Fransa’nın Afrika hikâyesi

Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)
Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)
TT

Fransa’nın Afrika hikâyesi

Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)
Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)

Remzi İzzeddin Remzi

Hangi biçimde ortaya çıkarsa çıksın, her imparatorluğun sona erdiği bir nokta vardır. Bu süreç genellikle uzun vadelidir ve çeşitli gelişmelerle karakterize edilir. Bunlardan bazıları açıkça görülebilir, bazıları ise daha incelikli ve anlaşılması güçtür. Ancak imparatorluğun çöküşünün kabul edildiği son ve yadsınamaz an genellikle belirli bir olayla bağlantılıdır. Modern dünyada geleneksel bir imparatorluğun belki de en göze çarpan örneği, sonunun en önemli anı 1956 Süveyş Krizi olan Britanya İmparatorluğu'dur.

Britanya'nın 20’inci yüzyılın başlarından bu yana emperyal statüsünü kademeli olarak terk ettiği doğrudur ancak Süveyş Krizi, ortaya çıkan iki süper güç olan ABD ve Sovyetler Birliği ile karşılaştırıldığında, onun çöküşünü daha az önemli kıldı. Süveyş Krizi’nden sonra Afrika'daki İngiliz kolonilerinin çoğu çöktü ve beş yıl içinde bağımsızlığa yönelik milliyetçi eğilimler yükseldi. Britanya İmparatorluğu'nun elinde Körfez'in yalnızca birkaç bölgesi kaldı.

İkinci en etkili modern imparatorluk olan Fransa'nın sonu ise daha az netti. Çünkü Fransız İmparatorluğu'nun sonunu işaret eden belirli bir olay yoktu. Bununla birlikte, çöküşünün başlangıcının 1954 yılında Vietnam'daki Dien Bien Phu Muharebesi'ne dayandığı yönünde bir fikir birliği var. Fransa'nın Mısır'ın işgaline katılan üç ülkeden biri olduğu Süveyş Krizi, Afrika'daki Fransız sömürge hakimiyetinin çöküşünü hızlandırdı ve esas olarak 1962'de Cezayir'in zorlukla kazanılan bağımsızlığıyla sona erdi. Cibuti ve Komorlar da 1970'lerde aynı yolu izledi. Fransa'nın, Polinezya ve Karayipler'de, Fransız devleti içindeki çeşitli düzenlemeler uyarınca ‘France d'outre-mer’ (Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu) olarak sınıflandırdığı yalnızca 13 kolonisi kaldı.

Britanya ve Fransa'nın sömürgelerini yönetme biçimleri arasında farklar vardır. Zira İngiliz sömürge politikası dolaylı yönetime dayanırken ve Afrika ülkelerine kaderlerini şekillendirmede daha fazla özerklik verirken, Fransa'nın eski sömürgeleriyle baş etme biçimi farklı bir yol izler. Paris, sömürgeci ‘uygarlaştırma misyonunu’ (yerli halkları uygarlaştırmayı), karmaşık bir ekonomik, askeri, politik ve kültürel mekanizmalar ağı aracılığıyla, onlarca yıl boyunca Fransızca konuşulan Afrika üzerinde hâkim konumunu sürdürmesine olanak tanıyan yenilikçi düzenlemelere dönüştürmeyi başardı. Bu düzenlemeler, 1973 yılında Fildişi Sahili Devlet Başkanı Felix Houphouet Boigny ile ortaklaşa oluşturulan siyasi bir girişim olan Françafrique ile doruğa ulaştı. Pratik açıdan bu, Fransa'nın ekonomik çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuğu ve bu çıkarları koruyan herhangi bir rejimi desteklemekten çekinmediği anlamına geliyordu.

İkinci en etkili modern imparatorluk olan Fransa'nın sonu daha az netti. Çünkü Fransız İmparatorluğu'nun sonunu işaret eden belirli bir olay yoktu. Bununla birlikte, çöküşünün başlangıcının 1954 yılında Vietnam'daki Dien Bien Phu Muharebesi'ne dayandığı yönünde bir fikir birliği var.

Fransa'nın eski Afrika kolonileriyle ilişkilerinin belki de en göze çarpan örneği, Fransızca konuşulan Batı Afrika için ortak para birimi olan ve çoğunlukla CFA frangı olarak kısaltılan Afrika Finansal Topluluğu Frangı'nın (Communauté Financière Africaine) kurulmasıdır. Bu para birimi sistemi, Afrika merkez bankalarının döviz rezervlerinin büyük bir kısmını Fransız hazinesine yatırmasını gerektiriyor ve bu da Fransa'ya eski Afrika kolonilerinin para politikaları üzerinde önemli bir kontrol sağlıyor.

Ayrıca Fransa, birçok Afrika ülkesiyle savunma ve askeri iş birliği anlaşmaları yoluyla da askeri varlığını sürdürdü. Bazıları Fransa'ya hammaddeyi diğer ülkelerden önce satın alma hakkı, Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğünü garanti etme ve kuvvet konuşlandırma hakları karşılığında askeri eğitim sağlama konusunda geniş bir yetki verdi. Bu da Fransa’ya dış tehditler veya ‘iç karışıklıklar’ karşısında askeri müdahalede bulunma zorunluluğu getirdi. Bu düzenleme, Fransa'ya dost hükümetlerin iktidarda kalmasını sağladı.

xscd
Nijer askeri cuntasının liderleri ve destekçileri darbeden bir ay sonra, 26 Ağustos 2023'te başkent Niamey'deki Fransız büyükelçisinin sınır dışı edilmesi talebiyle toplandı. (Reuters)

Aslında Fransa, 1997 ile 2002 yılları arasında 44 bin 500 kişilik Hızlı Eylem Gücü aracılığıyla Afrika'da otuz üç operasyon gerçekleştirdi. Bunlardan on tanesi Birleşmiş Milletler'in talimatıyla ya da onun himayesi altında gerçekleştirildi.

