Filistin Yönetimi, Batı Şeria'nın kuzeyinde kontrolü yeniden sağladı

Filistin Yönetimi, Batı Şeria'nın kuzeyinde kontrolü yeniden ele geçirirken Cenin'e yönelik saldırıdan dolayı öfkeli

4 Eylül'de Batı Şeria'nın Cenin kentinde İsrail saldırısının ardından çıkmaz sokak (AFP)
4 Eylül'de Batı Şeria'nın Cenin kentinde İsrail saldırısının ardından çıkmaz sokak (AFP)
TT

Filistin Yönetimi, Batı Şeria'nın kuzeyinde kontrolü yeniden sağladı

4 Eylül'de Batı Şeria'nın Cenin kentinde İsrail saldırısının ardından çıkmaz sokak (AFP)
4 Eylül'de Batı Şeria'nın Cenin kentinde İsrail saldırısının ardından çıkmaz sokak (AFP)

Filistin Yönetimi, İsrail ordu güçlerinin bu hafta Cenin kampına düzenlediği, geniş çaplı çatışma, yaralanma ve tutuklamaların da yer aldığı iki baskının ardından İsrail'e öfkeli bir mesaj iletti.

İsrail Yayın Kurumu KAN, Filistin Yönetimi'nin son iki operasyonu şiddetle eleştirdiğini ve bunların ‘Batı Şeria'daki gerilimi artırdığı’ uyarısında bulunduğunu duyurdu.

Öfkeli mesaj, Filistin Yönetimi'nin kuzey Batı Şeria'nın kontrolünü yeniden ele geçirmek için çalışmaya başladığı sırada verildi. Bu, İsrail'in Filistin güvenlik servislerinin faaliyet göstermesine yer açmak için orada operasyon başlatmaktan kaçınmasını da içeren daha geniş bir anlaşmanın parçasıydı.

Yaklaşık iki aydır bu tür operasyonlardan kaçınan ordu güçleri, Filistin güvenlik güçlerine Cenin ve Nablus'ta faaliyet yürütme olanağı sağladı.

İsrailli yetkililer, Filistin tarafının Cenin'de egemenlik kurmasına ve kendi güvenlik kontrolünü dayatmasına olanak sağlama politikasının değişmediğini, ancak İsrail güvenlik güçlerinin Filistin Yönetimi'nin ulaşamayacağı yerlere ulaşacağını söyleyerek Filistin'in tutumuna ilişkin yorumda bulundu.

Filistin Yönetimi haftalar önce, diğer şeylerin yanı sıra, yıllarca süren gizli çalışmanın ardından kontrolü yeniden ele geçirmeyi ve prestij ve kanunları dayatmayı amaçlayan bir kampanya başlatmıştı.

Filistin Yönetimi, son yıllarda silahlı gruplar ve ailelerdeki silahlı kişiler tarafından kontrolünün genişlemesinden dolayı büyük ölçüde zayıfladı. Bu durum, bazı bölgelerde yönetimin neredeyse yok olmasına neden oldu.

Filistin Yönetimi'nin hareketi, İsrail'in ona yönelik, Batı Şeria'nın kuzeyinde kontrolü kaybettiği, zayıfladığı ve bölgeyi Hamas ve İslami Cihad hareketlerine bıraktığı yönündeki iddialarından yıllar sonra geldi. Filistin Yönetimi, bu iddialara karşılık olarak, İsrail'in kendisini zayıflatmaya ve bölgede kargaşa yaratmaya çalıştığını iddia etti.

İsrailli güvenlik yetkilileri, mevcut durumdan yararlanılması ve Batı Şeria'nın sakinleştirilmesi karşılığında Filistinlilere ‘iyi niyetli girişimler sunma ve tavizler verme’ çağrısında bulundu. Ancak İsrail hükümeti sahada böyle bir talebe yanıt verecek gibi görünmüyor.

İsrail ordusu dün Batı Şeria'da geniş alanlara baskın düzenledi ve arandığını söylediği Filistinlileri tutukladı. İsrail'in resmi açıklamasına göre, Batı Şeria'da 20 Filistinlinin tutuklanması ve silah, mühimmat, araba ve paraya el konulmasıyla sonuçlanan büyük bir operasyon gerçekleştirdi.

Yerleşim bölgesindeki sokakların genişletilmesi

Bu, İsrail hükümetinin, Batı Şeria'daki yerleşimci sayısını bir milyonun üzerine çıkarma planının bir parçası olarak Batı Şeria'daki yerleşim bölgesindeki sokakları genişletmeye karar verdiği bir zamana denk geldi.

Fotoğraf Altı: Batı Şeria'daki Salfit'teki Filistin topraklarında yerleşimciler tarafından kurulan çadırların arşiv fotoğrafı (WAFA)
Batı Şeria'daki Salfit'teki Filistin topraklarında yerleşimciler tarafından kurulan çadırların arşiv fotoğrafı (WAFA)

Şarku’l Avsat’ın Tel Aviv merkezli Yediot Ahronot gazetesinden aktardığı habere göre İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev ve Samaria (Kuzey Batı Şeria) Yerleşim Konseyi Başkanı Yossi Dagan, Ariel ve Tubas yerleşimleri arasında bulunan 505 numaralı yolun iki kat genişletilmesi konusunda bir anlaşmaya vardı. Çalışmaların, 2024 yazında başlaması ve maliyetinin 500 milyon şekel olması bekleniyor. Ayrıca, Tel Aviv'den sınır bölgesi Fışavim kavşağına kadar uzanan 5 numaralı yolun da iki katına çıkarılması planlanıyor. Bu projenin maliyetinin ise 1,5 milyar şekel olması öngörülüyor.

Batı Şeria'daki yüz binlerce yerleşimciyi çekecek teşvik edici bir altyapı oluşturmayı amaçlayan plan üzerinde çalışmaların önümüzdeki yıl başlaması bekleniyor.

Plana göre, 5 numaralı yolun iki katı genişletilmesi, onu Akdeniz ile Ürdün Nehri arasında en önemli enine yol haline getirecek. Bu, onlarca yasadışı yerleşim yerinin meşrulaştırılmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Dagan, Batı Şeria'daki yerleşimci sayısını 2050 yılına kadar bir milyon yerleşimciye çıkarmak amacıyla bu planı daha önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya sunmuştu.

Plan, yeni şehirler inşa etmenin yanı sıra, var olan yerleşim yerlerini şehirlere dönüştürmeyi, sokakları genişletmeyi, bölgesel yerleşim konseyi merkezinde bir tıp merkezi inşa etmeyi, bir havaalanı, sanayi bölgeleri, kültür merkezleri ve İsrail'e doğru bir demiryolu inşa etmeyi de içeriyor.

Fotoğraf Altı:  İsrail yerleşim yeri Pisgat Zeev'i Kudüs'ün doğu kesiminden ayıran duvar (AFP)
İsrail yerleşim yeri Pisgat Zeev'i Kudüs'ün doğu kesiminden ayıran duvar (AFP)

Yerleşimciler, Batı Şeria'daki yerleşimleri güçlendirmek ve genişletmek için en iyi zamanın mevcut sağ hükümet döneminde olduğuna ve bunun için yeri doldurulamaz bir fırsat olduğuna inanıyor.

İsrail Ulaştırma Bakanı Regev, bu planların ‘ulusal, siyasi ve güvenlik düzeyinde stratejik olarak çok önemli bir mesele’ olduğunu söyleyerek "Bu, buradaki tüm sakinler, bölge ve İsrail Devleti için büyük bir müjde" dedi.

Ardından Dagan, “Bir milyona (yerleşimciye) giden yol, milli toprakların inşası ve korunmasından geçiyor, en önemlisi de altyapı ve sokaklar” şeklinde konuştu.

Batı Şeria'da, 132 yerleşim ve 146 yasadışı yerleşim yerinde, 3 milyondan fazla Filistinlinin arasında yaklaşık yarım milyon yerleşimci yaşıyor. Bu veriler, Doğu Kudüs'teki 14 İsrail yerleşiminde yaşayan yaklaşık 230 bin yerleşimciyi içermiyor.



Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)

Birçok Iraklı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın ülkeye yansımalarını büyük bir ilgi ve kaygıyla takip ediyor. Gözlemcilere göre bu tedirginlik, İran’a bağlı silahlı grupların, Irak içinde sivil, askeri, diplomatik ve ekonomik hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına geniş çapta katılmamış olsaydı, bu boyutta yaşanmayacaktı. Ancak hükümet, yaklaşık 500 saldırıyı aşan bu eylemlere karşı ciddi bir adım atmadı; sadece kınama ve protesto mesajları yayınlamakla yetindi ve saldırıları gerçekleştiren gruplardan tek bir kişi bile tutuklanamadı.

Gün geçtikçe ülke, hükümetin veya siyasi güçlerin herhangi bir karar veya önlem almadan bölgesel çatışmaya dahil oluyor. Bu durum, silahlı grupların güç ve karar tekeline bağlı olarak gerçekleşiyor. Halk ve bazı siyasi isimler arasında, hükümetin rolü ve işlevi ile bu grupların etkisi arasındaki sınırlar konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Kürt), Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin yönetiminde uygulanan “Şii politikası” karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Bakan Hüseyin “Şii siyasetçiler bu politika ile bizi mahvetti. Bir yandan Amerika’yı eleştiriyorlar, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweetine yanıt veriyorlar” dedi. Buradaki tweet, “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı göstermesini reddeden ifadeye işaret ediyordu.

Hüseyin ayrıca, “Hiç kimse Haşdi Şabi ile silahlı gruplar arasındaki farkı tam olarak bilmiyor. Bazıları Haşdi araçlarını ve kimliklerini kullanıyor. Haşdi, resmi bir güvenlik kuruluşuyken, yasa dışı silahlı gruplar farklıdır ve bu durum ülke dışında yanlış bir algı yaratıyor. Amerikalılar da biliyor ki bazı grupların üyeleri Haşdi bünyesinde bulunuyor” ifadelerini kullandı.

İran ile ideolojik bağ

Şarku’l Avsat’a konuşan Akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan el-Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının birden fazla iç içe faktöre bağlı olduğunu vurguladı. Bu faktörlerden biri, grupların İran ile ideolojik ve askeri bağlarının güçlenmesi. Şemri, “Bu bağ, gruplara özellikle siyasi alanda büyük güç sağladı. Onlara yapılacak herhangi bir saldırı, fiilen İran’a yönelik bir saldırı olarak algılanıyor ve İran’ın etkisini zayıflatma girişimi sayılıyor” dedi.

Şemri, 2018 sonrası silahlı grupların Irak devletinde daha da güçlendiğini, siyasi kanatlarının devlet kurumlarına girdiğini ve kazandıkları siyasi dokunulmazlık sayesinde hesap vermekten muaf olduklarını belirtti. Şemri “Bugün biliniyor ki bu grupların parlamentoda yaklaşık 100 milletvekili bulunuyor” dedi.

Ayrıca Şemri, silahlı grupların devletin birçok kilit noktasında sağlam bir yer edinmiş olmasının yanı sıra, mevcut hükümetin partiler arası paylaşım yoluyla oluşturulduğunu ve bu süreçte silahlı grupların rolünün belirleyici olduğunu söyledi. Bu durum, hükümetin bu gruplara karşı siyasi veya güvenlik anlamında hareket etmesini zorlaştırıyor.

Siyasi iradenin eksikliği

Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının diğer bir nedeni olarak, özellikle Şii siyasi aktörler arasındaki siyasi iradenin eksikliğini gösteriyor. Ona göre Şii aktörler hâlâ “Bu grupların faaliyetlerini zayıflatmak doğru değil, çünkü koordinasyon çerçevesi içinde ciddi güçleri var” anlayışıyla hareket ediyor. Bu nedenle, çerçevenin ılımlı kanadının bu gruplara karşı herhangi bir adımı desteklemesi zorlaşıyor.

Şemri ayrıca, önceki hükümetlerin de silahlı grupların etkisini kırmada başarısız olduğunu, programlarında silahın sadece devlete ait olmasını güvence altına alma niyetlerine rağmen, grupların gücü karşısında hareket edemediklerini ifade etti. Hükümetin bu gruplara karşı harekete geçmesi durumunda, çatışma veya iç savaş riski bulunduğu da belirtiliyor.

“Koordinasyon Çerçevesi” silahlı grupları meşrulaştırdı

Analist ve eski diplomat Dr. Gazî Faysal, hükümetin gruplara karşı koyamamasının nedenlerini açıklarken, “Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler ve partiler, silahlı grupları kurdu ve varlıklarını meşrulaştırdı; ya Haşdi Şabi’ye entegre ederek yasal statü kazandırdılar, ya da sürekli savunarak hesap vermelerini engellediler” dedi.

Faysal, “Irak’ta İran’ın etkisi altında, toplam 34’ten fazla silahlı grup bulunuyor. Bunların 6’sı ABD yaptırımları altındadır ve tamamı İran’ın velayetini tanıyor. Bu, onlara ülkede koruma ve hesap vermekten kaçma fırsatı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Faysal, silahlı grupların koordinasyon çerçevesiyle bağlantılı olduğunu, hükümetin talimatlarına ve Necef’teki dini otorite görüşlerine bağlı olmadıklarını belirtti. Bu gruplar yalnızca İran’ın velayeti ve İran Devrim Muhafızları’nın direktiflerine uyuyor.

Bu sebepler ve diğerleri nedeniyle, hükümetin silahlı gruplara karşı koyma kapasitesinin olmadığına dikkat çeken Faysal, hükümetin birçok unsur ve liderini tanımasına rağmen bu grupların gerçekleştirdiği saldırılara müdahale etmediğini, örneğin Irak İstihbarat Dairesi’ni, Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin evini ve Kürt liderlerin Erbil ve Duhok’taki evlerini hedef alan saldırılara karşı harekete geçmediğini ifade etti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)

Gazze’nin güneybatısındaki Tel el-Hava’da bugün (Pazar) kimlikleri tespit edilemeyen silahlı kişiler, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görevli bir saha komutanını kaçırdı. Bu olay, son haftalardaki artan silahlı gerilimlerin yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Hamas yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kaçırılan kişinin Kassam Tugayları’nda bir birliği komuta ettiğini belirtti. Pazar akşamı Tugay’a bağlı büyük bir güvenlik gücü Gazze sokaklarına konuşlandırıldı ve kaçıran kişilerin içinde olduğu şüpheli iki araç peşine düştü.

Gazze’nin farklı bölgelerinde yoğun silah sesleri duyuldu; kaynaklar bunun, kaçıran unsurların peşine düşülmesinden kaynaklandığını belirtti.

Hamas kaynaklarından alınan bilgilere göre kaçırma operasyonunun arkasında özel bir İsrail gücü veya İsrail ile iş birliği yapan silahlı bir çete unsurları olma ihtimali yüksek.

Bu olay, Pazar günü Hamas hükümetine bağlı bir güvenlik görevlisine yönelik suikast girişimiyle eş zamanlı gerçekleşti. Hedef, aynı zamanda Kassam Tugayları’nda aktif bir liderdi; saldırı sonucunda hafif şekilde yaralanırken, saldırganlardan biri yakalandı.

Son haftalarda Gazze Şeridi’nde İsrail destekli bazı silahlı çetelerin sık sık sızma girişimleri gözlemlendi. Bu durum zaman zaman Kassam Tugayları ile çeteler arasında çatışmalara yol açtı. Ayrıca, iki hafta önce Han Yunus’ta yaşandığı gibi bazı Kassam unsurlarına saldıran insansız hava araçları (dronlar) da kullanıldı; bu saldırılarda bazı Kassam üyeleri hayatını kaybetti.

dffdv
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, İsrail’in polis aracını hedef alan saldırının meydana geldiği yeri inceliyor (Reuters)

Yaklaşık iki hafta önce, Hamas kaynakları İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bir kişinin sorgulanmasının, bu gruplara verilen askeri ve eğitim desteğinin arttığını ortaya koyduğunu aktardı.

Kaynaklar, sorgulama sonucunda, İsrail’in bu çeteleri patlayıcı ve silah taşıyan dronları kullanacak şekilde eğittiğini ve bu dronlardan ateş açılabileceğini doğruladığını belirtti.

Ekim ayında İsrail ve Hamas arasında sağlanan ateşkesin ardından, Gazze’de bir “Sarı Hat” olarak bilinen hayali bir sınır çizgisi oluştu. Bu hat, Hamas’ın kontrolündeki alanları (batı) ve İsrail ordusu ile ona bağlı silahlı Filistin çetelerinin bulunduğu alanları (doğu) ayırıyor.

Hamas kaynakları, sorgulama sonucunda, dron kullanım eğitimlerinin yalnızca saldırı için olmadığını, Han Yunus ve özellikle Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren bu silahlı çetelerin, dronları bazı silahları taşımak ve Hamas kontrolündeki uzak bölgelere bırakmak için kullanabildiğini belirtti. Bu silahlar, çetelerin görevlendirdiği uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ettirildi.


Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
TT

Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Samir Ali Oso (Sipan Hemo), Pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’tan havalanan ve ülkenin kuzeydoğusundaki bir ABD üssünü hedef alan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırının püskürtüldüğünü duyurdu. Ortadoğu’daki savaşın sürdüğü bir dönemde gerçekleşen saldırıya ilişkin bölgedeki aktivistler ise İHA’ların üs yakınındaki tahıl depolarını da vurduğunu ve ciddi hasara yol açtığını bildirdi.

Oso, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Topraklarımızda bulunan Kasrak’taki ABD üssü, Irak topraklarından fırlatılan 4 İHA ile hedef alındı. İHA’lar herhangi bir kayıp yaşanmadan düşürüldü” ifadelerini kullandı. Bakan yardımcısı ayrıca, “Sorumluluğu Irak’a yüklüyor, istikrarımızı tehdit eden bu tür saldırıların tekrarını önlemesi çağrısında bulunuyoruz. Bölgesel ve uluslararası iş birliğinin güvenlik ve istikrar açısından önemini vurguluyoruz” dedi.

SiPan Hamo adıyla bilinen Oso, söz konusu saldırıyı kınarken, bunun iki gün içinde gerçekleşen ikinci saldırı olduğunu belirtti.

Suriye ordusu, Cumartesi günü de Irak’tan havalanan bir İHA ile ülkenin güneydoğusundaki Tenef Üssü’nün hedef alındığını ve saldırının engellendiğini açıklamıştı. Söz konusu üs daha önce ABD güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Ordu ayrıca geçen hafta kuzeydoğudaki bir başka üssün Irak’tan fırlatılan füzelerle hedef alındığını duyurdu. Bir Iraklı yetkili saldırının arkasında yerel silahlı bir grubun olduğunu belirtirken, Bağdat yönetiminin olayla bağlantılı 4 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

Son aylarda, “DEAŞ” ile mücadele kapsamında Suriye’de konuşlu ABD güçleri Tenef ve Şeddadi üslerinden çekilmiş, Kasrak Üssü’nden çekilme sürecini de başlatmıştı.

Irak da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaşın etkilerinden kaçamadı. İran’a yakın Iraklı gruplara ait mevziler hava saldırılarına hedef olurken, bazı gruplar da Irak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef aldıklarını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Cumartesi günü Suriye ordusu Irak kaynaklı İHA’larla güneydeki Tenef Üssü’ne yönelik bir saldırıyı püskürttü. Suriye ordusuna bağlı operasyonlar birimi, “Irak topraklarından havalanan İHA’ların Tenef’teki Suriye Arap Ordusu üssünü hedef almaya çalıştığını, ancak etkisiz hale getirildiğini” bildirdi.

regrtfg
ABD hava savunma sistemlerinin Pazar sabaha karşı intihar tipi İHA’ları düşürmesinin ardından Kasrak Üssü yakınındaki bir buğday deposunda maddi hasar oluştu (Fırat Post)

Geçen hafta başında ise Suriye ordusu, Haseke kırsalındaki bir askerî üssün Irak’tan atılan füzelerle hedef alındığını açıklamış, bir Iraklı yetkili saldırının bir Iraklı silahlı grup tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmişti.

dsfvbgtrb
Suriye’nin güneydoğusundaki ABD’ye ait Tenef Üssü (Arşiv - Reuters)

Şubat ayında ABD güçleri, Suriye-Irak sınırındaki Tenef Üssü ile Şeddadi yakınlarındaki ve daha önce DEAŞ mensuplarının tutulduğu bir hapishaneyi barındıran üsten kademeli olarak çekilmiş, ardından bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti. Ayrıca Haseke ilindeki Kasrak Üssü’nden çekilme süreci de başlatılmıştı.