Lübnan meclis diyaloğu yerini Le Drian’ın moderatörlüğündeki toplantılara bıraktı

Paris cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yol haritasına uymadı.

Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)
Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)
TT

Lübnan meclis diyaloğu yerini Le Drian’ın moderatörlüğündeki toplantılara bıraktı

Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)
Geçen Temmuz ayında Doha’da düzenlenen Lübnan’la ilgili beşli grup toplantısından bir fotoğraf (Katar Dışişleri Bakanlığı)

Lübnan parlamento blokları, cumhurbaşkanlığı seçimi için koşullar oluşturmak amacıyla Fransa Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi ve eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın Beyrut’a yaptığı üçüncü ziyareti hakkında edinilen bilgilere dayanarak, Beşli Komite’nin (Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Fransa ve ABD) New York’taki toplantısının sonunda bir açıklama yayınlamamasının ardındaki nedenleri araştırmakta zorlanıyor. Le Drian, görevini Ekim ayının başında dördüncü ziyarette tamamlayacak.

Le Drian, toplantıyı, söz verdiği Lübnan ziyareti sırasında tamamlayacağı misyonu için uluslararası bir kaldıraç olarak görüyor. Ancak bunun karşısında parlamento kaynakları, dışişleri bakanlarının yokluğunda Beşli Komite toplantısında temsil düzeyinin düşürülmesi ve toplantının yaklaşık 35 dakika sürmesi ile ilgili, yanıtlamakta zorlandıkları bir dizi soru gündeme getirdi.

Parlamento kaynakları, Beşli Komite’den beklenen açıklamanın yayınlanmamasının arkasında yatan siyasi verilere sahip değil. Ayrıca Beşli Komite ile bugüne kadar iletişimin kesilmesi nedeniyle ortaya koyulan açıklamaları kabul etmiyor. Ancak buna rağmen Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre, ilk tepkisi, “Cumhurbaşkanlığı seçimini tıkanıklık sarmalından çıkaracak çözüm zamanı geldi mi, gelmedi mi?” sorusu oldu.

Aynı kaynaklar, Beşli Komite’nin bir açıklama yapmamasını, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin dış koşulların yerel ve uluslararası düzeyde olgunlaşmadığının bir göstergesi olarak görüyor. Ayrıca toplantıya hâkim olan atmosfere dair sızan gayrı resmi tartışmaların, üye devletlerinin tek bir dalga halinde hareket etmediğini gösterdiğine inanıyor. Öyle ki kaynaklara göre gelecekteki cumhurbaşkanının sahip olması gereken özelliklerin ana hatlarını çizen bir bildiri yayınlanmasıyla sonuçlanan Doha’daki toplantının aksine söz konusu toplantının kendi içindeki uyum hala eksik.

Bu noktada şu sorular gündeme geliyor; Komitenin herhangi bir üyesi, bu niteliklerde bir değişiklik mi yaptı? ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar ile Fransa arasında yaşanan anlaşmazlığın kamuoyuna yansıdığı iddiası ne ölçüde doğru? Bu durum, boşluk Lübnan’a pahalıya mal olduğu için bir an önce bir cumhurbaşkanı seçerek boş koltuğu sona erdirmek üzere iletişimi sürdürmekle görevli Fransız ekibi içerisindeki anlaşmazlığı artırıyor mu?

Aynı şekilde Beşli Komite içerisindeki anlaşmazlığın kaynağının, Fransa Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Patrick Durrell’in hala eski Büyükelçi Navaf Selam’ın hükümeti kurma görevine atanması karşılığında, Marada Hareketi lideri eski Milletvekili Süleyman Franciyye’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesini pazarlamak için çalışıyor olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı da soruluyor.