Fransa son olarak, kapsamlı kültür ve eğitim programları aracılığıyla kültürel mirasını korumaya yönelik önemli yatırımlar yaptı. Eski sömürgeleriyle yaptığı ikili anlaşmaların yanı sıra, Afrika ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla 1970 yılında Frankofon formülü gibi çok taraflı mekanizmalar da kurdu.

Bu politikalar onlarca yıldır Fransa'nın çıkarlarına hizmet etti. 1960'larda, 1970'lerde ve 1980'lerde eski sömürgelerinden bazıları sosyalizmi benimseyip Sovyetler Birliği'ne meyletse bile Fransa, 1991 yılında Sovyetler Birliği çöktüğünde ayrıcalıklı konumunu yeniden kazanmasını sağlayacak düzeyde ilişkiler sürdürmeyi başardı.

Fransız İmparatorluğu’nun çöküşünün nedenleri

Ancak Aralık 1993 ile Nisan 1994 arasındaki yaklaşık beş aylık sürede Fransa, Afrika'da Fransız İmparatorluğu’nun çöküşünde önemli kilometre taşları sayılabilecek bir dizi olaya tanık oldu. İlk olarak Aralık 1993'te, Francofrique'in Afrika'daki ana destekçisi olan Fildişi Sahili Devlet Başkanı Felix Houphouet Boigny öldü. Ardından Ocak 1994'te CFA frangının değer kaybetmesi, Fransa ile Afrika arasındaki ekonomik ilişkilerin zayıflamasına neden oldu. Nisan 1994'te birçok Afrikalının Fransa'yı sorumlu tuttuğu Ruanda Soykırımı meydana geldi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı analize göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu yıl Gabon'a yaptığı ziyarette, ülkesinin Afrika'daki günlerinin artık sona erdiğini ilan ederek, Fransa'nın Afrika'daki rolünün azaldığını kabul etti.

Fransa'nın Afrika politikasını ‘sıfırlaması’ gerektiği bir süredir açıktı. Ancak Macron 2017 yılında göreve gelene kadar bunu kabul etmeyi reddetti. Macron, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra ortaya çıkan yeni gerçekleri yansıtabilmek için önceki politikaların güncellenmesinin gerekliliğini kabul ederek, Afrika'daki Fransız politikasını sıfırlamayı amaçladı.

Macron ilk döneminin başlarında, Fransa'nın sömürge mirasına hitap etmek için karşılıklı ortaklıklara dayalı daha gerçekçi bir politika tasarladı. Görünüşe göre bu, dış politikada diplomatik açıklığa yol açan bir başarıyı yansıtıyordu, ancak somut bir değişime ulaşmak her zaman kolay olmadı. Bunun nedeni, Fransız hükümeti içindeki bürokratik direniş ve Afrika toplumlarının Fransa'nın eski bir sömürge gücü olarak sahip olduğu olumsuz izlenimler de dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanmaktaydı. Afrikalı liderlerin Fransa ile müzakere güçlerinden yararlanma yeteneklerine gösterebilecekleri yeterli ilgi, bazı dış güçlerin artan ilgisinin bir sonucu olarak azaldı.

Fransa, kapsamlı kültür ve eğitim programları aracılığıyla kültürel mirasını korumaya yönelik önemli yatırımlar yaptı. Eski sömürgeleriyle yaptığı ikili anlaşmaların yanı sıra, Afrika ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla 1970 yılında Frankofon formülü gibi çok taraflı mekanizmalar da kurdu.

Bununla birlikte Fransa'nın son beş yıldaki yaklaşımı Burkina Faso, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Mali gibi ülkelerde önemli miktarda askerî harekât kullanma kalıbına takılıp kaldı. Fransa'nın güvenlik odaklı yaklaşımı, Sahel bölgesinde süregelen siyasi ve sosyal dinamikleri göz ardı ediyor.

Bu yaklaşım aynı zamanda Fransa'nın Burkina Faso, Çad, Mali ve son zamanlarda Nijer ve Gabon gibi ülkelerin ordularının liderlerini darbe yoluyla devirmelerini engellemek için yeterli çabayı göstermesini de engelledi. BBC’nin yaptığı analize göre, 1990 yılından bu yana Afrika'da (Kuzey Afrika hariç) meydana gelen 27 darbenin yüzde 78'i Fransızca konuşulan ülkelerde gerçekleşti. Fransız politikası aynı zamanda siyasi tıkanıklığın ve istikrarsız güvenlik durumunun dinden ilham alan ahlaki ve sosyal sistemlere yönelik iç talebi nasıl körüklediğini ve bu yeni ahlaki otoritelerin oluşumunu hızlandırdığını da görmezden geldi. Bu aksilikler dikkatleri Fransız politikasının eksikliklerine çekti, ancak bunların gerçek değişimi teşvik etmek için yeterli olup olmadığı belli değil.

xsc
Fransız askerleri 9 Haziran 2021 tarihinde, Mali'deki askeri üslerinden ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir nakliye uçağıyla ayrıldı. (AP)

Sonuç olarak Fransa, Afrika'daki etkisinin azalmasını durduramadı ve başta Çin olmak üzere, Afrika'da nüfuz için rekabet eden birçok güç karşısında zemin kaybetmeye başladı.

