Deyrizor: Ebu Havle’nin tutuklanmasının ötesinde bir çatışma mı?

Bölge SDG’ye paralel bir askeri bileşenin oluşumuna mı sahne oluyor?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Deyrizor: Ebu Havle’nin tutuklanmasının ötesinde bir çatışma mı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Şivan İbrahim

Deyrizor’da özellikle de Arap bileşenlerden biri olan ve Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı olan Deyrizor Askeri Konseyi’nin üyelerinin yoğun olduğu doğu kırsalında olaylar hızlanıyor. Bu, SDG'nin Ebu Havle olarak da bilinen eski konsey lideri Ahmed el-Hubeyl ve bazı yardımcılarını, ‘Vezir Konutu’ olarak da bilinen SDG'nin Rakka kırsalındaki ana karargahında tutuklamasının ardından gerçekleşti. Tutuklama bölgedeki Arap aşiretlerinin milisleri ile SDG arasında silahlı çatışmalara yol açtı.

Aşiretlerin krize dahil olması, bazılarının taraflar arasında devam eden savaşlara katılması ve SDG’ye ait birçok köy ve askeri kontrol noktasını ele geçirmesi, bölgedeki durumu daha da karmaşıklaştırdı. SDG belki de geniş bir aşiret katılımını beklemiyordu. Ancak el-Bekir ve el-İkidat aşiretleri SDG’ye karşı genel seferberlik ilan etti ve milisleri Deyrizor Askeri Konseyi’ni destekledi. Ayrıca, SDG’deki Arap milislerin serbest bırakılması için Uluslararası Koalisyon’dan müdahale istediler ve SDG’den ayrılmaları için çağrıda bulundular.

Kaynaklar Al-Majalla'ya aşiret milisleri, Hecin şehrindeki ‘Ceaabi’ kontrol noktası ve Susa kasabasındaki halk güvenliği merkezini ele geçirdiğini belirtti. Ayrıca, Huveyc köyü ve Tayyana, Şen ve Dibyan kasabaları, SDG'nin Cerzi kasabasındaki kontrol noktaları ve Guraynic kasabasındaki birçok merkezi de ele geçirdiler.

Washington Araştırma Enstitüsü'nden araştırmacı Baraa Sabri, Majalla’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Deyrizor'daki olaylar, on yılı aşkın süredir devam eden Suriye çatışmasının bir uzantısıdır. Bu olaylar, Suriye'nin genel bağlamı için benzersiz veya garip bir olgu değildir, ancak savaşan tarafların kimliği dikkat çekicidir."  Sabri, Deyrizor'da yaşananları dış etkenlerin yanı sıra birçok iç etkene de bağladı. Sabri’ye göre ‘Ebu Havle’ dosyasının ortaya çıkması, SDG’nin itaatten sapmayı reddetmesinin bir sonucudur. SDG bunun için ‘Ebu Havle’yi yolsuzluk ve güç kullanımıyla suçluyor.

SCDEF

"SDG", şahsın ve ekibinin, kendi oluşumunun "SDG"den ayrılmasının önünü açabilecek, kaynak açısından zengin geniş bir alanı kaybetmesine yol açabilecek bir yola girdiğini hissediyordu. Bu nedenle onu izole etmeye çalıştı ve bu da daha sonra bölgede savaşların çıkmasına neden oldu. Yani Sabri'ye göre Konsey ile "SDG" arasındaki çatışma, Deyrizor'u kontrol etme hakkıyla bağlantılı bir sorun. Mesele "İster Münbiç'in eteklerindeki Türkiye destekli muhalefet olsun, ister Fırat Nehri'nin batı yakasındaki Suriye hükümeti ve müttefiki İran oluşumları olsun,dış etkilerin varlığı da inkar edilemez."

SDG, geniş bir aşiret katılımını beklemiyordu. Ancak el-Bekir ve el-İkidat aşiretleri SDG’ye karşı genel seferberlik ilan etti ve milisleri Deyrizor Askeri Konseyi’ni destekledi.

