Sudan savaşı: Müphem bir zafer öyküsü

Sudan’da çatışan taraflar tutarlı, mantıklı ve ikna edici bir zafer anlatısı sunamıyor.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Sudan savaşı: Müphem bir zafer öyküsü

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Şevki Abdulazim

Sudan'da binlerce askerin ve masum vatandaşın hayatını kaybettiği yıkıcı savaşın benzersiz yanlarından biri de çatışmanın her iki tarafının, zaferin tutarlı, mantıklı ve ikna edici bir anlatımını sunmadaki başarısızlığıdır. Her iki taraf da savaşın bitiminden sonra kutlamak istediği zafere ilişkin genel, belirsiz bir anlatımla yetiniyor.

Ordunun zafer öyküsünü ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ortadan kaldırılması’ olarak özetlediği bir dönemde, HDK’nin anlatısının ‘ordudaki feshedilmiş rejimin unsurlarının ortadan kaldırılması ve iktidarın sivillere devredilmesi’ şeklinde özetlendiğini görüyoruz. İki tarafın anlatılarındaki ve vaat edilen zaferlerdeki bu belirsizlik, Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın tanımladığı gibi, savaşın karmaşıklığını ve saçmalığını artırıyor.

Burhan'ın son konuşması da dahil olmak üzere ordu liderlerinin konuşmalarında yer alan binlerce ağır silahlı düşman askerinin etkisiz hale getirilmesinin duyurulması, orduların seferberlik söyleminden çıkmayabilir. Eğer bu generallerin amacı, HDK’nin büyük bir kısmını ortadan kaldırmak, kabiliyetlerini yok etmek, onları teslim olmaya zorlamak, çatışmayı durdurmak ve güvenli çıkışlar aramaksa bu düşünce doğru görülebilir. Ancak Sudan ordusunun birçok savaşa katıldığına dair kanıtlar bunun başarılmasının zor olduğunu gösteriyor. Açık konuşmak gerekirse, küresel şehirlerdeki gerilla savaşları ve çatışmalara dair kanıtlar bile ordunun benimsediği zafer hipotezinin çok maliyetli olduğunu doğruluyor. Sudanlıların hafızası, ordunun John Garang liderliğindeki halk hareketine karşı yürüttüğü ve 20 yıl süren şiddetli savaşın ardından müzakere masasında sona eren güney savaşının ayrıntılarını koruyor. O dönem Sudan değerli canlar kaybetti ve müzakereler Güney Sudan'ın ayrılmasıyla sonuçlandı.

Ordunun Darfur'daki silahlı hareketlerle yürüttüğü ve onları ortadan kaldırmak için HDK ile iş birliği yaptığı savaşa gelince, bu savaş, silahlı bir hareketin tamamının ortadan kaldırılması, teslim olması ve savaştan çıkması için oturup müzakereye zorlanması da dahil olmak üzere birçok yöntemle sona erdi. Bir zamanlar başarılı olan yöntemler arasında, Darfur'un şu anki başkanı Mini Arko Minawi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi'nin, eski rejimle Darfur Barış Anlaşması olarak bilinen Abuja Anlaşması’nı imzalamaya ikna edildiği müzakere yöntemi de vardı. Minawi'nin, hükümete karşı yeniden silaha sarılmadan önce ve anlaşmanın süresi dolduktan sonra daha da şiddetli bir şekilde eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in yardımcılığını elde ettiği bu müzakere hiçbir şekilde yenilgiye uğramış ve muzaffer bir müzakere değildi.

Ordunun zafer öyküsünü ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ortadan kaldırılması’ olarak özetlediği bir dönemde, HDK’nin anlatısının ‘ordudaki feshedilmiş rejimin unsurlarının ortadan kaldırılması ve iktidarın sivillere devredilmesi’ şeklinde özetlendiğini görüyoruz.

İslamcı rejim, Sudan Adalet ve Eşitlik Hareketi’ni ortadan kaldırmaya çalıştı. Hareketin kurucusu Dr. Halil İbrahim'in kendilerine karşı çıkan ve siyasi farkındalığı gelişmiş bir İslamcı olması nedeniyle şiddetli çatışmalarla onu hedef aldı. Bu durum onları, 2011 yılında İbrahim’in hayatına kastedilen bir suikast düzenlemeye yöneltti. Hareket, 2008 yılında Uzun Kol Operasyonu olarak bilinen ve silahlı güçlerin güpegündüz başkent Hartum'a girmesini sağlayan bir askeri operasyon gerçekleştirmişti. Ordu Darfur yerine Omdurman sokaklarında savaştı. İslamcı rejim ayrıca Adalet ve Eşitlik Hareketi'ni, Hasan Abdullah et-Turabi liderliğindeki Halk Kongresi Partisi'nin askeri destekçisi olmakla suçlamaya devam etti.

Aslında rejim, 2017'de Vadi Hovar Muharebesi olarak bilinen ve HDK tarafından gerçekleştirilen bir pusuda Adalet ve Eşitlik Hareketi’ni vurmayı başardı. Hükümet daha sonra Adalet ve Eşitlik Hareketi’ni tamamen ortadan kaldırdığını duyurdu. Aslında hareket o savaşta güçlerinin ve topraklarının yaklaşık yüzde 70'ini kaybetti ama ne teslim oldu ne silahlarını bıraktı, ne de mağlup mantığıyla pazarlık yaptı. Savaşın üstesinden gelmek ve saflarını yeniden düzenlemek için çalışmaya devam etti. İslamcı rejim düşene kadar ne bir barış anlaşması imzaladı ne de teslim oldu.

Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) ve Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) modelleri, şehir ve kasabalarda yaşanan iç savaşların tamamen bastırılmasının zor olduğunu, istikrar ve güvenlik açısından tehdit olmaya devam ettiğini gösteren son modeller. Abdulvahid hareketi, her ne kadar milis sayısı ve silah bakımından Adalet ve Eşitlik Hareketi’ne göre daha küçük olsa da Cebel Marra bölgesindeki önemli bölgeleri ve yolları hâlâ kontrol altında tutuyor. Güney Sudan'ın ayrılmasından veya bağımsızlığından önce Halk Hareketi ordusunun bir parçası olduğundan otuz yıldan fazla bir süredir orduyla savaşıyor. 15 Nisan'da başlayan savaş sırasında Mavi Nil eyaleti ve Güney Kordofan'da birçok bölgede ordu güçleriyle aralarında çatışmalar yaşandı.

fvdrbg
Gedarif şehrinin güneyindeki Asar köyünde at arabası kullanan bir çocuk, 4 Eylül 2023 (AFP)

Dolayısıyla Sudan ordusunun taraf olduğu bu delillere göre, orduya karşı isyancı güçlerin ezilmesi veya şehirlerde çatışırken savaş yoluyla ortadan kaldırılıp teslim olmaya zorlanması hipotezini gerçekleştirmek zordur. Krizin yönlerinden biri de pek çok gözlemcinin, analistin ve hatta sokaktaki herhangi bir adamın bu savaşta zaferi, Hartum eyaletinin HDK'den temizlenmesi ve vatandaşların evlerine dönmesi olarak görmesidir. Bu bağlamda Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Ordu Başkomutan Yardımcısı Korgeneral Yasir el-Ata, bir konuşmasında şunları söyledi: “Savaşın Kordofan ve Darfur eyaletlerine yayılması ve buradaki birçok bölgeyi ele geçirmesi dikkate alınmaksızın, isyancı güçler önce Hartum'dan çıkmalı, sonra müzakere hakkında konuşmalı.”

Darfur'un HDK için nüfuz alanı olarak değerlendirildiği ve bu etkinin Darfur sınırlarını aşarak Çad ve Nijer'e kadar uzandığı biliniyor.

HDK’yi tamamen bitirme görevini son derece zor veya neredeyse imkânsız kılan şey, bu güçlerin bizzat ordu kuvvetleri tarafından ileri düzeyde eğitim almış olmasıdır. Eğitim süreçlerinde Sudan ordusunun en iyi subayları görevlendirildi ve bahsettiğimiz tüm silahlı hareketlerin çok ötesinde silah ve savaş kabiliyetine sahipler. Ayrıca Ömer el-Beşir döneminde kurulduğu günden bu yana biriktirdiği muazzam sayısal üstünlüğe ve büyük ekonomik kapasiteye sahipler.

Ancak Sudan'ın geleceğine dair en muğlak, bulanık ve karmaşık anlatı, zaferinin ‘ordudaki İslamcı rejimin kalıntılarını ortadan kaldırmak ve devrik lider Ömer el-Beşir milislerini vurmak’ olduğuna inanan HDK'nin anlatısıdır.

Bir atasözünün dediği gibi, ‘Kalemi tutan, kendisini perişan yazmaz.’ Şüphesiz kalemi ve silahı tutan HDK, denklemin tarafları arasında kendisini en iyi yere yazacaktır. O zaman HDK galip gelecek, mağlup olan ise Sudan, onun devrimi ve medeniyeti olacaktır.

Orduda İslamcı unsurların varlığını kimse inkâr etmiyor ama onları yıkıcı bir savaşla ortadan kaldırmak, korkunç sonuçları olan ve kontrol edilemeyen bir görevdir. HDK’nin ilan edilen misyonunun ikinci kısmı ise iktidarın sivillere devredilmesidir. Burada tarihsel kanıtlar aksini gösteriyor. Silahlı bir gücün muazzam insani ve askeri yetenekleri tükettiği bir savaş yürüttükten sonra iktidarı koşulsuz olarak tamamen başkalarına teslim eden hayırsever ‘siyasi’ bir aktöre dönüşmesinin düşünülmesi mümkün değil.

Temmuz 2006 Savaşı olarak bilinen Lübnan-İsrail savaşının sonunda Hizbullah, resmi Lübnan ordusundan uzakta İsrail’e karşı askeri kazanımlar elde etti. İlerici Sosyalist Parti Genel Başkanı, Lübnanlı tanınmış siyasetçi Velid Canbolat bir açıklamasında, “Nasrallah ve Hizbullah kazandı, Lübnan ise mağlup oldu” ifadelerini kullanmıştı. Nitekim Lübnan o günden bu yana hâlâ Hizbullah’ın ve Nasrallah'ın gizli etkisi altında yaşıyor. Şayet HDK’nin müphem söylemi gerçekleşirse Sudan da benzer bir model bulabilir. Bir atasözünün dediği gibi, “Kalemi tutan, kendisini perişan yazmaz.” Şüphesiz kalemi ve silahı tutan HDK, denklemin tarafları arasında kendisini en iyi yere yazacaktır. O zaman HDK galip gelecek, mağlup olan ise Sudan, onun devrimi ve medeniyeti olacaktır.

Her iki tarafın da kendisine empoze edildiğini iddia ettiği bir savaşta asil bir zafer elde etmek için açık bir argümanın yokluğunda, savaşı mümkün olduğu kadar çabuk durdurmanın erdemi, Sudan'ın hayatta kalması için başlı başına bir zorunluluk olmaya devam ediyor.

*Bu çeviri Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden yapılmıştır.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.