Suriyelilerin kanayan yarası: Kayıplar dosyası

Şarku’l Avsat DEAŞ eliyle kaybedilenler dosyasını ele aldı

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
TT

Suriyelilerin kanayan yarası: Kayıplar dosyası

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kurulan Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş'un üyeleri, Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehrindeki kayıpların aileleriyle Zoom üzerinden iletişime geçmeye başladı. Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş, BM Genel Kurulu'nun geçtiğimiz temmuz ayı sonlarında kabul ettiği, sivil toplum kuruluşlarının savaşın başladığı 2011 yılından bu yana sayılarının 100 binin üzerinde olduğunu tahmin ettiği kayıp Suriyelilerin akıbetini açıklığa kavuşturacak uluslararası bir kuruluşun kurulmasına yönelik kararın ardından kuruldu ve çalışmalarına başladı. Sivil toplum kuruluşları, kayıp kişilerin büyük bölümünün kaybolmasından merkezi hükümeti sorumlu tutarken aynı suçlama birçok muhalif gruba ve terör örgütüne de yapılıyor.

Bir insan hakları örgütü olan Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi İcra Direktörü Muhammed el-Abdullah, DEAŞ tarafından Suriye’de kaçırılanların sayısını tam olarak bilmenin çok zor olduğunu belirterek, “Örgüt eliyle kaybedilen Suriyelilerin sayısının 8 bin ile 10 bin arasında olduğu tahmin ediliyor” dedi. Sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan tahminlere ve yerel kaynaklara göre yalnızca Rakka’da 800'den fazla kişi kayıp.

Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş üyelerinin iletişime geçtiği aileler arasında, tek oğlu İsa'nın 9 yıl önce 15 Nisan 2014'te DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan Rakkalı muhalif aktivist Halaf el-Gazi de var. DEAŞ üyeleri 9 yıl önce gece geç saatlerde kapısını çalıp, Halaf'ın tek oğlu olan 1997 doğumlu İsa'yı yanlarına alıp gittiler. İsa, genç yaşına rağmen insani yardım alanında aktif çalışıyordu ve üniversiteye hazırlanıyordu. Suriye ordusunun 2013 martında Rakka'nın kontrolünü kaybetmesinden dolayı sınavlara girmek için komşu il Haseke’ye gitmeyi planlıyor.

Tek oğlu olan İsa'nın 9 yıl önce DEAŞ tarafından kaçırılan Suriyeli muhalif Halaf el-Gazi (Şarku’l Avsat)
Tek oğlu olan İsa'nın 9 yıl önce DEAŞ tarafından kaçırılan Suriyeli muhalif Halaf el-Gazi (Şarku’l Avsat)

Halaf el-Gazi, Şarku'l Avsat'a verdiği röportaja şöyle başladı:

“Onu uyandırdım ve kapıdaki DEAŞ üyelerinin kendisini sorduğunu söyledim. Korkmadan ve tereddüt etmeden bir kaplan gibi merdivenlerden inip onlara ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. O an araya girdim ve ‘Ben de oğlumla birlikte onu eve geri getirmek için sizinle geleceğim’ dedim. Ama buna karşı çıktılar ve ‘Sorgusu iki sorudan ibaret, ondan sonra onu size geri vereceğiz’ dediler.”

DEAŞ üyelerinin maskeli olduğunu ve Rakkalıların aksanıyla konuştuğunu söyleyen acılı baba, ancak saatler geçmesine rağmen oğlu İsa’nın geri dönmediğini belirterek, “Moralimizi bozmamaya çalıştık. Güneş doğmasıyla valilik sarayına gidip oğlumu sordum, orada olmadığını, hakkında hiçbir şey bilmediklerini söylediler” ifadelerini kullandı.