Her ne kadar muhalif parlamento blokları, Le Drian’a başkanlık yetkisini krizden çıkarma görevinin verilmesi gerektiğine inanıyor olsa da, onun bakış açısına göre bu, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından görevlendirilmesinin, onun Fransız girişimini düzeltme ve parlamento bloklarına yeni bir girişim sunma arzusunu yansıttığı anlamına geliyor. Ancak parlamento kaynakları, Le Drian’ın cumhurbaşkanlığı seçimini engelleyen başkanlık çıkmazında bir atılımın kapısını açacak niteliksel bir değişim yapamadığını ortaya koydu. Muhalif liderlerden alıntı yapan kaynaklar, Şii İkili (Hizbullah ve Emel Hareketi), Franciyye ve eski Bakan Cihad Azur’u cumhurbaşkanlığı yarışından çekerek üçüncü bir başkanlık seçeneği aramak için B planına geçme kapılarını kapattığı sürece Le Drian’ın, ‘Meclis Başkanı Nebih Berri’nin bir hafta boyunca diyalog çağrısı yapma ve ardından cumhurbaşkanını seçmek için art arda oturumlar düzenleme girişimini’ desteklemek zorunda olmadığını dile getirdi. Eski adayların yarıştan uzaklaştırılması, parlamento bloklarının hiçbir gruba meydan okumayan ve Beşli Komite’nin belirlediği kriterleri karşılayan bir aday üzerinde yakınlaşmasının önünü açıyor.

Bazıları muhalefetle bağlantılı olan kaynaklar, Le Drian’ın Beyrut’a ilk ziyaretinde söz verdiği gibi Fransız girişimini düzeltmek için inisiyatif almak yerine, kendisini ölümcül bir durgunluk sarmalının içine sokmaya başladığını ve (karşıtları tek çatı altında toplamanın zor olduğunun farkında olmasına rağmen) muhalefeti direniş ekseni ile uzlaştırmaya çalıştığını söyledi.

Kaynaklara göre Fransa dışındaki Beşli Komite üyeleri, cumhurbaşkanlığı hareketini durgunluktan çıkarmanın yolunun, Le Drian’ın Beşli Komite gözetiminde üçüncü seçeneğin arayışı içinde, ikili veya üçlü parlamento toplantılarının yönetimini devralmasından geçtiğine inanıyor. Ancak bu gerçekleşmedi, çünkü muhalefetin Berri’nin diyalog çağrısını reddetmesi ile kendisinin bu çağrıya verdiği destek arasında bir uzlaşı sağlamaya çalıştı.

Le Drian’ın görevinin daha genişletilmesi olasılığıyla ilgili soru hala devam ediyor. Peki Beşli Komite’nin bir açıklama yapmaması, Paris’e, başkanlık yaklaşımını yeniden gözden geçirmesi ve Doha’daki toplantıda çizdiği yol haritasını tereddüt etmeden benimsemesi konusunda bir uyarı mı? Yoksa Paris, temsilcisi Ebu Casim Fahd Al Sani’nin Beyrut’a gelişiyle sahneyi Katar’a mı terk edecek?

Fransız temsilci Jean-Yves Le Drian (Reuters)
Fransız temsilci Jean-Yves Le Drian (Reuters)

Beklenen beşli adımın genel yolu netleşene kadar Berri’nin diyalog çağrısı hala geçerli. Ancak kaderi, diyaloğun destekçileri arasına etkili bir Hıristiyan bileşenin dahil edilmesine bağlı. Bununla kastedilen ise başkanlık yaklaşımına her gün yeni bir madde ekleyen Özgür Yurtsever Hareket lideri Milletvekili Cibran Basil. Ancak tavrı, Berri ile orta yolda buluşmayı zorlaştırıyor. Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin, anayasada öngörülenin uygulanması çerçevesinde öncelikle cumhurbaşkanı seçilmesini şart koşarak, diyaloğu reddetmesine gelen tepkileri de göz ardı etmemek gerekiyor. Zira böylece Hıristiyan blokların aşması zor olan diyalog karşısına büyük bir ’hayır’ koyulmuş oluyor.



