Suriye’de Alevi Nusayri hareketliliğinin sebepleri neler?

Suriye’de Alevi Nusayri hareketliliğinin sebepleri neler?
TT

Suriye’de Alevi Nusayri hareketliliğinin sebepleri neler?

Suriye’de Alevi Nusayri hareketliliğinin sebepleri neler?

Menaf Saad

Bazı sosyal medya hesapları, kimliği belirsiz Suriyeli bir grup tarafından yapılan açıklamayı yayınladı. Kendisine 10 Ağustos Hareketi adını veren grup, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e seslenerek kendisini ekonomi, yaşam ve hizmet düzeylerinde acil reformlar yapmaya çağırdı. 2011'de Suriye'de yaşananların tekrarlanmaması ve hükümete sadık tarafların bu grubun herhangi bir dış tarafça desteklendiğini iddia etmemesi için şiddet veya protesto ilkesini reddettiklerini bildirdi.

Bu açıklamanın güvenilirliğinden şüphe duyan birçok kişi, bu açıklamaların Suriye makamlarının ülkenin son aylarda yaşadığı ekonomik çöküş ve Suriye lirasının değer kaybetmesi nedeniyle yaşadığı derin gerilimi azaltmak için yaptığı bir ‘rahatlatma’ olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamanın yayınlanmasının bir gün ardından, Banyas, Cebele, Tartus ve Lazkiye sokaklarında 10 Ağustos Hareketi imzalı basılmış bildiriler bulundu. Üzerlerinde “Her mezhepten Suriye halkı bu kadar aşağılamanın yeterli olduğunu söylüyor. Suriye halkının geleceği sizin elinizde bir oyun değil” ifadeleri yer aldı.

Bildirilerin atıldığı tüm şehirlerde Alevi / Nusayri çoğunluk vardı. Lazkiye'deki Rus hava üslerinden ve Suriye kıyısındaki Tartus'taki deniz üslerinden kilometrelerce uzakta bulunuyordu.

Bu sırada kendilerini “Özgür Alevi Subaylar Hareketi” olarak adlandıran bir grup da açıklama yayınladı. Açıklama sahipleri, Suriye kıyılarındaki köylerden, bilhassa Devlet Başkanı Hafız Esed’in ailesinin memleketi olan Kardaha'dan konuştuklarını söylüyordu.

Söz konusu iki açıklamanın birbiriyle bağlantılı olup olmadığı bilinmiyor. Özgür Alevi Subaylar Hareketi İran’ın Suriye’den çekilmesi, geçiş adaletinin kurulması, savaş suçlularının, ‘kan ve din’ tüccarları sorumlu tutulması talebinde bulunurken 10 Ağustos Hareketi ise siyasi taleplere değinmedi. Bu açıklamaların ülke dahilinden mi yoksa ülke haricinden mi yapıldığı da bilinmiyor. Söz konusu iki açıklama da 10 yıl önce Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 12'sini oluşturan Alevi nüfusa hitap ediyordu.

10 Ağustos Hareketi’nin açıklamasından günler önce, aktivist Lama Abbas yayınladığı bir video kaydında insanlardan sokaklara çıkıp ekonomiyi ve yaşam koşullarını protesto etmelerini istedi. Alevi/Nusayrî ve rejim yandaşı olmasına rağmen güvenlik yetkilileri kendisini tutuklamaya çalıştı. Ancak mahkemeden izin almadıkları için onları kovan Abbas, tutuklanma girişimini kaydederek Facebook'ta yayınladı.

Ebû Şuayb Muhammed b. Nusayr en-Nemîrî (ö.883) tarafından 9. yüzyılda kurulan Nusayrîliğin kutsal metni Kitâbu’l-Mecmû’dur.

Türkiye’deki Türkmen ve Kürt Aleviler’den farklı olarak Nusayrîler, Lübnan'da Şii İmam Musa Sadr'ın 1973'te yayınladığı bir fetvada belirtildiği üzere Şii Müslümanlardan ayrılarak kurulan küçük bir mezhep sayılıyor. Arap Aleviler olarak da anılan Nusayrîler Türkiye’nin Adana ve Hatay illerinde, Lübnan’ın kuzeyinde ve yoğunlukla da Suriye’de yaşayan Nusayrîlerin Suriye tarihinde özellikle de Fransız mandası döneminde (1925-1946) birçok dini ve siyasi lider çıkarttığı biliniyor. Ancak 1970 yılında Hafız Esed’in düzenlediği askerî darbe sonrası Mahluf aşireti ve Esed aşireti arasındaki evlilikler nedeniyle Alevî liderlerin ve figürlerin çoğu sahneden silindi.

