Suriyelilerin kanayan yarası: Kayıplar dosyası

Şarku’l Avsat DEAŞ eliyle kaybedilenler dosyasını ele aldı

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
TT

Suriyelilerin kanayan yarası: Kayıplar dosyası

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kurulan Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş'un üyeleri, Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehrindeki kayıpların aileleriyle Zoom üzerinden iletişime geçmeye başladı. Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş, BM Genel Kurulu'nun geçtiğimiz temmuz ayı sonlarında kabul ettiği, sivil toplum kuruluşlarının savaşın başladığı 2011 yılından bu yana sayılarının 100 binin üzerinde olduğunu tahmin ettiği kayıp Suriyelilerin akıbetini açıklığa kavuşturacak uluslararası bir kuruluşun kurulmasına yönelik kararın ardından kuruldu ve çalışmalarına başladı. Sivil toplum kuruluşları, kayıp kişilerin büyük bölümünün kaybolmasından merkezi hükümeti sorumlu tutarken aynı suçlama birçok muhalif gruba ve terör örgütüne de yapılıyor.

Bir insan hakları örgütü olan Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi İcra Direktörü Muhammed el-Abdullah, DEAŞ tarafından Suriye’de kaçırılanların sayısını tam olarak bilmenin çok zor olduğunu belirterek, “Örgüt eliyle kaybedilen Suriyelilerin sayısının 8 bin ile 10 bin arasında olduğu tahmin ediliyor” dedi. Sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan tahminlere ve yerel kaynaklara göre yalnızca Rakka’da 800'den fazla kişi kayıp.

Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş üyelerinin iletişime geçtiği aileler arasında, tek oğlu İsa'nın 9 yıl önce 15 Nisan 2014'te DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan Rakkalı muhalif aktivist Halaf el-Gazi de var. DEAŞ üyeleri 9 yıl önce gece geç saatlerde kapısını çalıp, Halaf'ın tek oğlu olan 1997 doğumlu İsa'yı yanlarına alıp gittiler. İsa, genç yaşına rağmen insani yardım alanında aktif çalışıyordu ve üniversiteye hazırlanıyordu. Suriye ordusunun 2013 martında Rakka'nın kontrolünü kaybetmesinden dolayı sınavlara girmek için komşu il Haseke’ye gitmeyi planlıyor.

Tek oğlu olan İsa'nın 9 yıl önce DEAŞ tarafından kaçırılan Suriyeli muhalif Halaf el-Gazi (Şarku’l Avsat)
Tek oğlu olan İsa'nın 9 yıl önce DEAŞ tarafından kaçırılan Suriyeli muhalif Halaf el-Gazi (Şarku’l Avsat)

Halaf el-Gazi, Şarku'l Avsat'a verdiği röportaja şöyle başladı:

“Onu uyandırdım ve kapıdaki DEAŞ üyelerinin kendisini sorduğunu söyledim. Korkmadan ve tereddüt etmeden bir kaplan gibi merdivenlerden inip onlara ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. O an araya girdim ve ‘Ben de oğlumla birlikte onu eve geri getirmek için sizinle geleceğim’ dedim. Ama buna karşı çıktılar ve ‘Sorgusu iki sorudan ibaret, ondan sonra onu size geri vereceğiz’ dediler.”

DEAŞ üyelerinin maskeli olduğunu ve Rakkalıların aksanıyla konuştuğunu söyleyen acılı baba, ancak saatler geçmesine rağmen oğlu İsa’nın geri dönmediğini belirterek, “Moralimizi bozmamaya çalıştık. Güneş doğmasıyla valilik sarayına gidip oğlumu sordum, orada olmadığını, hakkında hiçbir şey bilmediklerini söylediler” ifadelerini kullandı.

