf düzeylerine değinen Abdulcabbar, “Yeni zenginlerin çoğu, geçmişte toplumun en alt tabakasındaydı. Zenginleşen yeni siyasi-bürokratik seçkinlerden değiller, daha ziyade (kimsenin ne işe yaradığını bilmediği) ticaret, bankacılık ve benzeri alanlarda başarılı olduklarını iddia ederler ve isimsiz sınıflardan gelirler. Irak’taki mafyalar, gizli dünyalarından meşru kamusal dünyaya çıkarak toplumdan kendilerine düşen zenginlik paylarını güçlendiriyorlar ve böylece toplumun zenginliği konusunda yeni bir dağılım yapılmasını zorunlu kılıyor ve iş dünyasını alt üst ediyorlar.

“Irak’taki mafyalar, gizli dünyalarından meşru kamusal dünyaya çıkarak toplumdan kendilerine düşen zenginlik paylarını güçlendiriyorlar ve böylece toplumun zenginliği konusunda yeni bir dağılım yapılmasını zorunlu kılıyor ve iş dünyasını alt üst ediyorlar.

Bu profil 14 yıl önce oluşturulmuştu. Mafyanın gerçek yükselişi ve çeşitli iş alanlarında çalıştığını iddia ederek iktidarla ya da iktidardaki isimlerin yakınlarıyla ilişkilere sahip olan mafya insanlarının ye aldığı bu asalak sınıf, 2017 yılında Musul'da DEAŞ’a karşı yürütülen savaşın sonunda sağlanan güvenlik istikrarından sonra lüks özelliklerin görülmeye başlanmasıyla ortaya çıktı.

Irak’ta çok sayıda silahlı grup, ülkeyi DEAŞ’tan kurtarmak, meşruiyet kazanmak, devlete bağlı birer organ haline gelmek ve siyasi ve ekonomik alanlarda nüfuzlarını kullanmak için çatışmalara katıldılar. Yasa dışı silahlara sahip olan bu gruplar, şimdi siyasi ve ekonomik kazanımlar elde edebilmek amacıyla bu silahları kullanılması aşamasından geçiyorlar.

​Asalak sınıfın bu yükselişi, yalnızca 2003 yılından sonra Irak'ta rejim değişikliğiyle ilişkilendirilemez. Bu yükseliş aslında General Abdulkerim Kasım darbesiyle başlamış ve her siyasi değişiklikle tekrarlanmıştır. Ordunun ve ordu ile hareket eden kişilerin siyasetten ve kaoslardan uzak bir sosyal çevreden kaynaklanan bu yükseliş, Baas Partisi’nin 1968 yılında iktidarı ele geçirmesiyle ülkenin Talib el-Hasan’ın ifadesiyle ‘köy yönetiminin’ pençesine düşmesi sonucu başladı.

Fakat mafyaların 2003 yılından sonraki süreçteki yükselişi, devletin olmayışının ve hukukun üstünlüğünün zayıflamasının bir sonucu olduğundan farklı bir durum söz konusu. Mafyalar, böyle bir ortamda adam kaçıran ve kamu ya da özel mülklere el koyan çeteler olarak ortaya çıkmaya başladılar. Bazıları eski rejimle gözlerden uzakta çalışan ya da bazı önemli şahsiyetlerle ilişkileri olan iş adamlarından, mali olarak rahat ve yönetici siyasi sınıfın liderleriyle bağlantılı iş adamlarına dönüştüler. Burada mesele, iktidarda kim varsa ona biat etmekten ibaret.