Fırat’ın doğusunda 2019 martında DEAŞ’ın askeri ve coğrafi olarak kontrolü ortadan kaldırılmış olsa da örgütün kaçırdığı binlerce kişinin akıbeti halen bilinmiyor. El-Gazi ailesi de dahil olmak üzere kayıp kişilerin aileleri, sevdiklerinin öldüğüne ya da yaşadığına dair hiçbir kanıt olmadan endişe ve şüphe sarmalı içinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

İsa'nın yokluğunda geçen günlerin ardından baba yüreğinde oğlunu aramaya başlaması gerektiğine yönelik şüpheler uyandı. Örgütün Rakka’yı kontrol ettiği dönemde ilk olarak o dönemin en büyük gizli gözaltı merkezlerinden biri olan 11’inci noktaya gitti, ama oğlundan hiçbir iz yoktu. Daha sonra Rakka halkının tanıdığı ve örgüte çalışan Tubat el-Beriş liderliğindeki Aşiret İşleri Ofisi'ne giderek ondan İsa'nın nerede olduğunu ve akıbetini öğrenmek için tüm girişimlerde bulunacağına dair söz aldı.

Acılı baba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne var ki sonunda ona ne olduğunu öğrenebildik. Neyle suçlandığını bilmeden hapse atılmıştı. İsa, tutuklandıktan bir hafta sonra babasına hapishaneden, durumunun iyi olduğunu ve Mısırlı bir kişinin kendisinden sorumlu olduğunu söylediği kendi el yazısıyla yazılan bir mektup gönderdi. İkinci hafta, hapishaneye biraz giysi getirilmesini istediği ikinci bir mektup gönderdi. Mektupta üniversite sınavı tarihi ​​yaklaştığı için sınavı çok fazla düşündüğünü ve kendisini serbest bırakmaları için örgütteki isimlerle görüşmemi istedi.”

DEAŞ’ın Rakka kontrol ettiği dönemde binlerce kişi kayboldu

İsa'nın ortadan kaybolmasından tam bir yıl sonra babası, örgüte bağlı hastanelerden birinde çalışan Ürdünlü bir doktorla tanıştı. Ürdünlü doktor, Gazi'ye, örgüt üyelerinin ‘hilafet devleti’ kurulduğu yalanıyla kendisini nasıl aldattığını ve ailesini ve akademik hayatını bırakıp nasıl buraya geldiğini anlattı. Ürdünlü doktorun, kendisinden oğlunun hikayesini öğrendikten sonra ona yardım etmeye karar verdiğini söyleyen Gazi, “Hemen ertesi gün evime gelip oğlumun gözlük taktığını söyledi. Oğlumun özelliklerini sıraladı. Ben de onun doğru söylediğinden emindim” dedi. Gazi, daha sonra oğlunun ‘Peder Paolo Grubu’ adıyla anılan Peder Paolo Dall'Oglio ve Suriyeli 50 aktivistle birlikte yeri gizlenen bir hapishanede tutulduğu bilgisine ulaştığını belirtti. Peder Paolo, hayatının yarısını Suriye’de, başkent Şam’ın kırsal kesimlerinde yer alan eski kiliselerde hizmet ederek geçiren tanınmış bir İtalyan Cizvit rahiptir. Peder Paolo rejim karşıtı protestoların patlak vermesi, DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkması ve barışçıl gösterilere öncülük eden onlarca Suriyeli aktivistin kaçırılmasının ardından 2013 yılının temmuz ayı sonlarında Rakka’ya geldi. Aynı ay, tutuklu aktivistlerin serbest bırakılması için DEAŞ liderleriyle pazarlık yapma umuduyla valilik binasına gitti. Fakat o günden beri kayıp olan Peder Paolo’ya ne olduğu hakkında hiçbir bilgi yok.

DEAŞ terör örgütünün eski kalesi Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehri (Şarku'l Avsat)
DEAŞ terör örgütünün eski kalesi Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehri (Şarku'l Avsat)

Umudunu kaybetmeden 2019 yılında Bağuz’da DEAŞ’a karşı verilen son savaşa kadar oğlu İsa'yı arayan baba Gazi, “Ürdünlü doktorun sözlerinden sonra içimdeki umut tazelendi. Bağuz Savaşı'nın bitmesinden sonra umudum yeniden arttı” şeklinde konuştu.