Fırat’ın doğusunda 2019 martında DEAŞ’ın askeri ve coğrafi olarak kontrolü ortadan kaldırılmış olsa da örgütün kaçırdığı binlerce kişinin akıbeti halen bilinmiyor. El-Gazi ailesi de dahil olmak üzere kayıp kişilerin aileleri, sevdiklerinin öldüğüne ya da yaşadığına dair hiçbir kanıt olmadan endişe ve şüphe sarmalı içinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

İsa'nın yokluğunda geçen günlerin ardından baba yüreğinde oğlunu aramaya başlaması gerektiğine yönelik şüpheler uyandı. Örgütün Rakka’yı kontrol ettiği dönemde ilk olarak o dönemin en büyük gizli gözaltı merkezlerinden biri olan 11’inci noktaya gitti, ama oğlundan hiçbir iz yoktu. Daha sonra Rakka halkının tanıdığı ve örgüte çalışan Tubat el-Beriş liderliğindeki Aşiret İşleri Ofisi'ne giderek ondan İsa'nın nerede olduğunu ve akıbetini öğrenmek için tüm girişimlerde bulunacağına dair söz aldı.

Acılı baba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne var ki sonunda ona ne olduğunu öğrenebildik. Neyle suçlandığını bilmeden hapse atılmıştı. İsa, tutuklandıktan bir hafta sonra babasına hapishaneden, durumunun iyi olduğunu ve Mısırlı bir kişinin kendisinden sorumlu olduğunu söylediği kendi el yazısıyla yazılan bir mektup gönderdi. İkinci hafta, hapishaneye biraz giysi getirilmesini istediği ikinci bir mektup gönderdi. Mektupta üniversite sınavı tarihi ​​yaklaştığı için sınavı çok fazla düşündüğünü ve kendisini serbest bırakmaları için örgütteki isimlerle görüşmemi istedi.”

DEAŞ’ın Rakka kontrol ettiği dönemde binlerce kişi kayboldu

İsa'nın ortadan kaybolmasından tam bir yıl sonra babası, örgüte bağlı hastanelerden birinde çalışan Ürdünlü bir doktorla tanıştı. Ürdünlü doktor, Gazi'ye, örgüt üyelerinin ‘hilafet devleti’ kurulduğu yalanıyla kendisini nasıl aldattığını ve ailesini ve akademik hayatını bırakıp nasıl buraya geldiğini anlattı. Ürdünlü doktorun, kendisinden oğlunun hikayesini öğrendikten sonra ona yardım etmeye karar verdiğini söyleyen Gazi, “Hemen ertesi gün evime gelip oğlumun gözlük taktığını söyledi. Oğlumun özelliklerini sıraladı. Ben de onun doğru söylediğinden emindim” dedi. Gazi, daha sonra oğlunun ‘Peder Paolo Grubu’ adıyla anılan Peder Paolo Dall'Oglio ve Suriyeli 50 aktivistle birlikte yeri gizlenen bir hapishanede tutulduğu bilgisine ulaştığını belirtti. Peder Paolo, hayatının yarısını Suriye’de, başkent Şam’ın kırsal kesimlerinde yer alan eski kiliselerde hizmet ederek geçiren tanınmış bir İtalyan Cizvit rahiptir. Peder Paolo rejim karşıtı protestoların patlak vermesi, DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkması ve barışçıl gösterilere öncülük eden onlarca Suriyeli aktivistin kaçırılmasının ardından 2013 yılının temmuz ayı sonlarında Rakka’ya geldi. Aynı ay, tutuklu aktivistlerin serbest bırakılması için DEAŞ liderleriyle pazarlık yapma umuduyla valilik binasına gitti. Fakat o günden beri kayıp olan Peder Paolo’ya ne olduğu hakkında hiçbir bilgi yok.

DEAŞ terör örgütünün eski kalesi Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehri (Şarku'l Avsat)
DEAŞ terör örgütünün eski kalesi Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehri (Şarku'l Avsat)

Umudunu kaybetmeden 2019 yılında Bağuz’da DEAŞ’a karşı verilen son savaşa kadar oğlu İsa'yı arayan baba Gazi, “Ürdünlü doktorun sözlerinden sonra içimdeki umut tazelendi. Bağuz Savaşı'nın bitmesinden sonra umudum yeniden arttı” şeklinde konuştu.