XASC
28 Kasım 2021 tarihinde Irak'ın güneyindeki Zikar vilayet merkezi Nasıriye'de ez-Zeytun Köprüsü üzerinde, 2019 yılındaki protesto gösterileri sırasında öldürülen göstericileri anmak için düzenlenen mitingde hükümet karşıtı pankartlar taşıyan Iraklılar (AFP)

Söz konusu mafya sınıfına bu değirmenin suyunun nereden geldiğini irdelemek istediğimizde yatırım alanlarını ya da bankacılık sektörünü kontrol etmesini yahut enerji ve petrol alanlarında hükümet projelerine hakim olmasını sağlayan güçlü ya da nüfuzlu taraflarla ilişkilere sahip olmasından kaynaklandığını görürüz.

Hikaye devletin petrol kaynaklarının genişletilmesi ve ahbap çavuş kapitalizminin önünü açan hizmet ve yatırım başlıklı projelere yaptığı harcamaların artmasıyla başladı. Mafya sınıfı, arazi ve bankalardan kredi almak için politikacılarla olan ilişkilerini kullandı.

Irak'taki tüm rejim değişiklikleri göz önüne alındığında yükselen mafya arasında bir ayrım yapmalıyız. Buna göre yükselen mafya ikiye ayrılır. Birinci tip, iktidar ve siyasi olarak nüfuz sahibi güçlerle ilişkilerini güçlendirerek servetlerini ve paralarını katlamaya çalışan para sahipleridir. Bu tipi mafya olarak nitelendirmek belki doğru olmayabilir, ama iş ve ekonomi dünyasında işlerini iktidar sistemiyle illegal ilişkiler dışında yürütememeleri onları mafyadan farksız kılıyor.

İkinci tip ise, toplumun en alt tabakasından çıkıp bir gecede iş adamına dönüşen, banka işleten ya da yatırım projeleri sahibi olan kişilerdir! En nihayetinde biri bir gecede servete ulaşan diğeri güç ve siyasi nüfuz merkezleriyle yasadışı ilişkiler kurarak servetine servet katan asalak birer organizma halinde genişlemeye devam etmeleri ortak noktalarını oluşturuyor.

Irak'taki hükümet sistemi ve devlet ekonomisinin yapısı, mafyaların üremesi için verimli ortamlar yaratıyor. Otoriter sistemler, devlet öncesi kavramlar güçlendirir. Bu kavramların başında da iktidarın bir ganimet olarak görülmesi gelir. Toprağa ya da topraktan elde edilenlere dayalı rant ekonomisi ise yalnızca kendisine bir çevre ya da çıkarları olan bir müşteri grubu yaratmak için devletin ekonomik gelirlerini kullanan merkezi bir otorite yahut güç merkezleri üretebilir. Dolayısıyla 2003 sonrası sürecin, mafya gruplarının ortaya çıktığı ve kendilerini siyasi, toplumsal ve ekonomik her alanda dayatmaya çalıştıkları bir dönem olması hiç şaşırtıcı değil.

“Asalak sınıfın yükselişi, yalnızca 2003 sonrası Irak'ta rejim değişikliğinden kaynaklanmıyor, ülkedeki tüm siyasi değişimlerde bu durum tekrar etmiştir.

Yükselen mafyalarla ilişkilendirilen asalak sınıftaki kesimler arasında, ekonomik ablukanın uygulandığı eski rejim döneminde ortaya çıkan ve faaliyetleri 2003'ten sonra daha da artan nüfuzlu kişiler de yer alıyor.

Bu kişiler, ekonomi alanındaki işlere doğrudan katılmayı tercih etmezler. Daha ziyade bürokratik işlemleri kolaylaştırarak, diğer iş adamlarının işlerine referans olarak ya da bunları koruyarak büyük meblağlarda rüşvetler alıp aracı rolünü oynamakla yetinirler.

Elon Musk, Mark Zuckerberg ve dünyanın en zengin diğer insanlarının servetlerini kontrol edemediklerini ve paralarını kolayca bir yerden bir yere aktarabildiklerini düşünün! Şu an onlar bile Irak'taki birçok mafya grubunun sahip olduğu nakit miktarına sahip değiller.

Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Behrem Salih, 2003 yılından bu yana yurt dışına en az 150 milyar dolar kaçırıldığına dair bazı veriler ve göstergeler olduğundan söz etmişti! Elbette bu para, ya bazı siyasetçiler ve siyasetçilerle ilişkilere sahip kişiler tarafından paylaşılarak yurtdışına kaçırıldı ya da yurtiçinde ve yurtdışında emlak ya da yatırımlara aktarıldı. Sonra da Irak lüks bir dünyada yükselen mafyaların başkenti oldu!

Mafya gruplarının toplumdan sıyrılıp üst kademede yer almalarını sağlayan yükselişi ve yeni bir siyasi cephenin oluşması artık toplumsal değerlere ve hatta siyasi kültüre yansımış durumda. Bu asalak sınıf, toplumsal değerlerin ya da kültürel davranışların üretilmesine katkıda bulunamaz bilakis toplumdaki önemsiz insanları simgeleştirmeye ve onları sosyal olarak kabul edilebilir şahsiyetler haline getirmeye çalışır!

Kanada Quebec Üniversitesi'nde Felsefe ve Siyaset Bilimi Profesörü Alain Deneault, “La Médiocratie” (Vasatlığın İktidarı) adlı kitabında yükselen mafyaların küresel arenanın kontrolünü ele geçirip değerlerini ve davranışlarını empoze etme girişimini çok iyi anlatmıştır. Prof. Deneault, kitabında, “Modern devlet modelinin tüm eklemlerinde küçük olanın kontrolü ele geçirdiği, rejimin egemenliğine bağlı olarak daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir tarihsel aşamadan geçiyoruz” diyor.

Prof. Deneault, sözlerini şöyle sürdürüyor:

Önemsiz insanlar birbirini destekler ve her biri diğerini yüceltir. Böylece iktidar sürekli büyüyen bir grubun eline geçer. Çünkü aynı türden kuşlar bir araya gelir. Burada önemli olan aptallıktan kaçınmak değil, aptallığı güç imgeleriyle kuşattığınızdan emin olmaktır.

SEF
25 Ekim 2022 tarihinde, Tahrir Meydanı'ndaki Özgürlük Anıtı önünde, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin yeni hükümetine karşı düzenlenen bir protesto gösterisi sırasında, eski Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetinin düştüğü 2019 yılındaki protestoların üçüncü yıldönümünü anarken Irak bayrakları sallayan göstericiler (AFP)

Siyaset, ekonomi ve kontrolsüz silah mafyaları ittifak kurup iktidarı ele aldığında yalnızca bir kleptokrasi sistemi (yağma düzeni) kurulabilir. Bu düzen, yetkililerin idari ve siyasi konumlarını istismar etmelerini kolaylaştırarak kamu ve özel mallarda yolsuzluk yapılmasına ve bunların çalınmasına olanak sağlar. Irak'taki mevcut sistem için en doğru tanım da kleptokrasi sistemidir.

Mafyaların ve asalak sınıfların yükselişi, devletin kırılganlığı ve devlet kadrolarında yaygın olan yolsuzluk vakalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu sınıflar, kanunların yokluğunda, devlet içindeki yolsuzlukların devam etmesiyle büyür ve gelişir. Bu asalak sınıflar ve mafya grupları, nüfuzlarını sürdürmenin ve servetlerini korumanın tek yolunun siyaset sahnesini kontrol etmek ve iktidarda kalmak olduğuna inandıkları sürece tüm bunları yapmalarına uygun zemin oluşturan kaosu sürdürmeye çalışacaklarına ve devlet, gücünü yeniden kazanana kadar siyasi ve ekonomik nüfuza ve güce sahip olmaya devam edeceklerine şüphe yok.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Haseke'de normal hayata dönüş hazırlıkları kapsamında toprak bariyerler kaldırıldı, mayınlar temizlendi

Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)
Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)
TT

Haseke'de normal hayata dönüş hazırlıkları kapsamında toprak bariyerler kaldırıldı, mayınlar temizlendi

Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)
Bir grup SDG’li, Haseke'deki cepheden çekilirken (Reuters)

Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) salı günü kışlalarına çekilmesinin ardından şehrin silahsızlandırıldığı teyit edildikten sonra, yolların açılması ve trafik akışının kolaylaştırılması için şehrin güney girişindeki toprak bariyerler kaldırıldı. Yerel basında, Suriye hükümeti ile SDG arasında Haseke'de bir esir takası yapıldığı bildirildi.

