BRICS Lider Zirvesi, Batı'nın hegemonyasını ortadan kaldırılabilecek mi?

15. BRICS Zirvesi'nin katılımcıları, doların küresel ticaret üzerindeki hegemonyasının kırılması, grubun yeni üyelerle genişletilmesi ve beklenen sonuçların alınması umutları arasında Çin'in kapsamlı faaliyetleri ve iddialı dosyaları ele alacaklar

BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP
BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP
TT

BRICS Lider Zirvesi, Batı'nın hegemonyasını ortadan kaldırılabilecek mi?

BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP
BRICS Liderler Zirvesi'nde ele alınması beklenen dosyalar arasında üye ülkelerin uluslararası ticarette doların hegemonyasından kurtulma çabaları yer alıyor / Fotoğraf: AFP

Ahmed Abulhekim

Bugün tüm dünyanın gözü, koronavirüs (Kovid-19) salgınından bu yana ilk kez yapılacak olan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın başını çektiği dünyanın önde gelen gelişmekte olan ekonomilerinden oluşan BRICS'in 15. Liderler Zirvesi'nin gerçekleşeceği Güney Afrika'nın en büyük şehirlerinden Johannesburg'a çevrilmiş durumda.

Güney Afrika basınının aktardığına göre Çin'in Pretorya Büyükelçisi Chen Xiaodong, dünyanın önde gelen gelişmekte olan ekonomileri, 'geleneksel küresel yönetişim sisteminin işlevsiz ve yetersiz hale gelmesinin' ardından 'Batı'nın hegemonyasından uzakta yeni bir dünya düzeni yaratma' girişimini değerlendirdiklerini söyledi. 

Zirve, ev sahibi Güney Afrika tarafından desteklenen 'BRICS ve Afrika: Karşılıklı olarak hızlandırılmış büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve kapsayıcı çok taraflılık için bir ortaklık' başlığı altında yapılıyor olsa da üye ülkeler arasındaki ticaret faaliyetlerinde yerel para birimlerinin kullanımının artırılması ve ortak bir para biriminin oluşturulması amacıyla ortak bir ödeme sisteminin kurulması için çalışılarak BRICS'in nüfuzunu genişletme ve küresel siyasette bir değişime yönelik çabalara dayanan masasındaki 'iddialı' dosyaları zirvenin ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor.

BRICS'in masasındaki önemli konulardan biri de 23'ü resmi talepte bulunan en az 40 ülkenin katılmayı istediği gruba yeni üyelerin katılımı olacak.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hakkında çıkarılan uluslararası tutuklama emri nedeniyle katılmayacağı zirvede Rusya'yı Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığındaki bir heyet temsil edecek.

Bu durum, 2022 şubatından bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşının jeopolitik ve ekonomik yansımalarının bir göstergesi olarak görüldü.

Ayrıca BRICS Liderler Zirvesi öncesinde 'yeni dönemde Çin-Afrika iş birliğini ilerletmek' amacıyla Afrikalı liderlerle yapacağı görüşmeler çerçevesinde Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile resmi bir görüşme yapması planlanan üç günlük ziyaret programıyla Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in katılımı büyük ilgi görüyor.

Independent Arabia'ya konuşan gözlemcilere göre Çin, 'kara kıtadaki nüfuzunu en üst düzeye çıkarmanın ve güçlendirmenin' peşinde.

Pretorya tarafından yapılan resmi açıklamalara göre, zirveye ev sahipliği yapan Güney Afrika'nın ve zirveye katılan heyetlerin geniş talepleri ve umutları göz önüne alındığında zirveye 40'tan fazla devlet ve hükümet başkanının katılması bekleniyor.

Güney Afrika Devlet Başkanı Ramaphosa, zirvenin 'harika' olacağını vurgulasa da bazı gözlemciler, zirveden 'yakında küresel sahneyi, özellikle de ekonomik düzeyde değiştirebilecek' sonuçlar ve kararlar çıkabileceğini düşünmüyorlar.