Sabri'ye göre SDG, kendi bileşenleri arasında neler olup bittiğini anlamadaki ve  bölgedeki gerçekliğin Suriye'nin diğer bölgelerinden daha iyi olmasına rağmen yönetimdeki dengesizlikleri düzeltmedeki kısmi başarısızlığının bedelini ödüyor.

‘Ebu Havle’ neden tutuklandı?

Ebu Havle'nin tutuklanmasının nedenleri hakkında birbiriyle çelişen beş söylenti yayıldı. Birincisi, onun ve SDG arasındaki güvenin, geçtiğimiz Temmuz ayının sonlarında Deyrizor'un doğu kırsalında iki taraf arasında çıkan çatışmalardan sonra kaybolduğu yönünde. Bu çatışmalar, Ebu Havle ve SDG liderlerinin, ABD koalisyonu güçlerinin himayesi altında, el Omer petrol sahası üssünde toplantı ile sona erdi. O zaman, Ebu Havle’ye atfedilen ve SDG'ye  itaat etmeyi reddettiğini ilan eden bir ses kaydı yayıldı. Ebu Havle, SDG'yi Deyrizor'un kaderini kontrol etmek için yüksek bir komiser atamaya çalışmakla da suçladı.

İkinci söylenti ise SDG'nin medya kaynakları tarafından yayıldı. Bu söylentiye göre, Ebu Havle, "Devrim karşıtı dış güçlerle iletişim kurmak, halka karşı suç işlemek ve kendi çıkarlarını güvence altına almak için konumunu kötüye kullanmak" suçlamalarıyla, Kuzey ve Doğu Suriye Başsavcılığı tarafından tutuklandı.

Aktivist Medin Alyan tarafından dile getirilen üçüncü versiyona göre, "Bu olay, sadece bir tutuklama meselesi değil, İran ve Suriye hükümetinin krize dahil olması nedeniyle Suriye'nin genel durumuyla ilgili. Suveyda'dan Dera'ya, Şam kırsalına ve Suriye sahiline kadar uzanan protestolar; Rakka, Deyrizor ve Kamışlı'da da başladı, ancak çatışmalar nedeniyle bunlara son verildi.

Dördüncü söylenti SDG tarafından yayıldı. Buna göre, SDG, Deyrizor Askeri Konseyi ile İran milisleri arasında tehlikeli bir işbirliği keşfetti. İran'ın, Deyrizor ve el-Bukemal arasındaki bölgelerden silah nakletmeye çalıştığını ortaya çıkardı.  Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, X platformundaki (eski adı twitter) hesabından yaptığı açıklamada, çatışmaların münferit olaylar olmadığını söyleyerek bunu doğruladı. Ahmed’e göre devam eden huzursuzluğun, meseleyi Araplar ile Kürtler arasındaki etnik çatışma olarak göstermek ve dikkatleri Suriye'nin güneyindeki protesto hareketlerinden uzaklaştırmak amacıyla Suriye hükümeti ve İran tarafından desteklenen milisler tarafından yönlendirildiğini gösteren kanıtlar var.

Beşinci söylenti ise çatışmayı, Suriye'nin petrol ve gaz kaynaklarına sahip zengin bölgesi üzerindeki Rus-Amerikan mücadelesinin bir parçası olarak görüyor. Özellikle, Ebu Havle'nin koalisyon güçleriyle doğrudan iletişim kurma arzusu, ABD destekli SDG için bir tehdit olarak görülüyor. Ayrıca, Ebu Havle, Suriye hükümetinin 4. Tümeni ve İran güçleriyle iş birliği yapmakla suçlanıyor.