Devrim Muhafızları Bağdat'ta "cephe" oluşturuyor

Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Devrim Muhafızları Bağdat'ta "cephe" oluşturuyor

Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

Kaynaklar, İran Devrim Muhafızları'ndaki subayların Irak'taki silahlı grupların operasyonlarını yönetmeye devam ettiğini ve saldırıları durdurma yönündeki siyasi talepleri reddettiğini, müzakerelerin başarısız olma ihtimaline karşı Washington üzerinde baskı kurmak amacıyla "gölge askeri gözetmen" gibi hareket ettiklerini ortaya koydu.

“Koordinasyon Çerçevesi” ve Irak hükümetinden iki kaynak Şarku’l Avsat’a, dört Şii partinin liderlerinin son haftalarda Irak içindeki İranlı yetkililerle görüşmeler yaptığını ve saldırıların durdurulması gerektiğine ikna etmeye çalıştıklarını, ancak İranlılardan yanıt alamadıklarını söyledi.

Kaynaklar, Bağdat'ta önemli nüfuza sahip bir Kudüs Gücü subayının "koordinasyon çerçevesi içindeki müttefiklerden gelen çağrılara yanıt vermediğini, iletişimini silahlı grupların operasyon yetkilileriyle sınırladığını" söyledi. Kaynaklar, özel bir güvenlik toplantısında konuşan üst düzey bir Iraklı yetkilinin, "Bu adamı (Devrim Muhafızları subayını) nasıl durduramıyoruz?" diyerek, "Neden onu tutuklayamıyoruz?" diye sorguladığını belirtti.


Milis güçleri Bağdat'ta Amerikalı diplomatlara yönelik İHA’lı pusu kurdu

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği "Yeşil Bölge" (DPA)
Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği "Yeşil Bölge" (DPA)
TT

Milis güçleri Bağdat'ta Amerikalı diplomatlara yönelik İHA’lı pusu kurdu

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği "Yeşil Bölge" (DPA)
Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği "Yeşil Bölge" (DPA)

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, Washington ile Tahran arasında imzalanan geçici ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Bağdat'ta diplomatların maruz kaldığı “pusunun” niteliğini açıkladı.

ABD'li yetkili, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “8 Nisan 2026'da Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği çalışanları, kendi ifadesine göre Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında bir Irak milis grubu tarafından gerçekleştirilen çok sayıda insansız hava aracı (İHA) saldırısına maruz kaldı” dedi.

ABD ile İran arasında iki haftalık geçici ateşkes anlaşması, 8 Nisan sabahı erken saatlerde Pakistan'ın arabuluculuğunda ilan edildi ve derhal yürürlüğe girdi. Bu adım, bölgesel gerginliği yatıştırmak ve müzakereler için bir fırsat penceresi açmak amacıyla atılmış, ancak kırılgan bir adım olarak değerlendirildi.

Irak'ın başkenti Bağdat'ın batısında bulunan hedef bölgenin, lojistik destek üssü “Victory” veya diplomatik ve askeri konvoyların kullandığı ve Irak güvenlik güçlerinin kontrolü altındaki yollar olduğu belirtiliyor.

ABD'li yetkili, “Tüm diplomatik personel iyi durumda ve sağlık durumları teyit edildi” dedi; ancak, Bağdat'ın merkezindeki “Yeşil Bölge”de elçilik binasından nispeten uzak olan ve İHA saldırısına uğrayan bölgede yürüttükleri görevin niteliği hakkında bilgi vermedi.

8 Nisan günü eşzamanlı olaylar yaşandı; yerel kaynaklar, havaalanı içindeki ABD diplomatik destek merkezine iki füze düştüğünü ve bunun bir yangına yol açtığını bildirdi. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bağdat yakınlarında İran ile ittifak halindeki “Irak Hizbullah Tugayları” tarafından kaçırılan ABD'li gazeteci Shelly Kittleson'un serbest bırakıldığını duyurdu.

