Ukrayna savaşı sebebiyle İsrail’e Yahudi göçü arttıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4518296-ukrayna-sava%C5%9F%C4%B1-sebebiyle-i%CC%87srail%E2%80%99e-yahudi-g%C3%B6%C3%A7%C3%BC-artt%C4%B1
Ukrayna savaşı sebebiyle İsrail’e Yahudi göçü arttı
Tel Aviv’deki Merkezi İstatistik Bürosu, genel olarak İsrail’e gelen Yahudi göçmenlerin sayısındaki önemli azalmaya ve yurt dışına karşıt göçlerdeki artışa rağmen, Ukrayna’da savaşın patlak vermesinden bu yana, eski Sovyetler Birliği ülkelerinden, özellikle Rusya ve Ukrayna’dan rekor sayılarda Yahudi göçünün kaydedildiğini belirtti.
İsrail Bürosu’nun resmi raporu, Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana geçen bir buçuk yıl içinde göçmen sayısının 110 bine ulaştığını ve bunların yaklaşık 100 binin eski Sovyetler Birliği ülkelerinden geldiğini gösterdi. Onlar sayesinde İsrail’in nüfusu yüzde 1,2 yükseldi. Bu, komünist sistemin çöküşüyle birlikte en büyük göçün yaşandığı 2000 yılından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir rekoru temsil ediyor. 2022 yılında İsrail’e gelen göçmenlerin sayısı 74 bin 714 Yahudi’ye ulaştı. Yahudilerin 37 bin 364’ü Rusya’dan, 14 bin 680’i Ukrayna’dan, 3 bin 500’ü ABD ve Kanada’dan, 2 bin 49’u Fransa’dan, bin 993’ü Belarus’tan, bin 498’i Etiyopya’dan, 985’i Arjantin’den, 526’sı İngiltere’den, 426’sı Güney Afrika’dan, 356’sı Brezilya’dan ve diğerleri 95 farklı ülkeden geldi. Henüz sona ermeyen 2023 yılı verilerinde de bu durumun devam ettiği, geçen temmuz ayı sonuna kadar göçmen sayısının 34 bine ulaştığı görülüyor.
Bu göçmenlerin çoğunun üniversite mezunu olması veya hayati mesleklere sahip olması dikkat çekti. Aralarında 5 binden fazla mühendis, 2 bin doktor, 300 matematikçi ve 50 veteriner bulunuyor. Ayrıca yeni göçmenlerin yüzde 98’i Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinde yaşama yönündeki cazip teklifleri reddetti. Yüzde 12,5’i Tel Aviv, yüzde 10,5’i Hayfa ve Netanya, yüzde 10’u Kudüs arasında dağılan 48 bölgelerinde yaşamayı seçti.
Ukrayna’dan gelen Yahudilerin statüsünün Yahudi olmayanlardan farklı olması dikkat çekti. Yahudiler otomatik olarak İsrail vatandaşlığı alıyor ve buna göre maaş, barınma, sağlık sigortası, işyeri ve eğitim kursları da elde ediyor. Ukrayna’dan gelen 4 bini 60 yaş üstü olmak üzere 14 binden fazla kişi geçici hizmetlerden yararlanıyor. Mayıs ayında Maliye Bakanlığı'nın sağlık sigortası dahil olmak üzere bütçelerini kesmesiyle bunların emiliminde bir kriz patlak verdi. Bu durum, neredeyse Ukrayna hükümetiyle krize neden oluyordu. Geçen hafta bakanlık konuyu yeniden ele aldı ve önümüzdeki üç ay için onlara bütçe ayırdı. Şarku’l Avsat’ın Yediot Ahronot gazetesinden aktardığı habere göre İsrail Sosyal Refah Bakanlığı’ndan bir yetkili “Bu yoksul insanların mali durumlarına karşı açık bir ilgisizlik var” ifadelerini kullandı.
İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5326618-i%CC%87srailin-suriyenin-g%C3%BCneyinde-kurdu%C4%9Fu-sufa-53-hatt%C4%B1-nedir
İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?