Nijer'deki son darbe, Paris'in statüsünün ve etkisinin azaldığını doğrulamış gibi göründüğünden, Fransa'nın bugünkü konumu en zayıf noktasında olabilir. Artık ne yeni askeri rejim ne de Nijer halkı Fransa'nın yapabileceği hiçbir şeyi kabul etmeyecektir. Kabul edilebilir görünen arabulucular ABD, Cezayir ve bir dereceye kadar Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’dur. (ECOWAS).

Süveyş krizi

Şimdi ortaya çıkan soru şu: Nijer'deki darbe Fransa için yeni bir Süveyş krizini mi temsil ediyor?

Fransız İmparatorluğu'nun zamanla yıprandığı doğrudur, ancak bazılarının yeni sömürge düzenlemeleri olarak tanımladığı şeyler sayesinde Fransa'nın Afrika'daki seçkin konumu devam etmiştir. Bu da eski Brezilya Devlet Başkanı Fernando Henrique Cardoso'nun deyimiyle, sömürge döneminde var olan merkez ile çevre arasındaki bağımlılığın devam etmesine yol açtı. Son üç yılda Fransa'nın Mali'den güçlerini çekmesi ve Fransa karşıtı bir dizi askeri hükümetin gelişini takip eden Nijer'deki gelişmeler, Fransa'nın önemli ölçüde varlığını koruyabildiği bir dönemin sonuna mı işaret ediyor? Başka bir deyişle Fransa’nın Afrika'daki nüfuzu azalıyor mu?

Belki de Nijer krizini Britanya'nın 1956 yılındaki Süveyş Krizi algısıyla özellikle alakalı kılan şey, ABD'nin aldığı tutumdur. ABD1956 yılında Mısır'a yönelik bir İngiliz – Fransız – İsrail saldırısının, Batı karşıtı Arap milliyetçiliğini daha da büyüteceğinden ve Ortadoğu'da Sovyet nüfuzuna kapıyı sonuna kadar açacağından endişe ediyordu. Bu nedenle ABD, İngiliz ya da Fransız müttefiklerinin Mısır'dan güçlerini çekmeye zorlayan askeri müdahalesine karşı bir tavır benimsedi. Süveyş Krizi’nde olduğu gibi İngiliz ve Fransız müttefiklerinden uzaklaşan Washington, şimdi Nijer'de Paris'ten farklı bir pozisyon aldı.

Fransız – Amerikan karşıtlığı

Fransa, ECOWAS'ın askeri müdahale tehdidini desteklerken, Washington, sivil yönetimi yeniden tesis etmek için Niamey'deki yeni askeri yöneticilerle müzakere yapmak üzere ikinci en üst düzey Dışişleri Bakanlığı yetkilisini gönderip krize barışçıl bir çözüm çağrısında bulundu.

Bu durum, Washington'ın çıkarlarının mutlaka Paris'in çıkarlarıyla örtüşmediğini açıkça doğruluyor. Washington'un başlıca çıkarları öncelikle Afrika'nın Sahel bölgesindeki terörle mücadele operasyonları için gerekli olan askeri üssünü korumak ve giderek büyük güç rekabetinin önemli bir arenası haline gelen Afrika'da ne Çin'in ne de Rusya'nın nüfuzlarını artırma fırsatına izin verilmemesidir. Eylül 2022'de yayınlanan en son ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne göre ortaya çıkan uluslararası düzeni oluşturan şey budur. Ayrıca Washington bu sefer Afrika'da sevilmeyen bir müttefikle ilişkilendirilmek istemiyor.

Sonuç olarak Washington, Nijer'deki askeri darbeyi darbe olarak sınıflandırmadı ve bu da onun arabuluculuk yapmasına olanak sağladı.

Fransa'nın Afrika politikasını ‘sıfırlaması’ gerektiği bir süredir açıktı. Ancak Macron 2017 yılında göreve gelene kadar bunu kabul etmeyi reddetti. Macron, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra ortaya çıkan yeni gerçekleri yansıtabilmek için önceki politikaların güncellenmesinin gerekliliğini kabul ederek, Afrika'daki Fransız politikasını sıfırlamayı amaçladı.

Süveyş meselesinde olduğu gibi, Afrika'daki Amerikan ve Fransız çıkarları arasında da bir farklılık var gibi görünüyor. Ancak daha da önemlisi Washington, yalnızca Afrika'da değil, uluslararası düzeyde de ana rakipleri olan Çin ve Rusya karşısında çıkarlarını güvence altına almak için geçmişte olduğu gibi artık başkalarına güvenemez.

Gabon'daki askeri darbenin önemi buradan kaynaklanıyor. Her ne kadar buradaki darbe Sahel ülkelerinde gerçekleşen darbelerden pek çok açıdan farklı olsa da onlarla çok açık bir ortak paydayı paylaşıyor: Ülkedeki mevcut siyasi durumun reddedilmesini körükleyen şey artan Fransız karşıtlığı.

Hiçbir şey, eski Gabon Cumhurbaşkan Ali Bongo Ondimba'nın, uzun süredir başında olduğu partinin Fransızca yerine İngilizce olarak ‘ses çıkarma’ konusunda dış dünyaya destek çağrısında bulunmasından daha fazla Fransız nüfuzunun azaldığının göstergesi olamaz.

Fransa'nın çekiciliği ve etkisi 1960'lı yıllardan bu yana farklı aşamalardan geçti. Ancak gerçek şu ki, aşağı doğru bir gidişat içindeydiler. Bunun pek çok nedeni var. Daha önce de belirttiğimiz gibi; bunların bir kısmı Fransa'nın politikalarından, bir kısmı da Afrika'daki dinamiklerden kaynaklanıyor. Ancak Fransa ile Fransızca konuşulan Afrika arasında güçlü bir kültürel bağ varlığını sürdürüyor. Her ne kadar bu tek başına Fransa'nın Afrika'daki etkisinin ve çekiciliğinin azalmasını durdurmak için yeterli olmasa da yeni, karşılıklı yarar sağlayan bir ilişki kurmak için iyi bir temel oluşturuyor. Fransa'nın karşı karşıya olduğu zorluk, Macron'un vizyonunun nasıl uygulanacağıdır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla
TT

Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla

Rabia Abdusselam

Cezayir ile Niamey arasındaki son enerji anlaşmaları artık yalnızca geçici enerji anlaşmaları olmaktan çıktı. Bu anlaşmalar, Cezayir’in Sahel bölgesinin ve Afrika kıtasının iç kesimlerindeki nüfuzunu yeniden inşa etmeyi hedeflediği daha geniş bir stratejinin temel unsurlarından birine dönüştü. Cezayir’in bu konumlanması, Sahel bölgesinde yaşanan hızlı siyasi ve güvenlik dönüşümlerine doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Cezayir, bazı geleneksel güçlerin bölgedeki rollerinin gerilemesinden yararlanarak ortaya çıkan jeopolitik boşluğu doldurmayı ve yeni bir kalkınma ortaklığı modeli oluşturmayı hedefliyor.

Bu çerçevede, Cezayir’in bölgedeki yaklaşımı siyasi ve güvenlik alanlarındaki iş birliğiyle sınırlı kalmayarak, somut ve uygulamaya dönük adımlarla çok katmanlı ekonomik ve enerji ortaklığına evrildi.

Bu yaklaşımın somut göstergelerinden biri, yerel olarak RA1D adıyla bilinen Adrar Rafinerisi’nden Nijer’e ilk jet yakıtı (JET A1) sevkiyatlarının başlatılması oldu. Sevkiyatlar, Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach ile Nijer Ulusal Petrol Şirketi (SONIDEP) arasında imzalanan alım-satım anlaşması kapsamında gerçekleştirildi. Bu adım, Cezayir’in petrol ürünlerinin Nijer’e düzenli şekilde tedarik edilmesinin önünü açıyor.

Söz konusu hareketlilik yalnızca hayati enerji tedarikinin güvence altına alınmasıyla sınırlı kalmadı; arama ve üretim alanlarında stratejik bir ortaklığın oluşturulmasına da uzandı. Bu kapsamda, Nijer’in kuzeyindeki Agadez bölgesinde bulunan ve Cezayir sınırına yalnızca 85 kilometre mesafede yer alan Kafra Güneydoğu-1 (Kafra South East-1) arama kuyusunun sondaj çalışmalarına başlandı. 23 bin 737 kilometrekarelik bir alanı kapsayan sedimanter havzada yürütülen sondaj çalışmalarında yaklaşık 3 bin 900 metre derinliğe ulaşılması hedefleniyor. Nijer makamlarının resmi tahminlerine göre Kafra Bloğu’nda yaklaşık 260 milyon varillik petrol rezervi bulunuyor. Üretim paylaşım anlaşması 2015’te imzalanan proje, 2022’de yenilenmişti.

Bu adım, Sonatrach bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Sondaj Şirketi ENAFOR’un öncülük ettiği önemli bir lojistik başarının ardından geldi. ENAFOR, sondaj ekipmanları ve yaşam ünitelerinin, Cezayir’in güneydoğusundaki Hassi Messaoud sahalarından Agadez’in iç kesimlerine kadar 2 bin kilometreden fazla mesafede, zorlu çöl güzergâhları üzerinden başarıyla taşınmasını sağlayarak mühendislik ve operasyonel kapasitesini ortaya koydu. Sonatrach’ın Nijer petrol sektörünün geliştirilmesine katılımı, Cezayir açısından önemli stratejik boyutlar taşıyor.

Bu yaklaşımı ekonomik açıdan değerlendiren finans uzmanı Dr. Boubaker Mustafa, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Bu varlık, teknoloji transferi, bilgi birikiminin yerelleştirilmesi ve Cezayir’in onlarca yıl boyunca biriktirdiği deneyimin aktarılmasına dayanan, eşitlikçi bir Güney-Güney iş birliği modelinin pratikte ortaya konulması anlamına geliyor. Aynı zamanda tamamen Afrika içi bir seçenek sunuyor” dedi.