Buna karşın Güney Afrika'da iktidardaki Afrika Ulusal Kongresi Partisi'nin cumartesi günü Johannesburg şehrindeki toplantısında, bu kadar çok liderin zirveye katılmasının Güney Afrika'nın 'dünyadaki etkisini ve nüfuzunu gösterdiğine' işaret edildi.

BRICS doların hegemonyasını kırabilir mi?

Zirvede ele alınması beklenen belki de en tartışmalı dosyalar arasında üye ülkelerin (Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin ve Güney Afrika) uluslararası ticarette ABD dolarının hakimiyetinden kurtulma çabaları yer alıyor.

Zirvede ayrıca üye ülkeler arasındaki ticari faaliyetlerde yerel para birimlerinin kullanımının artırılması ve ortak bir ödeme sisteminin kurulmasının yanı sıra ortak para birimiyle ilgili çalışmalara başlamak için bir teknik komite oluşturulması ele alınacak.

BRICS, üyesi olan ülkelerin nüfusunun dünya nüfusunun yüzde 42'sinden fazlasını, dünya gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 23'ünü ve ticaretin yüzde 18'ini oluşturması nedeniyle küresel ticaret anlaşmaları bakımından önemli bir ağırlığa sahip.

Güney Afrika'nın Büyükelçisi Anil Sooklal, geçtiğimiz günlerde Bloomberg'e yaptığı açıklamada ticari faaliyetlerin yerel para birimleriyle yapılması konusunun güçlü bir şekilde gündemde olduğunu belirterek, "Görüşmelerde ortak bir ödeme sisteminin oluşturulması da dahil olmak üzere çeşitli konular üzerinde durulacak. Muhtemelen ortak ortak para birimiyle ilgili çalışmaların başlaması için de bir teknik komite oluşturulacak" dedi.

Rusya, özellikle 2022'nin şubat ayında Ukrayna'ya savaş açmasının ardından Batı'nın kendisine uyguladığı kapsamlı yaptırımların ardından böyle bir adımın atılması konusunda amansız bir mücadeleye girişti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu yılın başlarında Batı'nın ülkesine uyguladığı yaptırımlarla ilgili olarak "Moskova Batı'nın finans sisteminden kurtulacak" ifadelerini kullandı.

Ancak bunun biraz zaman alacağını söyleyen Lavrov geçtiğimiz ocak ayında yaptığı Afrika turunda da aynı sözleri tekrarlayarak Güney Afrika'da yapılması planlanan BRICS Zirvesi'nde üye ülkeleri arasında ticari faaliyetlerde kullanılmak üzere ortak bir para biriminin oluşturulması konusun ele alınacağını belirtti.

Lavrov, BRICS üyeleri ile Latin Amerika ve Karayip ülkeleri arasında özel para birimleri oluşturmanın düşünülmesi gereken bir konu olduğunu da sözlerine ekledi.

Gözlemcilere göre Pekin, Washington ile olan ticaret savaşında elini güçlendirecek olan bu adımı desteklemeye devam ederken, BRICS ülkelerinin dışişleri bakanlarının bununla ilgili öneriyi geçtiğimiz haziran ayında zirveye hazırlık için yapılan toplantıda sunmalarının yanı sıra, BRICS'in küresel ekonomik sistemin hegemonyasından kurtulmak için sahip olduğu araçların ve doların küresel ticaretteki hegemonyasına karşı alternatif para birimlerinin kullanılması meselelerinin tartışılması dikkati çekti.

Bakanlar ayrıca BRICS'in Batılı güçlerle rekabet etmekteki kararlılığını ve küresel sistemde dengeyi yeniden sağlayacak 'çok kutuplu bir dünya' kurma niyetini teyit ettiler.

