Trump kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında soruyor: Neden şimdi?

Eski Başkan ve ona yakın isimler, Georgia eyaletinde 2020 başkanlık seçiminin sonucuna müdahale etmekle ve organize suç örgütü kurmakla suçlanıyor

Trump, geçtiğimiz pazar günü New Jersey'de düzenlenen bir golf turnuvasında seyircilere jest yaparken (AFP)
Trump, geçtiğimiz pazar günü New Jersey'de düzenlenen bir golf turnuvasında seyircilere jest yaparken (AFP)
TT

Trump kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında soruyor: Neden şimdi?

Trump, geçtiğimiz pazar günü New Jersey'de düzenlenen bir golf turnuvasında seyircilere jest yaparken (AFP)
Trump, geçtiğimiz pazar günü New Jersey'de düzenlenen bir golf turnuvasında seyircilere jest yaparken (AFP)

Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Trump'a yakın 18 kişi, 2020’de Georgia eyaletinden çıkan başkanlık seçim sonucunu değiştirmek ve mevcut Başkan Joe Biden'ın zaferinin tescillenmesini engellemek için eyalet seçim yetkililerine baskı yapmakla ve onları manipüle etmekle suçlandılar.

Georgia eyaletinin Fulton İlçesi Bölge Savcısı Fani Willis tarafından açıklanan iddianame dışında, eski Başkan Trump’ın, önce yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde kendisinden çok önde olan Cumhuriyetçi Parti’den rakipleri, ardından mevcut Demokrat Partili Başkan Joe Biden karşısında seçim kampanyası yürüttüğü bir dönemde birkaç eyaletteki mahkeme salonları arasında mekik dokumasına neden olacak üç iddianame daha var.

Bölge Savcısı Willis, mafya patronlarına karşı yapılan küçük düşürücü operasyonları çağrıştıran bir dille, Trump aleyhine 98 sayfalık bir iddianame açıkladı. İddianamede Trump’ın başkanlık dönemi sırasında Beyaz Saray Genel Sekreterliğini yapan Mark Meadows, Trump’ın avukatı Rudolph Giuliani, eski Beyaz Saray avukatı John Eastman, eski Adalet Bakanı Asistanı Jeffrey Clark, Trump'ın hukuk ekibinin eski üyesi Avukat Sidney Powell, Trump’ın avukatlarından Kenneth Chesibro ve diğerleri, Trump'ın Beyaz Saray'da kalması için Georgia ve diğer eyaletlerde yasadışı işlere karışan bir ‘suç örgütünün’ üyesi olmakla suçlandılar.

İddianamede, 19 sanık hakkında bazıları 20 yıla kadar hapis cezasının öngörüldüğü 41 suçlama yer aldı.

sdf
Georgia eyaletinin Fulton İlçesi Bölge Savcısı Fani Willis, pazartesi günü basın açıklaması yaparken (Reuters)

İddianamede, Trump’ın Georgia Eyalet Sekreteri Brad Raffensperger’i arayarak ‘sonucu değiştirmeye yetecek kadar oy bulun’ dediği ses kaydı, asılsız hile iddialarıyla karşılaşan bir eyalet seçim görevlisini taciz etmek, eyalet üyelerini seçmenlerin iradesini göz ardı etmeye ikna etmeye çalışmak ve Trump lehine yeni bir Seçim Kurulu atamaya ikna etmeye çalışmak gibi Trump ve 18 ‘müttefiki’ hakkında seçim yenilgisine karşı yaptıkları onlarca eylem sıralandı.

İddianamede ayrıca, Trump'ın avukatlarından birinin Georgia eyaletinin kırsal bölgesinde oylama makinelerine müdahale etmek ve bir oylama makinesi şirketinden veri çalmak için plan yaptığı öne sürüldü.

“Suç teşkil eden şantaj”

Davayı açan Fulton Bölge Savcısı Willis iddianamesinde, sanıkların seçim sonuçlarına yönelik itiraz için yasal sürece uymak yerine, Georgia'nın başkanlık seçim sonuçlarını bozmak amacıyla suç teşkil eden bir şantaj girişiminde bulunduklarını iddia etti. Sanıkların 25 Ağustos günü öğlene kadar gönüllü olarak adalete teslim olmaları için izin verileceğini açıklayan Savcı Willis, altı ay içinde bir duruşma tarihi talep etmeyi ve sanıkları bir grup olarak yargılamayı planladığını bildirdi.

