Çad, Fransa ve Rusya arasında savaş sahası olurken savaşın kazananı kim olacak?

Rusya'nın Afrika kıtasındaki askeri nüfuzu arttıkça Fransa'nın Afrika kıyısındaki askeri varlığı tehlikeye giriyor

Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı
Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı
TT

Çad, Fransa ve Rusya arasında savaş sahası olurken savaşın kazananı kim olacak?

Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı
Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı

Mina Abdulfettah

Çad rejimine muhalif Değişim ve Uyum Cephesi (FACT), Afrika kıtasındaki darbeler, çatışmalar ve savaşlarla gelen gerginlik çerçevesinde Libya'nın güney şehirlerinden Çad ordusuna saldırdı.

Bu saldırı, kara kıtada özellikle Sahra Çölü'nün kuzeyini ve güneyini Mali'den Çad'a ve Orta Afrika'ya kadar ayıran, Afrika Sahel ülkelerinden geçen bölgede son dönemde olup bitenlere kapıyı araladı.

Ancak tüm bunlar Fransa ve Rusya'nın bölgedeki çatışmasının bir yansımasından ibaretti.

Saldırı, Nijer'deki darbeden günler ve Sudan'da savaşın başlamasından aylar sonra, eski Çad Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno rejiminden kaçan Karaan Kabilesi'nden bazı subayların girişimiyle 2016 yılında kurulan silahlı hareket tarafından gerçekleştirildi.

'Kaka' lakaplı müttefiki Mahamat İdris Deby'yi hükümetinin müttefiki olan Fransa, FACT hareketini Libya-Çad-Nijerya üçgenindeki askeri üssünü hedef almakla suçladı.

FACT hareketi de Fizan bölgesini kontrol eden Libya'nın doğusunu kontrol öden Libya Ulusal Ordusu (LUO) komutanı Halife Hafter tarafından 25 Ağustos'ta hareketin Libya'nın güney bölgelerinden çıkarılması amacıyla başlatılan saldırılara maruz kaldı.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov'un, çatışmaların patlak vermesinden birkaç gün sonra Rusya'nın Libya'daki müttefiki Hafter ile ülkenin güney sınırındaki durum hakkında görüşmek üzere (ülkenin doğusundaki) Bingazi'yi ziyaret etmesi, Moskova'nın Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmak amacıyla oynadığı rolün bir göstergesi oldu.

ABD, Rus paralı asker grubu Wagner'i, FACT hareketinin 2021 yılında Çad'a düzenlediği ve hareket ile Tibesti bölgesini terörist unsurlardan temizlemek için harekete geçen Çad ordusu arasındaki çatışmalar sırasında Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno'yu öldüren saldırının arkasında olmakla suçladı.

Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno'nun Encemine'de düzenlenen cenaze törenine Avrupalı liderlerden yalnızca, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron katıldı.

Macron, ülkesinin "Çad'ın yanında olacağı ve istikrarını koruyacağı" sözü verirken Wagner ise FACT güçlerini Libya'nın orta ve güneyindeki iki askeri üste eğitmekle suçlanıyordu.

Fransa ve Rusya arasında birçok dosyada ve birçok bölgede çatışma söz konusu.

Rusya, Wagner lideri Yevgeny Prigojin'in 23 Ağustos'ta Moskova yakınlarında düşen uçakta ölmesinin ardından dahi Libya'daki askeri varlığını yoğunlaştırırken Fransa ise Çad, Nijer ve diğer Afrika ülkelerinden müttefiklerini korumaya çalışıyor.

Fransa'nın Çad'a daha fazla asker konuşlandırma olasılığı

İdris Deby Itno'nun öldürülmesinin ardından Fransa'nın Çad'daki askeri varlığının ve Çad'ın iç işlerine müdahalesinin sona ermesine karşı başta FACT ve Wakit Tama (Vakit Tamam) hareketleri başta olmak üzere Çadlı muhalif partiler, sivil toplum kuruluşları ve sendikalar tarafından başlatılan ve Fransa'nın hegemonyasının yanı sıra Ulusal Demokrasi ve Adalet Cephesi'nden (FNDJT) kurtulmanın zamanının geldiği sloganlarının atıldığı protesto gösterileri patlak verdi.

Çad'da 1990'lı yıllardan ölümüne kadar iktidarda kalan Deby İtno'nun öldürülmesi, anayasanın öngördüğü üzere seçimler yapılana kadar geçici hükümetin başkanlığını Meclis Başkanı'na devrederek siyasi güçlere orduyu iktidardan uzaklaştırma fırsatı verdi.

Ancak Çad Askeri Konseyi, askeri açıdan yüksek bir mevkiye sahip olduğu için Mahamat Kaka'yı geçiş döneminin başkanlığına getirdi.

Daha sonra ordu karşıtı silahlı hareketleri kendi yanına çekmek ve çeşitli bahanelerle seçimleri ertelemek amacıyla diyalog konferansları başlattı. 

Çadlı parlamenterler, Paris'le yapılan askeri anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi için geçtiğimiz yıl şubat ayında çağrıda bulundu.

Çad da dahil olmak üzere Fransa'nın hegemonyasına karşı protesto gösterileri düzenlenen ülkelerin halkları ülkelerini Fransa'nın bir müttefik değil 'sömürülen' bir ülke olarak görüyorlar.

Çadlılar, 1990 yılından bu yana ülkenin ordunun vesayetinde yönetilmesinin nedenini, Paris'in İdris Deby Itno'ya ve Çad Askeri Konseyi aracılığıyla ülkeyi yöneten oğlu Mahamat İdris Deby'ye sağladığı korumaya bağlıyorlar.

Cumhurbaşkanı İdris Deby İtno'nun öldürülmesi orduyu iktidardan uzaklaştırmak için bir fırsattı
Cumhurbaşkanı İdris Deby İtno'nun öldürülmesi orduyu iktidardan uzaklaştırmak için bir fırsattı

Rejimin seçimlere hile karıştırma uygulamalarına ve insan hakları ihlallerine göz yumuldu. 

Hükümetin silahlı hareketlere 'diyaloğa' girmeleri yönünde baskı yapmasının ardından protesto gösterileri bir süreliğine dursa da muhalefet kanadındaki tüm taraflar diyaloglara katılmayı kabul etmediler.

Paris'in Mali'den çekildikten sonra Burkina Faso ve Nijer'in yanı sıra Çad'daki askeri üsleri genişletip ülkeye yaklaşık 2 bin 400 asker konuşlandırmayı planladığı yönündeki söylentilerin ardından tüm bu gelişmeler zaman kazanma çabası olarak değerlendirildi.

Sahel ülkelerinin büyük çoğunluğu, Fransa'nın ülkedeki askeri varlığını kınayan ve terörist grupların saldırılarıyla mücadele etmenin yararsızlığından şikayetçi olunan protesto gösterilerine tanık oldu.

Paris'in Nijer ordusunun ve halk gösterilerinin talebi karşısında boyun eğmesinin ve Nijer'den ayrılmayı düşünmesinin ardından Çad'a daha fazla asker konuşlandırma olasılığı arttı.

Ancak durum, bir Fransız askerinin, Çad'ın kuzeyindeki Borkou bölgesinin yönetim merkezi Faya şehrindeki Fransa'ya ait askeri üsse bağlı bir sağlık merkezinde tedavi gören bir Çad vatandaşını öldürmesi ve olayın yeni protesto gösterilerine yol açmasıyla daha da kötüleşti.

Stratejinin merkezi

Fransa'nın hegemonyasından Çadlılarla birlikte diğer Sahel ülkelerinin halkları da şikâyet ederken Fransa, söz konusu ülkelerdeki varlığını demokrasiye giden yol olarak görüyor.

Fakat Fransa kendisini bazen terörist gruplara bazen de isyancı gruplara karşı başlatılan askeri operasyonlara saplanmış halde bulurken Rusya, herhangi bir demokratik sistemi desteklemeyen bir tutum sergiliyor.