“Sufa 53”, İsrail'in Kuneytra şehrinin kuzeyinden güneyine, Golan Tepeleri boyunca uzanan bir askeri ve mühendislik projesinin genel adıdır; bu bölgenin büyük bir kısmı İsrail tarafından Haziran 1967’deki savaş sırasında işgal edilen Suriye topraklarıdır.
Proje yeni bir sınır veya Suriye ile İsrail arasında siyasi olarak tanınmış bir hat değil, toprak setler, siperler, mevziler ve gözlem noktalarıyla birlikte güçlendirilmiş bir askeri yoldur. Önemi, bazı bölümlerinin 1974’te imzalanan Suriye-İsrail Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile tanımlanan tampon bölge içinde inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor.
- Neden Sufa 53 olarak adlandırılıyor?
İbranicede Sufa kelimesi “fırtına” anlamına gelirken, 53 sayısı İsrail ordusunun 188. “Barak” Tugayı'na bağlı 53. Sufa Zırhlı Taburu’na atıfta bulunmaktadır.
İsrail ordusu daha önce 53. Taburun, 210. Tümenin mühendislik birimleriyle iş birliği içinde Suriye cephesinde yol ve eksenlerin inşasına katıldığını bildirmişti. Bu nedenle, yaygın olarak kullanılan “Sufa 53” adının, bu eksenin kurulmasına katılan askeri birlikle ilişkili olması muhtemel.
Ancak, İsrail ordusunun Sufa 53 adını tüm proje için resmi bir isim olarak benimsediğini doğrulayan hiçbir resmi İsrail belgesi bulunmuyor. Bu nedenle, bunu hattın yaygın olarak kullanılan adı olarak tanımlamak daha doğru olur.
- Proje ne zaman başladı?
Projenin kökenleri, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinden önce, 2022 yılına dayanıyor. Bölgedeki yol yapımı ve tahkimat çalışmaları o zaman başladı ve sonraki yıllarda kademeli olarak genişletildi.
Suriye rejiminin devrilmesinden sonra askeri durum önemli ölçüde değişti. İsrail ordusu tampon bölge içindeki varlığını genişletti ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafı da dahil olmak üzere yeni mevzilere konuşlandı. Yollar ve tahkimatlar, güney Suriye'deki daha geniş bir İsrail askeri konuşlandırmasının parçası haline geldi.
- Sufa 53 ne kadar uzun?
En yaygın tahminlere göre proje yaklaşık 70 kilometre uzunluğundadır.
Bazı tahminler, toplam uzunluğu bu rakamı aşan daha geniş bir İsrail yol, mevzi ve tahkimat ağından bahsediyor, ancak Sufa 53’e atıfta bulunurken kullanılan rakam yaklaşık 70 kilometredir.
Proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor
- Nerede başlıyor ve nerede sonlanıyor?
Proje, Kuneytra şehrinin kuzeyindeki Hadar kasabası yakınlarında, Hermon Dağı'nın eteklerinde başlıyor ve daha sonra işgal altındaki Golan Tepeleri boyunca güneye doğru uzanıyor.
Cabata el-Haşab, el-Hamidiye, el-Kahtaniye, Ruvayhina, Bir Acem, Barika ve el-Aşa'tan veya yakınlarından geçiyor, ardından Kuneytra'nın en güney noktasına ve Suriye, Ürdün ve işgal altındaki Golan Tepeleri arasındaki sınır üçgenine doğru uzanıyor.
Böylece proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor.
- Hattın genişliği ne kadar?
Askeri yolun kendisi bazı bölümlerde yaklaşık sekiz metre genişliğinde, ancak sadece askeri araçların kullandığı bir yol değil.
İsrail'in ilhak ettiği ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
Yol boyunca toprak setler, hendekler, gözlem noktaları, tahkimatlar ve askeri mevziler bulunuyor. Bazı setlerin yüksekliği yaklaşık beş metreye ulaşırken, sahadan gelen haberlerde bazı yerlerde derin hendeklerin kazılı olduğundan bahsediliyor.
Bu nedenle, yaklaşık sekiz metre olan yolun genişliği ile, bir bölgeden diğerine değişen çevredeki askeri ve mühendislik kuşağının genişliği arasında bir ayrım yapılmalıdır.
- 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile ilişkisi nedir?
