Ukrayna misket bombası kaynaklı ölüm sayısıyla Suriye’yi geçti

Bir yetkili, Lübnan’ın güneydeki Ouzaia köyündeki parça tesirli bombaları inceliyor (AP)
Bir yetkili, Lübnan’ın güneydeki Ouzaia köyündeki parça tesirli bombaları inceliyor (AP)
TT

Ukrayna misket bombası kaynaklı ölüm sayısıyla Suriye’yi geçti

Bir yetkili, Lübnan’ın güneydeki Ouzaia köyündeki parça tesirli bombaları inceliyor (AP)
Bir yetkili, Lübnan’ın güneydeki Ouzaia köyündeki parça tesirli bombaları inceliyor (AP)

Silahların yasaklanmasını savunan sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir ağ olan Misket Bombası Koalisyonu’nun (CMC) yayınladığı yıllık rapora göre, Ukrayna’da 2022 yılında misket bombaları nedeniyle 300’den fazla kişi öldü ve 600’den fazla kişi de yaralandı.

Böylece Ukrayna, son 10 yılda ilk kez, bu tartışmalı silahlardan dolayı en fazla ölümün yaşandığı ülke olarak Suriye’yi geride bıraktı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığı habere göre Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde ve daha az ölçüde Ukrayna kuvvetleri tarafından çok sayıda küçük bomba veya mühimmat salan bu bombaların kullanılması nedeniyle 2022 misket bombasının yol açtığı can kayıplarında en ölümcül yıl oldu.

Ukrayna Başsavcılığı’na göre, ülkedeki en ölümcül saldırı, Kramatorsk kasabasındaki bir tren istasyonuna düzenlenen ve 53 kişinin ölümüne, 135 kişinin yaralanmasına yol açan saldırıydı.

Bu arada, Suriye’de ve Ortadoğu’nun savaştan yıpranmış diğer ülkelerinde, her ne kadar aktif çatışmalar durmuş olsa da, patlayıcı kalıntıları hala her yıl onlarca insanı ölümüne ve engelli kalmasına neden oluyor.

Yıllarca, hatta savaşın sona ermesinden on yıllar sonra bile ülke geneline dağılan patlayıcı mühimmatın siviller için oluşturduğu uzun vadeli tehlike, ABD’nin Temmuz ayında misket bombalarını Rusya’ya karşı kullanmak üzere Ukrayna’ya tedarik edeceğini duyurmasından bu yana yeniden mercek altına alındı.

Misket Bombası Koalisyonu’nun verilerine göre Suriye’de 2022 yılında misket bombası saldırıları veya kalıntıları sonucu 15 kişi öldü, 75 kişi de yaralandı.

Geçen yıl yeni bir misket bombası saldırısının bildirilmediği Irak’ta 15 kişi öldü, 25 kişi yaralandı. Henüz yeni bir saldırının yaşanmadığı Yemen’de ise patlayıcı kalıntıları nedeniyle 5 kişi öldü, 90 kişi de yaralandı.

Dünya çapındaki kurbanların çoğunluğunu çocuklar oluşturuyor. Bu küçük bombacıkların bazı türleri metal toplara benzediğinden, çocuklar genellikle ne olduklarını bilmeden bunları alıp oynuyor.

12 yaşındaki Rawa el-Hasan ve 10 yaşındaki kız kardeşi Dua da, misket bombaları nedeniyle engelli kalan çocuklar arasında yer alıyor.

Hama’daki evlerini altı yıl önce terk edip, Suriye’nin kuzeyinde muhaliflerin kontrolündeki İdlib vilayetinde bulunan bir kampa yerleşmek zorunda kalan Hasan ailesinin bu iki çocuğu misket bombası yüzünden engelli kaldı.

İdlib’de yaşadıkları bölge sık sık hava saldırılarına maruz kalsa da, aile yara almadan kurtuldu.

Anneleri Wafa’nın anlattıklarına göre kızlar geçen yıl Ramazan ayında okuldan eve dönerken yolda bir metal parçası gördü ve patlamamış bir bomba olan bu metali hurda olarak satabileceklerini düşünerek aldı.

Bombanın patlamasıyla Rawa gözünü kaybetti ve Dua da elini kaybetti.

