İslam Üniversiteleri Birliği’nden Kur’an-ı Kerim nüshalarının yakılmasına izin veren ülkelere çağrı

Birlik, medeni farkındalıklarını yeniden tesis etmeleri çağrısında bulundu.

Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)
Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)
TT

İslam Üniversiteleri Birliği’nden Kur’an-ı Kerim nüshalarının yakılmasına izin veren ülkelere çağrı

Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)
Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)

İslam Üniversiteleri Birliği, akademisyenler ve düşünürlerin yanı sıra İslami fetva organları ve konseylerinin temsilcilerini, önemli üniversiteleri, uluslararası hukuk uzmanlarını özgürlük meselelerini ve bunların gerçeklik ve pratikteki sonuçlarını tartışmak üzere kendi bünyesinde harekete geçirdi. ‘Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’, ISESCO tarafından Fas’ın başkenti Rabat’ta düzenlendi. Açılışını İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı ve Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Şeyh Dr. Muhammed el-İsa gerçekleştirdi.

Konferans, ‘fikir ve ifade özgürlüğü’ gerekçesiyle İslami ve genel olarak dini kutsallıklara karşı işlenen suçların arttığı bir ortamda gerçekleşiyor. Konferansta, ‘İslam’ın ötesindeki bu yüce insani değer hakkındaki kafa karışıklığının ortadan kaldırılması’ ve ‘dinlerin ve medeniyetlerin takipçileri arasında daha fazla dayanışma, anlayış ve saygıya dayalı bir geleceğin çizilmesine, medeniyetler çatışması ve dini çatışma tezlerinin ele alınmasına yönelik farkındalık ve entelektüel teşvikin artırılması için umut edilen akademik rolün tesis edilmesi’ açısından içeriği büyük önem taşıyan bilimsel oturumlar yer alıyor.

İsa, konferansın açılış konuşmasında şunları söyledi:

“Normal mantık, özgürlüklere ilişkin yasal anlayışın, değerleri ve hakları, özellikle başkalarının onurunu ve kutsallarını koruyan bir çerçeve olmamasını kabul etmez. Ayrıca cahil ve kötü niyetli kişilerin, ifade özgürlüğünü dünyamızın barışına ve ulusal toplumlarımızın uyumuna zarar verecek şekilde kullanmasına engel olur. Uygar anayasaların ruhu, nefreti kışkırtmaya ve medeni çatışmayı körüklemeye izin vermez. Bu nedenle, bağlamları anlaşılmalı ve saygı ve uyum değerlerini teşvik eden, uluslar ve halklar arasındaki çatışma risklerini önleyen normal insan mantığından öğrenilen hedeflere ulaşacak şekilde uygulanmalıdır. Anayasa metinlerinin toplumlarda barışı, milletler ve halklar arasında dostluğu teşvik edici ruhundan sapacak şekilde yorumlanması yanlış ve tehlikelidir.”

Fotoğraf Altı: Konferansın açılış konuşmasını İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı Şeyh Muhammed el-İsa yaptı. (Şarku'l Avsat)
 Konferansın açılış konuşmasını İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı Şeyh Muhammed el-İsa yaptı. (Şarku'l Avsat)

Diğer yandan Mısır Baş Müftüsü Şevki İbrahim Allam, yaptığı konuşmada, bugün Müslümanların fikirlerin, vizyonların, felsefelerin ve kavramların çeşitli kanallardan hareket ettiği ve birçok insanda kafa karışıklığına neden olduğu teknik bir devrimle karşı karşıya olduklarını belirtti. İbrahim Allam, özgürlüklerin şeriata ve hukuk denetimlerine uygun olarak kullanılmasının toplumların emniyetini garanti altına aldığını, bireylerin güvenlik ve psikolojik huzurunu koruduğunu, fitne ve huzursuzluk çıkaranlara sınırlama ve kısıtlamalar getirdiğini dile getirdi.