1973 Ekim Savaşı'ndan sonra Suriye ve İsrail, 31 Mayıs 1974'te Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması imzaladı. Anlaşma bir barış antlaşması veya sınırın nihai olarak belirlenmesi değil, iki orduyu ayırmak ve savaşın tekrarını önlemek için hazırlanmış askeri düzenlemelerdi.
Şam projeyi reddediyor ve İsrail'in tampon bölge içindeki eylemlerini Suriye egemenliğinin ve Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın ihlali olarak değerlendiriyor
Anlaşmaya göre, Suriye ve İsrail güçleri arasında bir tampon bölge kuruldu ve Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgeye konuşlandırıldı.
Haritayı basitçe anlamak için iki ana hattın bulunduğunu söylemeliyiz: İsrail tarafındaki “Alfa Hattı” ile Suriye tarafındaki “Bravo Hattı”. Bu iki hat arasında, BM tarafından denetlenen ve özel askeri düzenlemelere tabi olan bir tampon bölge bulunuyor.
Sufa 53’ün hassasiyeti, projenin bazı bölümlerinin sadece İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde değil, bu bölge içinde de inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Sahadan gelen haberler ve insan hakları raporları, İsrail'in bazı yerlerdeki eylemlerinin Bravo Hattı'nı da aşarak Suriye topraklarına uzandığını gösteriyor.
Suriye'nin güneyinde, İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra'daki gözlem noktasında bir UNDOF askeri nöbet tutuyor, 21 Eylül 2025 (AFP)
Bu nedenle, proje üzerindeki anlaşmazlık sadece bir askeri yol ile ilgili değil, aynı zamanda 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile belirlenen hatlara göre konumuyla da ilgilidir.
-Şam'ın pozisyonu nedir?
Şam projeyi reddediyor ve tampon bölge içindeki İsrail eylemlerini Suriye egemenliğinin ve Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının ihlali olarak görüyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 4 Ekim'de Suriye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Sufa 53 hattındaki çalışmalarını tamamlamasını kınayarak, bunu 1974 Anlaşmasının “açık bir ihlali” ve Suriye egemenliğine bir tecavüz olarak değerlendirdi.
Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor
Şam, tüm toprakları üzerindeki egemenliğine olan bağlılığını vurguladı ve BM ile uluslararası toplumu İsrail’in eylemlerini durdurmaya ve anlaşmanın düzenlemelerine geri dönmeye çalışmaya çağırdı.
- Esed rejiminin devrilmesinden sonra ne değişti?
Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra, İsrail ordusu tampon bölgeye girdi ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafındaki stratejik konumlar da dahil olmak üzere ek mevziler ele geçirdi.
İsrail güçleri, İsrail'in 23 Temmuz 2025'te ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Dürzi köyü Mecdel Şems yakınlarındaki Suriye sınırında devriye geziyor (AFP)
İsrail, Suriye'deki değişen güvenlik ve askeri durum ışığında Golan Tepeleri yakınlarında tehditlerin ortaya çıkmasını önleme ihtiyacını gerekçe göstererek bu hamlesini haklı gösterdi.
Şam ise, 1974 anlaşmasının bu cephedeki durumu düzenleyen çerçeve olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor ve İsrail güçlerinin ilerledikleri mevzilerden çekilmesini talep ediyor.
-Peki Sufa 53 neden önemli?
Projenin önemi, yolun kendisinden ziyade, konumu ve etrafında inşa edilen askeri altyapıda yatıyor.
Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor.
Siyasi önemi ise bu tesislerin geçici mi yoksa Güney Suriye'deki uzun vadeli bir İsrail konuşlandırmasının parçası mı olacağında yatıyor.
Eğer yollar, toprak setler, siperler ve askeri mevziler kalıcı hale gelirse, o zaman mesele sadece bir askeri yol inşa etmekten öteye geçerek, 1974'ten beri Suriye-İsrail cephesini yöneten düzenlemelerden farklı, yeni bir güvenlik gerçekliği tesis etmeye dönüşecektir.
Üç Deniz Krizi, petrol ve gaz akışlarını nasıl yeniden şekillendirdi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5326591-%C3%BC%C3%A7-deniz-krizi-petrol-ve-gaz-ak%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1n%C4%B1-nas%C4%B1l-yeniden-%C5%9Fekillendirdi
Üç Deniz Krizi, petrol ve gaz akışlarını nasıl yeniden şekillendirdi?
Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
Enes bin Faysal el-Hacci
ABD’de dizel rafinaj kârları tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarken, Rusya’nın dizel ihracatının tamamen durduğu bir dönemde ABD’nin dizel ihracatı da rekor seviyelere ulaştı.
Bu gelişme, ABD üretiminin rekor seviyelere yaklaşması, New Mexico eyaletindeki Permian Havzası’nın batı kesimindeki üretimin tarihi zirvesine ulaşması ve ABD Stratejik Petrol Rezervi’nin kaydedilen en düşük seviyeye gerilemesiyle eş zamanlı gerçekleşti.
Bu çerçevede G7 ülkeleri, başta dizel olmak üzere bir kısmı işlenmiş petrol ürünlerinden oluşmak üzere stratejik rezervlerden 100 milyon varil çekilmesi konusunda anlaştı.
G7 ülkeleri, ABD’nin baskısı üzerine dizel ve petrol rezervlerini serbest bırakmayı kabul etti
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre G7 ülkeleri geçtiğimiz cuma günü, Arap Körfezi, Kızıldeniz ve Karadeniz’i kapsayan ‘Üç Deniz Krizi’ ile bağlantılı fiyat artışlarını yatıştırmayı hedefleyen ABD baskılarının ardından, ticari rezervlerden 100 milyon varil dizel ve ham petrol serbest bırakma konusunda uzlaştı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinesinde yürütülecek olan bu tahliye derhal başlayacak ve dört ay sürecek. Trump, Almanya ve Fransa’dan rezervlerini kullanmalarını istemiş, aksi takdirde ABD’nin dizel ihracat kısıtlamasıyla karşı karşıya kalacakları uyarısında bulunmuştu.
Ancak bu kararın piyasalardaki etkisi, birkaç temel nedenden ötürü oldukça sınırlı:
Birincisi; bu miktarların krizin başında çekilmesi gerekiyordu, ancak Avrupalı ülkelerin bunu yapmadığı, yükü ABD ve Japonya’nın üzerine bıraktığı anlaşıldı. Başka bir ifadeyle bu miktarlar, geçtiğimiz mart ayında duyurulan 400 milyon varile ek bir miktar niteliği taşımıyor.
İkincisi; rezerv çekimi isteğe bağlı olup bağlayıcı bir nitelik taşımıyor.
Üçüncüsü; bu miktarların tamamı çekilse dahi, haftalık bazdaki hacmi oldukça sınırlı kalacağı için fiyatlar üzerindeki etkisi zayıf olacak.
Dördüncüsü; tamamı piyasaya sürülse bile bu miktar, Pekin’in bu ekim ayında ihracatı durdurma kararının ardından Çin petrol ürünlerinde yaşanan kayıp ile Rusya’nın dizel ihracat yasağını aynı ayın sonuna kadar uzattığını açıklamasının yarattığı açığı kapatmaya ancak yetmekte.
Beşincisi; ABD Stratejik Petrol Rezervi’nden yapılan çekimlerde yaşanan keskin düşüşün ardından, şirketlerin bu miktarları hükümetlerden satın mı alacağı yoksa ödünç mü alacağı henüz netlik kazanmış değil.
ABD’nin Venezuela’dan petrol ithalatı günlük 700 bin varili aştı
Tarihsel olarak Venezuela petrolünün büyük kısmı üç ülkeye gitmekteydi: ABD, Çin ve Hindistan. Trump’ın ilk başkanlık döneminde 2018 yılında uygulanan ABD yaptırımlarının ardından bu akışın çoğu Çin ve Hindistan’a kaydı. Başkan Biden’ın Chevron şirketine muafiyet tanımasıyla petrol yeniden ABD’ye akmaya başladı. Ancak ABD’nin geçen 3 Ocak’ta düzenlenen özel bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu tutuklaması üzerine bu sevkiyatlar durdu. Yaptırımların askıya alınmasının ardından ise ihracat, özellikle de ABD yönlü olmak üzere, keskin bir artış gösterdi.
