İran'da ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulunan Hatemi muhafazakârları kızdırdı

Hatemi, ruhsatlı partilerin parlamento seçimlerine katılımı için gerekli adımların atılması çağrısında bulundu.

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
TT

İran'da ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulunan Hatemi muhafazakârları kızdırdı

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)

İran'daki muhafazakâr çevreler, eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin yöneticilere ve devlet aygıtlarına yönelik üstü kapalı uyarı ve eleştirilerine öfkelerini dile getirdi. Ülkenin yönetim biçiminin yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunan Hatemi, ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulundu. Hatemi ayrıca anayasada değişiklik yapılması ve ruhsatlı partilerin seçimlere katılma yasağının kaldırılması çağrısını yineledi.

Ülkenin yönetim biçimini ve ‘enerji ve yetenek israfını’ sert bir şekilde eleştiren Hatemi, siyasi elitleri halkın yanında yer almaya, ‘onların acılarını bilip yardımcı olmaya’ çağırdı. İlk İran Dini Lideri Humeyni’nin ofisinin sözcüsü olan Jamaran internet sitesinin aktardığına göre Hatemi, ‘rejimin halka kötü davrandığını’ ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı görevini sekiz yıl (1997-2005) sürdüren Hatemi, Şah döneminde bir grup siyasi tutukluyla iletişim halindeydi.

Kendi kendini onarma

Hatemi sözlerinin devamında “Devrimden pişmanlık duymuyoruz ve İslam Cumhuriyeti'ni reddetmiyoruz. Ancak şu an yaşananlar İslam Cumhuriyeti'nden çok uzak” diyerek, bir kez daha iktidar organının ‘kendi kendini reforme etmesi gerektiğini’ vurguladı. “Bu tür bir yönetim İslam'a, millete ve İran'a zarar verir, telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olur” diyen Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplumun ilerlemesinin lokomotifi sayılan orta sınıf nerede? Bir kısmı yoksul sınıfa itildi, bir kısmı göç etti, geri kalanı ise çeşitli sorunlarla boğuşuyor. İnsanlar köle değildir. Ülkenin yönetimini, çalışabilen, halkın taleplerine cevap verebilecek bir kişinin eline alması gerekir. Madem ‘gücümüz var, işler böyle’ diyorsanız niye öyle yapıyorsunuz? Bunu İslam adına mı yapıyorsunuz?!”

Eleştirisinin bir kısmında da İran rejiminin organlarına değinen Hatemi konuya dair şunları söyledi:

“Uzmanlar Meclisi gerçek pozisyonundaysa, onun görevi dini lideri atamak, görevden almak, performansını ve ona atfedilen aygıtları denetlemek olacaktır. Anayasa Koruma Konseyi ise insanların oylarının çalınmamasını sağlamalıdır. Hedefi kalkınma, refah, adalet ve kelimenin her anlamıyla güvenlik olmayan yönetim organının güvenliği sürdürülebilir olmayacaktır. Daha önce de söylemiştim, kişisel reform yapılmadığı sürece sonunuz kaçınılmaz olacaktır. İyi bir yönetimimiz yok ve insanlar her an yöneticilerden yüz çeviriyor. Devletin kendini yenilemesi gerekiyor. Anayasada birçok kusur var. Ama ben şunu söylemiyorum; anayasa tamamen değişmeli, demokratik bir ortamda reformların nasıl gerçekleştirileceğini tartışmalıyız. Hükümet hata yaptığını kabul etmeli ve kendisini reforme etmelidir.”

Seçimlere katılım

Hatemi, parlamento seçimleriyle ilgili kişisel tutumuna yönelik sorulara şöyle cevap verdi:

“Seçimler milletin iyiliği içindir. Gerçekçi seçimler olmalı. Bir insanı kelepçeleyip ondan yüzmesini isteyemezsiniz. Kapılar kapandığında ve halkın büyük bir kesimi desteklediği adaya oy veremediğinde neye oy verilmeli?! Dünyanın her yerinde insanların seçimlere katılıp katılamayacağını siyasi partiler belirliyor. Yetkili partilerin adaylarını sunmasına ve halkın katılımına neden izin vermiyorsunuz?”

‘Ülke nüfusunun yüzde 70'inin istediği adayı bulamadığı durumlarda, insanların seçimlere katılma isteğinin olmamasının doğal olduğuna’ işaret eden Hatemi, zorlayıcı güç kullanımına başvurmanın sorunları çözmediği konusunda uyarıda bulundu.