Mustafa sözlerini şöyle sürdürdü: “Cezayir güneyindeki komşularıyla ilişkilerini Batı’nın vesayet anlayışı veya ulusötesi şirketlerin ağır koşulları üzerinden yürütmüyor. Aksine, yerel kadroların eğitimi ve teknik açıdan yetiştirilmesine yönelik açık bir kurumsal taahhütle komşularının enerji egemenliğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu da ekonomik eksene, karşılıklılık ve ulusal kaynaklara karşılıklı saygı temelinde gerçek bir bölgesel entegrasyonun önünü açacak sürdürülebilir bir boyut kazandırıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ortak kazanımlar açısından bakıldığında, projenin önemli miktarda gelir sağlaması bekleniyor. Mustafa’ya göre, petrol fiyatlarının varil başına 70 dolar seviyesinde istikrar kazanması halinde, günlük 90 bin varil olarak tahmin edilen üretime dayanarak yıllık toplam gelirin yaklaşık 2,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Fiyatların 80 dolar seviyesine çıkması durumunda ise yıllık gelirin yaklaşık 2,63 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor.

Enerji koridorlarının mühendisliği

Cezayir’in bölgesel açılımını pekiştirmeyi hedeflediği diğer enerji projeleri arasında, Nijerya’dan başlayarak Nijer üzerinden Cezayir’deki enerji merkezi Hassi R’Mel’e ulaşacak Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı (TSGP) öne çıkıyor. Cezayir’in en büyük gaz sahası olan Hassi R’Mel, ülkenin gaz rezervlerinin yüzde 57’sini barındırıyor ve üretim açısından dünyanın dördüncü büyük sahası konumunda bulunuyor. Buradan gaz, Avrupa’ya ihracata hazır uluslararası boru hattı şebekesine bağlanıyor.

acdfgthy
Cezayir’in bin 600 kilometre (994 mil) güneydoğusundaki Ayn Amenas bölgesinde, Zarzaitine yakınlarında bir doğalgaz boru hattı, 22 Ocak 2013 (Reuters)

Buna, Cezayir kıyılarını İspanya’ya doğrudan bağlayan Medgaz boru hattının yanı sıra, Tunus üzerinden İtalya’nın güneyine uzanan dev TransMed (Enrico Mattei) hattı da dahil. Projenin hayata geçirilmesi, Cezayir toprakları içinde halen faal olmayan Batı Uluslararası Gaz Hattı’nın yeniden işletmeye alınmasının da önünü açabilir. Bu adımla batıdaki kentlerin doğal gaz ihtiyacının güvence altına alınması ve Batı Cezayir’de uluslararası ortaklık güzergâhıyla bağlantılı sürdürülebilir kalkınma ve altyapı projelerinin hızlandırılması hedefleniyor.

Bu kıtasal enerji koridorunun işletme kapasitesi ve yatırım hacmi açısından yıllık yaklaşık 30 milyar metreküp taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Projenin, Afrika ülkeleri arasındaki stratejik enerji ortaklığının geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Proje, kıtanın en büyük ekonomilerinden ve doğalgaz ile sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) önde gelen üretici ve ihracatçılarından biri olan Nijerya ekonomisine güvenli ticari erişim imkânı sunarak Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin boru hatları üzerinden gaz tedariki pazarında önemli bir pay elde etmesinin önünü açacak.

Nijerya, 2024’te dünyada altıncı sırada yer alırken yaklaşık 650 milyar fit küp doğalgaz ihraç etti. İhracatın büyük bölümü LNG şeklinde gerçekleşirken, bu miktar yaklaşık 18,4 milyar metreküpe denk geliyor. Bonny Adası’ndaki Nigeria LNG tesisinin yıllık nominal kapasitesi ise yaklaşık 1,4 trilyon fit küp seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık söz konusu hat, Cezayir ekonomisinin Avrupa’ya güvenli enerji tedarik zincirlerini kontrol etme alanındaki rekabet gücünü artıracak. Toplam kapasitenin yıllık 60 milyar metreküpü aşması beklenirken, bunun 30 milyar metreküplük bölümünü Cezayir’in boru hatları üzerinden gerçekleştirdiği egemen gaz ihracatı oluşturuyor. Cezayir, bu kapasiteyle halihazırda Norveç’in ardından Avrupa’nın en güvenilir ikinci gaz tedarikçisi konumunda bulunuyor. Bu adım, AB ülkelerinin mevcut dönüşüm sürecinde tedarikçi listesini yeniden şekillendirdiği bir dönemde büyük önem taşıyor.

dfvgth
Cezayir ile İspanya’yı birbirine bağlayan Medgaz boru hattı, İspanya’nın Almeria kenti, 10 Haziran 2022 (Reuters)

Projenin geleneksel bakış açısıyla değerlendirilmesinin ötesine geçen uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmalar araştırmacısı Berhail Hamza, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “TSGP yalnızca gaz taşımaya yönelik teknik bir altyapı olmaktan çıkarak hidrojen ekonomisine ve enerji piyasalarında yaşanması beklenen dönüşümlere uyum sağlayabilecek stratejik bir koridorun çekirdeğine dönüşüyor” dedi. Hamza’nın analizine göre bu jeopolitik dönüşümler ışığında ‘koridor yaklaşımı’ olarak adlandırdığı gelecek vadeden bir stratejik anlayış ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım, önümüzdeki yıllarda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklara sahip olmakla değil, enerji, mal ve verilerin kıtalar arasındaki hareketini düzenleyen koridor ve altyapılara sahip olmakla belirleneceği fikrine dayanıyor.

