Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Belirtileri, dünya çapında yaklaşık 65 milyon kişi için her gün aralıksız devam eden bir sorun haline geldi.

Uzun süreli koronavirüsün gizemi
TT

Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Uzun süreli koronavirüsün gizemi

Kovid-19 beyni, kalbi, akciğerleri, bağırsakları ve eklemleri etkiliyor. Söz konusu etkiler bazen eş zamanlı da yaşanırken bazen aralıklı, bazen ise arka arkaya geliyor. Haziran 2022’de, Yale Üniversitesi’nden iç hastalıkları uzmanı olan doktorlar Lisa Sanders ile kardiyolog arkadaşı Erica Spatz arasındaki konuşmada, Spatz kendisi ve bir grup doktorun Yale’de ‘uzun süreli koronavirüs’ hastaları için özel bir klinik açmayı düşündüklerini ve kliniği yönetecek bir dahiliye uzmanı aradıklarını söyledi.

Kovid-19’un yıkıcı etkileri

Spatz’a göre bu konuda sorun hastaların sayısı ile ilgiliydi. Pandemiden bu yana kendisi ile göğüs hastalıkları ve nöroloji bölümlerindeki meslektaşları Yale’de ‘uzun süreli koronavirüs’ hastalarıyla görüşüyor. Bazı doktorlar, yardım arayan hastaların sayısından o kadar sıkışıyor ki randevu ayarlamada ve akciğer kanseri, astım, kalp hastalığı ve demans gibi başka sorunlarla gelen hastalarını tedavi etmede zorluk yaşıyor. Diğer yandan uzun süreli koronavirüs hastaları genel olarak uzun süredir sefalet içinde yaşıyor. Zira hastalık beyni, kalbi, akciğerleri, bağırsakları ve eklemleri bazen eş zamanlı, bazen aralıklı ve bazen de ardışık olarak etkilediği için hastalar bir uzmandan diğerine başvurmak durumunda kalıyor. Sorun şu ki hiçbiri onların acılarını tam olarak dinleyemiyor ya da tüm şikayetlerini çözemiyor. Bitmek bilmeyen ağrılar, sürekli yorgunluk, kafa karıştırıcı test sonuçları nedeniyle tek seferlik tedaviler uygulanıyor. Sanders yaptığı açıklamada “Hikayelerini yıllardır partnerleri veya ebeveynleri dışında kimseye anlatamayan insanlar var ve bu kişiler her doktorun kabusu” dedi.

Uzun süreli Kovid tüm sağlık sistemini tehdit ediyor

Dünya genelinde 65 milyon kişi bu tartışmaya konu oluyor. Söz konusu hastalar için pandemi her gün yaşadıkları, günlük eziyet olmaya devam ediyor. Bugüne kadar uzun süreli koronavirüsün ne olduğu ve nasıl tedavi edilebileceği konusunda doğrulanmış ve kapsamlı cevaplar veren bir çalışma bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu kişiler, kendilerini onlarla ilgilenmeye adayan birilerine ihtiyaç duyuyor.

Bu bağlamda Spatz ve meslektaşları alternatif bir model önerdi. Bu model, her hastayı dinlemek için tam bir saat ayırmayı, tedavi planı geliştirmeyi, hastayla ilgili birinci basamak sağlık ekibiyle sürekli iletişim halinde olmayı ve gerektiğinde uzman doktorlara yönlendirilmelerini içeren dahiliye uzmanının yönettiği bir kliniğe dayanıyor.

Sanders bu fikri arkadaşından duyduğunda heyecanlandı. Zira karmaşık sorunları olan hastaları dinlemek ve çözmek onun en sevdiği ve kariyeri üzerine inşa ettiği bir öncelik.

Sanders, Yale Üniversitesi’nde dahiliye dersleri veriyor ve New York Times Magazine’de popüler televizyon dizisi House’a ilham kaynağı olan ‘Tanı’ adlı aylık bir köşe yazısı kaleme alıyor. Bunların yanı sıra, tıbbi teşhis konusunda iki kitap yazan doktor, 2019 yılında Netflix platformunda Diagnosis adlı belgesel dizisinde de yer aldı.

Kovid gizemi

Sanders, koronavirüs kliniği teklifinde aradığını buldu. Bununla birlikte bilim insanlarının bazı keşifler yapmaya başlamasıyla birlikte çalışması onu bilinmeyenin tam ortasına yerleştirdi. Mayıs 2022’de yine Yale Üniversitesi’nden immünolog Akiko Iwasaki ve meslektaşları Nature Medicine dergisinde uzun süreli koronavirüsü ‘akut enfeksiyon sonrası sendromlar’ (post-acute-infection syndromes) ailesine dahil eden bir rapor yayınladı.

Pek çok yaygın viral enfeksiyondan (örneğin Ebola, dang humması, çocuk felci, grip ve Epstein-Barr) kurtulan insanlar arasında küçük bir yüzde, yıllarca aşırı yorgunluk, bilinç bulanıklığı, eklem ağrısı, iltihaplanma, baş dönmesi, aralıklı uyku ve duygudurum bozuklukları gibi uzun süreli kovide çok benzeyen semptomlar yaşıyor. Aynı durum giardia paraziti ile enfekte olanlar için de geçerli oluyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Iwasaki, bu sendromların sadece gerçek olduğunu değil, aynı zamanda patojenezlerinin (vücutta harekete geçme şekli ve nedeni, tam hücresel düzeydeki mekanizmaların) bir şekilde benzer olduğunu da öne sürdü. Bilim insanları yaygın enfeksiyonların bazı insanlarda nasıl kronik hastalıklara dönüştüğünü, bazılarında ise neden bunun söz konusu olmadığını öğrenebilirse, araştırmacılar semptomlardan ziyade temel nedenleri hedef alacak tedaviler geliştirebilir. Iwasaki, uzun süreli koronavirüsün bilime, enfeksiyon sonrası kronik hastalığın nasıl ortaya çıktığını öğrenme ve dolayısıyla yüz milyonlarca insana yardım etme fırsatı sağladığını söyledi.

Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir rapor Sanders'ın tanımlanamayan koşullara olan önceden var olan ilgisiyle örtüşüyordu. Dahiliye uzmanı, ‘birçok insanın ismini bilmediğimiz hastalıklardan muzdarip olduğunu ve elbette onlar için herhangi bir test bulunmadığını’ söyledi.

Uzun süreli koronavirüsü tanımlamanın zorluğu

Bilim insanlarının ve doktorların uzun süreli koronavirüs hakkında sahip olduğu bilgilerin azlığı nedeniyle Sanders bile çalışmaya hazır değildi. Zira uzun süreli koronavirüs için herhangi bir kan testi bulunmuyor. Bugüne kadar sağlık yetkilileri bunu ortak bir şekilde tanımlayamıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri bunu ‘şiddetli Kovid-19 enfeksiyonundan sonra da devam eden belirtiler, semptomlar ve durumlar’ olarak tanımlıyor.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin tanımı, orijinal enfeksiyondan sonra semptomların en az dört hafta devam etmesi durumunda hastaların ‘uzun süreli koronavirüs’ geçirdiğine dayanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü de (WHO) aynı tanımı, ancak farklı bir zaman aralığıyla benimsiyor. Uzun süreli koronavirüs hastasını, semptomları ilk enfeksiyondan başlayan ve üç ay sonra devam eden kişilerin durumu olarak kabul ediyor. Sanders bu farklılığın önemli olduğunu düşünüyor ve asıl hastalıktan kurtulmak için daha uzun süreye ihtiyacı olan hastaları değil, uzun süreli koronavirüs geçiren hastaları tanımlamak istediği için klinikte WHO’nun tanımını kullanıyor.

Uzun süreli koronavirüs belirtileri adeta bir ıstırap ansiklopedisi gibi karşımıza çıkıyor, ClinicalMedicine dergisindeki bir makalede hastalığın 200'den fazla farklı semptomu anlatılıyor.

Hastalar son zamanlarda nasıl hissettiklerini anlatırken sanki kendilerini ‘şeytanlar tarafından ele geçirilmiş’ gibi konuşabiliyor. Sanders hastalarından birinin arabasından ofis kapısına kadar 700 adım yürüyor ama bazen yürüyemediğini ve başka bir hastanın kulaklarındaki sinir bozucu çınlama olduğunu beliriyor. Dahiliye uzmanı açıklamasında “İnsanlar iç titreme gibi garip semptomlarla geliyorlar ve içlerinin titrediğini söylüyorlar. Bu bir kişi için değil birçok kişi için geçerli” ifadelerini kullandı.