Haseke'deki kaynaklar, Suriye ordusu ve güvenlik güçlerinden 10 kişinin serbest bırakılması karşılığında üç SDF esirinin serbest bırakıldığını bildirdi.

Bölgedeki sosyal medya siteleri de anlaşmanın uygulanması adımları kapsamında yeniden açılmaya hazırlık olarak Şeddadi ve Haseke arasındaki yolda mayınların infilak ettirilerek temizlendiği görüntülerini yaygın bir şekilde paylaştı.

Haseke Medya Merkezi, Suriye telekomünikasyon ağı Syriatel'in, ağın yeniden başlatılması için gerekli teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından, yaklaşık bir buçuk yıl süren kesintinin ardından Haseke kırsalındaki el-Hol ve Tel Barak beldelerinde yeniden faaliyete geçtiğini bildirdi.

SDG salı günü Haseke’nin güneyindeki cepheden çekilmeye başlarken, Suriye ordusu da iki taraf arasındaki anlaşma çerçevesinde şehrin çevresinden çekildi. Ordunun operasyon komutanlığından yapılan açıklamada ordunun çekildiği bölgelere iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı belirtildi. Açıklamada ayrıca SDG’nin anlaşmayı uygulamaya kararlı olduğu ve olumlu adımlar attığı ifade edildi.

Operasyon Komutanlığı, bir sonraki adımı belirlemek için durumu izleyip değerlendirdiğini belirtirken, ABD merkezli internet sitesi Al-Monitor, üç kaynaktan sahada önemli hareketlilikler olduğunu, yani (Suriyeli olmayan) en az 100 PKK üyesinin Suriye topraklarından Irak-İran sınırındaki Kandil Dağları'ndaki PKK’nın ana üslerine geri döndüklerini aktardı.

Aynı habere göre   bu kişiler Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin kolaylaştırmasıyla nakledildiler. PKK üyelerinin Irak'a nakli, 22 Ocak’ta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ile SDG Başkomutanı Mazlum Abdi arasında yapılan üst düzey toplantının ardından gerçekleşti.

bgrtfb
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşürken (KDP)

Haberde Barzani’nin iki tarafı birbirine yaklaştırmada önemli bir rol oynadığı ve Abdi'yi bu adımın ‘güven inşa etmek’ için gerekli olduğuna ikna ettiği, Abdi’nin de bunu kabul ettiği belirtildi. Haseke'deki aktivistler, Suriye'deki PKK şubesinin fiili lideri olarak tanımlanan Bahoz Erdal’ın birkaç saat önce IKBY’ye gittiği bilgisini yaydı. Haberlere göre Bahoz Erdal, Suriye'de kalmaya devam ederlerse veya varılan anlaşmaları bozmaya çalışırlarsa uluslararası tarafların kendilerini hedef alacağına dair yapılan tehditler sonucunda bazı alt düzey liderlerle birlikte Suriye topraklarından ayrıldı. Bazı bilgilere göre güvenli geçiş garantisi söylemlerine rağmen, ilgili makamlardan operasyonun ayrıntıları veya koşulları hakkında herhangi bir resmi onay gelmemesine rağmen, ayrılışın tünellerden biri üzerinden gerçekleştiğini gösteriyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, ülkesinin Suriye'nin birliğini desteklediğini ve Suriye'nin yanında olacağını, onu yalnız bırakmayacağını söyledi.

Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) milletvekilleriyle gerçekleşen toplantıda yaptığı konuşmada, Suriye'ye bakan herkesin vicdanlı bir şekilde baktığında tek bir gerçeği kabul edeceğini, onun da Suriye halkının en iyisini ve en güzelini hak ettiği olduğunu söyledi.

Suriye’ye vicdanlı bir şekilde bakan herkesin, Suriye halkının en iyisini ve en güzeli hak ettiği gerçeğini kabul edeceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘tek ordu, tek devlet, tek Suriye’ temelinde 18 ve 30 Ocak anlaşmalarının tam olarak uygulanmasının önemini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendimiz için barış, güvenlik, istikrar, kalkınma ve refah dilediğimiz gibi, komşularımız ve tüm kardeş ülkelerimiz için de aynısını diliyoruz. En büyük dileğimiz, komşumuz Suriye'nin yaklaşık 14 yıldır özlemini çektiği istikrar, barış ve huzura bir an önce kavuşmasıdır. Aynı inancı paylaşan Suriyeli kardeşlerimizin birlik ve kardeşlik içinde omuz omuza parlak bir gelecek inşa etmelerini içtenlikle diliyoruz.”

Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün'ün Suriye konusunda Türkiye'nin endişelerini paylaşmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Ankara'nın Suriye'de barış için bu üç ülkeyle işbirliği yapacağını söyledi.

Türkiye'nin Suriye konusundaki tutumunun ilk günden beri net olduğunun altını çizen Erdoğan, “Arap, Türkmen, Kürt veya Alevi olsun, dökülen her damla kan ve akıtılan her gözyaşı kalbimizi parçalıyor. Suriye'de kaybedilen her can, bizim ruhumuzun bir parçasını kaybetmemiz anlamına geliyor” diye sözlerini sürdürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'ye vicdanlı bir şekilde bakan herkesin, Suriye halkının en iyisini ve en güzelini hak ettiği gerçeğini kabul edeceğini belirtti.

Suriye'de kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için yol haritasının netleştiğini belirten Cumhurbaşkanı, tarafların hatalarını tekrarlamamaları ve aşırı taleplerle süreci zehirlememeleri gerektiğini vurgulayarak, şiddetin daha fazla şiddet doğurduğunun unutulmaması gerektiğini kaydetti.

Suriye'nin kaynaklarını ve yer altı ve yer üstü zenginliklerini şehirlerin altında tüneller kazmak için harcamak yerine, tüm kesimlerin refahı için kullanma zamanının geldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ülkesini bir an önce ilerletmek için gösterdiği samimi çabaların en yakın tanığı olduğunu açıkladı. Çiçek açan umutların yeniden sert bir kışa dönüşmeyeceğine olan güvenini dile getiren Erdoğan, “Her şeyden önce Türkiye bunun olmasına izin vermeyecek ve Suriye hükümetinin en geniş siyasi katılım ve temsiliyetini sağlayacağına ve etkili bir kalkınma planını hızla uygulayacağına inanıyorum” dedi.

Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu ve hakimiyetini genişletmeye çalışmadığını, diğer ülkeleri yeniden yapılandırma arzusunda olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aksine, biz içtenlikle kardeşlik istiyoruz ve barış diyoruz, birlikte gelişelim ve ortak geleceğimizi birlikte inşa edelim. Halep, Şam, Rakka, Haseke ve Kamışlı sevinçle dolana ve Kobani (Ayn el-Arab) çocuklarının yüzlerinde Deralı çocukların yüzlerinde olduğu gibi gülümsemeler parlayana kadar Suriyeli kardeşlerimizi bir an olsun terk etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de son dönemde yürütülen operasyonlar sırasında, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kızılay ve insani yardım kuruluşlarını harekete geçirmek için acil talimatlar verdiğini de sözlerine ekledi.