Baba Esed, saltanatı boyunca tüm Arap Alevilerin ilk ve son referansı oldu. 1984'teki başarısız darbe girişiminin ardından tecrit edilip ülke dışına sürgün edilen Muhafız Alayı komutanı kardeşi Rıfat haricinde kimse onunla boy ölçüşüp rekabet edemedi.

Annesinin cenazesine katılmak için döndüğü 1992 yılına kadar sürgünde kalan Rıfat Esed, ağabeyinin yönetiminin son yıllarında ülkeye geri dönüp yeniden yurtdışına çıktı. 1992'de memleketi Kardaha'ya gittiğinde, bazı Aleviler “lider Rıfat” lakaplı bu kişiyi karşılamak üzere ateş açmaya kalkıştı. Bazıları ise onun Hafız Esed’in en büyük oğlu Basil'in 1994'te ölümü ardından Suriye'nin gelecekteki başkanı olacağını düşündü. Ancak Beşşar Esed’in 2000 yılında başkanlığa katılımı, onu ve destekçilerini önledi.

csdv
Rıfat Esed’in arşiv fotoğrafı (AP)

Rıfat zaman geçtikçe yaşlandığı ve sadakat kazanmak için büyük meblağlar ödeyemediği için Alevi köylerinde unutuldu. Nüfuzu ve kabiliyetlerindeki düşüşün en büyük kanıtı, 2022'de Suriye'ye dönmesi ardından son yıllarını her türlü siyasi, askeri ve partizan faaliyetten uzak, sessizlik içinde geçirmesidir.

aswef
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kuzeni Rami Mahluf

Beşşar Esed 23 sene önce iktidara geldiğinden bu yana, Alevi mezhebinin ana destekçisi ve Alevilere en çok işveren haline gelen kuzeni iş insanı Rami Mahluf'un gerek sahibi olduğu Syriatel" şirketinde, gerek ise Şam'daki ekonomik projelerde rolü arttı. Ancak savaştan önce binlerce Alevinin istihdam edildiği, askeri bir milis gücüne dönüştüren Al Bustan Yardım Derneği kuruldu. Derneğin üyeleri 2011 itibariyle rejimi savunmak için silaha sarıldı.

Rami Mahluf’un rolü, ekonomik ve sosyal düzeylerde büyük ölçüde arttı. Silahlı milisler ve onu satın alan bir siyasi parti (Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi) ile güçlü ekonomik kurumları mevcut hale geldi. Mahluf ailesinin tarihsel olarak bu partiye mensup olduğu biliniyor.

2020'de aniden Rami Mahluf fenomeninin ortadan kaldırılmasına karar verildi. Parasına el konulurken partisi ise feshedildi. Al Bustan Derneği’ne el konurken Mahluf ise zengin ve nüfuzlu bir iş adamından basit bir Facebook karakterine dönüştü. Ara sıra videolar yayınlayan Mahluf, daha çok dini ve ahlaki vaazlar veriyor.

O tarihin ardından Alevi bölgeleri ise korkunç bir ekonomik çöküşe, Mahluf'un yokluğundan kaynaklanan mali boşluğa tanık oldu.

Buna karşılık Suriye Devlet Başkanı'nın eşi Esma'nın rolü pekişti. Bir dizi Arap ülkesindeki resmi gezilerinde Esed’e eşlik eder hale geldi. Oğlunun bir Rus üniversitesinden mezuniyeti sırasında Moskova'da önde gelen bir gazeteci yer aldı.

xad
Suriye Devlet Başkanı'nın eşi Esma Esed, 12 Ağustos'ta Şam'da bir konuşma yaparken (Suriye Devlet Başkanlığı)

Çeşitli yönleriyle devlet kurumları, Baas Partisi ve bakanlıklar, Suriye Devlet Başkanı'nın eşi Esma’ya odaklanmaya başladı. Suriye başkentindeki bir Arap diplomatın ifade ettiğine göre, kendisi Suriye başkanlığının önde gelen bir parçası haline geldi.