New York, Florida ve Washington eyaletlerinde açıklanan üç iddianamenin ardından 5 ay içinde dördüncü iddianameyle karşı karşıya kalan Trump, 2024 seçimlerini kazanmaya çalışan bir başkan adayı olarak çalışmalarına devam ederken duruşmalara katılmak zorunda kalacak.

scd
Georgia eyaletinde açıklanan Trump hakkındaki iddianameden sayfalar (Reuters)

Adalet Bakanlığı tarafından ABD Kongre Binası'na yönelik 6 Ocak 2021'deki baskının ardından yürütülen soruşturmalar bir buçuk yıl sürdü. Trump’ın Biden karşısında kaybettiği 2020 seçimi sonuçlarına müdahale iddiası ve geçen yıl Florida’daki konutunda bulunan devlete ait gizli belgelerle ilgili soruşturmaları yürütmek üzere özel savcı Jack Smith atandı. Smith’in atanmasından iki hafta sonra yaşanan bu gelişme, savcıların Trump'ı ABD'de ‘demokrasinin temellerine saldırdığı’ suçlamasıyla cezalandırılmasını sağlayacak adımlar atmaya hazır olduklarını teyit ediyor.

“Cadı avı”

Trump, Truth Social platformunda Willis'e karşı eleştirilerini yineleyerek hakkındaki iddianameyi başkanlık adaylığı sırasında başlatılan ‘cadı avının’ parçası olarak nitelendirdi. Trump, “Neden iki buçuk yıl önce dava açmadılar? Çünkü bunu benim başkanlık kampanyamın ortasında yapmak istediler” diye yazdı.

Georgia’daki iddianame, Trump ve müttefiklerinin 6 Ocak 2021'de Kongre Binası'ndaki seçim oylarının sayımı sürecini bozmak için yaptıkları girişimler de dahil olmak üzere, Smith'in Washington’da Trump hakkında açıkladığı son iddianamenin bazı temel unsurlarını barındırıyor.

Ancak 19 sanığın yer aldığı iddianame, Özel Savcı Smith tarafından açılan ve şimdiye kadar sadece Trump'ın sanık olarak anıldığı davadan bir noktada ayrılıyor. Georgia iddianamesi, Smith'in yalnızca ‘işbirlikçi’ olarak adlandırdığı Trump’a yakın isimlere belirli suçlamalarda bulunurken, suç teşkil eden şantaj kapsamının eski Başkan’ın ötesine geçtiğini öne sürüyor.

df
Pazartesi günü Fulton Adliyesi önünde güvenlik önlemleri alan polisler (EPA)

Georgia iddianamesi, eyaletin Fulton County Government adlı resmi internet sitesinde eski Başkan’a yöneltilen suçlamaların bir listesinin yayınlanması nedeniyle mahkeme salonunda geçen uzun ve kaotik bir günün sonunda açıklandı. Ancak liste hızla siteden silindi. Bölge Savcısı Willis’in Sözcüsü öğleden sonra yaptığı açıklamada, iddianamenin başsavcılığa iade edildiğini söylemenin ‘yanlış’ olacağını söyledi. Sözcü, soruşturmaların bütünlüğünü sorgulayan Trump'ın avukatlarıyla yaşanan anlaşmazlıkla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı.

Trump ve müttefikleri hiç vakit kaybetmeden bu açık hatayı kullanarak soruşturmayı ‘siyasi amaçlı’ olarak tanımladılar. İddianamenin yayınlanmasının ardından Trump'ın avukatları yaptıkları açıklamada, yaşananları ‘iddianamenin resmi olarak yayınlanmadan, tanıklar ifade vermeden ve büyük jüri konuyu müzakere etmeden önce sızdırılmasıyla başlayıp, savcının herhangi bir açıklama yapamamasıyla son bulan korkunç ve saçma bir süreç’ olarak nitelendirdiler. Avukatlar, iddianameleri hazırlayan savcıların ‘kendi kişisel ve siyasi çıkarları olan tanıklara güvendiklerini ve bazılarının sanıklara karşıt olan çalışmaları destekleyen kampanyalar başlattığının’ altını çizdiler.