İslam Üniversiteleri Birliği Genel Sekreteri Sami Muhammed eş-Şerif ise konferansın, dünyadaki hak ve özgürlükler kavramının incelenmesi çerçevesinde gerçekleştiğine dikkat çekti. Dini değerler sisteminin insan kökeninin birliğini ve insan hak ve özgürlüklerinin merkeziliğini onayladığını belirten Şerif, “İnsan hakları ve bunların merkezinde insanın özgürlükleri, İslam hukukunun amaçları açısından temel bir eksendir” dedi.

Aynı şekilde ev sahibi kuruluş olan ISESCO’nun Genel Müdürü Salim el-Malik, “Özgürlük meselesi, artık kalemlerle ele alınan ve kültürel ve sosyal lüks açısından fikirlerin dolaştığı teorik bir mesele değildir” ifadelerini kullandı.

Daha sonra İslam dünyasının önemli üniversitelerinin başkanları da dahil olmak üzere üst düzey akademisyenlerin konferansın teması çerçevesinde önemli eksenlerinin ayrıntılarını içeren konuşmalar yaptığı oturumlar gerçekleşti.

Fotoğraf Altı: Mısır Baş Müftüsü Şevki İbrahim Allam, açılış oturumunda konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
Mısır Baş Müftüsü Şevki İbrahim Allam, açılış oturumunda konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)

Konferansın kapanış bildirisinde şu başlıklarda mutabakata varıldı:

-İnsanı onurlandırmak ve ona saygı göstermek, din ve kültür mensupları arasındaki anlaşmanın konusudur ve insanı manevi, entelektüel ve maddi açıdan hazırlamak, medeni toplumlar inşa etmenin, dünyayı ıslah etmenin ve insanları mutlu etmenin temel yapı taşıdır. Özgürlüğü herkese garanti edilen yüce bir insani değer olarak görmek ancak diğer değerler ve ilkeler gibi, ulusların, halkların ve çeşitli ulusal toplulukların içindeki kaos ve saçmalıklarla eşanlamlı değildir. Bu, uluslar ve halklar arasında ve çeşitli ulusal toplumlar içinde ilişkilerin inşasında bu önemli insani katılımcının ciddi bir şekilde istismar edilmesi ve çarpıtılması anlamına gelir.

-Gevşek özgürlük, ahlaki değerlerine ve medeni hukuk anlayışına karşı bir suçtur. Dolayısıyla kendi sahte şemsiyesi altında insanın onuruna tecavüz ederken hiçbir insani değer tanımaz, aksine medeni ittifakımızı yıkmanın, milletler ve halklar arasında dostluk kurmanın küreklerinden biridir. Tarih buna şahittir. İnsani yapımızı parçalamanın yanı sıra ulusal toplumlarımızın bütünlüğünü bozmanın nedenlerinin başında yer almaktadır.

-İnsan çeşitliliği ve anlaşmazlığın kaçınılmazlığı, tüm farkındalıkla anlayışı gerektiren bir gerçekliktir. Başkalarına pozitiflik katma ve iyilik yapma konusunda rekabet, asil değerlere bağlılığı, ötekini bir varlık ve medeniyet olarak tanımayı, onun özel hayatına saygıyı ve haklarının korunmasını gerektirir.

-Toplumun bileşenleri arasında bir arada yaşamanın, insanlık ailesinin birliğini tanımaya, insan ilişkilerini güçlendirmeye, vatanseverlik duygularını geliştirmeye ve farklı kesimler arasında sorumluluk ruhu ve uyum kaygısıyla dolu temeller üzerinde anlayış köprüleri kurmaya, entegrasyon ve iş birliğine dayalı bir gerekliliktir.

Konferansa katılanlar, bugün dünyanın tanık olduğu durumun ciddiyetine de değindi. Katılımcılar ayrıca söz konusu durumun ‘güveni artırmak, korkuları ortadan kaldırmak ve yanlış anlamaları düzeltmek için çatışmaları çözmeye yönelik etkili diyalog kurmaya, farklılıklarla başa çıkmayı rasyonelleştirmeye ve taraflar arasında anlayış sağlamaya’ odaklanarak, aşırılık, bencillik, nefret ve tecrit çağrılarını ortadan kaldıran bir farkındalığı gerektirdiğini vurguladı.