Venezuela ihracatındaki bu artışın petrol piyasalarındaki etkileri, son aylarda ve gelecekte -gecikmeler olabileceği varsayılsa dahi- oldukça büyük. Bu artış, ABD ticaret savaşları, enerji hakimiyeti ve yapay zekâ hakimiyeti denkleminin bir parçası olarak değerlendirilmekte. Tarihsel verilere bakıldığında şu hususlar netleşiyor:
Birincisi; Venezuela ham petrol ihracatını artırma fırsatları, özellikle de mevcut seviyelerin üç katından fazla olan eski düzeylerine dönmesi halinde son derece yüksek.
İkincisi; ABD yaptırımlarından en çok zarar gören ülkeler İspanya, Hindistan ve bazı Güney Amerika ülkeleri.
Üçüncüsü; Hürmüz krizinden bu yana Venezuela petrol ihracatındaki artıştan faydalanan ülkeler ABD, Hindistan ve İspanya olurken, Venezuela petrolünü kaybeden ülke Çin.
Dördüncüsü; ABD’nin Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatındaki artış, başta Irak olmak üzere diğer ülkelerden yapılan ithalatın pahasına gerçekleşti; gelecekteki olası artışlar ise Kanada petrolünün pahasına olacak.
Çin artık Venezuela petrolü alamamakta ve onun yerini ana ithalatçı olarak ABD almış durumda. Olayların kronolojisine bakıldığında bir başka detay daha ortaya çıkıyor: ABD, Meksika Körfezi’nde Venezuela ham petrolü stokladı ve Hürmüz’ün kapatılmasının ardından Irak’tan yapılan ithalatın yerini bu ham petrol ile doldurdu. ABD rafinerileri açısından bakıldığında, fiili farklılıklarına rağmen Venezuela ve Irak petrolleri birbirinin ikamesi işlevini görüyor. Dolayısıyla bunun etkisi şimdiden görülmüştür; Venezuela ham petrolü olmasaydı ABD, Hürmüz krizinden daha fazla zarar görecekti ve bu petrol, Irak ham petrolünün yokluğunun yarattığı etkiyi hafifletmiştir.
Geleceğe gelince; veri kayıtları tek bir şeyi gösteriyor: Kanada’dan yapılan ithalat artışı Venezuela ham petrolünün pahasına gerçekleşmiştir ve aralarındaki ters korelasyon açıktır. Kanada’dan yapılan ithalat ne zaman yükselse, Venezuela’dan yapılan ithalat düşmektedir. Ham petrol kalitelerinin farklılığı nedeniyle bunun gerçekleşemeyeceğini söyleyenler aynı anda hem haklı hem de haksızdır; teknik açıdan iki petrolün kalitesi birebir aynı değildir ancak rafinaj açısından bakıldığında küçük bir ayarlama onları birbirinin ikamesi haline getirmeye yetmektedir.
Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor seviyeye yükseldi
Hürmüz krizi Rusya’ya büyük ölçüde yaradı. Ukrayna saldırıları nedeniyle bir miktar üretim kaybı yaşamış olsa da, yükselen fiyatlar üretim ve ihracattaki düşüşten kaynaklanan kayıpları telafi etti. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tarafında ise Rusya yalnızca fiyat artışlarından yararlanmakla kalmadı; aynı zamanda Kuzey Deniz Yolu üzerinden Çin’e yapılan sevkiyatları ve miktarları da artırdı. Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor kırmakla kalmayıp, Çin’e yapılan kargolar da tarihi zirvesine ulaştı; Avrupa’ya yapılan ihracat ise aylık bazda yüzde 44 oranında artış gösterdi. Bu durum iki net göstergeye işaret ediyor: İlki; Çin yönlü artışın, ABD yaptırımlarına tabi olan Arctic LNG 2 projesindeki hareketliliğin yükselmesinden kaynaklanmasıdır. Bu durum, yaptırımlara rağmen Rusya’nın bu tür projelere devam etme kararlılığını göstermektedir. Tüm bu ihracatın Çin’e gitmiş olması, ABD’nin bu akışı engelleyemediği anlamına gelmektedir. İkincisi; Avrupa’ya yapılan artışın, yaptırıma tabi olmayan tek tesis konumundaki Yamal LNG Tesisi’nden kargoların bu bölgeye yönlendirilmesinden kaynaklanmasıdır. Avrupa’nın Rus gazına olan bu bağımlılığı AB’nin Rus gazı ithalat yasağını uygulamayı büyük olasılıkla erteleyeceğini göstermektedir. Başka bir deyişle, yasak kararı bir gün uygulanana kadar kâğıt üzerinde kalmaya devam edecektir.