Bağlantılar ve baskılar

Georgia iddianamesine göre 2 Ocak 2021 tarihinde gerçekleşen ve Trump’ın Eyalet Genel Sekreteri Raffensperger'ı seçimleri kazanması için gereken 11 bin 780 oyu bulmasını istediği bir telefon konuşmasının ses kaydı gibi Trump ve müttefikleri tarafından işlenen 161 eylemin birçoğu geniş ilgi görüyor. Savcılara göre söz konusu ses kaydı, bir devlet görevlisine yasal yeminini bozması için baskı yapılmasını yasaklayan Georgia eyaleti yasalarının bir ihlali. Trump ayrıca, yanlış beyanlarda bulunmakla ve Raffensperger ve eyaletteki diğer seçim yetkililerine karşı, ‘2020 seçimlerinde 300 bin kadar oy pusulasının bilinmeyen bir şekilde seçim listelerine düşürülmesi’, 4.500'den fazla kişinin düşmediği ve oy kullandıkları da dahil olmak üzere çeşitli ihlaller gerçekleştirmekle suçlanıyor. İddianamede Fulton County seçim çalışanı Ruby Freeman da ‘seçimlerde hile yapmakla’ suçlandı.

İddianamede ayrıca, Trump’ın avukatı Giuliani, Georgia’ya postayla gönderilen 96 binden fazla oy pusulasının seçim ofisine iade edildiğine dair hiçbir kayıt olmamasına rağmen oyların sayıldığını açıklayarak ve Michigan'daki bir oylama makinesinin, Trump’ın 6 bin oyunu yanlışlıkla Biden adına kaydettiğini iddia ederek, eyalet üyelerine yalan beyanda bulunmakla suçladı.

İddianamede Trump ve müttefiklerine Georgia’da sahada seçim çalışanlarını etkilemek ve yıldırmak için yardım etmekle suçlanan kişiler de yer aldı. İddiaya göre Stephen Cliffgard Lee adlı bir kişinin, Ruby Freeman'ın evine ‘ifadesini etkilemek amacıyla’ gitti. Ruby Freeman ve kızı Shaye Moss geçtiğimiz yıl Kongre'de, Trump ve müttefiklerinin 2020 kasımında güvenlik kamerası görüntülerini kullanarak her iki kadını da seçim sahtekarlığı yapmakla suçladıklarına dair ifade vermişlerdi. İddialar hızla çürütülse de muhafazakar çizgideki medya kuruluşları tarafından geniş çapta yayıldı ve iki kadın, seçimden sonra birkaç ay boyunca ölüm tehditleri aldılar.

İddianamede Trump'ın hukuk ekibinin eski üyesi Powell ve başka isimler, Georgia eyaletinin Coffee ilçesindeki oy makinelerine müdahale etmek ve uzun bir süre komplo teorilerinin odak noktası olan oy makinelerinin üreticisi Dominion Voting Systems'den veri çalmakla suçlandılar. Kongre Baskını olayını soruşturan Kongre komitesi tarafından yayınlanan kanıtlara göre Trump'ın müttefikleri seçim sahtekarlığı yapıldığına ilişkin teorilerini destekleyecek kanıtlar bulmak amacıyla Coffey ilçesini hedef aldılar.

Dört iddianame

Trump, tartışmalı başkanlık seçimleriyle ilgili iki davanın yanı sıra Florida Mar-a-Lago'daki evinde gizli belgeleri yasadışı olarak saklamakla suçlandığı bir başka iddianameyle de karşı karşıya. Bu iddianameyle ilgili mahkeme önümüzdeki yıl mayıs ayında başlayacak. Bunun yanında bir porno yıldızına para verdiğine ilişkin 2024 martında New York’ta bir eyalet davası daha başlayacak. Trump, her iki davada da hakkındaki suçlamaları reddetti.

Washington'daki bir diğer iddianamede ise Trump, 2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini yasa dışı bir şekilde tersine çevirmeye çalışmakla suçlanıyor. İddianameyle ilgili mahkemenin başlayacağı tarihi henüz netleşmedi.

Hakkındaki iddianameler arttıkça, 2024 başkanlık seçimlerinde şimdiye kadar Cumhuriyetçilerin en önde gelen adaylarından olmaya devam eden Trump, ‘suçlamalarla karşı karşıya kalan tek eski Başkan’ olma özelliğini sık sık dile getirirken kampanyasını bu çerçevede yürütüp bağış topluyor ve kendisini ‘Demokrat Parti yanlısı savcıların kurbanı’ olarak gösteriyor. Dördüncü iddianamenin yayınlanmasının ardından, Trump destekçisi Cumhuriyetçiler bir kez daha Trump'ı savunmaya başladılar. Cumhuriyetçi Parti'den Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy, (eski adı Twitter olan) X hesabından yaptığı paylaşımda, “ABD’liler bu çaresiz sahtekarlığı görüyor” diye yazdı.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME