İran'da ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulunan Hatemi muhafazakârları kızdırdı

Hatemi, ruhsatlı partilerin parlamento seçimlerine katılımı için gerekli adımların atılması çağrısında bulundu.

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
TT

İran'da ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulunan Hatemi muhafazakârları kızdırdı

Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi geçtiğimiz nisan ayında Tahran'da konuşma yaptı. (Jamaran)

İran'daki muhafazakâr çevreler, eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin yöneticilere ve devlet aygıtlarına yönelik üstü kapalı uyarı ve eleştirilerine öfkelerini dile getirdi. Ülkenin yönetim biçiminin yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunan Hatemi, ‘rejimin çökeceği’ uyarısında bulundu. Hatemi ayrıca anayasada değişiklik yapılması ve ruhsatlı partilerin seçimlere katılma yasağının kaldırılması çağrısını yineledi.

Ülkenin yönetim biçimini ve ‘enerji ve yetenek israfını’ sert bir şekilde eleştiren Hatemi, siyasi elitleri halkın yanında yer almaya, ‘onların acılarını bilip yardımcı olmaya’ çağırdı. İlk İran Dini Lideri Humeyni’nin ofisinin sözcüsü olan Jamaran internet sitesinin aktardığına göre Hatemi, ‘rejimin halka kötü davrandığını’ ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı görevini sekiz yıl (1997-2005) sürdüren Hatemi, Şah döneminde bir grup siyasi tutukluyla iletişim halindeydi.

Kendi kendini onarma

Hatemi sözlerinin devamında “Devrimden pişmanlık duymuyoruz ve İslam Cumhuriyeti'ni reddetmiyoruz. Ancak şu an yaşananlar İslam Cumhuriyeti'nden çok uzak” diyerek, bir kez daha iktidar organının ‘kendi kendini reforme etmesi gerektiğini’ vurguladı. “Bu tür bir yönetim İslam'a, millete ve İran'a zarar verir, telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olur” diyen Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplumun ilerlemesinin lokomotifi sayılan orta sınıf nerede? Bir kısmı yoksul sınıfa itildi, bir kısmı göç etti, geri kalanı ise çeşitli sorunlarla boğuşuyor. İnsanlar köle değildir. Ülkenin yönetimini, çalışabilen, halkın taleplerine cevap verebilecek bir kişinin eline alması gerekir. Madem ‘gücümüz var, işler böyle’ diyorsanız niye öyle yapıyorsunuz? Bunu İslam adına mı yapıyorsunuz?!”

Eleştirisinin bir kısmında da İran rejiminin organlarına değinen Hatemi konuya dair şunları söyledi:

“Uzmanlar Meclisi gerçek pozisyonundaysa, onun görevi dini lideri atamak, görevden almak, performansını ve ona atfedilen aygıtları denetlemek olacaktır. Anayasa Koruma Konseyi ise insanların oylarının çalınmamasını sağlamalıdır. Hedefi kalkınma, refah, adalet ve kelimenin her anlamıyla güvenlik olmayan yönetim organının güvenliği sürdürülebilir olmayacaktır. Daha önce de söylemiştim, kişisel reform yapılmadığı sürece sonunuz kaçınılmaz olacaktır. İyi bir yönetimimiz yok ve insanlar her an yöneticilerden yüz çeviriyor. Devletin kendini yenilemesi gerekiyor. Anayasada birçok kusur var. Ama ben şunu söylemiyorum; anayasa tamamen değişmeli, demokratik bir ortamda reformların nasıl gerçekleştirileceğini tartışmalıyız. Hükümet hata yaptığını kabul etmeli ve kendisini reforme etmelidir.”

Seçimlere katılım

Hatemi, parlamento seçimleriyle ilgili kişisel tutumuna yönelik sorulara şöyle cevap verdi:

“Seçimler milletin iyiliği içindir. Gerçekçi seçimler olmalı. Bir insanı kelepçeleyip ondan yüzmesini isteyemezsiniz. Kapılar kapandığında ve halkın büyük bir kesimi desteklediği adaya oy veremediğinde neye oy verilmeli?! Dünyanın her yerinde insanların seçimlere katılıp katılamayacağını siyasi partiler belirliyor. Yetkili partilerin adaylarını sunmasına ve halkın katılımına neden izin vermiyorsunuz?”

‘Ülke nüfusunun yüzde 70'inin istediği adayı bulamadığı durumlarda, insanların seçimlere katılma isteğinin olmamasının doğal olduğuna’ işaret eden Hatemi, zorlayıcı güç kullanımına başvurmanın sorunları çözmediği konusunda uyarıda bulundu.

