İsrail arşivlerinde Ekim Savaşı'na ilişkin neler var?

İsrail arşivleri savaşın 50’inci yıl dönümünde açıldı.

Suriye ordusuna destek için Golan Tepeleri'ne doğru yola çıkan Ürdün tankları. (Getty İmages)
Suriye ordusuna destek için Golan Tepeleri'ne doğru yola çıkan Ürdün tankları. (Getty İmages)
TT

İsrail arşivlerinde Ekim Savaşı'na ilişkin neler var?

Suriye ordusuna destek için Golan Tepeleri'ne doğru yola çıkan Ürdün tankları. (Getty İmages)
Suriye ordusuna destek için Golan Tepeleri'ne doğru yola çıkan Ürdün tankları. (Getty İmages)

Sami Mubayyad

Uzun yıllar boyunca Arap milliyetçileri, kanıt veya delil olmaksızın, merhum Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal'ın, 1973'teki meşhur 6 Ekim Savaşı'ndan birkaç gün önce İsrail'e oldukça doğru bilgiler verdiğini söylediler.

Bu, 1948'deki ilk Filistin Savaşı, 1956'daki Süveyş Savaşı ve 1967'deki Haziran Savaşı'ndan sonra Ortadoğu çatışma tarihindeki dördüncü savaştı. İsrail, 1967 savaşını ‘Altı Gün Savaşı’ olarak adlandırdı ve bu savaşta Golan Tepeleri, Sina Yarımadası, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü işgal etti. Ekim Savaşı (İsrail'de Yevm el-Gufran Savaşı veya ‘Yom Kippur’ olarak bilinen) yaklaşık 3 bin İsrail askerinin ölümüyle sonuçlandı. Arap tarafından ise 3 bin ila 3 bin 500 Suriyeli ve 5 binden fazla Mısırlı askerin öldüğü tahmin ediliyor.

Fotoğraf Altı: Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal. (AFP)
Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal. (AFP)

Bu savaş, Arap liderleri, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed ve Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat için kariyerlerinde büyük bir dönüm noktasıydı. Her ikisi de 1970'te iktidara geldi ve savaşta önemli rol oynadılar. Savaş hakkında çok şey yazıldı. Kahire'de Sedat, savaştaki başarısından dolayı ‘Barlev Hattını Aşan Kahraman’ olarak anıldı. Esed ise Şam'da ‘İki Kasım Kahramanı’ olarak anıldı. (1970 Kasım ayındaki askeri darbeyle iktidara geldi ve 1973 Ekim ayındaki savaşta önemli bir rol oynadı.)

İsrail arşivlerinde adı geçen Kral Hüseyin

Al-Jazeera kanalında ve ‘Çok Gizli’ (Sırri Lil Gaye) adlı tanınmış programında anlatılan hikâyeye göre Kral Hüseyin, 1967'deki acı deneyiminden sonra Suriye ve Mısır’ının yanında savaşa girmedi. Bu deneyim, Kral Hüseyin'e Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü kaybettirdi. Kanala göre Hüseyin, dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir'e telefon ederek onu Suriye-Mısır'ın Yıpratma Savaşı'ndan sonra gerçek bir savaşa girme planı konusunda uyardı. Bazı insanlar, Kral Hüseyin ve Golda Meir arasındaki hikâyeyi, daha önce tarih kitaplarında yer alan ve kesin olarak kanıtlanmış olan bir olaya dayandırıyorlar. Kral Hüseyin'in büyükbabası Ürdün'ün kurucusu Kral I. Abdullah, 1947'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Filistin'i taksim etme kararının ardından Golda Meir ile bir araya gelerek, İsrail'e tahsis edilen bölgelerde savaşmaktan kaçınacağını söylemişti.

6 Ekim 2023'te savaşın ellinci yıl dönümü yaklaşırken Başbakanlığa bağlı İsrail Arşiv Merkezi bugün, 1973 savaşına ilişkin binlerce belgeyi yayınladı. Aralarında bu tarihsel iddianın kanıtı, Golda Meir'in Ofis Müdürü Elie Mizrahi'nin not defteri de bulunuyor.

6 Ekim 2023'te, savaşın 50’inci yıl dönümü yaklaşırken Başbakanlığa bağlı İsrail Arşiv Merkezi bugün, 1973 savaşına ilişkin binlerce belgeyi yayınladı.