Uzun süreli koronavirüsün neden olduğu sisli beyin, hafıza ve algıda karışıklık ve konsantre olma yeteneğinde bozulma en sık görülen semptomların arasında yer alıyor Bunun nedeni kısmen koronavirüs gibi uzun vadeli hastalıklarla birçok semptomu paylaşan ‘kronik yorgunluk sendromu’ olabilir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre semptom hücre anemisi, diyabet veya Alzheimer gibi başka bir hastalığa veya bir ilacın yan etkisine, yaşlanmaya, menopoza, strese ve hatta uyku eksikliğine de bağlı olabilir.

Bunların yanı sıra, ‘kronik yorgunluk sendromu’ terimi, tükenmişliği, pandemi yorgunluğu, can sıkıntısını, tatminsizlik duygularını ve hatta geç saatlere kadar ayakta kalmanın etkisini tanımlamak için de popüler hale geldi.

Sanders, teşhis koymak için hastaların sağladığı ayrıntılara her zamankinden daha fazla güveniyor. Bu olasılıklar arasında bazı ihtimalleri silmeyi ve çıkarmayı sağlıyor. Bu nedenle ‘susmayı ve dinlemeyi öğrendiğini’ belirtiyor.

Uzun süreli koronavirüsün nedenleri

Kovid-19, vakaların yaklaşık yüzde 10’unda uzun süreli koronavirüse dönüşüyor ve bilim insanları bunun nedenini bilmiyor. Giderek artan kanıtlar, virüsün (veya parçalarının) organ dokusundaki ‘rezervuarlarda’ çok uzun süre asılı kaldığını gösteriyor. Bu da virüsün kendisinin semptomlara neden olabileceği anlamına geliyor. Örneğin Epstein-Barr virüsünün MS Hastalığı (Multiple Skleroz) aktive etmekte olduğu düşünüldüğü gibi koronavirüs de bir otoimmün yanıtı tetikliyor olabilir.

Bilim insanları ayrıca Kovid-19’un vücutta onlarca yıldır uykuda olan diğer virüsleri harekete geçirip onları uyandırarak semptomlara neden olabileceğine inanıyor. Bu bazı enfeksiyonlara neden olabilir.  Iwasaki, ‘Kovid-19 ile küçük bir enfeksiyona maruz kalan laboratuvar farelerinin büyük beyin hasarıyla aynı zamanda akciğerlerinde hafif bir iltihaplanma yaşadığını’ da ortaya çıkardı.

Uzun süreli Kovid her konağın bulunduğu ortama göre kendini farklı şekilde gösterebildiği için teorik nedenler veya motivasyonlar dışlayıcı olmanın yerine sıralı, çelişkili ve hatta bireysel olabilir. Araştırmacıların hedefe yönelik tedaviler geliştirmede başarılı olabilmesi için Sanders’ın mevcut çözümleri keşfetmesi, reçeteler yazması ve karmaşık olmayan mevcut çözümleri önermesi gerekiyor.

Klinik şu an genel merkezini Yale’deki yara yönetimi ekibiyle paylaşıyor yani hastaları, silahla yaralanma ve köpek ısırıklarından iyileşen insanlarla birlikte bir bekleme odasında kalıyor ancak wkim ayında yeni, daha büyük alana taşınması planlanıyor.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından New York Magazine dergisinden (Tribune Medya Hizmetleri) çevrildi.



Soyulduktan sonra günlerce kararmayan muz geliştirildi

Yeni teknolojinin, çöpe atılan muz sayısında önemli bir azalma sağlaması bekleniyor (Unsplash)
Yeni teknolojinin, çöpe atılan muz sayısında önemli bir azalma sağlaması bekleniyor (Unsplash)
TT

Soyulduktan sonra günlerce kararmayan muz geliştirildi

Yeni teknolojinin, çöpe atılan muz sayısında önemli bir azalma sağlaması bekleniyor (Unsplash)
Yeni teknolojinin, çöpe atılan muz sayısında önemli bir azalma sağlaması bekleniyor (Unsplash)

Bilim insanları soyulduktan sonra sarı rengini daha uzun süre koruyan muz geliştirdi. 