Özetle; ne dizel krizinden ne de gaz krizinden bir çıkış yolu bulunmaktadır. Üç Deniz Krizi varlığını sürdürdüğü sürece, dizel ve gaz krizleri de devam edecektir.
7 Ekim’in üzerinden 3 yıl geçti... İsrail istihbaratında neler değişti?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5326575-7-ekim%E2%80%99-%C3%BCzerinden-3-y%C4%B1l-ge%C3%A7ti-i%CC%87srail-istihbarat%C4%B1nda-neler-de%C4%9Fi%C5%9Fti
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
7 Ekim’in üzerinden 3 yıl geçti... İsrail istihbaratında neler değişti?
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
7 Ekim 2023 saldırısının üzerinden üç yıl geçerken İsrail, istihbarat kurumlarının çalışma yöntemlerinde bir dizi değişikliğe gitti. Bu kapsamda bazı öncelikler yeniden belirlenirken bilgi toplama, analiz, eğitim ve kurumlar arası koordinasyon süreçlerinde de düzenlemeler yapıldı. Adımlar, saldırı öncesindeki eksiklikleri ele alan iç soruşturmaların ardından geldi. Ancak bu değişikliklerin kapsamını ve ne ölçüde etkili olduğunu değerlendirirken İsrail kurumlarının açıkladıklarıyla sahada fiilen ortaya konulabilen sonuçları birbirinden ayırmak gerekiyor.
İsrail ordusunun saldırının üçüncü yıl dönümünün arifesinde pazar günü üst düzey subaylarına “7 Ekim’den çıkarılan dersler” olarak tanımladığı değerlendirmeleri sunması, açıklanan yeni yaklaşımın son örneklerinden biri oldu. Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre bu yaklaşım, birden fazla cephede sürpriz bir saldırı ihtimaline hazırlıklı olmayı, düşmanın hedeflerinin değerlendirmenin yanı sıra sahip olduğu kapasiteyi de dikkate almayı ve tehdit senaryolarını altı ayda bir güncellemeyi içeriyor. İstihbarat alanında ise ordu, Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman’ın görevleri arasında erken uyarıya öncelik verildiğini yeniden vurguladı.
İsrail istihbaratı nerede başarısız oldu?
Değişiklikler, son iki yılda başarısızlığın nedenlerine ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koyan soruşturmaların ardından geldi. Times of Israel tarafından 2025'te Aman'ın soruşturmalarına dayanılarak yayımlanan bir rapora göre başlıca üç sorun tespit edildi. Bunlar Hamas'ın stratejisi, planları ve kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, saldırıdan önceki günlerde yakın bir saldırı tehdidine ilişkin uyarı verilmemesi ve Hamas'ın hedefleri ile planlarına ilişkin bilgi toplamadaki eksikliklerdi.
Bu bulgular, sorunun yalnızca mevcut bilginin miktarıyla değil, aynı zamanda bu bilgilerin nasıl yorumlandığı ve tehdit seviyesine ilişkin bir değerlendirmeye nasıl dönüştürüldüğüyle de bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
Filistinliler, silahlı grupların 7 Ekim 2023'te sınırı aşmasının ardından Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki sınır çitinden İsrail tarafına geçiyor (Reuters)
Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir tarafından görevlendirilen uzmanlar ekibinin yaptığı inceleme de bu sonucu güçlendirdi. 25 soruşturmayı inceleyen ve yaklaşık 80 yetkiliyle görüşen ekip, saldırı gecesi çeşitli ve önemli bilgilerin mevcut olduğunu, bunların farklı şekilde analiz edilmesi halinde alarm seviyesinin yükseltilmesine yol açabileceğini belirtti.