Hatemi'nin bu çıkışı, geçtiğimiz şubat ayında mevcut anayasa çerçevesinde reform çağrısında bulunan 15 maddelik bir açıklama yapmasının ardından ikinci büyük çıkışı. Hatemi söz konusu açıklamada, müttefiki reformist lider Mir Hüseyin Musevi'nin açıklaması üzerine, yeni bir anayasa için genel referandum yapılması ve hükümetin temellerinin ‘hukukçuların vesayetinden’ çıkarılması çağrısında bulunmuştu.

‘Yargılama ve hesap verebilirlik’

Hatemi'nin açıklamalarının yayınlanmasından saatler sonra Dini Lider Ali Hamaney'in ofisine bağlı Keyhan gazetesi perşembe günü, reformist cumhurbaşkanının tutuklanması, mahkemeye çıkarılması ve cezalandırılması çağrısında bulundu.

Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari konuya dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Hatemi, kendisini rakip olarak göstermek için muhalefetin kelime dağarcığını manipüle eden beceriksiz bir kişidir. O, anavatanına defalarca ihanet etmiş, kaosu kışkırtmış ve rejimi devirme planında yabancı aygıtların unsurları ile ortaklıkta bulunmuştur. Hatemi gibi insanlar, yalnızca 2009'da suç işlemek ve vatana ihanet etmekle değil, 2013 ve 2017'de seçim sahtekarlığı yapmaktan ve insanların geçimini bozmaktan yargılanmalı ve sorumlu tutulmalıdır.”

Fotoğraf Altı: Hatemi, Hasan Humeyni ve İran Dini Lideri’nin Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golbayegani geçtiğimiz ay bir araya geldi. (Jamaran)
Hatemi, Hasan Humeyni ve İran Dini Lideri’nin Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golbayegani geçtiğimiz ay bir araya geldi. (Jamaran)

Gazete, cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının reddedilmesinin ardından 2009 protestolarına öncülük eden reformist Yeşil Hareket’in protestolarına ve 2013 ile 2017 seçimlerini kazanan nispeten ılımlı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin verdiği ekonomik vaatlere atıfta bulunuyordu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına konuşan Cevan gazetesi ise Hatemi'nin devrime destek verdiği yönündeki açıklamalarına yanıt vererek şu ifadeleri kullandı:

“Dini Lider sizi olay yerinden uzaklaştırmak istemedi. Liderlik size hukuk çerçevesinde en büyük hoşgörüyü gösterdi. Keşke sınırlarınız ve payınız konusunda ikna olsaydınız.”

Hamaney’in Hatemi'yi siyasi sahneden uzaklaştırmaya karar vermeyerek ona ‘hukuk çerçevesinde en büyük hoşgörüyü gösterdiğini’ yazan gazete, ayrıca Hamaney’in şu sözlerini aktardı: “İnsanların acısını bilen biri olsaydınız, iktidarda kaldığım 30 yıl boyunca bunu hissederdiniz.”

Cevan gazetesi Hatemi'yi ‘eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın sözlerini ödünç almakla ve onun reform arayışı geçmişini popülist bir gazeteyle lekelemekle’ suçladı.

Hatemi, cumhurbaşkanlığı seçimi için adayların kaydedilmesi aşamasını takip eden dönemde DMO medyasının eleştirilerinin hedefi oldu.

Reformist Mardom Salari Partisi Genel Sekreteri Mustafa Kevakiban, “Hatemi, reformist partiler arasında hâlâ destek almasına rağmen eski popülaritesini kaybetti” dedi. Kevakiban, Hatemi'nin seçim listelerinin veya adayların desteklenmesine müdahale etme niyetinde olmadığına dikkat çekti.

Reformist arzular

Hatemi'nin açıklamaları, reformist isimlerin ve partilerin parlamento seçimlerine katılma isteklerini dile getirdiği bir dönemde geldi.

Reform Cephesi'nin eski lideri Behzad Nebevi, gençlerin reformistlere katılma şansını küçük gördüğünü belirtti. Reformist partiler, Nebevi’nin istifasını sunmasının ardından geçtiğimiz haziran ayında cephenin başına Azer Mansuri'yi seçmişti.

Nebevi, geçtiğimiz eylül ayında ahlâk polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından Mahsa Amini adlı genç kadının yaşamını yitirmesi ile İran'ı sarsan protesto hareketine karşı tartışmalı tavırları nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.

Akahi Nu dergisinin bu hafta yayınladığı röportajda Nebevi, “Gençler, Reform Cephesi’ne bir kadının başkanlık etmesini kabul etmeyecekler” dedi.

