Kerkük’ün bugününü belirleyen tarih sıkıntılı geleceğin de habercisi

Şehrin içinde bile petrol kuyuları bulunduğu için Kerkük, Irak’ın en kirli şehirlerinden biri kabul ediliyor (Yusuf Kerkükî)
Şehrin içinde bile petrol kuyuları bulunduğu için Kerkük, Irak’ın en kirli şehirlerinden biri kabul ediliyor (Yusuf Kerkükî)
TT

Kerkük’ün bugününü belirleyen tarih sıkıntılı geleceğin de habercisi

Şehrin içinde bile petrol kuyuları bulunduğu için Kerkük, Irak’ın en kirli şehirlerinden biri kabul ediliyor (Yusuf Kerkükî)
Şehrin içinde bile petrol kuyuları bulunduğu için Kerkük, Irak’ın en kirli şehirlerinden biri kabul ediliyor (Yusuf Kerkükî)

Rüstem Mahmud

Irak’ın özerk Kürdistan Bölgesi ile merkezî hükümet arasında siyasi, güvenlik ve ekonomik açıdan çatışmanın yaşandığı Kerkük’ün çeşitli mahallelerinde dolaşırken şehrin etnik açıdan çeşitli sakinleri arasında herhangi bir farklılık görmezsiniz. Şehrin en kuzeybatısında mutlak Kürt nüfusa sahip Rahimava, eş-Şurci, Barudhane ve İmam Kasım mahallelerinden başlayarak, tarihî merkezinde Türkmen-Kürt karma Ahmed Ağa ve Hasirki mahallelerinden geçip, güney ve güneydoğuda tamamen Arap olan el-Kadisiye, el-Urubetu’ş-Şuheda, el-Mendude ve 1 Haziran Mahallesi’ne kadar farklı bölgeler; görsel, demografik, kültürel, ekonomik ve hizmetler açısından birbiriyle uyum içindedir.

Nitekim görünüşe bakılırsa hepsi de yorgun, gelişigüzel ve ihmal edilmiş, gelişme ve iş imkânı az, yoğun bir çevresel kirlilikle boğuşan, kıyısına antik kentin kurulduğu nehri Hasasu kurumuş, tarihî kalesi herhangi bir bakım ve restorasyon görmeden harap hale gelmiş bir şehrin parçası. Bazı halk kıyafet tarzlarını ve halk lehçesi telaffuzlarını hariç tutarsak Kerkük şehri, sakinleri ve içindeki yaşam biçimiyle, hiçbir kültürel, güvenlik ve sınıfsal engelin bulunmadığı sakin, iç içe geçmiş ve canlı bir mekân gibi görünüyor.  

Ancak bu, sadece gözle görünen manzara. Arka planda şehrin sahne olduğu kutuplaşma ve şiddetli bir siyasi, ekonomik ve güvenlik anlaşmazlığı mevcut. Bu anlaşmazlık, Irak devletinin kurulduğu yaklaşık bir asır öncesinden bugüne uzanıyor. Temeli ise şehrin ve eyaletin ulusal kimliği, sonra da yönetim biçimi, tâbiiyeti ve siyasi geleceği üzerine verilen mücadeledir.

zxsdc
Kerkük’te bir çarşı (Ömer Abdülkadir)

Kerkük şehri ve tüm vilayet, halihazırda yerel nüfusu temsil eden siyasi güçler arasındaki pek çok çatışmanın odağı gibi görünüyorlar. Bu çatışmalar, Kürtlerin ve Türkmenlerin devam eden sistemli Araplaştırma politikalarından şikâyetçi olduğu kırsal nüfus arasında tarım arazileri mülkiyetine dair ihtilaflara kadar bir dizi mayınlı gündeme kadar uzanıyor.

Kürtler ve Türkmenler, güvenlik yönetimine ortak edilmediklerini iddia ediyorlar. Çatışma, siyaset sahnesinde de görülüyor. Nitekim seçmen kaydı konusunda şiddetli bir anlaşmazlık söz konusu. Şöyle ki Arap siyasi güçler, bu yıl yapılacak yerel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip ‘yerli nüfustan’ olmalarına rağmen kendilerinden on binlerce kişinin seçmen kaydında yer almadığını söylüyor.

Bu meselelerde yerel ulusal çatışma; Irak’taki diğer siyasi güçlerin etki biçimleri, bölgesel gündemler ve bir dereceye kadar enerjiye ve Irak’taki dengelerin idaresine ilişkin uluslararası çatışmalar ile iç içe geçiyor.

Şehrin sahne olduğu kutuplaşma ve yoğun siyasi, ekonomik ve güvenlik anlaşmazlığı Irak devletinin kurulduğu yaklaşık bir asır öncesinden bugüne kadar uzanıyor. Anlaşmazlığın temeli, şehrin ve vilayetin ulusal kimliği, dolayısıyla da yönetim biçimi, tâbiiyeti ve siyasi geleceği üzerine verilen mücadeledir

Şehre varmadan birkaç gün önce, kentin güneyine bitişik Tobzavi köyünden Kürt ve Türkmen çiftçiler, şehir belediyesinin çiftçilerin tarım arazileri içinde askerî bir bölge inşa etme kararını protesto edip, projenin sorumlularını demografik değişim amaçlayan siyasi bir gündem uygulamak ve eski Irak rejimi dönemine uzanan politikalar benimsemekle suçlayarak, şehrin ortasındaki anayolu kapattılar.

Bu hadiseden sadece bir hafta önce şehrin kuzeybatısındaki Serkeran bölgesinde Kürt ve Arap çiftçiler arasında yaşanan doğrudan karşılaşma, kanlı bir çatışmaya dönüşmek üzereydi. Bölgedeki Kürt köylüler, Irak ordusunun bazı kesimlerini, eski rejimin Arap ‘girişimciler’ lehine çıkardığı kararname ve belgeleri yürürlüğe koymakla itham ediyor.

Şehrin sakinleri ile siyasi güçleri, bu konuda tamamen iki zıt kutba bölünmüş durumda:

Kürtler ve Türkmenler, resmî ve adli kurumları, eski Irak rejiminin 1970’li ve 80’li yıllarda izlediği Araplaştırma politikalarının izlerinin silinmesine ilişkin anayasa maddelerinin uygulanmasında şeffaf olmamak ve hamaset gütmekle suçluyorlar. Bilindiği üzere eski rejim, güney ve merkez bölgelerden on binlerce çiftçiyi getirip onlara Kerkük vilayetinde mülk vermişti.

Buna karşılık o dönemde tapu edinen Arap çiftçiler de Irak devletinin son dönemde verdiği onaylanmış yargı kararlarına göre bu arazilerin kendilerine ait olduğunu söylüyor. Bununla birlikte Türkmen ve Kürt muadilleri, bu yargı organlarının tarafsız olmadığı, 2003 yılından sonra çıkarılan yasa ve mevzuatları dikkate almadığı, aksine Arap çiftçilerin elindeki tapu ve belgeleri hüküm için tek referans olarak gördüğü, dolayısıyla önceki politikaların aynılarının sürdüğü cevabını veriyor.

Tarım arazileri meselesi, şehirde ve çevresinde mülkiyetle ilgili her şeyin bir parçasıdır. Bu her şey; konutlar, bina ruhsatı verme mekanizması, 2003’ten sonra inşa edilen gecekondular, bölgelerindeki güvenlik olayları nedeniyle diğer vilayetlerden gelenler, seçmen kütükleri ve bunun gibi daha pek çok şeyi kapsıyor.