BM çatısı altında Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş'un kurulmasıyla ilgili olarak Gazi, “Umudumuz yeşerdi. Eğer umudumu kaybedersem oğlumu da kaybederim” ifadelerini kullandı. Acılı baba, hüzünlü bir ifadeyle “Annesi ve ben, İsa'nın evimizin kapısını çalıp ‘İşte geldim baba’ demesini bekliyoruz. Onun her zaman bizimle birlikte olduğunu ve yanımızdan bir an olsun ayrılmadığını hissediyoruz” diye konuştu.

Sözleri boğazında düğümlenen baba konuşmayı bıraktı. Evin avlusunda uzun zamandır çalmasını beklediği kapıya bakarak gözyaşlarına boğulan İsa'nın annesine bakan babanın da gözleri yaşlarla doldu.

DEAŞ 8 binden fazla Suriyeliyi kaçırmakla suçlanıyor

Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi İcra Direktörü avukat Muhammed el-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılanların tam sayısını bilmenin çok zor olduğunu belirterek, “DEAŞ’ın Suriye’de bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirdiği yıllarda, yalnızca Suriye'nin kuzeydoğusunda kaybolan Suriyelilerin sayısı 8 bin ile 10 bin arasında değişiyor” dedi.

Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi’nin DEAŞ’ın eliyle kaybolanlar dosyasıyla ilgili çalışmalarına 2019 yılında başlayan, başlarda Rakka Sivil Konseyi'ne bağlı İlk Müdahale Ekibi ile çalışan daha sonra da Rakka'da Suriye Kayıp ve Adli Tıp Ekibi'nin kurulmasına katkıda bulunan Suriyeli bağımsız bir insan hakları kuruluşu olduğunu söyleyen Abdullah, DEAŞ’ın eliyle kaybolanların aileleriyle, 400’den fazla belgelenmiş görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

BM tarafından Suriye'deki kayıp kişilerin akıbetini aydınlatmaya yönelik, onların nerede olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan ve mağdurlara ve ailelerine destek vermeyi amaçlayan bağımsız bir kuruluş kurulması kararından duyduğu memnuniyeti ifade eden Abdullah, kararı ‘tarihi’ olarak nitelendirdi.

Abdullah sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kararın kendisi bile bu karmaşık ve çetrefilli dosyayı çözmek için atılmış büyük bir adım, ancak en önemli soru, ‘Bu kuruluş, Suriye hükümeti aracılığıyla ve onun onayıyla mı Suriye'ye girecek?’ sorudur.”

Kuruluşun üyelerinin yurt dışından çalışmaya devam etmeleri, halkın tanıklıklarını dinlemek ve periyodik raporlar sunmakla yetinmeleri halinde işlerin yürümeyeceğini vurgulayan Abdullah, saha ziyaretleri yapılması ve sahadaki gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)

Gerçek adını kullanmaktan kaçınan Rakkalı genç kadın Mehasin (30), bir zamanlar kadınlar bölümünü yönettiği bir internet kafede çalışan kız kardeşi (1994 Rakka doğumlu) Abir'in hikayesinin Şarku’l Avsat’a anlattı. Kendi iş yerine yaklaşık 500 metre uzaklıktaki bir dükkanda çalıştığını söylediği kız kardeşinin DEAŞ’ın o dönem internet kafe sahiplerine getirdiği şartlardan biri olan kadınlarla erkeklerin bir araya gelmesini önlemek amacıyla kadınlar bölümü yöneticisinin erkekler bölümü yöneticisinin eşi, kız kardeşi ya da annesi tarafından yönetilmesi şartı nedeniyle kafe sahibinin eşi olarak işe başladığını, ancak kız kardeşinin böyle kafe sahibinin eşi olmadığını iddia ettiğini söyledi.

Mehasin, 16 Aralık 2017 günü öğleden sonra saat 15.00 sularında DEAŞ’a bağlı ahlak polisi Hisbah üyelerinin kafeye gelerek kafe sahibini ve Abir’i gözünün önünde gözaltına alarak kadınlar bölümünü kimin yönettiğini sorduklarını aktardı. Kafe sahibinin Hisbah üyelerine Abir’i kız kardeşi olduğunu söylediğini, Abir’in ise onun karısı olduğunu belirttiğini söyleyen Mehasin, iki yanıtın birbiriyle çelişmesi sonucu Hisbah üyelerinin onları tutuklayıp kafeyi kapattıklarını belirtti.

