Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a Riyad ziyaretinin 3 amacını açıkladı.

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
TT

Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, bölgeye yaptığı mevcut ziyaretin üç hedefi olduğunu açıklarken, ikili ilişkileri derinleştirme kapsamında Riyad ile Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik stratejiye dikkati çekti. Ayrıca Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmelerin, iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmeyi, yeni alanlarda iş birliğini geliştirmeyi ve ikili stratejik diyalog çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmayı amaçladığını açıkladı.

Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi toplantısı

Hayashi, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri dışişleri bakanlarının ilk toplantısının, bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmak için önemli bir fırsat sağlamanın yanı sıra, Japonya ile bölge ülkeleri arasında gelişen ekonomik ilişkilere ışık tutacağını vurguladı. Ayrıca ortak öneme sahip meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunmak için sabırsızlandığını dile getirdi.

Japon Bakan, Başbakan Fumiyo Kişida ve Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardığına dikkati çekti. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturmasını beklediğini dile getirirken, müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Hayashi, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, “Başbakan Kişida’nın Temmuz ayında Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretin sonuçlarını takip edeceğim. Ziyaret sırasında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın düzenlediği toplantıda, siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirmek ve uluslararası sahnedeki çabaları koordine etmek amacıyla iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda mutabakata varıldı” dedi. Suudi Arabistan’ın enerji sektöründe ülkesi için önemli bir ortak olduğuna dikkati çeken Bakan, ikili işbirliğinin sektör dışında hızla genişleyerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsadığını belirtti.

Yoshimasa Hayashi, “İkili işbirliğinin en önemli yeni alanlarından biri, Ortadoğu bölgesini temiz enerji kaynakları ve hayati mineraller için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir girişimin çerçevesinde, yeşil bir ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Başbakan Fumiyo Kişida’nın ziyareti sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor” dedi.

Hayashi’ye göre Japonya, özgür ve açık Hint-Pasifik vizyonunu desteklemeye çalışıyor. İki ülkenin hukukun üstünlüğü konusunda ortak bir görüşe sahip olduğuna dikkati çeken Bakan, “Bu amaca ulaşmak için uluslararası alanda Suudi Arabistan’la daha yakın şekilde çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” şeklinde konuştu. Japon Bakan, dünya genelinde 42’den fazla ülkeden danışmanların katılımıyla son Cidde toplantısı aracılığıyla Krallığın Ukrayna krizini kontrol altına alma çabalarını ele aldıklarına, ayrıca Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat sağlandığına dikkati çekti.

Çin ile Tayvan arasındaki mevcut gerginlik ve Japonya’nın Güneydoğu Çin Denizi’ndeki durumu kontrol altına alma vizyonu hakkında ise Hayashi, “Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, Japonya dahil tüm uluslararası toplumun istikrarı için çok önemlidir. Tokyo kararlı tavrını sürdürüyor ve Tayvan’la ilgili sorunların diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini bekliyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı konumda bulunan ülkelerdeki ortaklarla yakın işbirliği içinde çalışarak ortak konumumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım” ifadelerini kullandı.

Güneydoğu Çin Denizi meselesine de değinen Yoshimasa Hayashi, “Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu güçlü bir şekilde değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Aynı tutumu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya, Çin’den gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde almasını istemeye ve ortak öneme sahip konularda ikili işbirliği gerçekleştirmeye devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum” açıklamasında bulundu.

Riyad ve Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik strateji

İşte Hayashi’nin Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın ayrıntıları;

  • Suudi Arabistan ziyaretinizin amaçları nelerdir?

Bugünkü Suudi Arabistan ziyaretim, Başbakan Kişida’nın geçtiğimiz Temmuz ayında Ortadoğu bölgesine yaptığı resmi ziyaretin sonuçlarını takip etmeyi amaçlıyor. Başbakan Kişida ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, siyasi ve ekonomik düzeyde ikili iş birliğini geliştirmek ve uluslararası arenadaki çabaları koordine etmek için iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda anlaştıkları bir toplantı yaptı. Dışişleri Bakanları Arasında Stratejik Diyalog kapsamında Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmenin, bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmanın ve yeni alanlarda iş birliğini geliştirmenin yollarını ele alacağım.