Suriye'nin merkezindeki Humus'tan İngiltere'ye göç eden Sünni bir aileye mensup Esma, geniş bir siyasi ve ekonomik nüfuz ağına sahip. En son yangınlardan etkilenen yukarı kırsal kesime olmak üzere farklı bölgelere bireysel saha gezileri yapıyor.

Savaş, derin bir yoksulluk içinde olan Aleviler de dahil olmak üzere tüm Suriyelileri etkiledi, savaş başladığından bu yana binlerce Suriyeli öldürüldü. Ölü sayısını belirlemek için nüfus sayımı yapılmadı. Savaş, Sünni şehir ve köylerinde binlerce genç erkek, kadın, yaşlı ve çocuğun hayatına mal oldu. Nüfusun yarısı evlerinden edildi. Yaklaşık 8 milyon mülteci ve sığınmacı ülke dışına çıktı.

Aleviler arasından ise ordu, milis grupları ve silahlı tugaylar gibi yardımcı güçlere bağlı oldukları bilinen 18-40 yaşları arasındaki gençler öldürüldü. Bugün ocağı sönmemiş bir Alevi köyü ve bir veya birden fazla çocuğunu kaybetmemiş bir Alevi aile mevcut değil.

csdf
Suriye ordusundan ölen birinin Lazkiye'deki cenazesi (internet)

Alevi Nusayrîler, Esed gittiği taktirde kendileri ve çocuklarını belirsiz bir geleceğin bekleyeceği korkusuyla Esed’e sadık kaldılar. Zirâ 2011’deki devrimin sloganlarından birinin “Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut'a” olduğunu asla unutmadılar. Muhalifler ise bu sloganlarının gerçekliğini sorguluyor ve rejim tarafından Nusayrîleri muhalefetten uzak tutmak üretildiği düşünülüyor.

Yandaşlar, muhalefet gruplarının kendilerine güvence vermediğini, hatta bir mezhep olarak kendilerine yönelik sık sık saldırılar düzenleneceği korkusunu artırdığına inanıyor. Bu yönde Müslüman Kardeşler’i, en-Nusra Cephesi (Heyetu Tahriru'ş Şam) veya DEAŞ gibi diğer radikal İslamcı örgütleri örnek veriyorlar.

Bu, muhalefette Alevi figürlerin olmayışını, 2011 öncesi eleştirel duruşlarıyla tanınan Alevi isimlerin muhalefete girmeyi reddetmesini açıklıyor.

Ancak Alevi Nusayrî çoğunluk, iktidardaki rejime verdikleri destek için herhangi bir ödül almadıkları gibi bugün durumlarının neredeyse bugüne dek Suriye’deki en kötü durum olduğunu görüyor. Bu desteği daha ziyade milli görev olarak kabul ediyorlar. Bir mezhep olarak kendilerini savunmak için silaha sarılacakları, aksi takdirde muhalefet tarafından soykırıma tabi tutulacakları söyleniyor.

Nitekim Alevilerin yaşam koşulları son yıllarda oldukça kötüleşti. Zirâ dolar karşısında değeri 14 bine ulaşan Suriye lirası, savaş başladığından bu yana en düşük değerde. Alevi Nusayrî, Hristiyan veya Sünnilerden bir devlet memurunun maaşı sağlık, okul, ısınma ve elektrik gibi temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz hale geldi.

Tüm Suriye coğrafyasında elektrik düzenlemeleri yoğunlaşıyor. Ancak Şam’da durağanlık mevcut. Elektriğe üç saat ulaşım ile üç saat kesinti ve elektriğe iki saat ulaşım ve üç saat kesinti arasında değişiklik gösteriyor.

Lazkiye ve çevresinde yani ülkenin kuzeybatısında yer alan Alevi bölgelerinde ise soğuk kış aylarında ve bunaltıcı yazlarda düzenleme saatleri tam günü aştı. Geçimlerini sağlayacak başka yolları bulunmuyor. Köylerinde iş fırsatları veya üniversiteler yer almazken daha iyi bir gelecek için umutları da mevcut değil.

Tüm bunlar onlar için kabul edilebilir aralıkta. Ancak Alevilerin karşı çıkmaya başladıkları şey ise ülkenin içine düştüğü durumdan ve başlarına gelen felaketlerden kendilerinin sorumlu tutulması.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.