Mizrahi'nin evraklarında, Hüseyin'in 25 Eylül 1973'te Meir ile acil bir randevu talep ettiği ve bunun için İsrail'e geldiği yazıyor. İsrail İstihbarat Servisi (Mossad), Kral Hüseyin'e ‘LIFT’ veya ‘Kaldırmak’ olarak kodlanmış bir takma ad veriyordu. Buluşma, Tel Aviv yakınlarındaki bir Mossad merkezinde düzenlendi. Hüseyin, konuşmasına Suriye'nin askeri hazırlıklarından bahsederek başladı, Mısır'dan hiç bahsetmedi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Mizrahi'nin defterinde şu ifadelere yer veriliyor:

"(LIFT) bize, çok hassas kaynaklardan öğrendiğine göre Suriye'nin hazırlıklarının tamamlandığını ve Suriye kuvvetlerinin hava kuvvetleri de dahil olmak üzere, iki gündür tam teçhizatla hazır olduklarını söyledi."

Meir, Suriyelilerin Mısır ordusunun aktif katılımı olmadan savaşa girip giremeyeceğini sordu. Kral, buna şüpheyle baktığını ve tarafların iş birliği yapacağını söyledi. O sırada İsrail Askeri İstihbaratının Başkanı olan Eli Zeira, Kral Hüseyin'in bilgilerinin ‘yetersiz’ olduğunu ve bu değerlendirme nedeniyle ciddiye alınamayacağını belirtti.

Cemal Abdunnasır'ın damadının rolü

7 Eylül 2023'te yayınlanan belgelere göre İsrail'e ikinci bir uyarı, bu kez Mısır'ın Eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır'ın damadı olan Eşref Mervan'dan geldi. Eşref Mervan hakkında uzun zamandır şüpheler vardı ve birçok Mısırlı yazar, onun gerçekte Mossad ile çalıştığını ancak aynı zamanda kendi istihbarat teşkilatı lehine iki taraf için çalışan ajan olduğunu belirtti. Eşref Mervan, 1973'te Cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın ofisinde çalışıyordu ve ona en yakın isimlerden biriydi. Birkaç yıl önce ‘Melek/ The Angel’ (İsrail'in onunla olan ilişkilerinde kullandığı takma ad) adlı bir kitap yayınlandı ve daha sonra Netflix tarafından aynı isimle filme dönüştürüldü.

Fotoğraf Altı: Eşref Mervan. (Getty Images)
Eşref Mervan. (Getty Images)

Yeni belgeler, Melek’in Yom Kippur Savaşı'ndan saatler önce Mossad Başkanı Zvi Zamir ile buluştuğunu ve "Savaş yüzde 99 ihtimalle yarın başlayacak" dediğini ortaya koyuyor. Zamir, askeri istihbarat başkanından daha bilinçli görünüyordu ve Eşref Mervan'ın sözlerini ciddiye aldı. Savaşın başlamasından altı saat önce, Golda Meir'e şifreli bir telgraf göndererek savaşın ‘saatler içinde’ başlayacağını söyledi. Bilindiği üzere Eşref Mervan, 27 Haziran 2007'de Londra'daki evinin balkonundan düşerek gizemli bir şekilde öldü. Bazıları intihar ettiğini, diğerleri ise öldürüldüğünü iddia etti.

Elie Mizrahi'nin not defteri

Araştırmacılar, yayınlanan belgeleri tasnif ve analiz etmeyi henüz tamamlayamadı. Arap okuyucular, belgeler İbranice olduğu için henüz okuyamadılar. Meir'in ofis müdürü ve özel sekreteri olan Eli Mizrahi'nin not defteri bin sayfadan oluşuyor. Okuyucu, sahibinin yazısının belirgin şekilde kötüleşmesi ile yorulduğunu ve bazen farklı bir renkte yeni bir kaleme geçmesiyle mürekkebinin ne zaman kuruduğunu anlayabiliyor.

Araştırmacılar, yayımlanan belgeleri tasnif ve analiz etmeyi henüz tamamlamadı ve Arap okuyucular, İbranice oldukları için bunları okuyamadı.