Eski şehirde; el-Kuriya, Ahmed Ağa ve Mecidiye kahvehanelerinde çeşitli bileşenlerin sakinleri yatsı namazından sonra sohbet halkasında bir araya gelip, tarım mülkiyetine dair yenilenen bu çekişme çerçevesinde, şehirdeki çeşitli siyasi güçlerin yaklaşan yerel seçimler (vilayet meclis seçimleri) konusundaki karşılıklı uyarılarını ve Kerkük’ün yeni bir gerilim dalgasına sahne olma ihtimalini tartışıyor.

xsc
Kerkük’ün ortasındaki Hasasu Nehri, tarım politikaları ve iklim değişiklikleri nedeniyle kurudu (Yusuf Kerkükî)

Merkezî parlamentoda Kerkük vilayetinin Arap bileşeninin temsilcileri, bu seçimlere ilişkin yasanın oylanmasına özel meclis oturumunu boykot etti. 2003 yılından sonra onaylanan ve vilayette yaşayan yaklaşık 300 bin kişinin yer almadığını iddia ettikleri seçmen kaydına ilişkin yasanın kabulüne itiraz eden temsilciler, Genel Seçim Yasası’nın 35’inci maddesinin yasanın yeni metinlerine dahil edilmesini talep ediyor. Söz konusu seçim yasası, Kerkük vilayetine istisnai bir özellik tanıyor ve seçmen kaydı için referans olarak yiyecek karnesi ve Ticaret Bakanlığı sicili ile alakalı belgelere dayanıyor. Türkmen güçler, bu konuda nispeten uzlaşma tavrı sergilerken, Kürt partiler bunu ‘kırmızı çizgi’ olarak değerlendiriyor. Zira bu, önceki rejimin izlediği nüfus çekme, yerleştirme ve Araplaştırma faaliyetlerinin fiili olarak meşrulaştırılması, dolayısıyla da demografik değişimin istikrara kavuşturulması anlamına gelir ki, Irak anayasası bunun kaldırılmasını öngörüyor.

Kürtler ve Türkmenler, resmî ve adli kurumları, eski Irak rejiminin izlediği Araplaştırma politikalarının izlerinin silinmesine ilişkin anayasa maddelerinin uygulanmasında şeffaf olmamak ve hamaset gütmekle itham ediyor

Kerkük vilayeti, son yerel seçimleri 2005 yılında gerçekleştirmişti. Bu seçimlerde Kürt güçler, 41 vilayet meclisi sandalyesinin yarısından fazlasını elde ederken, Arap siyasi güçlerin çoğunluğu aynı sebeple seçimleri boykot etti. Bu durum, son yıllarda vilayette yerel seçim yapılması ihtimalinin önünde bir engel olarak duruyor ve halihazırda siyasi, güvenlik ve sivil alanda kriz tehdidi oluşturuyor.

Vilayet meclisi, valiyi ve vilayetteki en üst idari hiyerarşinin diğer üyelerini seçme yetkisine sahip. Ayrıca vilayetteki çeşitli hizmet ve ekonomi kurumlarını, özellikle emlak daireleri, eğitim sistemi, tarım birimleri, genel emlak idaresi ve bir ölçüde güvenlik dosyası açısından denetliyor.

Kürtlere göre seçimler, daha önce yürütülen tüm yerinden etme ve nüfus çekme süreçlerine rağmen demografik büyüklüklerinin toplam vilayet nüfusunun neredeyse yarısı olduğunu ispatladı. Ancak vilayetteki idari yapıda, istihdamda ve yargıdaki oranları bunun çok altında. Eski rejimin hükümet teşkilâtında yer verdiği kamu görevlileri, kamusal hayatın idaresini elinde tutmaya devam ediyor. Bilhassa 2017 yılından sonra, dönemin başbakanı Haydar el-İbadi, Kürdistan bölgesinin bağımsızlığına dair referandum sürecine katıldığı için seçilmiş Kürt Vali Dr. Necmeddin Kerim’i görevden uzaklaştırıp, göreve vekaleten yardımcısı Arap Rakan el-Cuburi’yi getirmeye karar verdi. Cuburi, Kürtler tarafından tarafsız olmamak ve vilayet yönetimindeki dengeyi bozmakla itham ediliyor.