ABD yetkilileri, kaçıranlardan nasıl teslim alındığını açıklamadı; ayrıca, 2025 yılının Eylül ayında İsrailli araştırmacı Elizabeth Tsurkov'un kurtarılması sırasında olduğu gibi, ülke dışına nakledilip nakledilmediğine dair de bir açıklama yapmadı.

ABD'li yetkili, ABD'nin Irak hükümetine “şiddetle kınama” mesajı ilettiğini ve saldırılardan sorumlu kişilerin hesap vermesi için kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini istediğini vurguladı. Irak hükümetinden konuyla ilgiili herhangi bir açıklama gelmedi.

 Irak Hizbullah Tugayları Bağdat'ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor (AFP)Irak Hizbullah Tugayları Bağdat'ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor (AFP)

Askeri denetçiler

Iraklı kaynaklar dün, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları” subaylarının, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıları durdurmaya ikna etme girişimlerini reddettiklerini ortaya çıkardı.

Kaynaklar,Şarku’l Avsat'a, bu subayların ABD-İran savaşının patlak vermesinden beri Bağdat'ta “gölge askeri denetçi” olarak hareket ettiklerini; bunun amacının Washington üzerinde “baskı cephesi” oluşturmak ve ABD ile müzakerelerin başarısızlık senaryosuna hazırlıklı olmak olduğunu vurguladı.

Bu gelişmeler daha geniş çaplı bir gerginliğin parçası olarak ortaya çıkıyor; zira ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce, Irak topraklarından hareket eden İran yanlısı milis gruplarının ABD’nin çıkarlarına ve diplomatlarına yönelik gerçekleştirdiği terör saldırılarını kınamıştı.

Bakanlığın önceki bir açıklamasında bu saldırıların, ABD vatandaşlarını, diplomatik tesisleri ve ticari çıkarları hedefleyen “son haftalarda gerçekleşen yüzlerce saldırı”nın yanı sıra, komşu ülkeleri, kurumları ve Iraklı sivilleri, özellikle de Kürdistan Bölgesi'ni hedef alan saldırıların ardından geldiği belirtilmişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Irak hükümetiyle bağlantılı bazı çevreleri bu milis gruplarına “siyasi, mali ve operasyonel destek” sağlamakla suçlayarak, bunun Washington ile Bağdat arasındaki ilişkilere olumsuz yansıyacağı uyarısında bulundu.

Washington, çıkarlarını hedef alan herhangi bir saldırıya “tolerans göstermeyeceğini” vurgulayarak, Irak hükümetinden ülke içindeki İran bağlantılı silahlı grupları dağıtmak için acil önlemler almasını talep etti.


Mladenov ile Hamas heyeti, ‘silahsızlanma’ konusunda ‘kararlı’ mutabakatlar sağlamak üzere Kahire’de bir araya geldi

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un Nehr el-Barid bölgesinde, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici bir kampta yaşayan iki Filistinli çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un Nehr el-Barid bölgesinde, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici bir kampta yaşayan iki Filistinli çocuk (AFP)
TT

Mladenov ile Hamas heyeti, ‘silahsızlanma’ konusunda ‘kararlı’ mutabakatlar sağlamak üzere Kahire’de bir araya geldi

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un Nehr el-Barid bölgesinde, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici bir kampta yaşayan iki Filistinli çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un Nehr el-Barid bölgesinde, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici bir kampta yaşayan iki Filistinli çocuk (AFP)

Filistinli ve Mısırlı kaynaklar, Hamas heyetinin dün Kahire’ye ulaştığını bildirdi. Kaynaklara göre heyet, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Filistinli gruplar ve Mısırlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirecek.