Somali’deki Mısır barış gücü… Beklenen konuşlandırma zorluklarla karşı karşıya

Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
TT

Somali’deki Mısır barış gücü… Beklenen konuşlandırma zorluklarla karşı karşıya

Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)

Mısır barış gücü birlikleri, Somali’de görev almaya hazırlık sürecinde yeni bir aşamaya geçti. Kahire’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un katılımıyla düzenlenen askerî tören, bu sürecin son adımı olarak değerlendirildi.

Mısır’ın Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılması, uzmanlara göre çeşitli zorluklar barındırıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, başta radikal Eş-Şebab örgütünün olası tepkisi olmak üzere, Kahire ile Addis Ababa arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle Mısır’ın Somali’deki varlığına açık itirazlarda bulunan Etiyopya’nın tutumuna dikkat çekti.

Mısır ordusundan dün yapılan açıklamada, Somali Cumhurbaşkanı’nın Afrika Birliği’nin (AfB) Somali’nin birliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme misyonu kapsamında görev alacak Mısır birliklerinin askerî geçit törenine katıldığı bildirildi. Açıklamada bunun, Mısır’ın uluslararası barışı koruma çabalarına ve Afrika kıtasında güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine verdiği öncü desteğin bir parçası olduğu vurgulandı.

Açıklamaya göre göreve katılacak birlikler, kendilerine tevdi edilen görevleri farklı koşullar altında etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilecek düzeyde, üst seviyede profesyonel eğitimle tam hazırlık durumuna ulaştı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, pazar günü Kahire’de Somali Cumhurbaşkanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında şu ifadeleri kullanmıştı: “Görüşmelerimizde Mısır’ın AUSSOM’a katılımını ele aldık. Mısır’ın, Afrika kıtasına yönelik taahhütleri çerçevesinde ve Somali’nin tüm bölgelerinde güvenlik ve istikrarın sağlanması yönündeki kararlılığı doğrultusunda, birliklerini misyon kapsamında konuşlandırmayı sürdüreceğini teyit ettim.”

Mısır Yüksek Stratejik ve Askerî Araştırmalar Akademisi danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde ise Mısır’ın yaklaşan katılımının Somali’nin talebi ve AfB ile Birleşmiş Milletler’in (BM) onayıyla gerçekleştiğini belirtti. El-Umde, Mısır kuvvetlerinin kendilerine verilen görevi yerine getirmeye hazır olduğunu ifade etti.

scdfrthyg
Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan Mısırlı güçler, 11 Şubat 2026 (Mısır Ordu Sözcüsü’nün paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü)

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni’ye göre, Mısır birliklerinin Somali’de görevlendirilmesine ilişkin veriler uzun süredir gündemdeydi ve bu adım ‘ani bir fikir’ olarak doğmadı. Kelni, bu seçeneğin ciddi şekilde tartışıldığını, ancak Kahire ile Mogadişu yönetimlerinin onayını beklediğini belirterek birliklerin yakında konuşlandırılmasının beklendiğini söyledi.

Söz konusu adım, İsrail’in 26 Aralık’ta Somaliland bölgesini ‘bağımsız ve egemen bir devlet’ olarak tanıdığını açıklamasının ardından yaklaşık iki ay sonra gerçekleşti. Bu dönemde Somali’de çatışmalar ve Eş-Şebab’ın saldırıları yaşandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de Aralık 2024’te, ülkesinin AUSSOM’da görev alacağını duyurmuştu.

Mısır’ın katılımı ilan edildikten sonra bazı zorluklarla karşılaşıldı. 2025 Temmuz’unda Mısır Cumhurbaşkanlığı, barış gücünün sürdürülebilirliğini sağlamak ve görevini etkin şekilde yerine getirmesine yardımcı olmak için uluslararası toplumdan ‘yeterli finansman’ sağlanması çağrısında bulundu.