Öte yandan The Sharq News'in editörü Firas Alavi, Majalla’ya yaptığı açıklamada “Gerginliğin nedenleri arasında, bölgenin mali yolsuzluğun, toplumsal eşitsizliliği artırmasının yanı sıra, halkın güvenlik ve askeri meselelerde söz sahibi olmaması ve her muhalifin DEAŞ'la bağlantılı olduğu suçlamaları yer alıyor. Ebu Havle'nin tutuklanması ise sadece bölgeyi alevlendiren bir kıvılcımdı” değerlendirmesinde bulundu.

Aşiretlerin konumu

Ayrıca Deyrizor’daki Arap aşiretlerinin tutumları çelişkili. ‘SDG'nin egemenliği karşısında halkın hakkı’ isimli oluşumun lideri Musab el-Hifl liderliğindeki ‘İkidat’ aşiretinin çoğunluğu bu oluşumla birlikte hareket ederken, Ebu Havle'nin aşireti olan Bekir aşireti hem kendi aşireti hem de İkidat aşireti adına bir açıklama yayınladı. Şarku'l Avsat'ın Majalla'dan aktardığına göre bu açıklamada, SDG ve koalisyon güçlerine, tutukluları serbest bırakıp güvenli bir şekilde evlerine dönmelerine izin vermeleri ya da SDG ile savaşmak için genel seferberlik ilan etmeleri seçeneği sunuldu. Şuheyl şehrinde bulunan el-Bucamal aşireti de bir açıklama yayınlayarak, askeri konseye desteğini duyurdu.

SDG kendisine sadık bir aşiret seferberliği oluşturmadaki başarısına rağmen, kendisinden uzak kalan kilit aşiret figürleri kadar güçlü değildi.

Aşiretlerin tutumundaki büyük dönüm noktasının, Musab el-Hifl'in SDG'ye karşı olan açıklamasında olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, Bekkara aşiretinin lideri Hacim el-Beşir de Hifl'in yanında yer aldı. Eş-Şeitat aşireti ise çatışmaya katılmadı, ancak Ebu Hammam, el-Keşkiye ve diğer bölgelerini kapattı.

Araştırmacı Baraa Sabri, çatışmaların sadece aşiretlere dayandırılmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Suriye çatışmasında saf aşiretler yoktur; tüm aşiretler bölünmüş ve her aşiretin liderleri ve üyeleri Suriye çatışmasının her iki tarafında da yer alıyor.

DEF
Bazı aşiretler çatışmaya katılmadı ve bölgelerini kapatmakla yetindi (Getty Images)

Şunu da belirtmek gerekir ki, Deyrizor aşiretlerinin Suriye ve Irak'taki Arap aşiretleriyle tarihi bağları vardır. SDG, kendisine bağlı bir aşiret grubu oluşturmayı başardı, ancak bu grup, ondan uzak duran önemli aşiret liderlerinin gücüyle denk tutulamaz.

Bazı aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenlerinin Ebu Havle’ye karşı SDG ile dayanışma amacıyla bir bildiri yayınlayarak, SDG’den kendisini sorumlu tutmasını talep ettiklerini doğruladıklarını da belirtmekte fayda var.

Şeitat aşireti aktivisti Ahmed el-Hamad, Majalla’ya verdiği röportajda, "Ebu Havle'nin eleştirilecek birçok yönü olsa da tutuklanma şekli halkın öfkesini daha da körükledi. Ebu Havle, bir toplantıya davet edildi. Daha sonra istifasını sunması ve konsey liderliğini SDG tarafından belirlenen liderlere devretmesi için kandırıldığı ve baskı yapıldığı ortaya çıktı” dedi. Ancak, aşiretlerin, özellikle de Bekir aşiretinin, SDG'ye karşı saf tutması, Ebu Havle’nin davranışlarına rağmen, birbiriyle bağlantılı üç nedene dayanıyor. Birincisi, Ebu Havle, Bekir aşiretinin bir üyesi ve hatta ‘amiri’ olarak kabul edilir. İkincisi, askeri konseyin kontrol ettiği bölgelerin çoğu ‘Bekir’ aşiretinin topraklarında yer alıyor. Üçüncüsü, bu aşiretler, özellikle de Bekir, bölgenin önemli siyasi ve ekonomik konumuna sahiptir, çünkü çocukları konseyin üst kademelerinde görev alıyor.