Krallığı ziyaretimin ikinci hedefi ise, Başbakan Kişida ile Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin bir araya geldiği toplantıda periyodik olarak yapılması kararlaştırılan, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin dışişleri bakanlarının ilk toplantısını gerçekleştirmek. Bu toplantının bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmanın yanı sıra Japonya ile KİK ülkeleri arasında büyüyen ekonomik ilişkilere ışık tutmak için önemli bir fırsat olacağına inanıyorum. Öyle ki aralarındaki ticaret hacmi geçen yıl 100 milyar doları aştı. KİK ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla bu konularda görüş alışverişinde bulunmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

frg
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (AP)

Bu bağlamda Başbakan Kişida ve KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında yaptıkları toplantıda, Japonya ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında serbest ticaret anlaşmasına ilişkin müzakerelerin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardıkları belirtilmelidir. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturması bekleniyor. Umuyorum ki Japonya Dışişleri Bakanı ve Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları olarak birlikte çalışarak bu müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sağlayacağız.

  • Suudi Arabistan- Japonya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Japonya, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyor. İki ülke arasında uzun yıllar boyunca gelişen dostane ilişkilere dayanan ortaklık, özellikle son yıllarda ‘Suudi- Japon Vizyonu 2030’ çerçevesinde önemli ölçüde genişledi. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’la çeşitli toplantılarda veya telefon görüşmelerinde yaptığım görüşmelerde, Japonya ve Suudi Arabistan’ın ikili ilişkilerini derinleştirme ve genişletme konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğunu doğrulayabilirim.

  • Suudi Arabistan- Japonya ortaklığının niteliği nedir?

Her şeyden önce Suudi Arabistan, özellikle uzun yıllar boyunca Japonya’ya istikrarlı petrol tedariki sağlama taahhüdü yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında her zaman rol oynamıştır. Bu rol ışığında Japonya için enerji sektöründe önemli bir ortak olmuştur ve bu, hala öyledir. Ancak iki ülke arasındaki ortaklığın tek yönü bu değil. Krallık şu anda Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman liderliğindeki 2030 Vizyonu çerçevesinde endüstriyel çeşitliliği sağlamanın ve karbon emisyonlarından kurtulmanın yollarını arıyor. Japonya, 2017’den bu yana Japonya-Suudi Arabistan 2030 Vizyonu aracılığıyla Krallık tarafından benimsenen sosyal ve ekonomik reformlara tam desteğini ifade ediyor. Ben de iki ülke arasındaki işbirliğinin son yıllarda hızla enerjinin ötesine geçerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsamasından memnuniyet duyuyorum.

  • İkili işbirliğinin en önemli alanları nelerdir?

Suudi Arabistan ile Japonya arasındaki en önemli yeni işbirliği alanlarından biri yeşil ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Japonya Başbakanı Kişida, geçtiğimiz Temmuz ayında Krallığa yaptığı resmi ziyarette, Ortadoğu’yu temiz enerji kaynakları ve hayati madenler için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan ikili işbirliği için yeni bir girişim önerdi. Ziyaret sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, iki ülke arasında, özellikle hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor.

Hiç şüphe yok ki iki ülke arasındaki iş birliği bölgede ve dünyada barış ve istikrarın korunmasına katkı sağlıyor. Ortadoğu’daki ülkeler arasındaki ilişkilerin iyileşmesine ve aralarındaki işbirliğinin güçlenmesine rağmen, hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası düzen dünya genelinde hâlâ tehditlere maruz kalıyor. Bu uluslararası düzeni sürdürmek ve mümkün kılmak, bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refah için Japonya, ‘özgür ve açık Hint- Pasifik’ vizyonunu güçlü bir şekilde desteklemektedir. Suudi Arabistan ve Japonya, hukukun üstünlüğünün önemi konusunda ortak bir görüşü paylaştığı için bu amaçla uluslararası alanda Krallıkla daha yakın çalışmayı dört gözle bekliyorum.

Ukrayna krizini kontrol altına almak için Cidde toplantısı

  • Suudi Arabistan’ın Ukrayna krizine ilişkin düzenlediği Cidde zirvesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, yalnızca Avrupa kıtasının güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda egemenlik ve toprak bütünlüğü de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerini ihlal eden ve tüm uluslararası toplum üzerinde olumsuz etki yaratan iğrenç bir eylemdir. Statükoyu zorla değiştirmeye yönelik bu bireysel girişimi kabul edemeyiz ve etmemeliyiz. Ayrıca yüksek gıda, gübre ve enerji fiyatları nedeniyle zayıf ülkeler de dahil olmak üzere uluslararası toplum düzeyindeki bu saldırganlığın bir sonucu olarak ortaya çıkan gıda ve enerji krizinden de büyük endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz.

Aynı şekilde Japonya’nın başkanlığını yaptığı Hiroşima’daki son G7 zirvesi toplantısında, G7 ülkeleri ve Ukrayna dahil ev sahibi ülkelerin liderleri, dört ilkeye uymayı kabul etti. Buna göre ilki, tüm devletler Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine uymak zorundadır. İkincisi, çatışmayı diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözme ihtiyacını destekliyoruz ve uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine saygıya dayanan adil ve kalıcı bir barışı destekliyoruz. Üçüncüsü, statükoyu güç kullanarak değiştirmeye yönelik herhangi bir bireysel girişim, dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez. Dördüncüsü, hukukun üstünlüğüne dayanan özgür ve açık bir uluslararası düzeni desteklemeye çalışıyoruz.

Hiroşima’daki G7 zirvesine benzer şekilde Suudi Arabistan, Kopenhag’daki eski bir toplantının ardından ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı bu toplantıya Cidde’de ev sahipliği yaptı. Bu vesileyle, toplantıya ilk kez katılan Çin’in yanı sıra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi Küresel Güney olarak bilinen ülkeler de dahil olmak üzere 40’tan fazla ülkenin yer aldığı bu toplantıda, Krallığın liderliğine ve çabalarına olan takdirimi ifade etmek istiyorum. Cidde toplantısına katılanların sayısı bir önceki toplantının neredeyse iki katına ulaştı. Birçoğu, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı ile uluslararası hukuka saygı dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerine bağlı kalmanın gerekliliğini vurguladı. Toplantı, Rusya’nın saldırganlığının en kısa sürede nasıl durdurulacağını ve Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat.

Uluslararası hukuka bağlı kalmak ve hukukun üstünlüğüne dayalı uluslararası düzeni korumak tüm devletlerin sorumluluğundadır ve herkesin çıkarına hizmet eder. Cidde toplantısında elde edilen verimli sonuçların ardından Japonya, Suudi Arabistan dahil uluslararası toplumdaki ortaklarıyla işbirliği içinde hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası sistemi desteklemeye devam ediyor.

  • Size göre Suudi Arabistan ve İran’ın ikili ilişkilerin yeniden başlatılması yönünde vardığı anlaşma, bölgedeki gerilimin azaltılmasına ve Yemen krizinin çözümüne ne ölçüde katkı sağlayacak?

Japonya, Suudi Arabistan Krallığı ile İran’ın diplomatik ilişkileri sürdürme konusunda vardığı anlaşmayı memnuniyetle karşılıyor ve bunu bölgesel istikrara yönelik olumlu bir adım olarak görüyor. Bu anlaşmanın, Yemen’deki durum da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki çeşitli bölgesel sorunların çözümüne olumlu katkı sağlayacağını umuyorum.

Öte yandan Yemen’deki insani durumdan derin endişe duyuyorum. Birleşmiş Milletler’in (BM) gıda güvenliğini sağlamaya yönelik planına verdiği desteğin yanı sıra, Yemen hükümetine sağladığı mali yardım da dahil olmak üzere Krallığın Yemen’e verdiği cömert desteği takdir ediyorum. Bu hususta uluslararası toplumun aktif bir üyesi olan Japonya, 2015 yılından bu yana BM öncülüğünde yürütülen uluslararası yardım çalışmaları aracılığıyla yaklaşık 430 milyon dolar tutarında insani yardım sağlamıştır.

Ülkeye barış ve istikrarın getirilmesi için Yemen halkı arasındaki diyaloğun önemine inancım tamdır. Bu amaçla, Yemen İşlerinden Sorumlu Özel Asistanım Büyükelçi Katsuyoshi Hayashi’yi, ‘mevcut ateşkesin, çatışmayı sona erdirmek üzere Yemenliler arasında diyalog kurulmasına ve BM Özel Temsilcisi ile işbirliği yapılmasına katkı sağlaması için’ Husiler de dahil olmak üzere ilgili taraflara mesajımızı yinelemek üzere Mart ayında ve Temmuz ayı sonunda bölgeye gönderdim.

Bu platformdan Husileri, bölgedeki durumu tırmandırmaya yönelik her türlü girişimden kaçınmaya çağırıyorum. Ayrıca çatışmanın tüm taraflarını, bir bütün olarak Yemen halkının çıkarları doğrultusunda istikrarın sağlanması için yapıcı bir şekilde çalışmaya davet ediyorum.

Tayvan… Diyaloğun alternatifi yok

  • Çin ile Tayvan arasındaki gerginlik ve bunun bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Japonya’nın Çin Denizi’nin güneydoğusundaki durumu kontrol altına alma vizyonu nedir?

Tayvan düzeyinde, Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, yalnızca Japonya’nın güvenliği için değil, tüm uluslararası toplumun istikrarı açısından da son derece önemlidir. Japonya, Tayvan’la ilgili meselelerin diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini beklediği yönündeki kararlı tavrını sürdürüyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı pozisyonu paylaşan ülkelerdeki ortaklarla da yakın çalışarak ortak pozisyonumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım.

Güneydoğu Çin Denizi’nde Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu zorla değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, Japonya dahil olmak üzere bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Tutarlı tavrımızı kesin bir şekilde sürdürüyoruz. Ortak öneme sahip konularda ikili işbirliğinin yanı sıra Çin tarafından gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde ele almasını istemek için konumumuzu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum.



Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
TT

Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)

Oy verme sonuçlarına ilişkin tahminler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin dün Almanya’nın kuzeydoğusundaki eyalet seçimlerinde birinci sırada yer aldığını gösterdi. Sonuç, Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki ana muhafazakâr parti açısından 1949’dan bu yana kaydedilen en kötü sonuç oldu.

Merz, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından sonucu “felaket” olarak nitelendirdi. Ancak başbakan olarak mücadelesini sürdüreceğini ve reform programını uygulamaya devam edeceğini söyledi. Açıklama, kötü sonucun Merz’i istifaya zorlayabileceği yönündeki spekülasyonların ardından geldi.

Alman kamu yayıncısı ARD’nin tahminlerine göre AfD’nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde oyların yüzde 38,3’ünü alması bekleniyor. Parti, yüzde 35,4 oy alması beklenen merkez sol çizgideki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önünde bulunuyor. Merz’in muhafazakârları ise son sayımlarda yüzde 4,9’a geriledi. Bu oran, eyalet parlamentosuna girmek için gereken yüzde 5’lik barajın altında kaldığından, partinin parlamentonun tamamen dışında kalabileceğine işaret ediyor.

Bugünkü sonuç, AfD’nin bir ay içinde ikinci kez bir eyalet seçiminde birinci sırada yer almasını sağlayacak gibi görünüyor. Parti ulusal kamuoyu yoklamalarında da ilk sırada bulunuyor. Ancak diğer büyük partiler AfD ile iş birliğini reddederek partinin iktidara gelmesini engelliyor.

Dün başkent Berlin’de yapılan diğer seçimde ise Sol Parti yüzde 25,3 oy aldı. Merz liderliğindeki ve halen Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon halinde eyaleti yöneten muhafazakârların oy oranı yüzde 19’a geriledi. AfD de liberal olarak bilinen kentte oylarını artırarak yüzde 16,3’e ulaştı. Sol Parti ilk kez eyalet kamuoyu yoklamalarında birinci sıraya yükselirken, parti gayrimenkul şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasını ve kira fiyatlarına tavan getirilmesini savunuyor.

Merz reformları sürdürme sözü verdi

Bugünkü sonuçlar Merz için doğrudan bir siyasi yenilgi anlamına gelmeyebilir. Ancak düşük destek oranları, kamuoyunda tepki gören reformlar ve AfD’nin daha önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği başarı, Merz’in siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Berlin merkezli DIW Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher yaptığı açıklamada, federal hükümetin kapsamlı bir reform programı için kamuoyu ve siyasi destek oluşturmasının artık daha zor hale geleceğini belirtti.

Fratzscher, iktidar koalisyonundaki partilerin kırmızı çizgilerinde ısrar etmesi halinde “siyasi tıkanıklığın yerleşeceğini, ekonomik zayıflığın süreceğini ve AfD’nin 2029 seçimlerini kazanma ihtimalinin daha da artacağı” değerlendirmesinde bulundu.

Mecklenburg-Vorpommern Başbakanı ve SPD’li Manuela Schwesig’in kamuoyu desteği, dünkü seçimler öncesinde arttı. Schwesig, hem aşırı sağcı AfD’yi hem de Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükümetin uyguladığı reformları açıkça eleştirdi.

Schwesig ayrıca AfD’nin Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek oy kazandığını söyledi. Daha önce, kendi eyaletinden Rus gazını Almanya’ya taşıyan Kuzey Akım boru hatlarını desteklemiş, ancak 2022’deki patlamaların ardından tutumunu değiştirmişti.

Schwesig, “Öncelikle eyaletimde birçok kişi Ukrayna’ya hem mali hem de askeri desteğe karşı. İkinci olarak da birçok kişi Kuzey Akım üzerinden enerji akışının yeniden başlamasını istiyor” dedi.

Almanya Başbakan Yardımcısı ve SPD yöneticisi Lars Klingbeil ise emeklilik reformları konusunda seçmenlerin yaşadığı kaygılara işaret ederek, politika değişikliği istediğini belirtti.

Merz ise bunun yerine, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki yavaş büyümeyi canlandıracağını savunduğu reform programına bağlı kaldı.

Merz, “Şimdi yapılması gerekenler cesaret, kararlılık ve sabır gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Reformların, toplumda giderek daha fazla etkisini gösterdiğini söylediği otoriter eğilimlere karşı çözüm olduğunu savundu.

Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimler, büyük ölçüde kırsal ve eski Doğu Almanya topraklarında bulunan bu eyalette ve başkent Berlin’de gerçekleşirken, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimin ardından geldi. Saksonya-Anhalt’ta aşırı sağcı AfD, nadir görülen bir başarıyla mutlak çoğunluğa yaklaşmıştı.

Yaklaşık on yıldan biraz fazla süre içinde AfD; Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yabancıların sınır dışı edilmesine yönelik daha sert önlemler alınmasını, Rusya ile enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve avrodan vazgeçilmesini savunan, AB şüphecisi marjinal bir hareketten ülkenin en popüler partisi konumuna yükseldi.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2029’da yapılması planlanan federal seçimlerde iktidara gelme yolunda ilk adım olarak görülürken, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı.

Dün alınan sonuçlar, AfD’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyarken, diğer büyük partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği “güvenlik duvarı” stratejisine ilişkin yeni soruları da gündeme getirdi.

Merz zorluklarla karşı karşıya

Merz, geçen yıl Almanya ekonomisini durgunluktan çıkararak yeniden büyüme yoluna sokacak iddialı reformlar vaadiyle başbakan seçildi. Ancak iletişim alanındaki  hatalar, emeklilik, vergi ve sağlık alanlarında kamuoyunda tepki gören reformlara yönelik hoşnutsuzluğu artırırken, Merz’in seçmenlerin güvenini kazanmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte hükümetine yönelik hayal kırıklığı, iki eyaletteki seçim kampanyalarına da damgasını vurdu. Seçmenler özellikle enerji ve konut maliyetlerindeki sert artış gibi konulara odaklandı. Merz, cuma günü tüketicilerin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla gaz ve motorin vergilerinde indirim de içeren bir tedbir paketi açıkladı.

Mecklenburg-Vorpommern’da oy kullanan birçok kişi, yaşam maliyetlerinin temel endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eyalet başkenti Schwerin’de oy kullanan Carlotta Haik, “Burada, bu ücretlerle artık neredeyse hiçbir şeyi karşılayamıyorsunuz” dedi.

Yaşlı bir seçmen ise dış yardımların finansmanını eleştirdi. Adının açıklanmasını istemeyen seçmen, “Paraya burada, ülkemizde, çocuklar ve emekliler için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.


Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
TT

Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)

Fransa ve Kanada liderleri, dün iki ülke arasındaki ilişkileri daha da güçlendirme kararı verdi. İki lider, Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransa’ya bağlı Saint-Pierre ve Miquelon takımadalarında gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından, artan jeopolitik gerilim, iklim değişikliği ve demokratik değerlerdeki aşınmayla mücadelede iş birliğinin önemine vurgu yaptı.

İki liderin takımadaya ziyareti, 2014’ten sonra bir Fransa cumhurbaşkanının, bir Kanada başbakanının ise ilk ziyareti oldu. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın birkaç hafta önce Saint-Pierre ve Miquelon’un yanı sıra Kanada’nın tamamını ve Kuzey Amerika’daki diğer ülkeleri ABD bayrağıyla kaplı gösteren bir fotoğraf paylaşmasının ardından gerçekleşti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)

Ottawa, ABD ile giderek sertleşen ticaret savaşı sürerken Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, “Toplumlarımız yeni fırtınaların yol açtığı sarsıntılarla karşı karşıya: iklim değişikliğinin neden olduğu çalkantılar, demokratik standartların aşınması ve egemenliğimize yönelik yeni tehditler. İlişkilerimizi güçlendirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise iki müttefikin uzay, iklim ve enerji gibi çeşitli alanlarda ilişkileri güçlendirme konusunda mutabık kaldığını söyledi.

Macron, “Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, uluslararası hukuka saygıya, özgür ve adil ticarete, kararlarımızın temelinde bilime dayanmaya ve savunduğumuz stratejik özerkliğe birlikte inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Diplomatlar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a giderken gerçekleştirilen Macron’un ziyaretinin, Trump’ın sosyal medya paylaşımının ardından sembolik önem taşıdığını belirtti.

Trump’ın paylaştığı görselde ABD bayrağı; ABD, Kanada, Grönland, İzlanda, Meksika, Orta Amerika ve Karayipler’i kapsayan bir haritanın üzerine sarılmış şekilde gösterildi ve görselde “Amerika Birleşik Devletleri” ifadesi yer aldı. Görselde Saint-Pierre ve Miquelon ile Karayipler’deki Fransız toprakları da bulunuyordu.

Trump’ın paylaşımına ilişkin soruları yanıtlayan Macron, bu toprakların Fransız olmadığı yönündeki yaklaşımı reddetti. Macron, “İnsanların tuhaf fikirleri olması ya da tuhaf şeyler söylemesi” nedeniyle bu gerçeği her gün yeniden teyit etmek zorunda olmadığını söyledi.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle hükümeti üzerindeki baskının arttığı bir dönemde konuşan Macron, Kanada’nın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının büyük bölümünü Asya’ya yönlendirmek yerine Avrupa’ya yönelik ihracatını artırmasını istediğini belirtti.

İki lider ayrıca Kanada’nın Avrupa Birliği ile ilişkilerini görüştü. Birlik, Ottawa’nın ilk ortak üye olmasının önünü açarken Macron, Fransa’nın bu girişimi desteklediğini söyledi.

Ancak böyle bir adımın çeşitli engellerle karşılaşması bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupa Birliği ile Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması’nın (CETA) imzalanmasının üzerinden 10 yıldan, geçici olarak yürürlüğe girmesinin üzerinden ise dokuz yıldan fazla süre geçmesine rağmen, Fransa’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkeleri anlaşmayı hâlâ onaylamaktan kaçınıyor.


Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
TT

Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun eylül ayının son haftasında düzenlenen geleneksel “Liderler Haftası”na son kez katılmak üzere New York'a giderken gündeminde çok sayıda dosya taşıyor. Fransa ayrıca bu ay Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor.

Macron'un New York'ta çok sayıda mevkidaşıyla görüşmesi planlanıyor. Ancak bunlar arasında enerji krizi ve bunun yol açtığı sonuçlarla bağlantılı olması nedeniyle üç görüşme öne çıkıyor. Macron'un ABD Başkanı Donald Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve New York'a gelecek bazı Körfez ülkeleri liderleriyle bir araya gelmesi bekleniyor.

Macron, Batılı liderler arasında Pezeşkiyan'la görüşecek belki de tek isim olacak. Fransa ile İran arasındaki ilişkilerde gerilim hakim olsa da iki taraf arasındaki telefon görüşmeleri ve temaslar kesilmiş değil.

Macron'un girişiminin içeriği

Macron, New York'a belirli bir öneriyle gidiyor. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki durum ve genel olarak bölgedeki savaş konusunda tarafların, yani ABD ve İran'ın tutumları dikkate alındığında bu girişimin başarıya ulaşacağına şimdiden dair herhangi bir öngörüde bulunmak mümkün değil.

FGRTHY
Umman Sultanlığı'ndaki Musandam Valiliği'nden Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Arşiv - Reuters)

Paris, Husilerin Babülmendep Boğazı, Yemen'in Kızıldeniz'e bakan kıyıları ve Kızıldeniz'deki bazı önemli adalar üzerindeki kontrolünü göz ardı etmiyor. Ancak Fransız kaynaklarına göre Paris, Hürmüz dosyasına odaklanmak ve bir anlamda bu konuyu İran dosyasındaki diğer anlaşmazlıklardan ayırmak istiyor.

Başka bir ifadeyle Paris, Hürmüz Boğazı'ndan geçişin güvenli şekilde sürdürülmesi meselesinin İran'ın nükleer programı, füze ve balistik kapasitesi ya da bölgesel müdahaleleri gibi diğer başlıklardan bağımsız olarak ele alınmasını istiyor.

Paris'e göre bugün acil mesele enerji dosyası ve petrol ile doğal gaz tedarikinin dünya piyasalarına ulaştırılması. Bu konu, ABD dahil tüm tarafları doğrudan ilgilendiriyor. Dolayısıyla enerji meselesinin diğer sorunlarla ilişkilendirilmesinin mevcut durumu daha da ağırlaştıracağı değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Macron'un BM Genel Kurulu çalışmaları kapsamında gerçekleştireceği belirtilen üç görüşmenin önemi daha iyi anlaşılıyor.

6 aylık geçiş dönemi

Paris, ilgili tarafları Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımının 6 aylık “geçici bir geçiş dönemi” boyunca serbest bırakılmasını kabul etmeye ikna etmek istiyor.

Paris'e göre böyle bir hedefe ancak iki paralel koşulun yerine getirilmesiyle ulaşılabilir. Bunlardan ilki, ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ve ablukayı aşmaya çalışan İran gemilerinin hedef alınmasını da içeren sıkı deniz ablukasını hafifletmesi. İkinci koşul ise İran'ın boğazdan geçen tankerlere herhangi bir askeri yöntemle saldırmayacağına dair açık bir taahhütte bulunması.

Başka bir ifadeyle Fransa, Washington ile Tahran arasında şu anda askeri ve ekonomik olmak üzere çok yönlü biçimde devam eden ve bedelini dünyanın çok sayıda ülkesinin ödediği savaşın “dondurulmasını” öneriyor.

Buna paralel olarak Paris, bu yıl Fransa'nın başkanlığını yürüttüğü G7'nin önümüzdeki haftalarda enerji dosyasına odaklanacak bir toplantı düzenlemesi için çalışıyor.

GTHYJU
Fransa'da elektrik üretiminde en büyük paya sahip nükleer santral (Reuters)

Macron geçen cuma günü düzenlediği basın toplantısında amaçlarının “işbirliğini güçlendirmek, grup ülkeleri ile başlıca ortaklarımız arasında gereksiz gerilimlerden kaçınmak ve birkaç ay önce yaptığımız gibi stratejik rezervlerin olası kullanımına ya da kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik seçenekleri ele almak” olduğunu söyledi.

Fransa'da enerji endişesi büyüyor

Enerji krizinin dünya ekonomilerinin büyük bölümünü olumsuz etkilemesinin yanı sıra krizin derinleşmesi Fransa'da da ciddi endişelere yol açıyor. Özellikle 2018 ve 2019 yıllarında enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle başlayan ve geniş çaplı protestolara dönüşen “Sarı Yelekliler” gösterileri sırasında yaşanan çatışma ve yangın görüntüleri yeniden hatırlanıyor.

Bugün enerji fiyatları rekor seviyelere ulaşırken benzinin litre fiyatının 3 avroya kadar çıkabileceğini öngörenler bulunuyor.

Fransız hükümeti de mali açıdan zor bir dönemden geçiyor. Devletin borcu 3,5 trilyon avroyu aşarken hükümet 2027 bütçesini hazırlamakta zorlanıyor ve harcamalarda 54 milyar avroluk tasarruf sağlamaya çalışıyor.

Bütün bunlar hükümetin fiyatların vatandaşlar üzerindeki yükünü hafifletmek için güçlü biçimde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor. Bu nedenle Macron cumartesi günü siyasi parti liderleri ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını olağanüstü bir toplantıya çağırdı. Macron toplantıda ülkenin içinde bulunduğu durumun gerçek boyutlarını anlatırken derinleşen krizi kontrol altına alma çabaları hakkında da bilgi verdi.

İran ve ABD'nin karşılıklı şartları

Paris, girişimin başarılı olup olmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmıyor. Bu nedenle girişimin akıbetini görmek için New York'taki temasların gerçekleşmesini beklemek gerekiyor. Ancak iki tarafın mevcut tutumlarına bakıldığında iyimserlik için fazla alan bulunmuyor.

İran tarafı, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için gerekli şartları arabulucular aracılığıyla Washington'a ilettiğini belirtiyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye göre bu şartlar arasında tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, İran'ın yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, İran'a uygulanan deniz ablukasının kaldırılması ve İran halkının meşru haklarının tanınması bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı, Washington’un Tahran'ın tüm şartlarını yerine getirmeden yeniden açılamayacağını ifade etti.

Kalibaf, “Mesajlar iletildi ve şartlarımız arabulucular aracılığıyla karşı tarafa açıkça aktarıldı” dedi.

Başka bir ifadeyle Tahran, Washington'ın geçen haziranda Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında varılan ve daha sonra Trump'ın çekildiği mutabakata yeniden bağlı kalmasını ve bu mutabakatı uygulamasını istiyor.

İran'ın taleplerine karşılık Washington'ın bunları kabul etmeye hazır olduğuna dair bir işaret bulunmuyor. Başkan Trump'ın açıklamaları bir günden diğerine değişebilse de Trump son olarak İran'ı ortadan kaldırmakla tehdit etti.

Axios'a yaptığı açıklamada İran konusunda bir “karar” vermesi gerektiğini söyleyen Trump “Onları ortadan kaldırmalı mıyım, kaldırmamalı mıyım? Bu kritik bir karar ve benimle her şey mümkün” dedi.

SAXDFRGT
ABD Hazine Bakanı Scott Bisent, 24 Ağustos'ta İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını duyurduğu basın toplantısından bir kare (Reuters)

Trump son dönemde savaşın gelecek kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerin ardından sona ereceğini vurguluyor. Çok sayıda analist ise seçimlere kadar “yoğun” savaşa dönülmeyeceği görüşünde. Bu analistlere göre savaşın yeniden yoğunlaşması ABD'de enerji fiyatlarını daha da yükseltecek ve Cumhuriyetçi adayların seçimlerde başarı şansını azaltacak.

Bugün itibarıyla Tahran ile Washington arasındaki durumun “çıkmaz” olarak nitelendirilebileceği görülüyor. Ancak arabuluculuk girişimleri sürüyor. Bunlardan biri Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin İran'ın başkentine gerçekleştirdiği ziyaret oldu.

New York'ta da üst düzey diplomatik temasların yoğunlaşması bekleniyor. Bu temaslar, kapalı görünen diplomatik süreçte dar da olsa yeni bir fırsat penceresi açabilir.