İslam Üniversiteleri Birliği tarafından konferansın sonunda yayınlanan bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Söz, bilgi ve delil olmadan söylenemeyecek ahlaki bir sorumluluk ve manevi güvendir. Başkalarını rencide etmenin, dinsel duyguları alevlendirmenin, ırkçı eğilimleri körüklemenin sebebidir. Başkalarının haklarını, özellikle de onurlarını koruyan ve dünyamızın barışının ve uyumunun gereklerini dikkate alan çerçevelere uygun şekilde, genel olarak tüm özgürlükler, özel olarak da ifade özgürlüğü ulusaldır.”

İslam Üniversiteleri Birliği’nin bildirgesinde, medya kuruluşlarına, insani ve milli kardeşlik bağlarını ve karşılıklı saygıyı güçlendirmeye yönelik basın içeriklerini iyileştirmeleri ve nefreti, çatışmayı ve medeniyet çatışmasını kışkırtmayı çağrıştıran tüm yöntemlere karşı medya içeriğini geliştirme çağrısı yapıldı. Ayrıca devletlerin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine saygı duyması, bir arada yaşama ve karşılıklı saygıya yönelik stratejiler geliştirmesi, ‘aşırılık ve nefrete yol açan kışkırtmayı ve bir döngüye girmeyi’ yasaklayıcı mevzuat çıkarma gerekliliğine dikkat çekildi.

Bildiride, İslamofobi olgusu, nefreti körükleyen ve şiddeti besleyen, uyum ve barış toplumları inşa etme projelerini baltalayan ırkçı bir söylem olduğu gerekçesiyle kınandı, sükunete şiddetle ihtiyaç duyan bir dünyada dini provokasyonun sonuçları konusunda uyarıda bulunuldu.

Aynı şekilde bildiride, hükümetlere ve halklara dini, etnik ve kültürel bileşenler arasındaki geçmiş farklılıkların üstesinden gelme ve Rahman’ın farklılık ve çeşitliliğin kaçınılmazlığı konusundaki bilgeliğini anlamaya dayalı medeni bir vizyonla bir arada yaşamanın sorunlarını ele alma çağrısı yapıldı. Ayrıca fiziksel kentleşmenin ötesine geçerek kentleşme ahlakını benimseyen toplumlar oluşturmak için farkındalık yaratma konusunda katılımcılarına yatırım yapması çağrısında bulunuldu.

Diğer yandan dünya genelindeki eğitim müfredatlarının, başkalarına saygı konusunda toplumsal farkındalığı geliştiren, onların onurlarını, özellikle de dini kutsallıklarını aşağılamadan var olma ve onurlu yaşama haklarını anlayan materyaller içermesi çağrısı yapılırken, ayrıca aralarındaki çatışma tehlikeleri konusunda uyarı yapıldı.

İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı, ISESCO Genel Müdürü ve Mısır Baş Müftüsü. (Şarku’l Avsat)
İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı, ISESCO Genel Müdürü ve Mısır Baş Müftüsü. (Şarku’l Avsat)

Bildiride ayrıca, Kur’an-ı Kerim nüshalarının yakılmasına izin veren ülkelerden, anayasal kavramlarını yeniden gözden geçirmeleri, medeniyet bilincini yeniden tesis etmeleri, tarihin öğütlerini hatırlatmaları, özgürlüklerin insani anlamı ile bu anlamı zedeleyen kaosu karıştırmamaları, özellikle özgürlükler kavramının başkalarının onurunu aşağılayacak noktaya gelmesine izin vermemeleri istendi. Sırf dinsel ve entelektüel farklılıklar nedeniyle milletler ve halklar arasında kaydedilecek bir çatışmayı kışkırtmamaları ve nihayetinde Allah’ın varlığının doğası gereği ilmi ve hikmeti ile farklı olmasını istediği tek insan ailesinin üyeleri arasında uçurumu derinleştirmemesi çağrısında bulunuldu.

Konferans, çeşitli medya kuruluşlarında Arap, İslami ve uluslararası platformlarda da geniş bir yer buldu. 



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.