Örneğin, Mizrahi, 7 Ekim 1973'te Golda Meir'in Suriye cephesindeki durumun ne kadar tehlikeli olduğunu tam olarak anladığını ve 1967'den beri işgal altındaki Golan köylerinden çekilmeye karar verdiğini söylüyor. Ayrıca Meir’in komutanların görüşünü almak için 6:15'te askeri harekat odasına girdiği ve 8:05'e kadar ofisine dönmediğini belirtiyor. Yirmi dakika sonra İsrail ordusunun savaşın ilk günündeki kayıplarını telafi etmek için ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger'ı aradı ve askeri komutanların raporunu ondan sakladı ve kendisine çekilme niyeti hakkında hiçbir şey söylemedi, böylece bu durum Başkan Richard Nixon yönetiminin askeri takviye gönderme kararını etkilemeyecekti.

2017'de yayımlanan belgelerle karşılaştırma

İsrail Ulusal Arşivi, 400 milyon belgeden oluşuyor. Bu belgeleri kopyalamak, analiz etmek ve tasnif etmek için 17 araştırmacı görev yapıyor. Bu araştırmacılar, hepsi Başbakanlık'a bağlı olan memurlar. Şimdiye kadar sadece 30 bin belge kopyalandı. Bunların arasında, 3 bin 500 sayfadan oluşan (bin 400 dosya, bin fotoğraf, 750 ses kaydı ve sekiz video) Ekim 1973 Savaşı ile ilgili belgeler de var. ‘Gizli’ olarak sınıflandırılan bazı belgeler, Ekim 1973 Savaşı'nın 90’ıncı yıl dönümü olan 2063 yılına kadar açılmayacak. Dünyanın çoğu ülkesi, hükümet belgelerini 30 ila 50 yıl arasında saklar. İsrail, yıllar önce Filistin'in Birinci Savaşı ile ilgili belgeleri yayınlamıştı, ancak deneyimli tarihçiler, Benny Morris, Avi Shlaim ve Ilan Pappé tarafından incelendikten sonra bunları hızla geri çekilp tekrar gizledi. Çünkü bu belgeler, o günlerde Filistin halkına karşı işlenen suçların boyutunu ortaya koyuyordu. Bu suçlar arasında, infazlar, Arapların evlerinden zorla tahliye edilmesi ve evlerinin dinamitle yıkılması yer alıyordu.

Fotoğraf Altı: Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat. (Shutterstock)
Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat. (Shutterstock)

Binyamin Netanyahu yönetimi, o gün hükümet belgelerinin gizlilik süresini 70 yıla çıkarmaya karar verdi. Bu, Nekbe’nin (Filistinlilerin 1948'de evlerinden sürülmesi) tam dosyalarının ancak 2038'de ve Nekse’nin (1973 Arap-İsrail Savaşı) dosyalarının 2057'ye kadar açılmayacağı anlamına geliyor. Bu nedenle, Ekim 1973 Savaşı arşivlerinin açılması, bir gelenek değil, bir kuralın ihlali olarak kabul edilebilir.

İsrail, 2017 yılında da benzer bir adım atmıştı. İsrail, o zaman 1967 Altı Gün Savaşı'nın 50. yıldönümünde 150 bin belge yayınladı. Bu belgelerde, İsrail'i suçlayacak herhangi bir yeni bilgi veya ayrıntı yoktu. Sadece Başbakan Levi Eşkol hükümetinin 36 oturumunun tutanaklarından oluşuyordu. Bu tutanaklara göre bu kapalı oturumlardan birinde, Eşkol, Mısır ordusu tarafından askerler üzerinde ‘gerçek bir katliam’ yapılabileceğinden endişesini dile getirdi. İsrail Genelkurmay Başkanı İzak Rabin, İsrail'in ilk ateşi açması gerektiğini söyleyerek sözünü kesti. Savunma Bakanı Moşe Dayan da ona katıldı ve "Saatler içinde Beyrut'ta olacağız" dedi. Ancak Dışişleri Bakanı Abba Eban, bunun ülkeyi ‘dinamit fıçısına’ çevireceğini söyleyerek karşı çıktı. Eşkol gülümseyerek "Bana kalsa, tüm Arapları Brezilya'ya gönderirdim" ifadelerini kullandı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.