Irak anayasasına göre Kerkük vilayeti; anayasanın, Araplaştırma politikalarının izlerinin ortadan kaldırılmasını, vilayette bir nüfus sayımı yapılmasını ve işin, merkezî otoriteye mi yoksa Kürdistan bölgesine mi bağlı olunacağını belirleyen  referandumla sonuçlanmasını öngören 140’ıncı maddesine atıfta bulunulan ‘tartışmalı bölgeler’ arasında sayılıyor.  

Kürt güçler halen bu maddeye bağlı kalarak bunu, vilayet içindeki durumu ve bölge ile merkezî otorite arasındaki ilişkiyi istikrara kavuşturmanın özü olarak görüyor. Arap ve Türkmen muadilleri ise ‘maddenin zaman aşımına uğradığını’ ve gerçeklere göre hareket etmenin, yetkileri paylaşmanın, vilayetteki dosya ve kurumları üçlü sisteme göre idare etmenin daha iyi olduğunu söylüyor. Söz konusu üçlü sistem Arap, Kürt ve Türkmen bileşenlerin her birine idari yapıdaki üyelerin yüzde 33’ünü veriyor; yüzde 1 ise vilayetin Hıristiyan azınlığına kalıyor.

Bu detaylar, çeşitli bileşenlerden kültürel ve akademik seçkinler ve şehrin pek çok ileri geleni ile tartışılırken, şehrin sakinleri arasındaki toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişkilerin olumlu ve iş birlikçi doğası vurgulanıyor. Ayrıca anayasanın 140’ıncı maddesine ilişkin ulusal çatışma ve kutuplaşmanın, vilayetteki petrol zenginliğinin aidiyeti ve idare biçimi ile vilayetin kendi özelliklerine göre yönetileceği merkezî olmayan yönetim şeklinin açık ve kesin bir şekilde tanımlanması, son olarak vilayetin merkeze bağlı ve merkezî olarak mı yoksa Kürdistan bölgesine bağlı olarak mı yönetileceği konusundaki sıfır denkleminden çıkarılması ile büyük ölçüde hafifletilebileceği belirtiliyor.

Vilayetin bileşenleri arasındaki siyasi/ulusal anlaşmazlıklar arttıkça güvenlik sıkıntıları da arttı. Bu bağlamda yaşanan en son hadise, Türkmen Cephesi’nde bir askerî subay ile liderin hedef alındığı patlamaydı. Bu hadisede Türkmen Cephesi, Türkmen Cephesi’ni destekleyen ve Kuzey Irak’ın tamamında PKK’ya karşı savaş yürüten Türkiye’den intikam almayı amaçladığı düşüncesiyle PKK terör örgütünü bu saldırının arkasında olmakla suçladı.

Irak’taki Türkmen siyasi akımların ‘en güçlüsü’ ve en popüleri kabul edilen ve Türkiye tarafından desteklenen Türkmen Cephesi aynı zamanda, Kürt siyasi güçlerinin, Kürt Peşmerge güçlerinin şehre/vilayete geri getirilmesi için hükümetteki / Arap mevkidaşlarıyla siyasi anlaşmaya varabileceklerine dair endişelerini de dile getiriyor.

Halihazırda Kerkük vilayeti, Kerkük Vilayeti Ortak Operasyon Odası’nın güvenlik ve askerî kontrolü altında. Bu yapı, resmî ve doğrudan Irak Başbakanlık Ofisi ile Ordu ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığına bağlı olmakla birlikte fiilen ordu, istihbarat teşkilatı, çevik kuvvetler, federal polis, Şii milis gücü Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri), Peşmerge güçleri, asayiş güçleri ve Kürt terörle mücadele güçleri dahil olmak üzere Irak güvenlik ve askerî kurumlarından birçok unsuru içermektedir.