Geçtiğimiz şubat ayında yayınlanan bir bildiride Nebevi, mevcut rejimin aşılması çağrısında bulunan reformcu lider Mir Hüseyin Musevi'yi eleştirdi. Nebevi ayrıca, kadınların yaptığı protestolarda kullandıkları sloganlara değinerek “Bazı reformistler, kadın, yaşam ve özgürlük sloganını tekrarladılar” dedi.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam, Jamaran'a yaptığı açıklamada Reform Cephesi içinde bölünmelerin olduğunu ve yaklaşan parlamento seçimlerini boykot etme niyetinin varlığını reddetti.

Reformistlerin seçimleri boykot edeceği fikrini ortaya atanları ‘boykotun peşinde koşmakla’ suçlayan İmam şu ifadeleri kullandı:

“Bu boykot, uygulamada farklı yönelimlerin seçimlere katılmasını engellemek amacıyla davranışlarıyla, usulleriyle, seçimleri yapacak özel bir yönelimden kişileri seçme niteliğiyle ortaya çıktı.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre İmam, adayların uygunluğuna karar verme sürecinde Anayasa Koruma Konseyi'ne daha geniş yetkiler veren yeni seçim yasasını eleştirdi. Yeni yasanın gözden geçirilmemesi ve kamuoyunun güveninin yeniden tesis edilmemesi halinde, ‘tüm spektrumların ve yönelimlerin mevcut olduğu ve insanları katılmaya motive eden özgür ve rekabetçi seçimlere tanık olunmayacağı’ konusunda uyardı.

Raporlar, bazı reformcu isimler arasında toplantılar yapıldığını ortaya çıkarmıştı. Bunlar arasında Dini Lider Ali Hamaney'in kardeşi Hadi Hamaney ile 2011'den bu yana yetkililer tarafından ev hapsinde tutulan reformcu lider Mehdi Kerrubi de yer alıyor.

Mehdi Kerrubi'nin oğlu Hüseyin Kerrubi, geçtiğimiz pazartesi günü reformist ILNA ajansına yaptığı açıklamalarda, babasının seçimlerle ilgili olarak reformistlerle görüştüğüne dair haberlerin ‘yalan’ olduğunu ve kendisinin ‘seçimlerdeki durum göz önüne alındığında mevcut bir tutumu olmadığını’ söyledi.

Reformist Ensaf News internet sitesi Kerrubi ve Hadi Hamaney'in seçimlere katılıp katılmayacağı ve ılımlı reformistlerin seçimlere nasıl katılabileceği konusunda toplantılar yaptığını bildirmişti.

Reformist partiler parlamento seçimlerine ilişkin planlarını net bir şekilde açıklamazken, eski Meclis Başkanı Ali Laricani'nin geri dönme olasılığı ve Hasan Ruhani hükümetinin üyelerinin çoğunluğunun parlamento yarışına katılma olasılığına ilişkin spekülasyonlar ışığında, ılımlı akımın tutumunda belirsizlik hâkim.

40 binden fazla talep

İçişleri Bakanlığı’na bağlı İran Seçim Komisyonu, parlamento seçimleri için aday kayıt sürecini 13 Ağustos'ta tamamladı. İran medyası, İran Parlamentosu'nda 290 sandalye için ülke genelinde 48 bin kişinin adaylık başvurusunda bulunduğunu bildirdi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı, parlamento seçimlerine katılmak için 800'den fazla reformistin başvuruda bulunduğunu kaydetti. Keyhan gazetesi ise geçtiğimiz hafta reformistlerin seçimlere ‘sessiz sedasız’ kayıt yaptırdığını bildirdi. İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, “Seçimlere aday olmak için tüm siyasi akımların temsilcileri başvuruda bulundu. Maksimum katılım, sağlıklı ve rekabetçi seçimlerle sağlanacak” dedi.

Yaklaşmakta olan seçim, son protestolardan sonraki ilk seçim olması hasebiyle İran için önemli. Yetkililer, son parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin son 40 yılın en düşük katılımını kaydetmesinin ardından seçmenlerin oy kullanma konusundaki isteksizliğinden korkuyor. Bu yılın başlarında İran Dini Lideri, seçimlere katılanların sayısını artırmak için devlet aygıtının tüm enerjisinin harekete geçirilmesi emrini verdi.

Fars Haber Ajansı, parlamentonun İran parlamentosunda 40 sandalye artırmaya yönelik bir plan taslağı üzerinde çalıştığını bildirdi. Bazı milletvekilleri planın ertelenebileceğini söyledi. Plan, İran'ın 31 vilayetinden 25'indeki temsilci sayısının artırılmasını içeriyor. Parlamentoda şu anda 290 sandalye bulunuyor ve mevcut parlamentodan 250 milletvekili yaklaşan seçimlerde aday olmak için başvuruda bulundu.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.