BM çatısı altında Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş'un kurulmasıyla ilgili olarak Gazi, “Umudumuz yeşerdi. Eğer umudumu kaybedersem oğlumu da kaybederim” ifadelerini kullandı. Acılı baba, hüzünlü bir ifadeyle “Annesi ve ben, İsa'nın evimizin kapısını çalıp ‘İşte geldim baba’ demesini bekliyoruz. Onun her zaman bizimle birlikte olduğunu ve yanımızdan bir an olsun ayrılmadığını hissediyoruz” diye konuştu.

Sözleri boğazında düğümlenen baba konuşmayı bıraktı. Evin avlusunda uzun zamandır çalmasını beklediği kapıya bakarak gözyaşlarına boğulan İsa'nın annesine bakan babanın da gözleri yaşlarla doldu.

DEAŞ 8 binden fazla Suriyeliyi kaçırmakla suçlanıyor

Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi İcra Direktörü avukat Muhammed el-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılanların tam sayısını bilmenin çok zor olduğunu belirterek, “DEAŞ’ın Suriye’de bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirdiği yıllarda, yalnızca Suriye'nin kuzeydoğusunda kaybolan Suriyelilerin sayısı 8 bin ile 10 bin arasında değişiyor” dedi.

Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi’nin DEAŞ’ın eliyle kaybolanlar dosyasıyla ilgili çalışmalarına 2019 yılında başlayan, başlarda Rakka Sivil Konseyi'ne bağlı İlk Müdahale Ekibi ile çalışan daha sonra da Rakka'da Suriye Kayıp ve Adli Tıp Ekibi'nin kurulmasına katkıda bulunan Suriyeli bağımsız bir insan hakları kuruluşu olduğunu söyleyen Abdullah, DEAŞ’ın eliyle kaybolanların aileleriyle, 400’den fazla belgelenmiş görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

BM tarafından Suriye'deki kayıp kişilerin akıbetini aydınlatmaya yönelik, onların nerede olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan ve mağdurlara ve ailelerine destek vermeyi amaçlayan bağımsız bir kuruluş kurulması kararından duyduğu memnuniyeti ifade eden Abdullah, kararı ‘tarihi’ olarak nitelendirdi.

Abdullah sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kararın kendisi bile bu karmaşık ve çetrefilli dosyayı çözmek için atılmış büyük bir adım, ancak en önemli soru, ‘Bu kuruluş, Suriye hükümeti aracılığıyla ve onun onayıyla mı Suriye'ye girecek?’ sorudur.”

Kuruluşun üyelerinin yurt dışından çalışmaya devam etmeleri, halkın tanıklıklarını dinlemek ve periyodik raporlar sunmakla yetinmeleri halinde işlerin yürümeyeceğini vurgulayan Abdullah, saha ziyaretleri yapılması ve sahadaki gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)

Gerçek adını kullanmaktan kaçınan Rakkalı genç kadın Mehasin (30), bir zamanlar kadınlar bölümünü yönettiği bir internet kafede çalışan kız kardeşi (1994 Rakka doğumlu) Abir'in hikayesinin Şarku’l Avsat’a anlattı. Kendi iş yerine yaklaşık 500 metre uzaklıktaki bir dükkanda çalıştığını söylediği kız kardeşinin DEAŞ’ın o dönem internet kafe sahiplerine getirdiği şartlardan biri olan kadınlarla erkeklerin bir araya gelmesini önlemek amacıyla kadınlar bölümü yöneticisinin erkekler bölümü yöneticisinin eşi, kız kardeşi ya da annesi tarafından yönetilmesi şartı nedeniyle kafe sahibinin eşi olarak işe başladığını, ancak kız kardeşinin böyle kafe sahibinin eşi olmadığını iddia ettiğini söyledi.

Mehasin, 16 Aralık 2017 günü öğleden sonra saat 15.00 sularında DEAŞ’a bağlı ahlak polisi Hisbah üyelerinin kafeye gelerek kafe sahibini ve Abir’i gözünün önünde gözaltına alarak kadınlar bölümünü kimin yönettiğini sorduklarını aktardı. Kafe sahibinin Hisbah üyelerine Abir’i kız kardeşi olduğunu söylediğini, Abir’in ise onun karısı olduğunu belirttiğini söyleyen Mehasin, iki yanıtın birbiriyle çelişmesi sonucu Hisbah üyelerinin onları tutuklayıp kafeyi kapattıklarını belirtti.