Türkmenlerin, Arap/Kürt karışımı olarak değerlendirdiği bu güvenlik/askerî bileşimde herhangi bir Türkmen tarafı bulunmamaktadır. Bununla beraber şehrin yerel sakinlerinden olan Sünni Araplar, Arap ve Türkmen mahallelerinde konuşlanan Haşdi Şabi unsurlarını kendi temsilcileri olarak görmüyor. Yine de 2017 yılından sonra şehirden ve vilayetten uzaklaştırılan Kürt Peşmerge güçlerindense bu unsurların varlığını tercih ediyorlar.

Vilayetin Arapları, vilayetin nimetlerinden mahrum bırakıldıklarından şikâyet ediyor ve Kürt ve Türkmenlerle kıyaslandığından kendilerinin ‘en fakir’ olduklarını düşünüyorlar.

Kürt siyasi partileri, anayasanın vilayetin tartışmalı bölge olarak belirlenmesinde öngördüğü şekilde, vilayetteki güvenlik ve askerî idarenin vilayetin tüm bölgelerinde ortak olması ve daha sonra da güvenlik ve askerî idarenin ordu güçleri ile Kürt Peşmerge güçleri arasında paylaşımına dair bir mekanizma icat edilmesi çağrısında bulunuyor. Kürt partilere göre bu mekanizma, terörle mücadele dosyasında bir ortaklık ve dayanıklılık oluşturmaya tek başına yeter. Zira Kerkük vilayetinde, özellikle de Hamrin Dağları’nın yükseklerindeki güney bölgelerinde DEAŞ terör örgütü halen yoğun şekilde varlık gösteriyor.

thh
Kerkük’te ekonomik koşulların zorlaşması nedeniyle gelişen ikinci el giyim pazarı

Güvenlik ve idari dosyanın aksine, vilayetteki Araplar, vilayetin nimetlerinden mahrum bırakılmaktan şikâyet ediyor ve Kürt ve Türkmenlerle kıyaslandığında kendilerinin ‘en fakir’ olduklarını düşünüyorlar. Onlara göre Kürtler, iletişim şirketleri gibi hayati önem taşıyan ekonomik kurumların yanı sıra, Türkiye ile İran sınır kapılarından gelen ve Kürdistan bölgesi tarafından kontrol edilen ticaretin büyük bir kısmının da kontrolünü ellerinde tutuyor. Türkmenler ise şehrin ticaret merkezini işgal ediyor ve şehre gıda, kumaş ve elektrik tedarik eden büyük tüccarlar ve bölgesel şirketlerle geniş ve sağlam bir ilişki ağına sahipler.

Bununla birlikte şehrin tüm sakinleri, son on yılda tanık olduğu ve olmaya devam ettiği siyasi ve güvenlik geriliminin ardından vilayetin ekonomik olarak dışlanmasından şikâyetçi. Nitekim Kürdistan bölgesinde olduğu gibi, ana şehirleri yeniden yapılandırmaya dair herhangi bir stratejik plan yok. Ayrıca yerel meclisler, Irak anayasasının Basra ve Kerkük gibi üretici vilayetlerin lehine olarak onayladığı ‘Petro dolar’ fonlarından da bir şey elde etmiyor. Çeşitli siyasi güçler de görünürdeki ayrışmaları ve çatışmaları arkalarında bırakarak vilayetin imkânlarını kendi aralarında paylaştıkları gerekçesiyle çok sayıda suçlamaya maruz kalıyor. Haşdi Şabi unsurlarına yönelik geniş eleştirilerin de sonu gelmiyor. Şehir sakinlerine göre Haşdi Şabi liderleri, tüm hükümet sözleşmelerini ve tahsisatlarını, şehir halkından olsalar da kendilerine bağlı taraflar lehine kontrol ediyor.

Topraklarının verimliliği ve topografyasının çeşitliliğiyle tarihî açıdan önde gelen bir ticaret ve tarım merkezi olan Irak vilayeti, topraklarındaki büyük petrol keşifleri nedeniyle 1950’li yılların başından itibaren Irak ekonomisinin merkezi olmayı vaat eder oldu. Gelgelelim ilgili ulusal göstergelere ve standartlara göre şu an yoksulluğun, işsizliğin, eğitim ve meslek açısından seçkinler göçünün yaygın olarak görüldüğü bir yer…

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.