Diğer  kabile ve aşiretler ise "SDG" ve "Özerk Yönetim"in askeri konseyi ortadan kaldırma yönündeki yöneliminden duydukları kaygı nedeniyle Bekir aşiretini desteklediler.  Bu aşiretlere göre bu, onları "SDG'nin hakimiyetinden" korumayı başardı.

Arap-Kürt çatışması mı?

Diğer taraftan, ‘Deyrizor Askeri Konseyi’ne bağlı aktivistler ve Ebu Havle’ye yakın isimler, sosyal medya platformlarında videolar yayınlayarak, yaşananların Kürt-Arap çatışması olarak görülmesini talep ediyorlar. Bu videolarda, aktivistler ve isimler, SDG'nin zulmüne ve Kürtlerin Arap Deyrizor'a hakimiyetine karşı Arap aşiretlerinin ayaklanması çağrısında bulunuyorlar.

Bu çağrılar, üç tür tepkiyle karşılandı. İlki, bunları tümüyle reddeden tepkiler oldu. Bu çerçevede, Kürt Konseyi tarafından yayınlanan açıklamalarda, Suriye hükümetine bağlı çevrelerin Araplar ve Kürtler arasında fitne tohumu ektiği iddia edildi. Öte yandan, Haseke ve çevresindeki Arap entelektüeller yayınladıkları bildiride, ‘son çatışmaların etnik veya ırksal bir boyutu olmadığını’ söylediler.

Deyrizor Askeri Konseyi’ne bağlı aktivistler ve Ebu Havle’ye yakın isimler, sosyal medya platformlarında videolar yayınlayarak, yaşananların Kürt-Arap çatışması olarak görülmesi çağrısında bulundular.

Öte yandan gazeteci Medin Alyan, SDG'nin aşiret mensuplarıyla çatışan milislerden çoğunun, Deyrizor, Haseke ve Rakka'dan gelenler olduğunu ve Kürt unsurlar olmadığını belirtiyor. Alyan ayrıca "Çözümün gecikmesi, özellikle de kaynakların zengin olduğu bölgelerin hala SDG'nin kontrolünde olması nedeniyle aşiret liderlerini, kendi üyeleri önünde zor durumda bırakacak” şeklinde konuştu..

Öte yandan, Deyrizor'un doğu kırsalından aktivist Emin Emin Majalla’ya yaptığı açıklamada, "Ebu Havle'nin görevden alınması, özellikle de petrol zenginliklerinden yararlanma açısından bölgedeki birçok kişinin çıkarlarına zarar verdi mi?" diye sorarak, "Aşiretlerin, uzun bir süredir SDG ile ilişkisinden sonra, Suriye hükümetine sadakatine geri dönmesi muhtemel" dedi.

Alyan ise, İran Devrim Muhafızları Ordusu liderleri ile Arap aşiret silahlıları arasında bir toplantı gerçekleştiğini, İran tarafının aşiretlere silah ve mühimmat verdiğini, ayrıca nehrin karşı yakasında yaralı aşiret üyelerini tedavi etmek için ambulanslar yerleştirdiğini ve gerekirse onları Şam hastanelerine naklettiğini belirtti. İran ve ABD, Suriye-Irak sınırı boyunca gerginlik yaşıyor. ABD, İran'ın Suriye ve Lübnan'a silah akışını engellemek için Suriye-Irak sınırını kapatmaya çalışıyor.

Peki ya Washington'un tutumu?

DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon, çatışmaların başlamasının ardından bir açıklama yayınlayarak, DEAŞ'a karşı müttefiklerine desteğini sürdüreceğini ve bölgedeki istikrarsızlığın DEAŞ'ın geri dönme riskini artırdığını belirtti. Koalisyon ayrıca herkesi şiddeti sona erdirmeye çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Deyrizor'daki şiddet olaylarından derin endişe duyulduğunun ifade edildiği bir açıklama yayınlayarak, DEAŞ'ı yenmenin öncelikli olduğunu ve bu konuda SDG ile ortaklık yaptıklarını vurguladı. Her iki açıklama da DEAŞ'ı yenmeye odaklanıldığı açıkça belirtiliyor. Aktivistler, açıklamalarda SDG’ye karşı açık bir destek verilmemesini, bu güçlerin, DEAŞ’a karşı koalisyon güçlerinin İran destekli milislerle savaşmasına katılmayı reddetmesinden dolayı bir tür kınama olarak yorumluyor.

Gözlemciler, Washington'un SDG’ye karşı bir isyanın çıkmasına izin vermiş olabileceğini düşünüyorlar. Bu isyanın amacı, SDG'yi tamamen kontrol altına almak veya SDG'nin ABD'nin emirlerine uymaması durumunda kullanılabilecek bir paralel silahlı oluşumun ortaya çıkmasına zemin hazırlamak olabilir.

Baraa Sabri, Washington'un olaylara sakince yaklaşmasının şüphe uyandırdığını düşünüyor. Sabri, Washington'un Suriye'deki hedefleri dışında bir konu olup olmadığını sorguluyor. Sabri ayrıca “Washington, Suriye'deki terörle mücadelede SDG'nin en önemli ortağıdır. SDG, DEAŞ'ı yenilgiye uğratmada kilit bir rol oynadı. Ancak Washington, SDG'nin İran destekli milislerle savaşmaya katılmayı reddetmesinden sonra, SDG'ye olan desteğini azalttı. Bu, SDG'nin tabanında Washington'a olan güvensizliği artırdı” dedi.

Washington'un SDG'ye karşı tavrının başka bir olasılığı daha var. Gözlemciler, Washington'un SDG'ye karşı bir isyanın çıkmasına izin vermiş olabileceğini düşünüyorlar. Bu isyanın amacı, SDG'yi tamamen kontrol altına almak veya SDG'nin ABD'nin emirlerine uymaması durumunda kullanılabilecek bir paralel silahlı oluşumun ortaya çıkmasına zemin hazırlamak olabilir.

Ancak, ABD’nin Şam Büyükelçiliği geçtiğimiz pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusunda bir toplantı yapıldığını duyurdu. Toplantıya, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Orta Doğu İşleri Bürosu'nda Suriye dosyasından sorumlu yardımcı Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich, DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon Komutanı General Joel B. Vowell katıldı. Toplantıda ayrıca SDG ve Deyrizor'dan aşiret liderleri de hazır bulundu.

Toplantıya katılanlar, ‘Deyrizor sakinlerinin şikayetlerini çözmenin zorunluluğu’, ilçede dış güçlerin müdahalesinin riskleri, sivil kayıpların ve kurbanların önlenmesi ihtiyacı ve şiddeti mümkün olan en kısa sürede azaltmanın gerekliliği konusunda anlaştılar.

Büyükelçiliğin sosyal medya platformu X’teki hesabından yapılan açıklamaya göre Goldrich ve Vowell, DEAŞ'la mücadele çabalarında ABD ile SDG arasında güçlü bir ortaklığın önemini vurguladı.

SDG ile Arap aşiretlerine mensup milisler arasında yaklaşık bir haftadır devam eden ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre her iki taraftan 49 milis ve 8 sivilin ölümüyle sonuçlanan çatışmalar duracak mı? Yoksa çok karmaşık jeopolitik örtüşmelere sahne olan bölgede çatışmanın nedenleri hâlâ gizli mi?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.