Cezayir ekonomisi, topraklarından geçen hat nedeniyle elde edeceği transit ücretleri ve uluslararası boru hattı şebekesinin kullanım gelirlerinden doğrudan faydalanacak. Bunun yanı sıra Cezayir’in komşu Afrika ülkelerinin enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında üstleneceği merkezi rol, bu hattı Afrika kıtasının tamamı için gerçek bir güvenlik supabına dönüştürebilir.

Bu büyük enerji projelerinin boyutları yalnızca finansal kazanımlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda Cezayir’in kıtadaki tarihsel nüfuzunu ve jeopolitik ağırlığını yeniden tesis etmeyi güçlü biçimde hedefleyen yeni diplomatik doktrinle doğrudan örtüşüyor.

Hamza, “Cezayir, yalnızca enerji ihraç eden bir ülke olmanın ötesine geçerek Afrika ile Avrupa arasında bağlantı sağlayan bir geçiş ülkesi olma konusunda stratejik bir fırsata sahip. Coğrafi konumunu ve enerji ağlarını kullanarak uluslararası sistem içindeki rolünü yeniden şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Ekonomik araçlar: Yumuşak güç

Bu yaklaşım çerçevesinde Cezayir açısından asıl hedefin artık yalnızca enerji ihracatına dayalı bir doktrinle sınırlı olmadığı görülüyor. Hedef, enerji akışlarını yönetmek ve ülkenin benzersiz coğrafi konumunu kalıcı bir nüfuz ve uluslararası itibar kaynağına dönüştürmek üzerine şekilleniyor. Hızla değişen dünyada en etkili devlet, en büyük kaynak rezervlerine sahip olan değil, dünyanın vazgeçemeyeceği ayrıcalıklı bir koridora sahip olan devlet olabilir.

Bu kıtasal açılım çerçevesinde Cezayir’in enerji alanındaki hedefi artık yalnızca ihracatla sınırlı kalmıyor. Bu hedef, Cezayir’in Libya ve Sahel ülkelerinde yürüttüğü yoğun enerji diplomasisinin sahadaki somut adımlarında da kendini gösteriyor.

Bu doğrultudaki en güncel gelişmelerden biri, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) ile Sonatrach’ın Libya’daki iştiraki Sonatrach Petroleum Exploration and Production Corporation’ın (SIPEX), Gadames Havzası’nda önemli bir petrol ve doğal gaz keşfi gerçekleştirdiklerini resmen açıklaması oldu. El-Vefa Sahası’nın 70 kilometre uzağında bulunan A1-69/02 arama kuyusunda gerçekleştirilen sondaj çalışmaları sonucunda, Uwaynat Wanin ve Uwayn Kaza formasyonlarında günlük 13 milyon fit küp doğal gaz ve 327 varil kondensat üretim potansiyeline ulaşıldı. Kuyunun nihai derinliği ise yaklaşık 8 bin 440 fit olarak kaydedildi.

Sonatrach’ın sözleşmeden doğan yükümlülükleri kapsamında gerçekleştirdiği altıncı kuyu olan bu saha başarısı, yalnızca ticari boyut taşımıyor. Aynı zamanda Sonatrach’ın geleneksel bir enerji şirketi olmaktan çıkarak Sahel bölgesi ve Afrika’nın iç kesimlerindeki nüfuz haritasını yeniden şekillendiren stratejik bir araç ve yumuşak güç unsuru haline geldiğini de ortaya koyuyor. Bu rol, Cezayir’in bölgedeki jeopolitik boşlukları doldurmasına ve ülkeyi izole etmeyi ya da bölgedeki öncü rolünü zayıflatmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası girişimlerin önünü kesmesine katkı sağlıyor.

h
Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach’ın genel merkezi, 25 Kasım 2019 (Reuters)

Bu enerji dinamiği, Cezayir’in benzersiz coğrafi konumunun sunduğu imkânları değerlendirmeyi hedefleyen daha geniş jeoekonomik yaklaşımdan ayrı düşünülemez. Cezayir, bir yandan Avrupa pazarlarına açılan Akdeniz kapısı, diğer yandan ise Afrika Sahel bölgesine açılan stratejik bir hinterlant ve kaçınılmaz kuzey geçidi olarak konumunun avantajlarından yararlanmaya çalışıyor.

Bu bütünleşik mühendislik altyapısı Cezayir-Nijerya ekseniyle sınırlı kalmıyor; jeopolitikayı sınırları aşan ve birbiriyle bağlantılı çıkarlar ağına dönüştüren daha geniş bir kıtasal vizyonun parçasını oluşturuyor. Nijer’deki bu enerji ağı, Cezayir’den kıtanın batısına açılan stratejik bir kapı niteliğindeki Moritanya’ya uzanan paralel tedarik hatlarıyla da kesişiyor.