Ekip ayrıca örgütsel kültürdeki sorunlara, Hamas'ın anlaşılma ve değerlendirilme biçimine ve İsrail istihbaratının Eriha Duvarı kod adını verdiği plana yönelik yaklaşımda yaşanan eksikliklere dikkat çekti. İsrail'in saldırıdan bir yıldan fazla süre önce elde ettiği bu belgede Gazze sınırından gerçekleştirilecek geniş çaplı bir saldırıya ilişkin senaryo yer alıyordu. Söz konusu senaryonun birçok unsuru daha sonra 7 Ekim saldırısında ortaya çıktı.
Erken uyarı Aman'ın çalışmalarının merkezinde
Aman'da yapılan açıklanan değişikliklerin en belirginlerinden biri, erken uyarının kurum içindeki konumuyla ilgili. Genelkurmay Başkanı Zamir, Eylül 2025'te 9900 Birliği'ni ziyareti sırasında, 7 Ekim'den çıkarılan dersler doğrultusunda Askeri İstihbarat Başkanlığı'nda bir değişim süreci yürütüldüğünü ve erken uyarının kurumun çalışmalarının merkezine yerleştirildiğini söyledi. İsrail ordusuna göre önceliklerin yeniden düzenlenmesi süreci aslında önceki iki yıl içinde başlamıştı.
Ancak 2026'da daha belirgin hale gelen değişiklik, sürpriz saldırı ihtimalinin nasıl ele alındığıyla ilgili. İsrail ordusunun 4 Ekim'de sunduğu dersler, caydırıcılık ve erken uyarının başarısız olması durumunda dahi sürpriz bir saldırıya hazırlıklı olunması ve istihbaratın yalnızca düşmanın ne yapmak istediğine değil, ne yapabileceklerine de odaklanması gerektiğini ortaya koyuyor.
İsrail Askeri İstihbarat Başkanlığı “Aman” bünyesindeki 8200. Birlik personeli, verilerin analizi üzerinde çalışırken (IDF)
Bu yaklaşım, 7 Ekim öncesinde ortaya çıkan sorunlardan birine yönelik. Hamas'ın geniş çaplı bir savaş istemediğine ilişkin değerlendirmelerin, sahadaki bazı göstergelerin bu varsayım çerçevesinde yorumlanmasına katkıda bulunduğu görülmüştü.
İnsan kaynakları ve açık kaynaklara dönüş
İncelemeler, bilgi toplama araçlarını da kapsadı. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS), başarısızlığa ilişkin analizinde iletişim dinleme ve teknik istihbarat kapasitesine büyük ölçüde güvenildiğine, buna karşılık insan kaynakları ve açık kaynaklar olarak adlandırılan medya, sosyal medya, yayınlar ve kamuya açık açıklamalar gibi kaynakların kullanımında görece zayıflık bulunduğuna dikkat çekti.
Bu çerçevede, İsrail Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman bünyesindeki açık kaynak istihbaratı toplamakla görevli Hatsav Birimi'ne yeniden önem verilmeye başlandı. Birimin geçmişteki çalışmaları Arap medyasının takibini kapsarken daha sonra sosyal medya platformlarını da içine alacak şekilde genişletildi.
Birim 2021'de kapatılmıştı. Ancak Aman, 7 Ekim saldırısından yaklaşık yedi ay önce, Mart 2023'te birimi yeni bir yapıyla yeniden oluşturma sürecini başlattı. Saldırı gerçekleştiğinde birimin yeniden yapılandırılması hâlâ devam ediyordu. Şarku’l Avsat’ın Jerusalem Post gazetesinden aktardığı habere göre savaşın başlamasının ardından birimin faaliyetleri genişletildi.
İnsan istihbaratı alanında ise Aman bünyesindeki 504. Birlik, Gazze'ye yönelik faaliyetlerini genişletti. Jerusalem Postun askeri kaynaklara dayandırdığı haberine göre birlik, saldırıdan önceki yıllarda Gazze'de daha sınırlı faaliyet gösteriyordu. Bölgede insan istihbaratının önemli bölümünü ise İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Şabak yürütüyordu. 7 Ekim'in ardından 504. Birlik, bu dosyaya yönelik personel ve kaynaklarını artırdı.