Ancak BRICS ülkelerinin ötesine geçen ve gelişmekte olan birçok ülkeye, özellikle de Rusya-Ukrayna savaşından ve bir yanda Moskova ile Batı, diğer yanda Washington ve Pekin arasındaki gerilimin yansımalarından büyük ölçüde etkilenen Afrika kıtasına uzanan geniş özlemlere ve umutlara karşın Independent Arabia'nın Johannesburg'da görüştüğü gözlemciler, yakın gelecekte, özellikle dolar ve (Avrupa Birliği ülkelerinin ortak para birimi) euronun dünya genelindeki ticari ve mali işlemlerin yaklaşık yüzde 75'ini kontrol etmesi nedeniyle ticarette dolardan uzaklaşma konusundaki farklı görüşlere sahipler.

Güney Afrika'daki Pretoria Üniversitesi'nden araştırmacı Ayesha Menda, küresel mali sistemin mevcut haliyle, gelişmekte olan ülkelerin çıkarları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. 

Menda, sözlerini şöyle sürdürdü:

Doların küresel ekonomi üzerindeki hegemonyasını ortadan kaldırma fikri, her ne kadar fiilen başarılamamış olsa da dünya genelinde birçok ülke Batı'nın küresel finans sistemi üzerindeki hakimiyetinden ve ekonomilerini halklarının çıkarlarını dikkate almaksızın kontrol etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği ifade eden önemli bir siyasi ve ekonomik mesaj olmaya devam ediyor.

Menda, böyle bir hamlenin etkili olabilmesi için ortak bir merkez bankasının kurulması ve üye ülkeler arasında siyasi düzeyde gerçek anlaşmalara varılması gibi başlangıç için birçok prosedürün yerine getirilmesi gerektiğinden BRICS ülkelerinin ve hatta üyeliğe aday ülkelerin yakın gelecekte bu yönde hızlı bir ilerleme kaydedebileceklerini düşünmüyor.

Batı ülkelerinin halen çok güçlü olduklarını söyleyen Menda, Çin'in güçlü yükselişine rağmen henüz küresel sahnede dramatik değişiklikler yaratabilecek hakim bir güç düzeyine ulaşamadığını da sözlerine ekledi.

BRICS ülkeleri arasında öne çıkan yerel para birimlerinin başında Çin yuanı geliyor. Çin yuanı her ne kadar uluslararası ekonomilerde yaygın olsa da uluslararası ticaretteki payı halen çok sınırlı.

Dünya Bankalar Arası Finansal Telekomünikasyon Derneği (SWIFT) tarafından yayınlanan verilere göre döviz işlemlerinin yüzde 42'sinde doların kullanılırken euronun payı yüzde 32 ve Çin yuanının oranı ise yüzde 2. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verileri ise küresel döviz rezervlerinin yüzde 59'unun dolar cinsinden olduğunu, bunun yüzde 20'sini euronun ve yalnızca yüzde 5'ini yuanın oluşturduğunu gösteriyor.

Ayrıca Malavi'den zirveye katılacak heyette yer alan Roderick Mulnea, doların hegemonyasını ortadan kaldırma fikrinin halen önemini koruduğunu belirterek, bunun Güney ülkelerinin küresel sistemde, özellikle de ekonomi açısından dengeyi yeniden kurmaya yönelik ciddi girişimlerinin bir ifadesi olduğunu söyledi.

Güçlü bir BRICS bloğunun, uluslararası alanda güçlü ve etkili ekonomik bileşenleriyle bu yaklaşımı benimsemesi gerektiğini belirten Mulnea, böylece dünya genelinde daha fazla ülkeyi, özellikle uluslararası krizlerin ulusal ekonomilere ciddi yansımaları olmasından dolayı doların küresel ekonomi üzerindeki hakimiyetini kırma konusunda adımlar atamaya cesaretlendireceğini vurguladı. 

Daha fazla üyenin katılımı dosyası ve beklenen kararlılık

Ev sahibi Güney Afrika Cumhurbaşkanı Ramaphosa ve ülkesini temsil eden Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov yanı sıra Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Brezilya Devlet Başkanı Luis Inacio Lula da Silva ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin katıldığı 15. BRICS Liderler Zirvesi gündemin önemli bir yer tutan ikinci bir dosya daha var.