Tindouf-Zouerat kara yolu projesi üzerinden ortaklığın güçlendirilmesi ve Nuakşot’ta Cezayir ürünlerine yönelik düzenli fuarların organize edilmesi, Moritanya’nın Cezayir ihracatının Batı Afrika pazarlarına ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ülkelerine açılacağı bir ticaret ve lojistik platformuna dönüşmesini sağlıyor. Bu lojistik açılım, Cezayir’in Moritanya ve Senegal’de ulusal bankalarının varlığını genişletmesiyle yürüttüğü finansal ve bankacılık yapılanmasıyla da tamamlanıyor. Buna paralel olarak Cezayir’in güneyinde serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, sınır ötesi ticaret ağı kurulmasını güçlendirirken, Cezayir ürün ve hizmetlerinin Batı Afrika pazarlarına ulaşması için bankacılık ve lojistik kanallarının önünü açıyor.

Yoğun kıtasal rekabet

Cezayir’in bu jeoekonomik hareketliliği, özellikle Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığının gerilemesiyle birlikte, stratejik koridorlar ve nüfuz alanları üzerinde rekabetin giderek arttığı kıtasal tabloyla kesişiyor. Bu açık alanda stratejik yaklaşımlar ve alternatifler çeşitlenirken, Fas’ın Afrika-Atlantik Doğalgaz Boru Hattı projesi öne çıkıyor. Fas ayrıca karayla çevrili Sahel ülkelerinin kendi altyapısı ve limanları üzerinden Atlas Okyanusu’na erişimini sağlamaya yönelik girişimini sürdürüyor. Bunun yanı sıra Türkiye ve Körfez ülkelerinin yatırımlar, altyapı ve limanlar üzerinden faaliyetleri artarken, Rusya güvenlik ve ekonomi alanlarındaki varlığını sürdürüyor. Çin ise altyapı, ulaşım, enerji ve maden projelerinin finansmanı ve geliştirilmesinde etkinliğini artırıyor. Mısır da kıtadaki varlığını ve stratejik çıkarlarını güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor.

Koridorların yeniden şekillendirilmesi etrafındaki yoğun rekabete ilişkin bu değerlendirmeyi destekleyen analitik bir okumada Hamza, “Afrika kıtası artık geleneksel olarak görüldüğü gibi yalnızca ham madde kaynağı değil; altyapı, kaynaklar ve stratejik bağlantı alanlarında uluslararası rekabetin en önemli sahalarından biri haline geldi” ifadesini kullandı.

xcdvfgh
Cezayir çölünün derinliklerinde, Libya sınırına yakın Ayn Amenas’ın eteklerinde bulunan bir petrol tesisi, 18 Ocak 2013 (AFP)

Hamza, “Çin, ABD ve AB’den Körfez ülkelerine kadar büyük güçler bugün limanların, ulaşım ağlarının, enerji koridorlarının, denizaltı kablolarının, veri merkezlerinin ve çok kutuplu uluslararası sistemin güvenlik doktrini ile ekonomik ve stratejik nüfuzunun temel unsurlarından haline gelen diğer altyapıların geliştirilmesi konusunda kıyasıya rekabet ediyor” dedi. Uluslararası rekabet alanının genişlemesi karşısında temel bir soru öne çıkıyor: Cezayir mevcut enerji ve lojistik nüfuzunu sürdürülebilir ve nesiller boyunca devam edecek bir ekonomik nüfuza dönüştürebilir mi?

Bu sorunun yanıtı, ülkenin ekonomik diplomasisini, sahip olduğu özgün avantajlarla karmaşık bölgesel gerçekliğin yarattığı engeller arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor. Sahip olunan kaynaklar ve egemenlik unsurları açısından Cezayir’in göz ardı edilemeyecek önemli kozları bulunuyor. Bunların başında, Sonatrach’ın köklü petrol ve pazarlama deneyimi geliyor. Bunu, kuzeyde Akdeniz’e açılan kaçınılmaz bir kapı ve Batı Afrika kaynaklarını Avrupa pazarlarına bağlayabilecek en hızlı enerji güzergâhlarından biri olabilecek coğrafi konumu izliyor. Ayrıca Cezayir’in güvenilir tarihsel ve diplomatik birikimi, ülkenin yaklaşımlarına Sahel halkları ve devletleri nezdinde siyasi ve tarihsel açıdan ayrıcalıklı bir kabul sağlıyor.

Bununla birlikte, bu konumlanmanın sürdürülebilirliği diğer tarafta son derece karmaşık yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bunların başında bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve tekrarlanan darbeler ile sınır aşan silahlı grupların faaliyetlerinden kaynaklanan ve tedarik koridorlarının güvenliğini ve sahadaki projeleri tehdit eden güvenlik riskleri geliyor. Buna ek olarak, Sahra’yı aşan devasa projelerin yönetimi için gereken yüksek ölçekli finansman da önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu alanlar, bölgede faaliyet gösteren egemen varlık fonları ve çok uluslu şirketlerle rekabet edebilmek ve onlara ayak uydurabilmek için daha fazla yasal ve bankacılık esnekliği ile Cezayir’in yurtdışındaki yatırımlarının kapsamının genişletilmesini gerektiriyor.


El Kaide, Afganistan'da yeniden toparlanıyor: Bizi unutmadılar

11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)
11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)
TT

El Kaide, Afganistan'da yeniden toparlanıyor: Bizi unutmadılar

11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)
11 Eylül sonrasında ABD, El Kaide'ye ev sahipliği yapan Afganistan'ı işgal etmişti (AP)

El Kaide, 11 Eylül 2001'de düzenlediği saldırıların üzerinden 25 yıl geçtikten sonra yeniden güçlenmeye çalışıyor. 