Olayı haber vermek için hemen ailesini yanına gittiğini söyleyen Mehasin, Abir’in neden tutuklandığını öğrenmek amacıyla Hisbah’ın soruşturma departmanına gittiklerini, oradaki görevlilerin Abir’in tutuklanma gerekçesinin yalan söylemesi olduğunu ve cezasını çekeceğini söylediklerini aktardı. Mehasin, Hisbah’ın internet kafe sahibinin erkek kardeşinin evine baskın düzenlediğini, onu ve eşini büyük miktarda para almak ve Uluslararası Koalisyon ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile iş birliği yapmak suçlamasıyla tutukladığını da sözlerine ekledi.

Mehasin, daha sonra ailesinin Abir’in akıbetini öğrenmek için DEAŞ’ın kontrol ettiği hapishanelerin gizli karargahlarından birine gittiğini, orada kendilerine Abir’in, DEAŞ’ın karargahının koordinatlarını Uluslararası Koalisyon güçlerine verdiği suçlamasıyla Hasekeli 7 genç kızla birlikte idam edildiğinin söylendiğini aktardı.

Mehasin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“DEAŞ, genellikle bir şüpheliyi infaz ettiğinde kişisel eşyalarını ailesine teslim ediyordu. Kız kardeşimin de bir telefonu ve altın bilezikleri vardı. Kardeşimin kişisel eşyalarının nerede olduğunu sorduğumuzda, mürtet olduğu (dinden çıktığı) ve Uluslararası Koalisyonla iş birliği yaptığı için bu eşyalara el konulduğunu söylediler.”

DEAŞ’ın birçok zulmüne sahne olan Rakka şehir merkezi (Şarku’l Avsat)
DEAŞ’ın birçok zulmüne sahne olan Rakka şehir merkezi (Şarku’l Avsat)

Ancak ne Mehasin ne de ailesi, DEAŞ’ın kendilerine anlattıklarından tatmin oldular. Aradan 20 gün geçtikten sonra bir kız evlerinin sabit hattını arayarak Abir'in hayatta olduğunu, hapse atıldığını, yazlık kıyafet ve ihtiyacı olan bir şey parça eşya istediğini söyledi. Eşyaların kız kardeşine gönderilmesi için aynı gizli ofise gittiklerini ve bu eşyaları onlara teslim ettiklerini söyleyen Mehasin, bundan bir ay sonra Abir’ni evlerinin sabit hattını arayıp annesiyle kısabir görüşme yaptığını belirtti. Abir’in annesine iyi olduğunu söylediğini aktaran Mehasin, “Annem nerede olduğunu ve yakında dönüpdönmeyeceğini sorduğunda, kız kardeşim anneme ‘Dönebilirim de dönmeyebilirimde’ deyip bazı kişisel eşyalarını istemiş” diye anlattı.

Olaydan iki yıl sonra 2019 eylülünde Türkiye'de ikamet eden bir akrabalarının Mehasin’in ailesiyle iletişime geçip daha önce DEAŞ saflarında görev yapan üst düzey bir güvenlik görevlisiyle tesadüfen tanıştığını, onun Deyrizor kırsalında örgütün kontrol ettiği bir hapishanenin müdürlüğünü yaptığını ve Abir’in özelliklerine sahip bir mahkumun bir internet kafede çalışırken yalan söylediği için tutuklandığını söylediğini aktardı. Akrabalarının söylediğine göre söz konusu kişinin bahsettiği özellikler kız kardeşiminkiyle aynı olduğunu ifade eden Mehasin, “Akrabam daha fazlasını öğrenmek istediyse de ama o kişi konuyla ilgili daha fazla konuşmaktan kaçındı ve Almanya'ya gitti” dedi. Mehasin ve ailesi, o günden beri 6 yıldır kayıp olan Abir'in hayatta olup olmadığı hakkında hiçbir şey bilmeden Abir’e ne olduğunu öğrenmeyi bekliyorlar.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.