 



Lübnan’da İsrail’in güneydeki patlamalarının sismik etkilerine ilişkin endişe

İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)
İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)
TT

Lübnan’da İsrail’in güneydeki patlamalarının sismik etkilerine ilişkin endişe

İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)
İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde art arda gerçekleştirdiği patlamalar artık yalnızca “Hizbullah”a ait tesis ve mevzileri hedef alan askerî operasyonlar olmaktan çıktı. Bu patlamaların ardından, yer altında neler yaşanabileceğine ilişkin soru işaretleri ve endişeler de artmaya başladı.

İsrail’in özellikle yer altındaki tesisleri ve tünelleri hedef aldığı güney Lübnan’daki kasaba ve bölgelerde düzenlediği saldırılarda büyük miktarlarda patlayıcı kullanılıyor. Bu patlamalar, zaman zaman hedef alınan bölgenin çevresinin çok ötesinde hissedilen şok dalgaları ve sarsıntılar oluşturuyor.

Patlamaların tekrarlanmasıyla birlikte, etkilerinin yalnızca yeryüzündeki yıkımla sınırlı kalmayıp bölgede hâlihazırda aktif olan jeolojik katmanları ve fay hatlarını da etkileyebileceğine yönelik endişeler artıyor.

fvghy
Lübnanlılar, güney Lübnan’ın Sur kentinde sahilde vakit geçirirken, İsrail saldırısının hedef aldığı Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor. (Reuters)

Uzmanlara göre bu patlamaların sonuncusu ve en büyüğü, Ali et-Tahir Tepesi içindeki yer altı tesislerini hedef alan saldırıydı. Televizyon ekranlarına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde tepenin içinden dev alevlerin yükseldiği görülürken, geniş bir alanda yaşayanlar patlamanın neden olduğu sarsıntıları hissetti.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, 4,1 büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedildiğini bildirdi.

O gece bölge sakinleri büyük korku yaşadı. Patlama bölgesine yaklaşık 20 kilometre mesafede yaşayan bir kişi yaşananları, “Yer yaklaşık beş saniye boyunca bizimle birlikte sallandı” sözleriyle anlattı. Bu ifade, sarsıntıların hissedildiği alanın ne kadar geniş olduğunu ortaya koyuyor.

Yer altında oluşan ek basınç için daha fazla araştırma gerekiyor

Bu endişeler ışığında, söz konusu patlamaların sonuçlarının ve gelecekte sarsıntı ya da depremlere yol açıp açmayacağının belirlenmesi için daha fazla zaman ve araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.

cdfvgt
Güney Lübnan’ın Haniye köyünden görülen İsrail İHA’sı, Mansuri köyündeki evlerin üzerine bırakıp patlatmak üzere bir kutu dolusu patlayıcı taşıyor. (AP)

Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi’ne bağlı Jeofizik Merkezi Müdürü Dr. Marlin el-Bereks de bu görüşü destekliyor. Bereks, “Patlamanın oluşturduğu ve 4,2 büyüklüğündeki bir depremle karşılaştırılabilecek dalgalar gerçekten kaydedildi” dedi.