O da yeni üyelerin katılımı. Zirveye, aralarında tüm Afrika ülkelerinin de bulunduğu toplam 69 ülke davet edildi.

Resmi kaynaklar, BRICS'e olan ilginin arttığını söylerken Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor'a göre sekizi Arap ülkesi olmak üzere resmi üyelik talebinde bulunan 23 ülkenin de aralarında bulunduğu en az 40 ülke zirveye katılmak istediklerini bildirdiler. 

Bakan Pandor, bundan birkaç gün önce Cezayir, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Fas, Filistin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Arap ülkelerinin de aralarında olduğu BRICS'e katılmak için resmi talepte bulunan ülkelerin bir listesini yayımladı.

Listedeki diğer ülkeler arasında ise listede Bangladeş, İran, Kazakistan, Nijerya, Senegal, Etiyopya, Belarus, Bolivya, Arjantin, Venezuela, Vietnam, Küba, Honduras, Endonezya ve Tayland yer aldı.

Güney Afrika'nın Büyükelçisi Sooklal'ın açıklamalarına göre zirvenin resmi açılış töreni öncesinde söz konusu ülkelerin BRICS üyeliği için sıraya girmelerinin nedenlerinden birinin içinde yaşadığımız son derece kutuplaşmış dünya olduğunu ve bu kutuplaşmanın Rusya-Ukrayna krizinin, ülkelerin iki taraftan birinin yanında yer almak zorunda kalmasıyla daha da arttığını söyledi. 

Güney ülkelerinin kimi destekleyeceklerini, nasıl hareket edeceklerini, egemen kararlarını nasıl alacaklarını kendilerine dikte edilmesini istemediklerini söyleyen Sooklal, bu ülkelerin artık kendi konumlarını teyit edecek kadar güçlü olduklarını belirtti.

BRICS'in küresel sistemi yeniden çizmek isteyen ülkelere umut olduğuna işaret eden Sooklal, "Başlıca pazarların artık dünyanın güneyinde yer aldığını düşünürsek, uluslararası kararlar konusunda halen kenarda kalıyoruz" dedi.

Johannesburg'daki aynı kaynaklara göre zirvede, son dönemde BRICS üyeliği için yapılan resmi başvurular kabul ederek bloğun genişletilmesi meselesinin ciddi şekilde masaya yatırılacağı belirtildi.

Zirvede üyelik ilkeleri ve kriterleri konusunda görüşmeler gerçekleştirileceğini kaydeden kaynaklar, birçok ülkenin BRICS'e katılma isteğinin, Batı'nın mevcut hegemonyasına alternatif bir blok arayışında olduğu bir zamanda geldiğine dikkati çektiler.

Ekonomileri farklı büyüme aşamalarında olan üç kıtada milyarlarca vatandaşa sahip olan BRICS ülkelerini bir araya getiren 'Zengin Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet ettiğini söyledikleri dünya düzeninin ortadan kaldırılması' düşüncesi.

BRICS'in bu amaç doğrultusunda Batı'nın küresel ekonomi üzerindeki hegemonyasını kırmak amacıyla 2014 yılında Yeni Kalkınma Bankası'nı kurması dikkat çekici bir gelişmeydi.

Bankanın başlangıç sermayesi yaklaşık 50 milyar dolardı ve Mısır, BAE, Uruguay ve Bangladeş gibi ülkelerin 2021 yılında 10 milyar dolarlık yatırımla bankanın hisselerinden satın almalarıyla blok dışından gelişen ve gelişmekte olan ekonomiler de katılım gösterdi.

Çin'in dikkat çekici etkinliği

Çin, medya ve ekonomi alanlarından büyük heyetlerle Çin'in Johannesburg'da dikkat çekici bir etkinliğe sahip. Çin Devlet Başkanı Şi'nin geçen mart ayında Rusya'ya yaptığı ziyaretin ardından bu yıl ikinci yurt dışı ziyaretini Güney Afrika yapması Çin'in kara kıtaya olan ilgisinin açık bir göstergesiydi. 