Acımasız bir ironi olarak, kızların babaları da bu olaydan sekiz ay önce yakacak odun toplarken misket bombası kalıntılarına basarak hayatını kaybetmişti.

juy
2022’de misket bombası nedeniyle gözünü kaybeden Rawa el-Hasan, İdlib’in kuzeyindeki bir kampta (AP)

Kızlar ve annelerinin geçimiyle ilgilenen amcaları Hatem el Hasan, kızların bu iki trajik kazadan bu yana ‘psikolojik olarak kötü durumda’ olduğunu söyledi.

Kızların konsantre olmakta güçlük çektiklerini söyleyen amcaları, “Tabii ki korkuyoruz ve artık dışarıda oynamalarına kesinlikle izin vermiyoruz” dedi

dfb
2022’de misket bombası nedeniyle elini Dua el-Hasan İdlib’in kuzeyindeki bir kampta (AP)

Yine İdlib’deki Ram Hamdan köyü yakınlarında, 43 yaşındaki Ali el-Mansur, 2019 yılında bir gün 5 yaşındaki oğluyla birlikte koyunlarını otlatırken çocuğu yerde oyuncağa benzeyen bir metal buldu ve ‘sökmesi’ için babasına verdi.

Mansur talihsiz olayda yaşadıklarını şu ifadelerle anlattı:

“Onu parçalara ayırmaya çalıştım ama işe yaramadı, bu yüzden ona bir taşla vurdum ve birden patladı” dedi.

Gözler ve tek elini kaybeden Mansur ailesinin geçimini sağlayamadığı için akrabalarından gelen yardımlarla yaşıyorlar.

brb
Ali Mansur 2019’da parça tesirli bomba nedeniyle gözleri ve elini kaybetti (AP)

Misket Bombası Koalisyonu’nun yıllık raporunun editörlerinden biri olan Loren Persi, bu mühimmat kalıntılarının, genellikle çobanlar ve hurda metal toplayıcılarını etkilediğini söyledi.

Ayrıca, trüf mantarı toplayanların da bu kazançlı lezzeti aradığı tarlalarda bulunan patlayıcı kalıntılarının kurbanı olduğunu da ekledi.

Perci, patlayıcıları temizleme çabalarının finansman eksikliği ve Suriye’nin farklı bölgelerini kontrol eden aktörlerin karmaşık yapısıyla başa çıkma zorluğu nedeniyle sekteye uğradığını söyledi.

Misket bombalarını yasaklayan Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne yaklaşık 124 ülke katıldı. ABD, Rusya, Ukrayna ve Suriye ise direnen ülkeler arasında yer alıyor.

Misket bombası kalıntılarından kaynaklanan ölümler ve yaralanmalar, bazı durumlarda savaşların sona ermesinden sonra bile onlarca yıl devam ediyor.

Buna Vietnam savaşı sırasında geride milyonlarca patlamamış misket bombası bırakan ABD’nin bombardımanı nedeniyle her yıl insanların öldüğü Laos da dahil.

Silah Ticareti Forumu’nun bağımsız uzmanlarından Alex Hiniker, 2011’deki ayaklanmanın Suriye’de iç savaşa dönüşmesinden önce dünya çapında kayıpların azaldığını söyledi.

Hiniker konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi;

“Kirlilik temizleniyor, stoklar imha ediliyordu. Ancak 2012’de Suriye hükümeti ve müttefik Rus kuvvetlerinin muhaliflere karşı misket bombası kullanmaya başlamasıyla ilerleme ciddi biçimde tersine dönmeye başladı.”

Kasım 2022’de Suriye’de en az bir yeni parça tesirli bomba saldırısı bildirilmesine rağmen, Suriye’deki savaşın çıkmaza girmesiyle sayılar düşmüştü. Ancak Ukrayna’daki çatışmayla birlikte kayıp sayıları hızla yeniden yükselişe geçti.

cd
Ukrayna’nın Harkov kentinde yakın zamanda Ruslardan geri alınan bölgedeki bir füze (AP)

ABD’li yetkililer, daha güçlü bir düşman karşısında şartları eşitlemek için Ukrayna’ya misket bombası sağlama kararını savundu ve sivillere verilen zararı hafifletmek için önlemler alacaklarını vurguladı.

Bu, mühimmatın ‘başarısızlık oranı düşük’ bir versiyonunun gönderilmesini de içerebilir, bu da çatışmadan sonra geride daha az patlamamış mühimmat kalması anlamına geliyor.