Yaklaşık bir hafta içinde yapılacak ikinci tur toplantıların, kaynakların ifadesine göre ‘kritik mutabakatları’ ele alması bekleniyor. Görüşmelerde özellikle silahsızlanma dosyasının gündemde olacağı belirtiliyor. Bu gelişme, İsrail basınında yer alan ve Mladenov’un Gazze Şeridi’nde silahsızlanmaya ilişkin Hamas’tan yanıt almak için verdiği sürenin cuma günü dolacağı yönündeki haberlerin ardından geldi. Söz konusu haberlerde, hareketin olumlu yanıt vermemesi halinde İsrail’in yeni bir askeri operasyon başlatabileceği ifade edildi.

Silahsızlanma, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Uluslararası ve bölgesel medyada yer alan bilgilere göre plan, Hamas’ın tünel ağını imha etmesini ve 8 ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan kapsamında, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındırıldığının nihai olarak doğrulanmasının’ ardından İsrail güçlerinin tamamen çekilmesi hedefleniyor. İsrail ise Hamas silahsızlandırılmadan Gazze Şeridi’nden çekilmeyeceğini vurguluyor.

Hareketler ve tehditler

Yedioth Ahronoth ve Israel Hayom gazetelerinin perşembe günü yayımladığı haberlere göre, İsrail, Mladenov tarafından tanınan sürenin dolmasının ardından Hamas’ın vereceği yanıtı bekliyor.

The Times of Israel gazetesi ise salı günü üç kaynağa dayandırdığı haberinde, “Gazze Barış Kurulu’nun Hamas’a silahsızlanma teklifini kabul etmesi için cuma gününe kadar süre tanıdığını” aktarmıştı.

Sürenin dolmasına saatler kala Mladenov, perşembe akşamı X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Uzun süredir bekleyen aileler için temel ihtiyaç malzemeleri taşıyan 602 tır Gazze’ye giriş yaptı” ifadesini kullandı.

Gazze’deki hükümet medya ofisi ise dün yayımladığı açıklamada bu bilgiyi yalanladı. Açıklamada, 9 Nisan tarihine ait verilerin yalnızca 207 tırın bölgeye giriş yaptığını gösterdiği belirtilerek, bunların 79’unun insani yardım taşıdığı, kalan tırların ise genellikle özel şirketlere ait ticari ürünler içerdiği ifade edildi.

Gazze şehrinde yıkılmış binaların enkazı arasında kurulan bir çadır kampı (AFP)Gazze şehrinde yıkılmış binaların enkazı arasında kurulan bir çadır kampı (AFP)

Mısırlı bir kaynak Şarku'l Avsat'a, görüşmelerin cuma akşamı başlayacağını ve ardından devam edeceğini belirtti. Kaynağa göre, Hamas’ın olumlu bir yanıt verme ihtimali yüksek. Bu beklentinin, Mladenov tarafından iyi niyet göstergesi olarak değerlendirilen yardım tırı sayısındaki artışla da bağlantılı olduğu ifade edildi. Tarafların açıkladığı rakamlar arasında farklılık bulunsa da bunun görüşmeler açısından ‘üzerine inşa edilebilecek olumlu bir gelişme’ olduğu vurgulandı.

Aynı kaynak, şu ana kadar Hamas’ın olumlu yanıtın ardından uygulama sürecinin nasıl işleyeceğini tartışmaya hazır olduğuna işaret eden göstergeler bulunduğunu belirtti. Bu sürecin, sahada somut adımlar atılmasını gerektiren kritik mutabakatlara ihtiyaç duyduğunu ifade eden kaynak, “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin fiilen devreye girmesini görebiliriz” değerlendirmesinde bulundu. Öte yandan İsrail’in tutumunun değişken olduğuna dikkat çekilerek, Tel Aviv yönetiminin Hamas’ı oyalama taktiği izlemekle suçlayarak askeri operasyonlara yönelebileceği uyarısı yapıldı.

Filistinli ikinci bir kaynak ise Filistinli heyetlerin en geç cuma ya da cumartesi günü tamamlanacağını söyledi. Kaynak, Hamas’ın vereceği yanıtın ne tamamen ret ne de tamamen kabul anlamına gelmeyebileceğini dile getirdi.