Bu çağrı, 2025 Nisan ayında Uganda’da düzenlenen bir barış gücü toplantısında AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf’un, Somali’deki AfB misyonuna ‘190 milyon dolarlık finansman sağlanması’ gerektiğine vurgu yapmasının ardından geldi.

xscdfrgt
Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan Mısırlı güçler, 11 Şubat 2026 (Mısır Ordu Sözcüsü’nün paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü)

El-Umde’ye göre en önemli zorluk, birliğe verilen görevin niteliğinden kaynaklanıyor. Bu görevin, başta Eş-Şebab olmak üzere terör unsurları ve yasa dışı silahlı gruplarla mücadeleyi kapsadığını belirten el-Umde, Etiyopya’dan Mısır güçlerine yönelik doğrudan bir meydan okuma beklemediğini ifade etti. El-Umde, “Mısır güçlü bir devlettir ve belirlenen prosedürler ile görev çerçevesine bağlıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kelni ise Mısır güçlerinin Somali’ye ulaşma ihtimalinin, bölgedeki hassas güç dengelerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Kelni, bu adımın başta Etiyopya olmak üzere bazı komşu ülkelerde kaygı yaratabileceğini; zira Kahire ile Addis Ababa arasında, başta Rönesans Barajı krizi olmak üzere, çözüme kavuşmamış dosyalar bulunduğunu hatırlattı.

Kelni, söz konusu gelişmenin Mısır’ın Eritre, Sudan ve Somali ile olan güvenlik düzenlemeleri ve çok katmanlı ilişkileriyle kesiştiğine işaret ederek, Etiyopya’nın bilgi sahibi olduğu ve bazı süreçlerin kolaylaştırılmasına katkı sunmuş olabileceği öne sürülen dolaylı İsrail rolleriyle ilgili iddiaların da gündemde olduğunu kaydetti.

Askerî ve siyasi hareketliliğin işaretleri net olmakla birlikte, Mısır güçlerinin Somali’ye konuşlandırılmasının etkisinin boyutunu değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirten Kelni, Afrika Boynuzu’ndaki bazı ülkelerin tepkilerinin farklı senaryolara açık olduğunu ifade etti. Kelni, özellikle Somali ordusunun eğitim ve silahlanma kapasitesinin artmasına yönelik açık kaygıların sürdüğüne dikkat çekti.


Gazzeli gruplar “işbirlikçileri” peşine düşerek suikastlara hazırlanıyor

Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
TT

Gazzeli gruplar “işbirlikçileri” peşine düşerek suikastlara hazırlanıyor

Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)

Gazze'deki silahlı Filistinli gruplar, Hamas ve İslami Cihat'ın saha komutanlarını ve üyelerini hedef alan İsrail'in suikast kampanyasının devam edeceği öngörüsüyle alarm durumuna geçti.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynakları, söz konusu grupların ‘işgalci İsrail ile iş birliği yapanlar’ olarak tanımlanan kişilerin peşine düşülmesi de dahil bazı önlemlerin son günlerde ve haftalarda bir dizi suikastı engellediğini doğruladı.

Saha kaynakları, talimatların, yerin tespit edilmesinden kaçınmak için cep telefonu veya teknolojik cihaz taşımadan bir yerden başka bir yere güvenli bir şekilde hareket etmeyi içerdiğini belirttiler. Başka bir saha kaynağı, bazı önlemlerin Hamas güvenlik güçleri ile İzzettin el-Kassam Tugayları ve Saraya el-Kudüs’ün saha unsurları tarafından kontrol noktalarının kurulmasını içerdiğini ve bunun İsrail ile iletişim kuranların ve silahlı çetelerle çalışan unsurların hareketlerini azaltmaya katkıda bulunduğunu söyledi. Kaynak, bunlardan birçoğunun yakalanıp sorgulandığını ve takip edilen kişiler hakkında bilgi elde edildiğini belirtti. Bu bilgiler daha sonra hedef kişilere iletilerek yerlerini değiştirmeleri sağlandı.