Washington Post'un ABD'nin de aralarında bulunduğu Batı ülkelerinin istihbarat yetkililerine dayandırdığı habere göre, örgüt yeniden Taliban'ın kontrolüne geçen Afganistan'da bir kez daha eğitim kampı ağı oluşturdu. 

2021'de ABD askerlerinin çekilmesinin ardından oluşan güvenlik boşluğundan yararlanan örgüt ve kollarının, son üç yıl içinde en az 8 eğitim merkezi kurduğu bildiriliyor.

Yeni kamplarda silah, patlayıcı ve gerilla taktiklerinin yanı sıra şifreleme, yapay zeka ve insansız hava araçları gibi yeni teknolojilere yönelik eğitimler verildiği belirtiliyor. 

IŞİD'e bağlı İslam Devleti Horasan Vilayeti'nin (IŞİD-H) de etkili olduğu Afganistan'daki 34 vilayetten en az 14'ünde terör örgütlerinin yapılandığı vurgulanıyor. 

Bir Birleşmiş Milletler raporuna göre Taliban bu örgütlere yeniden elverişli bir ortam sağlıyor. Böylece El Kaide de "Afganistan genelinde güvenli evler ve eğitim kamplarıyla" yeniden güçlenmeyi başardı.

Ancak mevcut tablo, 11 Eylül öncesiyle birebir aynı değil. 

Amerikan gazetesine konuşan yetkililere göre örgütler, ABD ve müttefiklerine kapsamlı saldırılar planlamaktansa bölgesel çatışmalara odaklanıyor. 

El Kaide'nin dünyanın dikkatini çekmemek için yabancı savaşçıların bölgeye gelmesini teşvik etmekten kaçındığı aktarılıyor.

Ayrıca ABD'nin 2 Mayıs 2011'de Pakistan'da düzenlenen operasyonla öldürdüğünü açıkladığı El Kaide lideri Usame bin Ladin gibi bir figürün henüz ortaya çıkmadığı belirtiliyor.

Çekirdek kadrosu yüz militanı geçmediği tahmin edilen El Kaide'nin, daha büyük örgütlere destek sağlayan bir yapı olarak faaliyet gösterdiği öne sürülüyor.

Bu gruplardan biri, Pakistan Talibanı olarak da bilinen Tehrik-i Taliban Pakistan. Afganistan'da binlerce savaşçısı bulunan örgüte El Kaide'nin intihar bombacılığının da aralarında bulunduğu konularda eğitim verdiği iddia ediliyor.

Georgetown Üniversitesi'nde çalışan terörle mücadele uzmanı Bruce Hoffman, El Kaide için şu yorumu yapıyor:

11 Eylül öncesindeki, uzak düşmanı hedef alma stratejisini izlemiyorlar. Ancak yerel ve bölgesel kazanımlar elde ederek yeniden ivme kazanmayı umduklarını düşünüyorum. Bizi unutmadılar.

Independent Türkçe, Washington Post, AP


Kamala Harris'in konutuna giren kadını güvenlik görevlileri durdurdu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Kamala Harris'in konutuna giren kadını güvenlik görevlileri durdurdu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yerel haberlere göre eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in Malibu'daki evine, bir kadının davetsiz şekilde mülke girdiği ihbarının ardından polis çağrıldı.

Harris'in sözcüsünün, eski başkan yardımcısının güvenlik ekibinin mülke "yasadışı şekilde giren bir kişiyi eve ulaşmadan durdurduğunu" TMZ'ye doğruladığı bildirildi.

Sözcü, olay sırasında ne Harris'in ne de Emhoff'un evde olduğunu söyledi.

Sözcü, TMZ'ye "Harris ve Emhoff, hızla müdahale eden güvenlik görevlileriyle kolluk personeline minnettar" dedi.

Los Angeles County Şerif Departmanı (LASD), TMZ'ye olayın saat 22.30 sıralarında eski başkan yardımcısının evinde meydana geldiğini söyledi. LA Times da bu bilgiyi doğruladı.

Mülke izinsiz giren kadın, buradan kendi isteğiyle ayrılmayı kabul etti. Kolluk kuvvetlerine dayandırılan LA Times ve TMZ haberlerine göre kadın gözaltına alınmadı.

LASD Teğmeni Jason Duron, LA Times'a "Güvenliği sağlamak amacıyla mülk çevresindeki devriyeleri artırıyoruz" dedi.

Harris ve Emhoff, Malibu'daki evlerini geçen yıl satın aldı. Evin değerinin 8 milyon doların üzerinde olduğu bildirildi.

Eski başkan yardımcısı ve eşinin evlerine daha önce de davetsiz misafirler gelmişti.

KTLA'nın haberine göre Ocak 2025'te, Harris'in Brentwood'daki eski evinde olası bir hırsızlık ihbarının ardından sokağa çıkma yasağının uygulandığı saatlerde iki kişi gözaltına alınmıştı. Sokağa çıkma yasağı, o sırada kenti kasıp kavuran Palisades ve Eaton yangınları nedeniyle uygulanıyordu.

İki kişi de tutuklanmamış ve suç işlediklerini gösteren bir kanıt bulunamamıştı.

Independent Türkçe