Ali et-Tahir’deki patlamanın en büyüğü olduğunu, onu Şakif’teki patlamanın izlediğini belirten Bereks, “Büyük çaplı patlamalar yer altında ilave bir basınç oluşturuyor. Bu basınç, faylarda zaten mevcut olan gerilime ekleniyor. Ancak şu aşamada bu basıncın boyutunu belirlemek ya da kayalarda kırılmaya veya sarsıntı ve depremlerin tetiklenmesine yetecek düzeyde olup olmadığını kesin olarak söylemek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Bereks, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, patlamaların ardından doğal sismik hareketliliğin bilimsel açıdan dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. “Bu aktivitede olağandışı bir değişiklik meydana gelirse, bu endişe gerektiren bir işaret olabilir” diyen Bereks, merkez tarafından şu ana kadar bu patlamalarla ilişkilendirilebilecek olağandışı bir hareketlilik kaydedilmediğini belirtti. Ancak kesin bir değerlendirme yapılabilmesi için daha ayrıntılı veri ve araştırmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Tekrarlanan patlamaların etkisine ilişkin endişe

Afet yönetimi ve tıbbı uzman Dr. Cibran Karnauni ise konuya daha kaygı verici bir açıdan yaklaşıyor.

Karnauni, “Ali et-Tahir Tepesi, Yammune Fayı’ndan ayrılan Rum Fayı üzerinde bulunuyor. Bölge aktif faylar içeriyor. Bu nedenle, özellikle büyük miktarlarda patlayıcı kullanılan saldırıların devam ettiği bir ortamda, tekrarlanan patlamaların bu faylar üzerindeki etkisi endişe yaratıyor” dedi.

Lübnan’da çok sayıda sismik fay bulunuyor. Rum Fayı, Lübnan’ın güneyinde yoğunlaşıyor; Cezin’den başlayarak Sayda’nın doğusundaki Rum kasabasına uzanıyor, ardından İklim el-Harub ve Damur yönüne kıvrılarak Hilda ve Beyrut’un Ra’s Beyrut bölgesine kadar ilerliyor. Bazı görüşlere göre fay, kuzeye doğru Akdeniz’e kadar uzanıyor.

dfgthy
İsrail ordusunun kontrolüne geçirdiği ve perşembe gecesi güney Lübnan’ın Nebatiye kenti yakınlarında Hizbullah’a ait tünel ağını patlattığı Ali et-Tahir Tepesi. (AP)

Karnauni, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Risk yalnızca patlamanın gerçekleştiği anla sınırlı değil. Asıl sorun, özellikle fay hatlarının yakınındaki bölgelerde patlamaların tekrarlanmasıyla etkilerin zaman içinde birikme ihtimali” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak Karnauni, bu operasyonların gerçekten sismik hareketliliği tetikleyip tetikleyemeyeceğinin belirlenmesi için uzmanlaşmış jeolojik ve sismik değerlendirmelere ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Bu patlamaların İsrail’i de olumsuz etkileyip etkilemeyeceği ve sarsıntı veya deprem olasılığını artırıp artırmayacağı sorusuna ise Karnauni şu yanıtı verdi:

“Kesin bir hükme varmak mümkün değil. Ancak İsrailliler patlamaların şok dalgasını kontrol edebilir ve bunun yönünü güneye, yani kuzey İsrail’e değil, Lübnan yönüne çevirebilir.”

Endişeler yalnızca depremlerle sınırlı değil. Karnauni’ye göre derin ve şiddetli patlamalar, kaya katmanları, yer altı suları ve çevredeki kanalizasyon şebekeleri üzerindeki basınç konusunda da soru işaretleri yaratabilir. Şebekelerin zarar görmesi ve kanalizasyon suyunun içme suyuna karışması halinde altyapıda hasar veya su kaynaklarında kirlenme meydana gelebilir.

Endişeler 2023’ten bu yana sürüyor

Bu endişeler yeni değil. Ekim 2023’te “Hizbullah” ile İsrail arasında savaşın başlamasından, 2024 boyunca İsrail’in güney Lübnan’daki askerî operasyonlarını genişletmesinden ve ardından yıkım ve patlatma faaliyetlerinin sürmesinden bu yana, zaten sismik hareketliliğin görüldüğü bölgelerde art arda gerçekleştirilen patlamaların yaratabileceği etkiler gündeme geliyor.

Son yıllarda büyük çaplı patlamaların yaşandığı başlıca bölgeler Adise ve Kefr Kila oldu.