Muz, kabuğu soyulup havayla temas ettiğinde kısa sürede kararıyor. Bu renk değişimi her zaman meyvenin bozulduğu veya yenemez hale geldiği anlamına gelmiyor. Ancak taze görünmeyen muz iştah açıcı bulunmayabiliyor.

Renk değişikliği, muzda doğal olarak bulunan polifenol oksidaz adlı enzimden kaynaklanıyor.

Birleşik Krallık merkezli bir tarım ve biyoteknoloji şirketi, bu enzimi hedef alan bir gen düzenleme tekniğiyle meyvenin kararmasını geciktirmeyi başardı.

Tropic Biosciences, Crispr-Cas9 isimli gen düzenleme teknolojisini kullanarak meyvedeki tek bir genin üç kopyasını değiştirdi. Bu sayede polifenol oksidaz üretimini azaltmayı başardılar.

Gen düzenleme tekniği, başka bir türden DNA eklenmeden bitkinin kendi DNA'sında belirli değişiklikler yapılmasına ve bazı genlerin etkinleştirilip devre dışı bırakılmasına imkan tanıyor.

Bu yöntem, daha tatlı çilekler, hastalıklara dayanıklı bitkiler ve D vitamini açısından zengin domatesler geliştirmek için kullanılmıştı.

Şirket genetiğini düzenledikleri muzların, soyulduktan sonra bir kap içinde buzdolabında tutulduğunda birkaç gün boyunca rengini koruduğunu ifade ediyor. Tezgah üzerinde bırakıldığında ise 24 saate kadar dayanabileceğini savunuyor.

Araştırmacılar muzların tadı ve dokusunun değişmediğini, sadece soyulup dilimlendikten çok sonra bile taze ve sarı kaldığını söylüyor.

Tropic'in CEO'su Gilad Gershon, yeni tekniğin meyve salataları ve kahvaltı tabakları gibi önceden paketlenmiş ürünlere muz eklemeyi kolaylaştırabileceğini belirtiyor.

Bu adımın aynı zamanda muz israfını da azaltması bekleniyor. Yeni geliştirilen muzlar, özellikle tüketicilerin yenilebilir durumda olmasına rağmen kararmış muzları atmasının önüne geçebilir.

Tropic ayrıca sera gazı salımları açısından da olumlu etkiler umduklarını belirtiyor:

Bu teknik, yalnızca muz ihracat pazarında bile yıllık 9 milyon tondan fazla karbondioksit emisyonunda azalmayı destekleyebilir.

Şirketin "kararmayan muzları", Birleşik Krallık Gıda Standartları Kurumu'ndan gen düzenleme tekniği açısından onay aldı. Ürünün, onay süreci tamamlandıktan sonra ülkede satışa sunulması planlanıyor.

Gershon ayrıca Japonya, Brezilya ve Filipinler gibi 10 ayrı ülkenin düzenleyicilerinden de onay aldıklarını ve muzların Latin Amerika'da yetiştirilmeye başladığını söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Araştırmacılar yanıtladı: Doğum oranlarındaki düşüş tersine dönecek mi?

Küresel doğum oranları yıllardır düşüyor. Yeni veri analizi, bu eğilimlerin devam edebileceğini gösteriyor (AFP)
Küresel doğum oranları yıllardır düşüyor. Yeni veri analizi, bu eğilimlerin devam edebileceğini gösteriyor (AFP)
TT

Araştırmacılar yanıtladı: Doğum oranlarındaki düşüş tersine dönecek mi?

Küresel doğum oranları yıllardır düşüyor. Yeni veri analizi, bu eğilimlerin devam edebileceğini gösteriyor (AFP)
Küresel doğum oranları yıllardır düşüyor. Yeni veri analizi, bu eğilimlerin devam edebileceğini gösteriyor (AFP)

Dünya genelinde doğum oranlarının düştüğü sır değil.

Çocuk ölümlerinin azalması, doğum kontrolüne erişimin yaygınlaşması, çocuk yetiştirme maliyetlerinin artması, kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi, evlenen kişi sayısının azalması ve birçok krizin aynı anda yaşanmasıyla bu eğilim onlarca yıldır devam ediyor.

Ancak sonsuza kadar düşmeye devam edemez, değil mi?

Teksas Üniversitesi Austin kampüsü ve New York'taki Hunter College'dan araştırmacıların yıllara yayılan ilgili veriler üzerinde yaptığı yeni bir analiz, bu oranların düşmeye devam edebileceğini gösteriyor.

ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu'nun bu ay yayımladığı araştırma raporunun yazarları, "Doğurganlığın sistematik biçimde toparlanacağına veya yaygın olarak varsayılan doğurganlık düzeylerinden herhangi birinde istikrarlı bir denge noktasına ulaşacağına dair güçlü bir kanıt bulunmadığını gösteriyoruz. Buna karşılık, doğurganlığın düşük seviyelere indiği yerlerde ve dönemlerde düşmeye devam etme eğiliminde olduğunu görüyoruz" diye yazıyor.

Bu durumun, Birleşmiş Milletler'in toplam doğurganlık oranlarına ilişkin verileri, çevrimiçi İnsan Doğurganlık Veritabanı projesi, Japonya, Hindistan ve ABD'deki bölgesel ve yerel verilerdeki doğurganlık oranları da dahil çeşitli veri kaynaklarında geçerliliğini koruduğu anlaşılıyor.

Henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen makaledeki sonuçlar, doğurganlık düşüşünü durdurmanın ortalama eğilimlerden sapma olacağını gösteriyor ancak araştırmacılar, "kesin bir çıkarımda bulunmak" için henüz yeterli veri olmadığı sonucuna varıyor.

Araştırmacılar, bu çalışmadan ayrı ve daha önceki bazı tahminlerin doğurganlık oranlarının toparlanıp istikrar kazanacağı bir hız öngördüğünü ve bu tahminlerin varsayım olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Araştırmacılar, "Bu sonuçları, 2000'lerin başında düşük doğurganlık oranına sahip bazı ülkelerdeki doğurganlık eğilimlerinin tersine döndüğünü belgeleyen önceki literatürle bağdaştırıyoruz" dediler. 

Bulgularımız, yaygın kullanılan nüfus tahminlerinde yer alan denge ve toparlanma varsayımlarını yeniden incelemek için ampirik bir temel sağlıyor.

Öte yandan yazarlar, daha sonraki araştırmaların kendi çalışmalarında dikkate almadıkları faktörleri ortaya çıkarabileceğine değiniyor.

SDVEGBR
ABD'de nüfus dinamikleri şimdiden değişirken son 20 yılda doğumlar neredeyse 4'te bir oranında azaldı (AFP)

Gelecek ne gösterirse göstersin, ABD'deki nüfus dinamikleri çoktan değişti. 

Öncelikle ABD nüfusu yaşlanırken (ABD Nüfus Sayım Bürosu, 2060'a gelindiğinde yaşlıların nüfusun yüzde 23,4'ünü oluşturacağını söylüyor) federal verilere göre doğumlar 2007'den bu yana neredeyse 4'te bir oranında düştü.

Büroya göre eyaletlerin yarısından fazlasında ölüm sayısı, doğum sayısını aşıyor.

Diğer yandan büronun ocak ayındaki açıklamasına göre, göçteki düşüşler nedeniyle nüfus artışı önemli ölçüde yavaşlarken Temmuz 2024-2025 döneminde yüzde 0,5'e geriledi.

Bu eğilim devam ederse Amerika'nın nüfusu ileride azalabilir bile.

Bunun Amerikalılar için ne anlama geleceği henüz net değil ancak Virginia Üniversitesi Weldon Cooper Kamu Hizmeti Merkezi'ndeki Demografi Araştırmaları Grubu Direktörü Qian Cai, göç politikasındaki değişikliklerin bu durumu değiştirebileceğini öne sürüyor.

Cai, temmuzda yaptığı açıklamada şöyle demişti:

Gelecek 20 yıl içinde göç önemli ölçüde artmadığı sürece ABD'nin nüfus artışının geçmişe kıyasla ciddi derecede daha yavaş seyretmesi ve tarihi seviyelere düşmesi bekleniyor.

Independent Türkçe


Her 8 kanser vakasından biri yaygın enfeksiyonlarla bağlantılı

Filistinli kanser hastaları, ocak ayında Gazze Şeridi'ndeki bir sağlık kuruluşunda tedavi görüyor (Middle East Images/AFP)
Filistinli kanser hastaları, ocak ayında Gazze Şeridi'ndeki bir sağlık kuruluşunda tedavi görüyor (Middle East Images/AFP)
TT

Her 8 kanser vakasından biri yaygın enfeksiyonlarla bağlantılı

Filistinli kanser hastaları, ocak ayında Gazze Şeridi'ndeki bir sağlık kuruluşunda tedavi görüyor (Middle East Images/AFP)
Filistinli kanser hastaları, ocak ayında Gazze Şeridi'ndeki bir sağlık kuruluşunda tedavi görüyor (Middle East Images/AFP)

Yeni bir araştırmaya göre dünyadaki her 8 kanser vakasından biri, her yıl milyonlarca kişiyi etkileyen virüsler, bakteriler ve diğer enfeksiyonlarla bağlantılı.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı'nın 2024 verilerini değerlendirdiği çalışma, o yıl ortaya çıkan yaklaşık 2,3 milyon yeni kanser vakasının bilinen bir düzine enfeksiyon etkeniyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Ajans, internette yayımlanan soru-cevap bölümünde, "En fazla vakadan sorumlu etkenler Helicobacter pylori, insan papilloma virüsü (HPV), hepatit B virüsü (HBV), Epstein-Barr virüsü (EBV) ve hepatit C virüsüydü (HCV)" ifadelerini kullandı.

Bu enfeksiyonlar, enfeksiyon kaynaklı kanser vakalarının neredeyse tamamından sorumlu.

H. pylori diye de bilinen ve mide zarına saldıran bulaşıcı Helicobacter pylori, yaklaşık 760 binle en fazla vakadan sorumlu enfeksiyondu. Bunu cinsel yolla bulaşan HPV (750 bin), tükürükle aktarılan Epstein-Barr (260 bin) ve enfekte kana maruz kalınca yayılan hepatit C virüsü (160 bin) izledi.

H. pylori mide kanseri vakalarıyla, HPV rahim ağzı kanseri vakalarıyla, Epstein-Barr ise nazofarenks kanseri ve bazı mide kanserlerinin yanı sıra Hodgkin lenfomayla ilişkilendirildi.

Sorumlu diğer enfeksiyonlar arasında yer alan HBV ve HCV ise karaciğer kanseri vakalarıyla bağlantılıydı.

Pittsburgh Üniversitesi Yenilikçi Kanser Araştırmaları Programı Başkanı Dr. Patrick Moore, pazartesi günü Newsweek'e yaptığı açıklamada bu tahminlerin "gayet ihtiyati" olabileceğini bile söyledi.

Moore, "Enfeksiyon, kanserde çoğu kişinin fark ettiğinden çok daha önemli bir faktör ve her bir enfeksiyonun önemi coğrafyayla yakından ilişkili" dedi.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl 626 binden fazla Amerikalının kanserden hayatını kaybedeceği öngörülüyor.

Bilim insanları enfeksiyonları kanserle uzun zamandır ilişkilendiriyordu ancak araştırmacılara göre bu bulgular, vaka sayılarını azaltmak için enfeksiyonları önlemeye yönelik daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Enfeksiyonla ilişkili kanserlerin çoğu, HPV ve HBV aşıları gibi halk sağlığı önlemleriyle zaten önlenebilir. Ancak bu önlemlere erişimin önündeki sosyal, siyasi ve ekonomik engeller hâlâ varlığını sürdürüyor.

Araştırmacılar, HPV aşıları ve bulaşıcı etkenlere yönelik testler gibi müdahalelerin yaygınlaştırılmasının yanı sıra prezervatiflere ve kanser taramalarına erişimin sağlanması gibi çeşitli çözümler öneriyor.

Veriler ayrıca Epstein-Barr virüsü ve H. pylori aşıları gibi henüz mevcut olmayan önleme araçları geliştirecek araştırmalara yatırım yapılmasını da destekliyor.

Çalışmanın kıdemli ortak yazarı Dr. Gary Clifford yaptığı açıklamada, "Bu güncellenmiş analiz, bilimsel kanıtlar geliştikçe enfeksiyonla ilişkili kanserlere dair tablonun da değişmeye devam ettiğini gösteriyor" dedi.

Özellikle etkili bir aşısı henüz bulunmayan EBV gibi enfeksiyonlara karşı yeni önleme araçlarına gelecekte yapılabilecek yatırımların en büyük etkiyi nerede yaratabileceğini de vurguluyor.

Independent Türkçe