Rusya zaman zaman iktidardaki rejimlerle yahut isyancı gruplarla ortaklık ve iş birliği de yapabiliyor.

Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Afrika'ya yaptığı son ziyaret turlarında ülkesinin eski sömürgeleriyle ilişkileri güçlendirmeyi ve Fransa'nın bazılarından çekilmesi ve bazılarından çekilme konusundaki isteksizliği sonrasında konumunu yeniden tesis etmeye çalıştı.

Çad'ın önemi, yalnızca Libya'nın ayırdığı Akdeniz ile yalnızca Sudan'ın ayırdığı Kızıldeniz arasında, Arap ve Afrika bölgelerine bakan konumundan ve Sahel ile Sahra arasında merkezi bir bölgede olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Çad, Fransa'nın terörizmle mücadele stratejisinin merkezinde yer alıyor. Fransa, Çad'dan her türlü dış tehditten korumak için bölgeyi gözetlemek ve eski sömürgeleri de dahil olmak üzere bölge ülkelerine Çad'dan askeri yardım sağlamak amacıyla birçok istihbarat operasyonu başlattı.

Bu çerçevede başkent Encemine, Fransa'nın Batı Afrika bölgesindeki terörle mücadele operasyonu Barkhane'nin komuta merkeziydi.

Paris'in ayrıca ülkenin orta kesimlerinde ve kuzeyde, Libya sınırında yer alan Faya- Largeau bölgesinde iki operasyon üssünün yanı sıra, Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti sınırlarının yakınlarındaki Abeche şehrinde bir başka üssü bulunuyor.

Aynı bölgede ABD'nin de yalnızca eğitim için kullanılan bir askeri üssü var.

Peş peşe gelen krizler

Mahamat İdris Deby, ülkesinin komşu ülkelerde peş peşe patlak veren krizle çevrili olmasından kaynaklanan bir zorlukla karşı karşıya.

Darfur ile doğu sınırından Sudan'daki çatışmaya, Nijer'deki çatışmaya ve terör örgütlerinin tehditlerine, kuzey sınırında Libya'daki çatışmaya kolaylıkla müdahil olabilir.

Ayrıca Orta Afrika'dan gelen tehditler de söz konusu. Fransa'nın özellikle İdris Deby Itno rejimini korumasından kaynaklanan bir alışkanlık nedeniyle Çad, güvenliği için hep uluslararası bir güce ihtiyaç duymuştur.

Fransa ve Çad ilişkileri köklü bir geçmişse sahip olsa da bölgede artan protesto gösterileri başta olmak üzere Wagner aracılığıyla üstlendiği rolün yanı sıra resmi rol oynamaya hazırlanan Rusya Çad hattına girmeye aday ülke.

Fransa ile Çad arasında devletin nasıl yönetileceği ve Çad'ın komşu ülkelerle ilişkileri konusunda gizli bir anlaşmazlığın yaşanması, özellikle diğer ülkelerde bu korumayı sağlamada başarısız olan Fransa'nın gerekli korumayı sağlama becerisine olan güveni baltalıyor. 

Çad Askeri Konseyi'nin birliği, ordu içinde İdris Deby'nin Fransa'nın ekseninde hareket etmesine itiraz eden muhalif bir grubun ortaya çıkmasına engel olamadı. Bu muhalif grup, bölgedeki son darbelerden büyük ölçüde etkilendi.

Ayrıca Macron'un Çad hükümetiyle yakınlaşması Fransız muhalefetinin sesinin daha yüksek çıkmasına yol açarken Deby de eleştiri oklarının hedefi oldu.

Çad Cumhurbaşkanı Mahamat İdris Deby
Çad Cumhurbaşkanı Mahamat İdris Deby

Çad Askeri Konseyi, bu durumun, üzerinde Fransa'nın varlığına karşı çıkan silahlı hareketlerle, özellikle de geçici ateşkesin ardından yeniden silahını eline alan FACT ile müzakere yapması yönünde baskı oluşturmasından korkuyor.