Hiniker, kendisinin ve misket bombalarının etkilerini takip eden diğer kişilerin, ABD’nin sivilleri orantısız bir şekilde öldürdükleri için dünyanın çoğunluğunun yasakladığı tamamen modası geçmiş silahlar göndermesi karşısında şaşkına döndüğünü söyledi.

Silahlarla uğraşmanın ‘en zor ve maliyetli kısmının’ daha sonra bunlar nedeniyle yaşanan kirliliği temizlemek olduğunu da sözlerine ekledi.



Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
TT

Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)

Elie el-Kasifi

Ortadoğu’daki tabloyu okumak için iki ana başlık var. Bunlardan birincisi İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve dolayısıyla Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve Batı Şeria'dan bahsetmemesi, ikincisi ise İran'ın nükleer programı, balistik silahları ve belki de Tahran destekli milislerin bölgedeki geleceğiyle ilgili müzakereler konusunda İran ve ABD arasında karşılıklı olarak verilen mesajlar ve savrulan tehditler.

Bu iki başlık arasındaki tüm bağlantıları, sanki bölge için hala sisli, dalgalı ve binlerce soruyu beraberinde getiren bir gelecek öngörüyormuşuz gibi aramanın bir önem yok. Bu iki başlığın eşzamanlı ve uluslararası sahneyi her geçen gün sarsan Donald Trump döneminde ABD'nin bölgedeki stratejisinin mihenk taşı olması yeterli. Zira bunun İran'dan Sudan'a, doğudan batıya bölgedeki tabloyu etkilemeden yapılması mümkün değil.

İster doğuda ister batıda” olsun hiç kimse tarafından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana istediğini yapmaktan caydırılamayan İsrail, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana ABD'nin bölgedeki tutumuyla birebir özdeşleşmiş durumda. Trump’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının arifesinde İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkesin, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkanı’nın seçim kampanyası sırasında söz verdiği gibi Gazze'deki savaşı durdurma konusunda ciddi olduğunu gösterdiği doğru olsa da çok geçmeden Trump'ın vaatlerinin İsrail'i ve hatta kendisini bile bağlamadığı ortaya çıktı. Slogan atma ve son tarih belirleme konusunda başarılı olan Trump’ın gerçeklere uyum sağlama ve planlarını yavaşlatma ya da iptal etme konusunda daha becerikli olduğu da açıkça görüldü. Aynı şey Ukrayna'daki savaşı rekor bir sürede sona erdirme vaadi için de geçerli.

Gazze Şeridi'ndeki savaşa gelince, İsrail’in yeniden başlayan saldırısı, sanki ABD’nin mevcut stratejisinin bir parçasıymış ve sadece İsrail stratejisini yansıtmıyormuş gibi ABD'nin tam desteğine sahip. Bu da Trump dönemi ile İsrail'in Gazze’deki ve bölgedeki vahşetini örtbas etmekten geri kalmayan Joe Biden dönemi arasında büyük bir fark olduğunu gösterdi. Ancak ABD’nin ve İsrail’in stratejileri arasındaki uyum daha önce hiç Trump yönetiminde olduğu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı. Trump'ın açıkladığı Gazze halkını yerinden etme planı bunun tek kanıtıdır. Trump, bu plandan geri adım atmış ya da planını ertelemiş gibi görünse de bu plan İsrail aşırı sağı için çok iddialı bir Amerikan tavanı oluşturdu. İsrail aşırı sağının önerilerine karşı zaman zaman çok muğlak da olsa bir mesafe koyan önceki Demokrat Partili Joe Biden yönetimi döneminde durum böyle değildi.

Aslında İsrail'in Gazze Şeridi’ne karşı yeniden başlayan saldırısı ‘güç yoluyla barış’ sloganının pratikteki tercümesi olurken pratikte bölgede barışı sağlamaktan ziyade İsrail'in bölge üzerindeki kontrolünü dayatmak anlamına geliyor. Ancak İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana geleneksel rakipleri olan Filistinli gruplar ve Hizbullah'a karşı elde ettiği tüm ‘başarılara’ rağmen, şimdiye kadar kendisi için tamamen elverişli bir bölgesel durum tasarlayabilmiş ya da bölge üzerinde kontrolünü empoze etmesine yahut çevresiyle normal ilişkileri olan bir devlete dönüşebilmiş değil. Aksine, İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de güç kullanmaya devam etmesi, onu bölgede ‘normal bir devlet’ olmaktan giderek daha da uzaklaştırıyor.

Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum tesis edildiğinden, İsrail'in Lübnan'daki saldırıları artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a yönelik saldırılar olarak görülmüyor.

İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatması, Hizbullah ile bölgedeki devletler ve halklar arasındaki köklü husumet göz önüne alındığında, Hizbullah'a karşı olumsuz bir hassasiyet uyandırmak bir yana İsrail'in Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'ye girmeye devam etmesi ve buradaki mezhepçi grupları kendi tarafına çekmeye çalışması, Suriye topraklarını sürekli bombalaması, İran'ın bölgedeki hegemonik projesinin çöküşünden sonra belli bir bölgesel denge yaratmaya çalışan bölgenin ağır toplarının İsrail'e karşı hassasiyetlerini ve öfkelerini artırdı. Tüm bunların yanında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım savaşını sürdürmesi, bölge genelinde İsrail'e yönelik nefreti pekiştirirken İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ihtimalini ortadan kaldırdı ya da en azından uzun bir süre için erteledi.

7u6ı8o9
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında hasar gören bina, 1 Nisan 2025 (AFP)

Hatta Lübnan dosyasıyla ilgili olarak İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan topraklarında beş yeri işgal etmesi ve Beyrut'un güney banliyölerini yeniden bombalamaya başlaması, Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığı ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum oluştuğu için bunlar yapılan artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a karşı yapılmış gibi görülmüyor. Öyle ki Hizbullah, doğrudan ya da dolaylı sorumlulukla, geçtiğimiz hafta İsrail’deki yerleşim birimlerine iki parti halinde ham roketlerle saldırmış olsa da bu durum İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını haklı çıkarmıyor. İsrail’in saldırıları Hizbullah’ın roketli saldırılarına verilen bir yanıt değil, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de ateş kontrolünü sağlama iddiasından öteye geçmiyor.

Bu durum bölgedeki çatışmayı bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda İsrail arasında olmaktan çıkarıp bir yanda İsrail diğer yanda onun politikalarından etkilenen bölge ülkeleri arasında olmaya doğru sürüklüyor. Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki saldırılarını genişleterek ve orada süresiz kalma tehdidinde bulunarak körüklemeye devam ettiği Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan gerilim, bunun en açık örneğidir. Ayrıca İsrail, Suriye'de çoğunlukla Türkiye tarafından desteklenen yeni hükümete sürekli olarak saldırmış ve Suriye toprakları içindeki birçok yeri bombalamıştır.

Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti.

Peki Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilim doğrudan bir çatışmaya dönüşür mü? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken olsa da Ankara'nın Suriye ordusuna eğitim vermek için Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan Palmira’da (Tedmur) bir askeri üs kurmayı planlıyor olmasına İsrail'in verdiği tepkiden de görülebileceği gibi böyle bir çatışma mümkün. Her halükarda İsrail'in, saldırılarının, bombalamalarının ve ‘sızma girişimlerinin’ Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve hükümeti için görmezden gelemeyecekleri büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ardından Suriye'deki yeni hükümetin hızını etkilemeye çalıştığı aşikar. Bu konu Türkiye ile Şara yönetimi arasındaki başlıca ortak meselelerden biri haline geldi.

Trump'ın uzun süredir ABD güçlerini Suriye'den çekme arzusundan hareketle Türkiye ile İsrail arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılması için belli bir anda inisiyatif alacağını, bunun da ABD'nin Suriye'nin kuzeyinin güvenliğini Türkiye'ye emanet etme ihtiyacını haklı çıkardığını ve bu yüzden ABD yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şara yönetimi arasındaki anlaşmaya buradaki güvenlik düzenlemelerinin bir başlangıcı olarak itiraz etmediğini konuşanlar var. Bu anlaşmanın İsrail'in Suriye’ye yönelik politikalarından görünenin aksine Washington’ın Suriye’nin bölünmesini teşvik etmediğine dair bir sinyal verdiği de bu dosyanın gündeme getirdiği bir diğer nokta. Ancak henüz Suriye konusunda net bir ABD-İsrail çelişkisinden bahsetmek mümkün değilse de ABD'nin özellikle şu an Washington tarafından daha önce eşi ve benzeri görülmemiş şekilde korunan İsrail'in dosyaları ve arenaları birbirine bağlamasından bu yana Suriye stratejisinin bir bütün olarak bölgedeki dosyalarla ilgilenme stratejisinden ayrı tutulamayacağı kesin.

cfvbghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bir araya geldiler, 4 Şubat 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Gazze ve Batı Şeria ile ilişkilerinin hızı ile başta Suudi Arabistan-Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin hızı arasında da bir çelişki var. İsrail bu bölgeleri gerginliğin ve istikrarsızlığın ortasında tutmaya çalışırken, İran'ın bölgedeki yayılmacı projesinin körüklediği yaklaşık yirmi yıldır süregelen çatışmaların ve krizlerin ardından bu bölgelerde istikrarın sağlanması Riyad ve Ankara'nın açıkça çıkarınadır. Bu durum, Suriye'deki ve daha az ölçüde Irak'taki çatışma dinamiklerinin bir parçası olan Ankara'ya kıyasla Riyad için daha çok geçerli.

Bu çerçevede Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti. İsrail de bu iki arenayı tek bir arena olarak ele alıyor, ancak bu iki dinamik arasında, önümüzdeki ay Donald Trump'ın Suudi Arabistan'dan başlamak üzere Körfez'e yapacağı ziyaret turunda önemli bir noktaya gelecek olan bölgesel sahneyi bir bütün olarak etkilemesi mümkün olmayan açık bir çelişki söz konusu.

Trump’ın Körfez ülkelerine gerçekleştireceği ziyaret, ABD yönetiminin bölgedeki arenaların birbirine bağlılığını ne ölçüde kabul ettiği sorusunu gündeme getiriyor. Dolayısıyla İsrail, Gazze Şeridi’ndeki ve Batı Şeria'daki saldırılarını sürdürdüğü, Suriye'ye sızmaya devam ettiği, Lübnan'ın beş noktasında askerlerini konuşlandırdığı ve Lübnan ve Suriye topraklarını bombalamaya devam ettiği sürece mevcut durumda herhangi bir bölgesel anlaşmaya varılması oldukça zor.

Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın bölgesel nüfuzunun ciddi şekilde erimesi, bölge ülkelerinin Ortadoğu’daki tabloya geçmiş yıllardan, özellikle de 2015 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bakmasına neden oluyor. O dönemde bu anlaşma İran'ın bölgede serbest kalmasıyla aynı anlama geliyordu. Şimdi ise İran rejimini çökmekten zar zor kurtaran bir anlaşmaya dönüştü. Dolayısıyla, bölge ülkelerine yönelik İran tehdidi artık geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Bu tehdit, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı politikaları nedeniyle yerini İsrail tehdidine bıraktı. İsrail tehdidi bölgedeki kaosu derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak asıl önemli soru şu: Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ‘İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye girdiğini ve onları sahada kontrol ettiğini, bunun da kapsamlı bir normalleşmeye kapıyı araladığını’ söylediğinde İsrail’in şu anki hızının bölgede uzun bir istikrarsızlık evresine işaret ettiği göz önüne alındığında, İsrail ile ABD arasındaki bu uyum daha ne kadar devam edecek? Trump’ın Gazze Şeridi’ni ‘Ortadoğu’nun Rivierası’ yapma önerisi ya da Rusya ile Ukrayna arasında barışı aceleye getirmesi gibi krizlerle başa çıkma konusundaki tarzı da İsrail ile tamamen uyumlu. Çünkü gerçekler Gazzelilerin gitmeye hazır olmadığını gösterirken ve ilk etapta gidebilecekleri bir yer yokken önerilerine kimsenin karşı koyamayacağına inanıyor ya da bunu ima ediyorlar. Rusya kendi koşullarını karşılamayan bir barışı sonuca ulaştırma konusunda hiç acele etmiyor, aksine Trump'ın girişimini tüketmeye ve kazanımlarını genişletmeye çalışıyor. Lübnan ya da Suriye'de normalleşme sürecinin mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteren tek bir işaret dahi yok. Üstelik Witkoff'un önerdiği normalleşme reçetesi bölgesel kaosun daha uzun yıllar devam etmesinden başka bir işe yaramayacak.

Buna karşın Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir. Doğaları gereği hareketli olsalar da Trump ve ekibindekiler, şimdiye kadar sundukları çelişkili normalleşme önerileriyle ‘yaratıcı kaos’ teorisine inanıyor ya da bunu yeniden denemeye çalışıyor gibi görünüyorlar.