Şabak'ta değişiklik ve Aman ile koordinasyon
Şabak da kendi iç soruşturmasının ardından Gazze dosyasının yönetim biçiminde değişikliklere gitti. Jerusalem Postun haberine göre kurum, Gazze'deki bilgi toplama faaliyetlerini Batı Şeria'da kullanılan modele benzer şekilde daha küçük coğrafi bölgelere ayırdı.
Şabak ayrıca, iletişim dinleme, elektronik istihbarat toplama ve analiz alanında faaliyet gösteren Aman bünyesindeki 8200 Birliği ile işbirliği mekanizmalarını da değiştirdi. Amaç, iki kurum arasındaki bilgi paylaşımını artırmaktı.
Bununla birlikte bu değişikliklerin etkisini şu aşamada değerlendirmek zor. Gazete, Şabak ile 8200 Birliği'nin 7 Ekim öncesinde de geniş çaplı bilgi paylaşımı yaptığını belirtiyor. Dolayısıyla iki kurum arasındaki koordinasyonun artırılması, sorunun mutlaka paylaşılan bilginin miktarından kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Soruşturmalar, başarısızlığın bir bölümünün bilgilerin nasıl yorumlandığı ve taşıdığı anlamın nasıl değerlendirildiğiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
Çalışma yöntemleri ve istihbarat anlayışı gözden geçiriliyor
Açıklanan değişiklikler arasında istihbarat teşkilatlarındaki örgütsel kültürün bazı unsurlarının gözden geçirilmesi de bulunuyor. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Aralık 2025'te Aman Araştırma Birimi'nin yıllık konferansında yaptığı konuşmada, devam eden değişikliklerin istihbarat kültürünü, çalışma yöntemlerini, rütbeler arasındaki diyaloğu ve eğitimi kapsadığını söyledi.
Zamir, Askeri İstihbarat Başkanlığı içinde eleştirel düşüncenin ve farklı görüşlerin güçlendirilmesi, istihbarat subaylarının kurumda hâkim olan mesleki kabulleri sorgulamasına imkân tanınması çağrısında bulundu.
İstihbarat alanındaki değişiklikler sınanıyor
İsrail istihbaratında açıklanan değişiklikler, erken uyarıdan bilgi toplamaya, kurumlar arası koordinasyondan analiz yöntemleri ve eğitime kadar birçok alanı kapsıyor. Ancak kurumların faaliyetleri ve alınan önlemlerin sonuçlarına ilişkin kamuya açık bilgilerin sınırlı olması nedeniyle her bir değişikliğin etkisini ortaya koymak şimdilik zor.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Askeri İstihbarat Başkanlığı “Aman” Başkanı Şlomi Binder ve üst düzey askeri komutanların katılımıyla 7 Mart 2026'da Tel Aviv'de güvenlik durumunu değerlendirmek üzere toplantı düzenledi (Reuters)
ABD Kara Harp Okulu West Point bünyesindeki Terörle Mücadele Merkezi tarafından yayımlanan bir çalışma, 7 Ekim'deki istihbarat başarısızlığının tek bir nedene indirgenmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çalışmada stratejik varsayımlar, bilişsel önyargılar, bilgi toplama ve analiz süreçlerindeki sorunların birbirleriyle iç içe geçtiği belirtiliyor. Başarısızlığa ilişkin bilgilerin bir bölümünün hâlâ kamuoyuna açıklanmamış olması da kapsamlı bir değerlendirme yapılmasının önünde sınır oluşturuyor.
7 Ekim saldırısının üzerinden üç yıl geçerken İsrail'in yürüttüğü incelemeler, erken uyarı ve bilgi toplamadan kurumlar arası koordinasyona, analiz yöntemlerinden eğitim süreçlerine kadar istihbarat çalışmalarının çeşitli alanlarında değişikliklere gidildiğini gösteriyor. Bu değişiklikler, saldırıyla ilgili soruşturmaların ortaya çıkardığı eksikliklerin gözden geçirilmesi çerçevesinde hayata geçiriliyor.
Ancak bu adımların sonuçlarını değerlendirmek için henüz erken. Değişikliklerin etkinliği, yeni tehditler ve krizlerle karşılaşıldığında, istihbarat kurumlarının bunları zamanında tespit etme, elde edilen bilgileri doğru analiz etme ve gerekli uyarıları zamanında yapma kapasitesi üzerinden daha net görülebilecek.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة