G20 Zirvesi: Hindistan ve çok yönlü politika

Hindistan’ın ABD ve Avrupalı güçlerin yanı sıra Rusya ile de ticari faaliyetlerde bulunma stratejisi

AFP
AFP
TT

G20 Zirvesi: Hindistan ve çok yönlü politika

AFP
AFP

Sanjay Kapoor

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo’nun 2022’deki G20 Bali Zirvesi’nde başkanlık devri sürecinin bir parçası olarak kendisine verdiği sembolik tokmağı havaya kaldırırken neşeli görünüyordu. Böylece Modi, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenecek bir sonraki zirvenin başkanlığı görevine başlamıştı.

Dünyanın en önemli 20 ülkesinin küresel ekonomi sorunlarını ele almak için bir araya gelmesine imkân tanıyan bu zirveler, biraz rutin hale gelmiş olsa da Başbakan Narendra Modi, G20 zirvesinin ev sahipliğini kendi döneminde gerçekleştirilen başarıları vatandaşlarına ve dünyaya gösterme fırsatına dönüştürmek için tokmağı iki eliyle tuttu. Zira ikinci kez başbakanlık koltuğuna gelmek için çabalıyor.

Başbakan Modi, G20 grubunun başkanlığını devralırken, 2023 yılında küresel güç dengesinin ne kadar hızlı değişeceğinin ve aynı şekilde gözle görülür sonuçlara sahip hedefli bir zirveye ev sahipliği yapma görevinin ne kadar zor olacağının belki de farkında değildi.

2008 yılında kurulan G20, Amerikalı yatırım şirketi Lehman Brothers’ın çöküşünün ardından dünyayı kasıp kavuran küresel krizle yüzleşmek için çözüm bulmada etkili olduğunu kanıtladı.

Bu forumda yirmi ülkenin devlet başkanları ve onların danışmanları, yavaşlama döneminde küresel ekonomi hızını yükseltecek stratejiler belirlemek üzere bir araya gelip açıkça görüş alışverişinde bulundu.

Bocalayan ekonomileri canlandırmak için parasal müdahale araçlarını kullanmadaki başarıları, G20 grubunun görevinde başarılı olduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte geçmişteki başarısının kaynağı, katılımcı ülkeler arasında siyasi anlaşmazlıkların olmamasıydı. Gelgelelim Moskova’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya savaş açmasından sonra küresel sistem çöktü. Bali Zirvesi, ABD ile dağılan Varşova Paktı ülkeleri arasında Rusya’nın işgali yüzünden yaşanan gerilime rağmen toplanmayı başardı. Ama ne yazık ki Yeni Delhi o kadar şanslı olmayabilir.

Kaotik Ukrayna savaşında taraf olma korkusu ve savaşan taraflardan herhangi birinin düşmanlığını kazanmamak için temkinli davranması sebebiyle Delhi zirvesi, pek çok aksaklığa sahne oldu. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve diğer birkaç liderin bu etkinliğe katılmaktan kaçınması da buna dahil. Buna ek olarak Hindistan hükümeti, zirveye katılan tüm ülkelerin onaylayacağı ortak bir bildiri hazırlamakta da zorluk çekiyor.

Başbakan Modi, G20 grubunun başkanlığını devralırken, 2023 yılında küresel güç dengesinin ne kadar hızlı değişeceğinin ve aynı şekilde gözle görülür sonuçlara sahip hedefli bir zirveye ev sahipliği yapma görevinin ne kadar zor olacağının belki de farkında değildi

Delhi Zirvesi’ni etkileyecek değişimin işaretleri, Ağustos 2023’ün başlarında Johannesburg’da düzenlenen son BRICS toplantısında netleşti. Geçen yıla kadar BRICS grubuna ölmek üzere olan bir yapı olarak bakılıyordu. Ancak Ukrayna savaşından ve ABD’nin Rusya’ya yaptırım uygulamasından sonra bu grup, belirgin bir ilerleme kaydetmeye başladı. Grup, Küresel Güney liderlerinin ABD’ye ve NATO ülkelerine bir muadil oluşturma arzusunu ortaya koymaya başladı ve böylece yeni bir ivme kazandı.  

Çin’in teşviki ve başkanı Vladimir Putin’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kendisi hakkında verdiği tutuklama emrinden kaçınmak için Güney Afrika’daki BRICS zirvesine katılmamayı tercih ettiği Rusya’nın desteği sayesinde bu değişiklikler, dünya işleri üzerindeki Batı hegemonyasını etkileyecek şekilde kendini gösterdi.

Batı hegemonyasına karşı koyma

Öncelikle, BRICS grubu mevcut beş ülkeye başka altı ülke ilave ederek bünyesini genişletmeye karar verdi. Katılmak isteyen ülkeler şunlar: Suudi Arabistan, Etiyopya, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, İran ve Arjantin. Bunların birçoğu rutin bir şekilde ABD ile iş yapan ülkeler.

Yapıya katılan ve çoğu petrol ve gaz üreten yeni ülkelere şöyle bir bakıldığında petrol üretim miktarı, fiyatı ve ilgili anlaşmalarda kullanılması gereken para birimi konusunda karar verme yetkisinin bu yeni bloğun eline geçtiği görülüyor.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi (sağda) ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 9 Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 liderler zirvesinden önce tokalaşırken (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi (sağda) ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 9 Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 liderler zirvesinden önce tokalaşırken (AFP)

Konuyu daha da ilgi çekici hale getiren şey, BRICS ülkeleri içindeki enerji üreticileri grubunun yanında Hindistan ile Çin’in de olmasıydı. Zira bu iki ülke, dünyadaki en fazla enerji tüketicisine sahip ülkeler. ABD’yi asıl rahatsız eden şey belki de Çin’in Suudi Arabistan ile İran arasındaki yakınlaşmaya sağladığı katkı biçimidir ki bu, ortak anlayışın çok ötesine geçen sonuçları olan bir mesele.

Basitçe söyleyecek olursak Pekin, ABD’nin müttefiki (Suudi Arabistan) ile düşmanını (İran), aralarındaki barışı tartışmak üzere bir araya getirmeyi başardı. Çin tarafından atılan bu adım, G20’yi bir ölçüde önemsiz kılacak bir şekilde ilerleyen yeni dünya düzeninin temeli haline geldi. Bu gelişme, ulusal para birimiyle ticareti teşvik etmek suretiyle ABD dolarının sahip olduğu üstünlüğü tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD’nin Rusya’ya ve başka ülkelere ekonomik yaptırımlar uygulama konusundaki tavrına dair şüpheler de doğuruyor. BRICS grubuna katılmak isteyen yaklaşık 30 ülke var ve bunların birçoğu, Çin ve diğer ülkelerle ticaretlerinde dolardan farklı para birimleri kullanmaya başladı.

Delhi’deki zirveyi etkileyecek değişimin işaretleri, Ağustos 2023’ün başlarında Johannesburg’da düzenlenen son BRICS zirvesinde netleşti

Ekonomik gücü şu anda 18,75 trilyon dolara ulaşan ve teknolojik kısıtlamaları ve Güney Çin Denizi’nde egemenlik arzusu nedeniyle Washington tarafından eziyet gören Çin, bu Batı karşıtı direnişe öncülük ediyor. Nitekim bölgede ABD ile herhangi bir çatışmaya karşı kendisini korumaya çalıştı. Pek çok görüşe göre BRICS’i güçlendirmek, onun bunu başarmasının bir yolu. Bunun, Hindistan’ın, ABD’nin aşırı etkin olduğu G20’ye ev sahipliği yaptığı bir dönemde gerçekleşmesi bekleniyor.

Şu zamana kadar Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, tüm G20 zirvelerine katılmak gibi mükemmel bir sicile sahip oldu. Aslında Pekin, çok taraflı etkinliklere katılımından fayda sağladı. Nitekim bu onun konumunu yükseltiyor ve bu olayların sonucuna gerekli meşruiyeti kazandırıyor. Özellikle de yorumcular, ABD ve Çin devlet başkanlarının bir araya gelerek ortak bir açıklama yapma konusunda anlaştıklarını dile getirdiğinde. Bali zirvesinin başarılı olmasının sebebi de bu. Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki görüşme, bu zirvenin en önemli anıydı ve toplantı, aralarındaki ilişkilerin biraz olsun iyileşmesine katkı sağladı. ABD Başkanı Joe Biden, Delhi’ye gelecek. Bununla birlikte Devlet Başkanı Şi Cinping’in başka planları olmasından duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirdi. 

ABD Başkanı Joe Biden (solda) ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 9 Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 liderler zirvesinden önce tokalaşırken (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (solda) ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 9 Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 liderler zirvesinden önce tokalaşırken (AFP)

ABD ile Çin arasında gerilim var. Ancak yine de Devlet Başkanı Şi Cinping’in neden G20 zirvesine katılmama kararı aldığını açıklamak zor. Financial Times gazetesine göre bu, “en önde gelen küresel forum olarak G20’nin statüsünü sarsıyor.”

Hindistanlı yetkililer, Çin Devlet Başkanı’nın yokluğunun doğurduğu riskleri hafifletmeye çalışarak, bu yılki G20 zirvesinin başarılı olacağına güvendiklerini ifade ediyor. Bununla birlikte Delhi’deki stratejik topluluk, onun yokluğunun yansımalarını oldukça dikkatli bir şekilde gözlemliyor. Önde gelen bir isim olmayan Çin Başbakanı Li Çiang, her ne kadar bu etkinlikte ülkesini temsil edecek olsa da onun Delhi’de yürütülecek müzakerelerde ne kadar yetkili olduğu belli değil.

Çin Devlet Başkanı’nın zirveye katılmama sebebi

Bir görüşe göre Çin Devlet Başkanı’nın Delhi’deki G20 zirvesine katılmamasının sebebi, önceki yıllarda Hindistan’ı Batı’dan uzaklaşmaya sevk edememesidir. Çin, Hindistan’ın 2023 yılı başında Delhi’de Şangay İşbirliği Zirvesi’ne ev sahipliği yapma girişimini desteklemişti.

Gayri resmi olarak Asya NATO’su olarak da bilinen bu zirve; Rusya, İran, Pakistan ve birçok Orta Asya ülkesi dahil olmak üzere üye ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirecekti. Ancak Yeni Delhi, meşguliyetleri ve belki de bu zirveyi küçümsemesi nedeniyle zirveyi, iki gün sürecek fiziki bir toplantıyken sadece iki saatlik bir sanal etkinliğe dönüştürdü ve bu şekilde Başbakan Modi’nin Washington’a resmî ziyaretini gerçekleştirebileceğini öne sürdü. Bu durum, Pekin’i ve diğer ülkeleri rahatsız etti.

Çin hükümetindeki kaynaklar, Pekin’in bu adımdan rahatsız olduğunu ve Hindistan hükümetinin tüm ilgisini neden G20 zirvesine verdiğini sorguladığını belirtti. Başka kaynaklara göre de Pakistanlı yetkililer, Şangay İşbirliği Zirvesi’nin tarihinin değiştirilip sanal bir etkinliğe dönüştürülmesinin sebebini sorguladı.

Bunun ardından Hindistan hükümetini sıkıştırmak amacıyla Çinli temsilciler, BM tarafından onaylanmadığını öne sürerek G20 zirvesi logosunda kadim dil Sanskritçenin kullanılmasına itiraz etti.

Öte yandan başka kaynaklar, Devlet Başkanı Şi Cinping’in Delhi’de bulunmamasının sebebinin, Başbakan Modi ile BRICS zirvesi münasebetiyle Johannesburg’da yaptığı toplantının başarısızlıkla sonuçlanması olduğunu iddia ediyor. Bu toplantının, iki komşu arasında yaşanan ve 2020’de şiddetli bir çatışmaya sahne olan uzun süreli sınır anlaşmazlığı da dahil olmak üzere çözüme kavuşturulmamış sorunları çözeceği fikri savunuluyordu. Lakin iki tarafın anlaşmazlıklarının aşılması zor görünüyor. Nitekim Çin, Hindistan’ın ABD’ye gereğinden fazla yakınlaştığını düşünüyor ve Japonya, Avustralya ve ABD ile birlikte, Çin’in nüfuzunu sınırlamayı amaçlayan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’na (Quad) üye olmasından da rahatsızlık duyuyor.

Ekonomik gücü şu an 18,75 trilyon dolara ulaşan ve teknolojik sınırlamaları ve Güney Çin Denizi’nde egemenlik arzusu sebebiyle Washington tarafından eziyet gören Çin, Batı karşıtı bu direnişe öncülük ediyor. Nitekim bölgede ABD ile herhangi bir çatışmaya karşı kendisini korumaya çalıştı

Öte yandan Hindistan, ABD ve Avrupalı güçlerin yanı sıra Rusya’yla da ticari faaliyetlerde bulunmasına imkân tanıyan çok yönlü politikalar benimsedi. ABD, Hindistan’a karşı hoşgörülüydü; onun Rusya petrolünü satın almasına, rafine etmesine ve sonra da Batı’daki tüketicilere satmasına müsaade etti. Bu, Hindistan’a devam eden Ukrayna savaşında uzlaştırıcı bir rol oynayabileceğine dair bir güven verdi.

Rutin hamleler bir yana; Yeni Delhi’nin Kiev ile Moskova’yı müzakereye taşıma çabaları, gözle görülür bir sonuç vermedi. Aksine Kiev, Ruslarla olan ilişkilerinden ötürü Yeni Delhi’ye düşmanca davrandı. Başbakan Modi, Delhi zirvesinde anlaşmazlığın çözümü meselesine değinmek için yeni girişimlerde bulunacak. Bununla birlikte Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, ülkesinin, Delhi bildirisinde çatışmanın herhangi bir şekilde anılmasına izin vermeyeceğini açıkça ifade etti.

Afrika üzerine rekabet

Bu kadar çok engel varken Hindistan bu zirvede neler başarabilir? Hindistan, Delhi’deki G20 zirvesinin nihai belgesinde Afrika Birliği’ne katıldığını ilan edecek. Bilindiği üzere neredeyse tüm ülkeler, Afrika Birliği’ni kendi yanına çekmek için rekabet ediyor. Delhi zirvesi sırasında Birliğin 55 üyesinin temsilcileriyle çok sayıda toplantı yapılması bekleniyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un da Afrika’nın bazı önemli ülkeleriyle görüşmeler yaptığı düşünülüyor.

İlginç olan şu ki Afrika’da sömürgeciliğe maruz kalmamış tek ülke olan ve Addis Ababa’da Afrika Birliği’nin merkezine ev sahipliği yapan Etiyopya da BRICS grubuna katıldı.   

Her iki ittifakın da Afrika Birliği’ni kendi yanına çekmek için çaba sarf ettiği çok açık. Bu isteklilik, G20 zirvesinde de açıkça görülüyor. Bu, Nijer ve Mali’nin de yer aldığı Afrika Sahil bölgesindeki ülkelerin Fransız sömürgeciliğinin boyunduruğundan kurtulup Çin ve Rusya ile daha yakın ilişkiler kurma yolunda ilerlediğine gerçeğine de dayanıyor. Moskova, bu yılın başlarında St. Petersburg’da Afrika Birliği ile temas kurdu ve Afrika Birliği’nin de Avrupa Birliği gibi G20’ye katılma zamanının geldiğini söyledi.

Foto: Hindistan Başbakanı Narendra Modi (sağda) ile Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu, 9 Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 liderler zirvesi öncesinde tokalaşırken (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi (sağda) ile Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu, 9 Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 liderler zirvesi öncesinde tokalaşırken (AFP)

Hindistan hükümeti sadece geçen yıl, diplomatları ağırlamak ve onlarla ortaklık kurmak amacıyla ülkenin çeşitli şehirlerinde 100 milyon dolardan fazlaya mal olan 200’den fazla etkinlik düzenledi. Bununla beraber Rusya ile Çin’in Ukrayna’dan herhangi bir şekilde bahsetme konusundaki isteksizliğine bakılınca, dış ilişkilere ve ekonomiye ilişkin ortak bir bildiri üzerinde görüş birliğine varma ihtimali Hindistan için halen uzak. Nitekim Rusya, ABD ile Avrupa’nın, esasında ekonomik sorunlarla yüzleşmek için kurulmuş bir foruma siyaseti dahil etmek istediklerini ısrarla dile getiriyor. Avrupalı güçler de Ukrayna’daki savaşın küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırdığı, bu nedenle G20 zirvesinde savaşın tartışılması gerektiği konusunda ısrarcı. Dolayısıyla Hindistan’ın temsilcisi Amitabh Kant’ın ülkeler arasında bir uzlaşma görebileceği alanlar teknoloji, dijital dönüşüm ve iklim değişikliğiyle sınırlı kalacak.

Ortak bir bildiriye varamama ihtimali ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in etkinlikte yer almaması, imajına çok önem veren Hindistan Başbakanı Modi için bir endişe kaynağı olabilir mi? Aktif hareketleri ve çabalarına bakılınca pek öyle görünmüyor. Başbakan Modi halen bu etkinliği, Pew Center’ın yaptığı bir kamuoyu yoklamasında da açıkça görülen popülerliğini dünyaya göstermek için bir fırsata dönüştürmek istiyor.

Hintli lider ayrıca Başkan Joe Biden ve Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak gibi dünya liderleriyle olan ilişkileriyle de övünecek ve bu, yaklaşan seçim kampanyası için önemli bir içerik sağlayacak. Bununla birlikte bu büyük partinin, Mayıs 2024’te yeni bir dönem elde etmek için birkaç aylık yeni kampanyasına başlayacak olan Hindistan Başbakanı Modi’nin şansını artırıp artırmayacağını sadece zaman gösterecek. 

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



ABD’yle ticaret anlaşması Hindistan lideri Modi’nin başını ağrıtabilir

Modi, geçen yıl şubatta Trump'la Beyaz Saray'da görüşmüştü (Reuters)
Modi, geçen yıl şubatta Trump'la Beyaz Saray'da görüşmüştü (Reuters)
TT

ABD’yle ticaret anlaşması Hindistan lideri Modi’nin başını ağrıtabilir

Modi, geçen yıl şubatta Trump'la Beyaz Saray'da görüşmüştü (Reuters)
Modi, geçen yıl şubatta Trump'la Beyaz Saray'da görüşmüştü (Reuters)

Washington ve Yeni Delhi arasındaki ticaret anlaşması, Hindistan Başbakanı Narendra Modi için yeni sorunlar yaratabilir. 

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Şubat'taki açıklamasında Hindistan'la yaptıkları anlaşma kapsamında Asya ülkesine uygulanan gümrük tarifesini yüzde 50'den 18'e indireceğini duyurmuştu. 

Trump, buna karşılık Hindistan'ın ABD'ye uyguladığı gümrük vergilerini sıfıra indireceğini ve Rusya'dan petrol alımını durduracağını savunmuştu. Yeni Delhi yönetimi henüz Rus petrolünün alımına ilişkin bir açıklama yapmadı.

Geçen hafta cuma günü, ABD'li ve Hintli müzakerecilerin yayımladığı ortak bildiride, Rusya'dan petrol alımının durdurulmasına yönelik herhangi bir taahhütte bulunulmadı. 

Ancak Beyaz Saray'ın pazartesi günü yayımladığı bilgilendirme metninde, tarifelerin "Hindistan'ın Rusya Federasyonu'ndan petrol sevkıyatını durdurma taahhüdü dikkate alınarak" kaldırıldığı belirtildi. 

Tarifelerde sağlanan indirim, ABD pazarına ihracat yapan Hint şirketlerinde büyük rahatlama yarattı. 

Ancak Hindistan'ın 5 yıl içinde 500 milyar dolarlık Amerikan malı satın alma taahhüdü soru işaretleri doğurdu. Bu, fiilen ülkenin ithalatını ikiye katlamak anlamına geliyor. 

New York Times'ın analizinde, ABD'den gelecek tarım ürünlerinin geçim kaynaklarını zora sokacağından endişelenen Hintli çiftçiler başta olmak üzere birçok sendikanın bugün greve gideceği hatırlatılıyor. 

Yeni Delhi ve Washington arasındaki anlaşmanın martta son halini alması bekleniyor. Muhalefet ise anlaşmayı "ulusal çıkarların toptan teslimi" diye niteleyerek, bunun kritik pazarları haksız rekabete açacağını ve yerli üreticileri korumasız bırakacağını söylüyor. 

Analizde, Beyaz Saray'ın bilgilendirme metninde yer alan "bakliyat" maddesine de dikkat çekiliyor. 

Hindistan Tarım Bakanı Shivraj Singh Chouhan, bu hafta yaptığı açıklamada ülkenin bakliyatta kendine yeterlilik politikasını duyurmuş, Yurtdışından bakliyat ithal etmek utançtır" demişti. ABD'yle ticaret anlaşmasının çiftçileri koruyacağını da savunmuştu.

Haberde, bu maddenin daha sonra kaldırıldığı ancak son hali verilene dek anlaşma metninde gidilecek diğer değişikliklerin Modi yönetimini daha da zora sokabileceği yazılıyor. 

Reuters'ın analizinde de iki ülke arasındaki toplam mal ticaretinin geçen yıl 132 milyar doları bulduğu, Hindistan lehine 41 milyar dolarlık ticaret fazlası çıktığı anımsatılıyor. 

Dolayısıyla uzmanlar, Hindistan'ın anlaşma kapsamında 5 sene boyunca yılda 100 milyar dolarlık ABD malı ithal etmesinin gerçekçi olup olmadığını sorguluyor. Analistlere göre bu ancak Yeni Delhi'nin özel olarak ABD'den alımı teşvik eden politikalar uygulamasıyla mümkün olabilir. 

Emkay Global'den ekonomist Madhavi Arora, "Hesaplar tutmuyor. Hedef gerçekçi olmaktan ziyade iddialı" diyor. 

Independent Türkçe, New York Times, Reuters


Amerikan paralı asker şirketi, Gazze’ye dönüyor: Ellerinde Filistinlilerin kanı var

Çelik tellerle örülü GHF tesisleri, İsrail ordusu ve Amerikan paralı asker şirketleri tarafından korunuyordu (Reuters)
Çelik tellerle örülü GHF tesisleri, İsrail ordusu ve Amerikan paralı asker şirketleri tarafından korunuyordu (Reuters)
TT

Amerikan paralı asker şirketi, Gazze’ye dönüyor: Ellerinde Filistinlilerin kanı var

Çelik tellerle örülü GHF tesisleri, İsrail ordusu ve Amerikan paralı asker şirketleri tarafından korunuyordu (Reuters)
Çelik tellerle örülü GHF tesisleri, İsrail ordusu ve Amerikan paralı asker şirketleri tarafından korunuyordu (Reuters)

Gazze'deki tartışmalı yardım kuruluşu Gazze İnsani Yardım Vakfı'nın (GHF) güvenliğini sağlayan Amerikan paralı asker şirketi, bölgede yeni rol üstlenmek için ABD Başkanı Donald Trump'ın Barış Kurulu'yla iletişime geçti. 

Amerikan paralı asker şirketi UG Solutions'dan çarşamba günü yapılan açıklamada, Gazze'de yeni görevlerde yer almak için "ABD liderliğindeki Barış Kurulu'na bilgi ve öneriler sunulduğu" belirtildi. 

Detayları paylaşılmayan önerilerin "olumlu karşılandığı" savunulurken, Barış Kurulu'nun güvenlikle ilgili önceliklerini netleştirmesinin bekleneceği ifade edildi. 

Şirketin açıklaması, Reuters'ın dünkü haberinin ardından geldi. Birleşik Krallık merkezli haber ajansı, UG Solutions'ın "savaş deneyimine sahip, Arapça bilen sözleşmeli savaşçıları işle almak için ilan açtığını" yazmıştı. 

ABD ve İsrail destekli GHF'nin Gazze'deki yardım faaliyetleri kaosa yol açmış, erzak dağıtım noktalarında yüzlerce Filistinli öldürülmüştü. UG Solutions da vakfın yardım kamyonlarını ve dağıtım tesislerini korumak için Gazze'ye paralı asker konuşlandırmıştı.

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu (STK), GHF'nin yardım dağıtım noktalarının Filistinliler için ölüm tuzağına dönüştüğünü söylemişti. Vakıf, ABD arabuluculuğunda İsrail ve Hamas arasında 10 Ekim'de ateşkes sağlanmasının ardından faaliyetlerini sonlandırmıştı. 

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Direktörü Amjad Şava, UG Solutions'ın Gazze'nin yeniden inşasında rol oynamasına yönelik planları eleştirerek şunları söylüyor: 

GHF ve onun arkasında duranların elinde Filistinlilerin kanı var; Gazze'ye dönmelerine izin verilemez.

UG Solutions'tan Reuters'a gönderilen açıklamada, şirkete bağlı paralı askerlerin yardım alanlarını ve bunların çevresini korumakla görevli olduğu, İsrail ordusunun veya Filistinli militanların eylemleriyle bağlantısı bulunmadığı savunuldu. 

Şirketin sitesindeki iş ilanında, "altyapının güvenliğini sağlamak, insani yardım çalışmalarını kolaylaştırmak ve dinamik bir ortamda istikrarı sağlamak" gibi görevleri içeren "Uluslararası İnsani Güvenlik Görevlisi" pozisyonu dikkat çekiyor. Adaylarda tercihen "küçük ve hafif silahlarla" ilgili deneyim de aranıyor.

UG Solutions'ın sözcüsü, ilanların Gazze'de olası sözleşmeler için açıldığını söylüyor. Ayrıca firmanın operasyonlarını genişletip Suriye'deki petrol ve doğalgaz sektöründe hizmet vermek amacıyla ekip kurmayı planladığı aktarılıyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Reuters


Trump'ın ticari hamleleri sürüyor: Dev anlaşmadan çekilebilir

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump'ın ticari hamleleri sürüyor: Dev anlaşmadan çekilebilir

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump'ın, ilk döneminde müzakere ettiği kapsamlı Kuzey Amerika ticaret anlaşmasında ABD'nin taraflardan biri olarak kalmasının sebeplerini danışmanlarına sorduğu bildiriliyor. Bu durum, ABD-Meksika-Kanada Anlaşması'nın bu yaz yapılacak zorunlu incelemesinden önce gündeme geldi.

Adları açıklanmayan yetkililer Bloomberg'e, başkanın Amerikan halkı için her zaman daha iyi bir anlaşma aradığını ve yönetimin 2020'nin başlarında yasalaşan ilk anlaşmayı hemen onaylamayı hedeflemediğini söyledi.

ABD Ticaret Temsilciliği ofisinden bir yetkili, olası değişikliklerin ulusal menşe kuralları, kritik mineraller, işçi korumaları ve damping gibi konularda güncellenmiş şartları içerebileceğini belirtti.

Beyaz Saray, Trump'ın Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nın yerini alan anlaşma hakkında tereddütleri olduğunu kamuoyuna doğrulamadı.

Yönetimden bir yetkili Reuters'a, "Başkanın kendisi tarafından açıklanmadığı sürece, olası başkanlık eylemi hakkındaki tartışmalar temelsiz spekülasyonlardır" diye konuştu.

sdcvds
Başkan Trump'ın ilk döneminde müzakerelerine katıldığı ABD-Meksika-Kanada anlaşmasından ABD'nin çekilip çekilmeyeceğini değerlendirdiği bildiriliyor (AP)

Trump'ın anlaşmadaki muhatapları, ABD'nin yakın zamanda anlaşmadan çekileceğinden bahsetmedi.

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum basın toplantısında, "Buna inanmıyoruz ve görüşmelerde de hiç dile getirilmedi çünkü bu onlar için çok önemli" dedi.

Öte yandan Kanada Başbakanı Mark Carney salı günü Trump'la "olumlu bir görüşme" yaptığını söyledi. Görüşmede ticaret anlaşmasının yanı sıra Trump'ın Michigan ve Ontario'yu birbirine bağlayan, uzun zamandır planlanan köprünün açılışını engelleme tehdidi de ele alındı.

Tahmini 2 trilyon dolarlık malla hizmeti kapsayan ve birçok ürünü ABD'nin gümrük vergilerinden muaf tutan serbest ticaret anlaşmasının iptali, Kuzey Amerika ekonomisi için büyük sonuçlar doğuracak ve otomotiv üretimi gibi yurtdışına hayli entegre haldeki endüstrileri etkileyecektir.

Anlaşmanın temmuzdan itibaren zorunlu olarak gözden geçirilmesi planlanıyor. Yenilenirse, gelecek 16 yıl boyunca yürürlükte kalacak. Yenilenmezse, taraflar anlaşmayı 2036'da sona erene kadar her yıl gözden geçirebilecek.

Anlaşmadan geri çekilmek, Donald Trump'ın uzun süredir ABD'nin ortaklarına karşı sergilediği sık sık çatışmacı yeni ticaret ve diplomatik tutumunun en son evresine işaret edecektir.

Başkan, Çin'le artan bağları nedeniyle Kanada'yı yüzde 100 gümrük vergisiyle tehdit etti ve Meksika da dahil Küba'ya petrol sağlayan ülkelere vergi uygulama tehdidinde bulundu.

Kuzey Amerika'da süregelen gerilimlerin bir işareti olarak, Carney geçen ay Davos'ta yaptığı tarihi konuşmada, ABD'nin 1900'lerin ortalarından beri liderliğini yaptığı temel kurallara dayalı uluslararası düzenin "geri gelmeyecek bir kurgu" olduğunu söylemişti.

Carney, kendisini ayakta alkışlayan kalabalığa, "Büyük güçler, güç ve çıkarlarının engelsiz takibi için kural ve değerlere uyuyormuş gibi yapmayı bile bırakırsa, işlemselcilikten elde edilen kazanımların tekrarlanması daha zor hale gelecektir" demişti.

Independent Türkçe