Olayı haber vermek için hemen ailesini yanına gittiğini söyleyen Mehasin, Abir’in neden tutuklandığını öğrenmek amacıyla Hisbah’ın soruşturma departmanına gittiklerini, oradaki görevlilerin Abir’in tutuklanma gerekçesinin yalan söylemesi olduğunu ve cezasını çekeceğini söylediklerini aktardı. Mehasin, Hisbah’ın internet kafe sahibinin erkek kardeşinin evine baskın düzenlediğini, onu ve eşini büyük miktarda para almak ve Uluslararası Koalisyon ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile iş birliği yapmak suçlamasıyla tutukladığını da sözlerine ekledi.

Mehasin, daha sonra ailesinin Abir’in akıbetini öğrenmek için DEAŞ’ın kontrol ettiği hapishanelerin gizli karargahlarından birine gittiğini, orada kendilerine Abir’in, DEAŞ’ın karargahının koordinatlarını Uluslararası Koalisyon güçlerine verdiği suçlamasıyla Hasekeli 7 genç kızla birlikte idam edildiğinin söylendiğini aktardı.

Mehasin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“DEAŞ, genellikle bir şüpheliyi infaz ettiğinde kişisel eşyalarını ailesine teslim ediyordu. Kız kardeşimin de bir telefonu ve altın bilezikleri vardı. Kardeşimin kişisel eşyalarının nerede olduğunu sorduğumuzda, mürtet olduğu (dinden çıktığı) ve Uluslararası Koalisyonla iş birliği yaptığı için bu eşyalara el konulduğunu söylediler.”

DEAŞ’ın birçok zulmüne sahne olan Rakka şehir merkezi (Şarku’l Avsat)
DEAŞ’ın birçok zulmüne sahne olan Rakka şehir merkezi (Şarku’l Avsat)

Ancak ne Mehasin ne de ailesi, DEAŞ’ın kendilerine anlattıklarından tatmin oldular. Aradan 20 gün geçtikten sonra bir kız evlerinin sabit hattını arayarak Abir'in hayatta olduğunu, hapse atıldığını, yazlık kıyafet ve ihtiyacı olan bir şey parça eşya istediğini söyledi. Eşyaların kız kardeşine gönderilmesi için aynı gizli ofise gittiklerini ve bu eşyaları onlara teslim ettiklerini söyleyen Mehasin, bundan bir ay sonra Abir’ni evlerinin sabit hattını arayıp annesiyle kısabir görüşme yaptığını belirtti. Abir’in annesine iyi olduğunu söylediğini aktaran Mehasin, “Annem nerede olduğunu ve yakında dönüpdönmeyeceğini sorduğunda, kız kardeşim anneme ‘Dönebilirim de dönmeyebilirimde’ deyip bazı kişisel eşyalarını istemiş” diye anlattı.

Olaydan iki yıl sonra 2019 eylülünde Türkiye'de ikamet eden bir akrabalarının Mehasin’in ailesiyle iletişime geçip daha önce DEAŞ saflarında görev yapan üst düzey bir güvenlik görevlisiyle tesadüfen tanıştığını, onun Deyrizor kırsalında örgütün kontrol ettiği bir hapishanenin müdürlüğünü yaptığını ve Abir’in özelliklerine sahip bir mahkumun bir internet kafede çalışırken yalan söylediği için tutuklandığını söylediğini aktardı. Akrabalarının söylediğine göre söz konusu kişinin bahsettiği özellikler kız kardeşiminkiyle aynı olduğunu ifade eden Mehasin, “Akrabam daha fazlasını öğrenmek istediyse de ama o kişi konuyla ilgili daha fazla konuşmaktan kaçındı ve Almanya'ya gitti” dedi. Mehasin ve ailesi, o günden beri 6 yıldır kayıp olan Abir'in hayatta olup olmadığı hakkında hiçbir şey bilmeden Abir’e ne olduğunu öğrenmeyi bekliyorlar.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.