Hatemi'nin bu çıkışı, geçtiğimiz şubat ayında mevcut anayasa çerçevesinde reform çağrısında bulunan 15 maddelik bir açıklama yapmasının ardından ikinci büyük çıkışı. Hatemi söz konusu açıklamada, müttefiki reformist lider Mir Hüseyin Musevi'nin açıklaması üzerine, yeni bir anayasa için genel referandum yapılması ve hükümetin temellerinin ‘hukukçuların vesayetinden’ çıkarılması çağrısında bulunmuştu.

‘Yargılama ve hesap verebilirlik’

Hatemi'nin açıklamalarının yayınlanmasından saatler sonra Dini Lider Ali Hamaney'in ofisine bağlı Keyhan gazetesi perşembe günü, reformist cumhurbaşkanının tutuklanması, mahkemeye çıkarılması ve cezalandırılması çağrısında bulundu.

Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari konuya dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Hatemi, kendisini rakip olarak göstermek için muhalefetin kelime dağarcığını manipüle eden beceriksiz bir kişidir. O, anavatanına defalarca ihanet etmiş, kaosu kışkırtmış ve rejimi devirme planında yabancı aygıtların unsurları ile ortaklıkta bulunmuştur. Hatemi gibi insanlar, yalnızca 2009'da suç işlemek ve vatana ihanet etmekle değil, 2013 ve 2017'de seçim sahtekarlığı yapmaktan ve insanların geçimini bozmaktan yargılanmalı ve sorumlu tutulmalıdır.”

Fotoğraf Altı: Hatemi, Hasan Humeyni ve İran Dini Lideri’nin Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golbayegani geçtiğimiz ay bir araya geldi. (Jamaran)
Hatemi, Hasan Humeyni ve İran Dini Lideri’nin Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golbayegani geçtiğimiz ay bir araya geldi. (Jamaran)

Gazete, cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının reddedilmesinin ardından 2009 protestolarına öncülük eden reformist Yeşil Hareket’in protestolarına ve 2013 ile 2017 seçimlerini kazanan nispeten ılımlı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin verdiği ekonomik vaatlere atıfta bulunuyordu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına konuşan Cevan gazetesi ise Hatemi'nin devrime destek verdiği yönündeki açıklamalarına yanıt vererek şu ifadeleri kullandı:

“Dini Lider sizi olay yerinden uzaklaştırmak istemedi. Liderlik size hukuk çerçevesinde en büyük hoşgörüyü gösterdi. Keşke sınırlarınız ve payınız konusunda ikna olsaydınız.”

Hamaney’in Hatemi'yi siyasi sahneden uzaklaştırmaya karar vermeyerek ona ‘hukuk çerçevesinde en büyük hoşgörüyü gösterdiğini’ yazan gazete, ayrıca Hamaney’in şu sözlerini aktardı: “İnsanların acısını bilen biri olsaydınız, iktidarda kaldığım 30 yıl boyunca bunu hissederdiniz.”

Cevan gazetesi Hatemi'yi ‘eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın sözlerini ödünç almakla ve onun reform arayışı geçmişini popülist bir gazeteyle lekelemekle’ suçladı.

Hatemi, cumhurbaşkanlığı seçimi için adayların kaydedilmesi aşamasını takip eden dönemde DMO medyasının eleştirilerinin hedefi oldu.

Reformist Mardom Salari Partisi Genel Sekreteri Mustafa Kevakiban, “Hatemi, reformist partiler arasında hâlâ destek almasına rağmen eski popülaritesini kaybetti” dedi. Kevakiban, Hatemi'nin seçim listelerinin veya adayların desteklenmesine müdahale etme niyetinde olmadığına dikkat çekti.

Reformist arzular

Hatemi'nin açıklamaları, reformist isimlerin ve partilerin parlamento seçimlerine katılma isteklerini dile getirdiği bir dönemde geldi.

Reform Cephesi'nin eski lideri Behzad Nebevi, gençlerin reformistlere katılma şansını küçük gördüğünü belirtti. Reformist partiler, Nebevi’nin istifasını sunmasının ardından geçtiğimiz haziran ayında cephenin başına Azer Mansuri'yi seçmişti.

Nebevi, geçtiğimiz eylül ayında ahlâk polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından Mahsa Amini adlı genç kadının yaşamını yitirmesi ile İran'ı sarsan protesto hareketine karşı tartışmalı tavırları nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.

Akahi Nu dergisinin bu hafta yayınladığı röportajda Nebevi, “Gençler, Reform Cephesi’ne bir kadının başkanlık etmesini kabul etmeyecekler” dedi.