Bu patlamalardan önce de Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan iki büyük saldırı gerçekleşmişti. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi amacıyla her biri yaklaşık 2 bin libre ağırlığında 85 sığınak delici bomba kullanılırken, Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin’e yönelik saldırıda toplam ağırlığı 73 tona ulaşan bombalar kullanılmıştı.


Irak, İran’la sınır kapılarını yeniden açıyor

Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)
Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)
TT

Irak, İran’la sınır kapılarını yeniden açıyor

Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)
Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)

Irak makamları, dün İran’la arasındaki üç kara sınır kapısının kademeli olarak yeniden açılacağını açıkladı. Söz konusu sınır kapıları, Suudi Arabistan’daki bir petrol boru hattına yönelik İHA saldırısının ardından kapatılmıştı. Bağdat, saldırının Irak topraklarından gerçekleştirildiğini kabul etti.

Resmî “Güvenlik Medyası Birimi”, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Zeydi’nin, Şelemçe, Mendeli ve Şeyb sınır kapılarının yeniden açılması için belirli takvimlerin oluşturulması yönünde talimat verdiğini bildirdi.

Söz konusu üç sınır kapısı Basra, Meysan ve Mendeli vilayetlerinde bulunuyor. Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar, Meysan vilayetindeki Şeyb Sınır Kapısı yakınlarından gerçekleştirildi. Bunun üzerine Başbakan, vilayet emniyet müdürünü görevden aldı; güvenlik birimlerinin yöneticilerini ise görevden uzaklaştırarak, soruşturma için ilgili makamlara sevk etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre analistler, sınır kapılarının kapatılması kararının İran tarafına yönelik eşi görülmemiş bir “uyarı mesajı” niteliği taşıdığı değerlendirmesinde bulundu. Güvenlik Medyası Birimi daha önce yaptığı açıklamada, “Yetkili güvenlik birimleri, bazı sınır kapılarında idari ve güvenlik düzenlemelerine yönelik işlemleri başlattı. Bu durum söz konusu kapıların kapatılmasını gerektirdi. İhlal ve usulsüzlüklerin koşullarını ortaya çıkarmak amacıyla gerekli hukuki tedbirler alınmış, istihbarat çalışmalarının yanı sıra soruşturma ve denetimler yoğunlaştırılmıştır” ifadelerini kullanmıştı.


Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor
TT

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen yönetimi, hükümet güçlerinin Batı Sahili’nde geniş bir alanı Husi grubuna kaptırmasının ardından önceliklerini yeniden düzenliyor. Husiler, 3-11 Eylül tarihleri arasında düzenledikleri saldırılarda Hays, el-Huha, el-Muha ve limanının yanı sıra Babülmendeb, Meyyun Adası ve Kızıldeniz'in güneyindeki diğer Yemen adalarının kontrolünü ele geçirdi.

Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Üyesi Tarık Salih liderliğindeki Ulusal Direniş Güçleri, 9 Ağustos- 10 Eylül tarihleri arasındaki çatışmalarda 500'den fazla mensubunun hayatını kaybettiğini, yaklaşık bin 500 kişinin yaralandığını bildirdi. Husiler tarafında ise binden fazla ölü ve binlerce yaralı olduğu açıklanırken, saldırıların İran Devrim Muhafızları ve müttefikleri tarafından yönetilip desteklendiği öne sürüldü.

Yemen yönetimi, direnişin süreceğini ve inisiyatifi yeniden ele geçireceklerini vurgulayarak, birlikleri yeniden organize etme ve konuşlandırma çalışmalarını sürdürüyor. Hükümet kaynakları, yerinden edilen sivilleri karşılamak üzere yapılan hazırlıklarla eş zamanlı olarak bazı askeri unsurların Marib'e sevk edildiğini aktardı.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre artan çatışmalar, ciddi yardım yetersizliği ile barınak, su, gıda ve sağlık hizmetleri eksikliğinin yaşandığı 6 vilayette 9 binden fazla aile yerinden oldu.