Çin'in resmi haber ajansı olan Xinhua Haber Ajansı'na göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Afrika'nın Johannesburg şehrinde düzenlenen BRICS 15. Liderler Zirvesi'ne katılmak ve Güney Afrika'ya resmi ziyarette bulunmak üzere pazartesi günü Pekin'den ayrıldı.

Ajans, Şi'nin resmi ziyaretine bugün başkent Pretorya'da Güney Afrikalı mevkidaşı Ramaphosa ile yapacağı görüşmeyle başlayacağını ve ardından BRICS Liderler Zirvesine katılmak üzere Johannesburg'a geçeceğini bildirdi.

Çin'in Pretorya Büyükelçisi Chen, Devlet Başkanı Şi'nin 'yeni dönemde Çin-Afrika iş birliğini ilerletmek' amacıyla BRICS Zirvesi sırasında Afrikalı liderlerle bir araya geleceğini açıkladı.

Şi'nin Afrikalı liderlerle üç günlük zirvenin son günü olan perşembe akşamı geç saatlerde görüşeceğini belirten Büyükelçi Chen, Çin Devlet Başkanı'nın, son gün, BRICS'in 'dostları' olarak davet edilen 70'ten fazla ülkenin katılacağı etkinliklerin sonunda ülkeden ayrılacağını da sözlerine ekledi.

Şi ve Afrikalı liderlerin, Afrika'da iş fırsatları oluşturmak ve hayat koşullarını iyileştirmek amacıyla bir yol haritası çizeceklerini kaydeden Çinli Büyükelçi, "Girişimler Afrika ekonomisinin yeniden yapılandırılmasının ve geliştirilmesinin ihtiyaçlarıyla tutarlı olacaktır" dedi.

Gözlemcilere göre tüm bunlar, Çin'in Afrika'ya olan ilgisinin boyutunu ve Afrika'daki rakip Batılı ülkeler karşısında nüfuzunu artırmak isteğini gösteriyor.

Gözlemciler, Pekin'in önümüzdeki dönemde BRICS'in genişletilmesine ve bloğa yeni üyelerin kabul edilmesine destek vereceğine dikkati çektiler.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de geçtiğimiz ay St. Petersburg'da düzenlenen ve davet edilen 54 Afrika ülkesinden 17'sinin katıldığı ülkelerin lideriyle Rusya-Afrika Zirvesi gerçekleştirmişti.

 

Independent Arabia-Independent Türkçe



İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
TT

İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesinde bir tünelden çıkan dört silahlı kişiyi öldürdüğünü duyurdu. Ordu, söz konusu kişilerin İsrail askerlerine ateş açtığını iddia etti.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Dört silahlı terörist az önce bir tünelden çıkarak askerlerimize ateş açtı… Kuvvetlerimiz teröristleri etkisiz hale getirdi” denildi.

İsrail Ordu Sözcüsü de resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bölgeyi sabotajcılar ve terör altyapılarından temizleme faaliyetleri kapsamında, askerlerimiz Refah’ın doğusunda yer altı tünel ağı içinde bir tünel çıkışında dört sabotajcıyı fark etti. Sabotajcılar askerlerimize ateş açınca, askerlerimiz karşılık vererek dört sabotajcıyı etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

İsrail, bir hafta önce Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır kapısını yeniden yaya geçişine açtı. Bu adım, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden çıkmasına ve savaş nedeniyle bölgeden kaçanların geri dönmesine imkân tanıyacak. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş-çıkış yapan Filistinlilere güvenlik taraması yapılmasını şart koşuyor.

İsrail, sınır kapısını Mayıs 2024’te kontrol altına almıştı; bu, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında uygulamaya konan ateşkesle geçici olarak sona ermişti. Sınır kapısının yeniden açılması, Trump’ın çatışmayı durdurmayı amaçlayan planının ilk aşamasında önemli bir adım olarak öne çıkıyor.


Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.