Geçtiğimiz şubat ayında yayınlanan bir bildiride Nebevi, mevcut rejimin aşılması çağrısında bulunan reformcu lider Mir Hüseyin Musevi'yi eleştirdi. Nebevi ayrıca, kadınların yaptığı protestolarda kullandıkları sloganlara değinerek “Bazı reformistler, kadın, yaşam ve özgürlük sloganını tekrarladılar” dedi.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam, Jamaran'a yaptığı açıklamada Reform Cephesi içinde bölünmelerin olduğunu ve yaklaşan parlamento seçimlerini boykot etme niyetinin varlığını reddetti.

Reformistlerin seçimleri boykot edeceği fikrini ortaya atanları ‘boykotun peşinde koşmakla’ suçlayan İmam şu ifadeleri kullandı:

“Bu boykot, uygulamada farklı yönelimlerin seçimlere katılmasını engellemek amacıyla davranışlarıyla, usulleriyle, seçimleri yapacak özel bir yönelimden kişileri seçme niteliğiyle ortaya çıktı.”

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre İmam, adayların uygunluğuna karar verme sürecinde Anayasa Koruma Konseyi'ne daha geniş yetkiler veren yeni seçim yasasını eleştirdi. Yeni yasanın gözden geçirilmemesi ve kamuoyunun güveninin yeniden tesis edilmemesi halinde, ‘tüm spektrumların ve yönelimlerin mevcut olduğu ve insanları katılmaya motive eden özgür ve rekabetçi seçimlere tanık olunmayacağı’ konusunda uyardı.

Raporlar, bazı reformcu isimler arasında toplantılar yapıldığını ortaya çıkarmıştı. Bunlar arasında Dini Lider Ali Hamaney'in kardeşi Hadi Hamaney ile 2011'den bu yana yetkililer tarafından ev hapsinde tutulan reformcu lider Mehdi Kerrubi de yer alıyor.

Mehdi Kerrubi'nin oğlu Hüseyin Kerrubi, geçtiğimiz pazartesi günü reformist ILNA ajansına yaptığı açıklamalarda, babasının seçimlerle ilgili olarak reformistlerle görüştüğüne dair haberlerin ‘yalan’ olduğunu ve kendisinin ‘seçimlerdeki durum göz önüne alındığında mevcut bir tutumu olmadığını’ söyledi.

Reformist Ensaf News internet sitesi Kerrubi ve Hadi Hamaney'in seçimlere katılıp katılmayacağı ve ılımlı reformistlerin seçimlere nasıl katılabileceği konusunda toplantılar yaptığını bildirmişti.

Reformist partiler parlamento seçimlerine ilişkin planlarını net bir şekilde açıklamazken, eski Meclis Başkanı Ali Laricani'nin geri dönme olasılığı ve Hasan Ruhani hükümetinin üyelerinin çoğunluğunun parlamento yarışına katılma olasılığına ilişkin spekülasyonlar ışığında, ılımlı akımın tutumunda belirsizlik hâkim.

40 binden fazla talep

İçişleri Bakanlığı’na bağlı İran Seçim Komisyonu, parlamento seçimleri için aday kayıt sürecini 13 Ağustos'ta tamamladı. İran medyası, İran Parlamentosu'nda 290 sandalye için ülke genelinde 48 bin kişinin adaylık başvurusunda bulunduğunu bildirdi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı, parlamento seçimlerine katılmak için 800'den fazla reformistin başvuruda bulunduğunu kaydetti. Keyhan gazetesi ise geçtiğimiz hafta reformistlerin seçimlere ‘sessiz sedasız’ kayıt yaptırdığını bildirdi. İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, “Seçimlere aday olmak için tüm siyasi akımların temsilcileri başvuruda bulundu. Maksimum katılım, sağlıklı ve rekabetçi seçimlerle sağlanacak” dedi.

Yaklaşmakta olan seçim, son protestolardan sonraki ilk seçim olması hasebiyle İran için önemli. Yetkililer, son parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin son 40 yılın en düşük katılımını kaydetmesinin ardından seçmenlerin oy kullanma konusundaki isteksizliğinden korkuyor. Bu yılın başlarında İran Dini Lideri, seçimlere katılanların sayısını artırmak için devlet aygıtının tüm enerjisinin harekete geçirilmesi emrini verdi.

Fars Haber Ajansı, parlamentonun İran parlamentosunda 40 sandalye artırmaya yönelik bir plan taslağı üzerinde çalıştığını bildirdi. Bazı milletvekilleri planın ertelenebileceğini söyledi. Plan, İran'ın 31 vilayetinden 25'indeki temsilci sayısının artırılmasını içeriyor. Parlamentoda şu anda 290 sandalye bulunuyor ve mevcut parlamentodan 250 milletvekili yaklaşan seçimlerde aday olmak için başvuruda bulundu.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.