Faslı iki gencin Cezayir sınır muhafızları tarafından öldürülmesi tepkiye neden oldu

Rabat'taki parlamento binası önünde eylem düzenlendi. (Şarku'l Avsat)
Rabat'taki parlamento binası önünde eylem düzenlendi. (Şarku'l Avsat)
TT

Faslı iki gencin Cezayir sınır muhafızları tarafından öldürülmesi tepkiye neden oldu

Rabat'taki parlamento binası önünde eylem düzenlendi. (Şarku'l Avsat)
Rabat'taki parlamento binası önünde eylem düzenlendi. (Şarku'l Avsat)

Fas’ta onlarca kişi, Fransız uyruklu iki Fas vatandaşın geçtiğimiz salı günü Saidiyye’nin kıyı bölgesi sınırında Cezayir Sahil Güvenliği tarafından vurularak öldürülmesi üzerine dün Rabat'ta, 5. Muhammed Caddesi’ndeki parlamento binası önünde eylem düzenledi.

Eylemciler, faillerin cezasız kalmamasını talep eden sloganlar atarak yaşananları kınadı. Eylemcilerden biri ise “Cezayir ordusu liderlerinin uluslararası yargılamadan kaçmasını reddediyoruz” yazılı pankart açtı.

Bir eylemcinin “Silahsız sivilleri öldürmeye hayır” yazılı pankartında Cezayir Genelkurmay Başkanı Said Şangariha ve Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un fotoğrafları yer aldı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre eylemciler, Birleşmiş Milletler'e (BM) Cezayir rejimini bu suç dolayısıyla kınama çağrısında bulundu. Bir eylemcinin pankartında ise Faslı iki kurbanın fotoğrafları ve ‘suikast ve yargısız infaz’ yazısı yer aldı.

Eylemciler duygu dolu bir atmosferde iki gencin ruhuna Fatiha okudu. Bu eylem, bir sivil haklar derneği olan Fas Vatandaşlık ve İnsan Hakları Birliği’nin iki gencin öldürülmesi üzerine eylem çağrısına yanıt olarak düzenlendi. Eylemi düzenleyenler tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bu, tam teşekküllü bir uluslararası suç teşkil ediyor. Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nin açık bir ihlali sayılıyor.

Gençlerin öldürülmesini kınayan birlik ise faillerin ve üstlerinin, yani Cezayir Sınır Muhafızları liderlerinin cezadan ve uluslararası düzeyde hesap vermekten kaçmamalarını talep etti.

Birlik, Fas'a karşı nefret kampanyaları yürüten ve gerilimi artırma çağrısında bulunan Cezayir askeri rejiminin saldırgan politikasını kınadı. Avukatların pazar günü AFP’ye yaptığı açıklamaya göre, söz konusu kurbanların ailesi Fransa'da Cezayir'e karşı şikayette bulunmaya karar verdi.

Avukat Hakim Şarki, şikayetin cinayet, cinayete teşebbüs, adam kaçırma ve tehlikedeki bir kişiye yardım etmeme gerekçeleri ile pazartesi veya salı günü yapılacağını belirterek şunları söyledi:

Faillerin cezasız kalması bir yana, Fas Krallığı ile Cezayir Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin kesilmesi suçun işlenmesini haklı gösteremez. Bu vahşi dramın gün ışığına çıkarılması için Fransız adaletine başvurmaktan başka seçenek yoktur.

İnsan haklarına ilişkin anayasal kurum niteliğindeki İnsan Hakları Ulusal Konseyi, pazar akşamı yayınlanan bildirisinde Cezayir Sahil Güvenlik güçlerinin Akdeniz'in doğu karasularında savunmasız vatandaşlara karşı ateş açılmasını kınadı. Ancak uluslararası düzeyde kabul edildiği üzere, denizde kaybolan insanlara yardım etmek için inisiyatif alması gerektiğini, bu hareket ile uluslararası standartları ve uluslararası insan hakları hukukunu büyük ölçüde ihlal ettiğini bildirdi.

Cezayir denizcilik otoritelerinin niçin silahsız kişilere karşı ateş açıldığını sorgulayan konsey, söz konusu kimselerin herhangi bir tehlike veya tehdit teşkil etmediğini vurguladı. Mağdurların genellikle ağır insan hakları ihlallerine ve yaşam haklarından keyfi olarak yoksun bırakılmaya maruz kaldığını ifade etti.

cdf
Rabat'taki Fas parlamentosu önünde eylem düzenlendi. (Şarku'l Avsat)

Söz konusu konsey, bu gelişmenin denizde insanların can ve güvenliğinin korunmasına ilişkin uluslararası standartların ciddi bir ihlali sayıldığını ifade etti. Özellikle 1 Kasım 1974 tarihli Denizde Can Güvenliği Uluslararası Sözleşmesi ve 27 Nisan 1979 tarihli Denizde Arama ve Kurtarma Uluslararası Sözleşmesi hükümlerinin, 2004 yılında tadil edildiği şekliyle bu anlaşmanın 1, 2 ve 3’üncü bölümlerinin ihlal edildiğini belirtti. Ayrıca 10 Aralık 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 98’inci maddesinin açıkça ihlal edildiğini vurguladı.

Cezayir Savunma Bakanlığı tarafından pazar günü yapılan açıklamada, Sahil Güvenlik Güçleri’nin 29 Ağustos'ta Fas ile sınır olan bölgede devriye gezdiği sırada deniz sınırını ihlal eden 3 jet skiye ateş açtığı aktarıldı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bölge sularının güvenliğine yönelik devriye sırasında, 29 Ağustos Salı günü saat 19.47'de 2. Askeri Bölge'nin batı sahiline bağlı Sahil Güvenlik Güçleri, karasularına giren üç jet skiyi durdurdu. Sesli ikaz verilerek defalarca kez durmaları istendi. Ancak bu kişiler ikazlara tehlikeli manevralar yaparak karşılık verdi. Jet ski kullanıcılarının inatçılığı karşısında uyarı ateşi açan Sahil Güvenlik, birkaç denemeden sonra ise jet ski üzerine ateş açmaya başvurdu. Bir sürücü dururken diğer ikisi ise kaçtı.

Çarşamba günü, kurşun yarası aldığı görülen ve kimliği belirlenemeyen bir erkek cesedi bulundu. Ceset Cezayir’deki Tlemcen Hastanesi morguna nakledildi. Cezayirli yetkililerin elindeki cesedin Abdulali Muşavir’e ait olduğunu bildiren Ulusal İnsan Hakları Konseyi, Fas'ın sosyokültürel geleneklerine uygun olarak defnedilmesi için bu cesedin ailesine teslim edilmesini talep etti. Ayrıca hakkında 18 ay hapis cezası verilen İsmail es-Sanabi'nin yargılanma hızı karşısında şaşkınlık duyulduğunu ifade eden konsey, Sanabi'nin ailesinin gencin serbest bırakılması ve Fas yetkililerine teslim edilmesi yönündeki taleplerinin meşru olduğunu vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.