Bir diğer iktidar karşıtı silahlı muhalif hareket Cumhuriyetin Kurtuluşu İçin Askeri Komuta Konseyi (CCMSR), Çad'ın Fransa'dan bağımsızlığının 63'üncü yıl dönümü olan 10 Ağustos'tan bir gün önce, Tibesti bölgesinde altın madenleri bakımından zengin bir yer olan Gori Bogdi'de Çad ordusunu hedef aldı.

Bu tür gelişmeler, Çad Askeri Konseyi'nin yanı sıra mevcut geçiş hükümetine girmesi ya da ikisinin yahut koalisyonunun kazanabileceği seçimlerin yapılması ihtimaline yol açabilir.

Kamuoyu önünde yaşanan çekişme

Fransa, Mali'de Barkhane Operasyonu çerçevesinde konuşlandırdığı 4 bin 500 askeri, Fransız askerleri yerine Rus paralı asker grubu Wagner unsurlarını tercih eden Assimi Goeta liderliğindeki iktidardaki askeri cuntanın baskısı üzerine geri çekti.

Aynı durum, Orta Afrika'da Cumhurbaşkanı Faustin Archange Touadera'nın 2021 yılında yapılan seçimlerde Fransa yanlısı devrik lider François Bozize'nin Değişim için Vatanseverler Koalisyonu (CPC) adlı isyancı koalisyonu karşısında mücadele ederek ve kendisine 300'e yakın askeri uzman gönderen Rusya'dan yardım isteyerek ikinci kez seçildiği zaman da yaşanmıştı.

Wagner, Touadera'yı şiddet olaylarına karşı desteklemenin yanı sıra onun can güvenliğini de sağlarken başkent Bangui'de Rus askerlerinin görülmesi sıradanlaştı.

Şimdi Wagner'in lideri Yevgeniy Prigojin'in 23 Ağustos'ta ölmesine rağmen askeri cuntanın açıkça müdahale çağrısında bulunduğu Nijer'de de aynı durumun yaşanması bekleniyor.

Çad'da ise bu senaryonun, Paris'in müttefikini koruyamaması ve Rusya'nın müdahalesine yol açmasının ardından önce muhalefetin kısmen de olsa kontrol altına alınmasıyla ülkeyi açık bir çatışmaya dönüşebileceği tahmin ediliyor. 

Macron'un Afrika'da istikrarı bozan bir güç olarak eleştirdiği Rusya, Wagner aracılığıyla kıtadaki konumunu güçlendirme fırsatı yakalayacak gibi görünüyor.

Rusya'nın Afrika'ya olan ilgisi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un bu yıl içinde gerçekleştirdiği ziyaretlerde ve "Batı emperyalizminden kurtulmayı" teşvik edici ifadelerinde açıkça görülebiliyor.

Rusya, askeri anlaşmalar ve yumuşak güç bakımından da aktif olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının çalışmalarının yanı sıra Avrupa Birliği (AB), Fransa'nın Sahel bölgesinde olarak askeri var olmasının önemine rağmen istikrarın sağlanması için bu ülkelere maddi destek sağladı.

Ancak tüm bunlara rağmen Batı'nın bölgedeki varlığının yarattığı hoşnutsuzluk ve müdahalelerine eşlik eden siyasi karmaşıklık aynı şekilde devam etti.

Jeopolitik, etnik, ekonomik, dini ve demografik gerilimler daha da katlandı. Herhangi bir dış gücün Afrika'ya, özellikle de istikrarın sağlanamadığı Sahel bölgesine güvenlik ve barış dışında herhangi bir amaçla müdahale etmesi ve bu ülkelerin adil bir sistem kurmasına yardımcı olması durumunda karşılaşacağı zorluklar o kadar büyük olacak ki bu müdahale yahut yardım hiçbir işe yaramayacak.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.