Aynı kaynak, hareketin ve diğer Filistinli grupların, önerilen çerçevenin uygulanmasına ilişkin sorularına Mladenov’dan gelecek yanıtı beklediğini belirtti. Bu kapsamda İsrail’in anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağı ve Gazze Şeridi’nden çekilip çekilmeyeceği, uluslararası güçlerin ve Filistin polisinin konuşlandırılması ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin işleyişi gibi başlıkların öncelikli olduğu ifade edildi.

Hamas’a yakın üçüncü bir Filistinli kaynak ise Kahire’deki görüşmelerin tüm taraflar açısından kolay geçmeyeceğini söyledi. Kaynak, özellikle Mladenov’un yardım konusundaki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı yönündeki rahatsızlığa dikkat çekti. Buna karşın hareketin, Filistinlilerin yaşadığı sıkıntıları hafifletmeye ve İsrail tarafının da yükümlülüklerini yerine getirmesiyle anlaşmanın tam olarak uygulanmasına odaklandığı ifade edildi.

Kaynaklar olumlu sinyaller bekliyor

Yedioth Ahronoth ve Israel Hayom gazetelerine göre, Hamas’ın olumsuz yanıt vermesi durumunda karar İsrail’e kalacak. Bu durumda Tel Aviv yönetiminin, hareketi cezalandırmak için güç kullanma seçeneğini değerlendirebileceği ifade edildi. Her iki gazete de ‘tüm seçeneklerin masada olduğu’ ve siyasi talimatların beklendiğini aktarırken, dikkatin Lübnan üzerindeki gelişmelere yoğunlaşması nedeniyle önümüzdeki günlerde Gazze’de çatışmaların yeniden başlamasının zor göründüğünü vurguladı.

Bu değerlendirme, The New York Times gazetesinin pazartesi günü yayımladığı haberle de örtüşüyor. Gazeteye konuşan kaynaklar, arabulucu tarafların Hamas’ı söz konusu girişimi kabul etmeye yönlendirmek için yoğun bölgesel baskı uyguladığını belirtti. Bu çabanın, kapsamlı bir askeri operasyon dalgasının önüne geçmeyi hedeflediği ifade edilirken, ABD yönetiminin de barış sürecinin reddedilmesi halinde sert askeri seçeneklere başvurabileceği yönünde mesajlar verdiği kaydedildi.

Yaşanan gelişmeleri değerlendiren siyaset bilimi uzmanı Tarık Fehmi, bir hafta içinde düzenlenen ikinci Kahire görüşmesinin, tarafların uzlaşıya bağlı kalması halinde olumlu bir tabloya işaret ettiğini söyledi.

Fehmi, Hamas’tan gelmesi beklenen ‘olumlu ancak şartlı’ yanıt, Mladenov’un yardım girişimleri ve Kahire’nin arabuluculuk çabaları ışığında, Gazze anlaşmasına ilişkin dosyalarda uygulanabilir mutabakatlara varılma ihtimalinin bulunduğunu belirtti. Fehmi, sürecin başarısız olması halinde ise İsrail’in halihazırda planladığı şekilde Gazze Şeridi’nin geri kalanını işgal etme ihtimaline dikkat çekti.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise hafta boyunca art arda gelen tehditlerin ve Mladenov ile Hamas arasındaki görüşme öncesindeki söylemlerin, hareket üzerinde baskı kurma amacı taşıdığını ifade etti.

Er-Rakab, Kahire görüşmelerinin en iyi senaryosunun, Filistin polisinin oluşturulması ve uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılmasının ardından silahların devrine yönelik ilkesel bir uzlaşı sağlanması olduğunu belirtti. Ancak bunun, Hamas’ın hesaplarına bağlı olduğuna işaret eden er-Rakab, hareketin süreçten ‘en az kayıpla çıkmayı’ hedeflediğini vurguladı.