Lavrov: Ortadoğu’daki durumun normalleşmesi için bağımsız bir Filistin devleti kurulmalı

Irak Başbakanı Sudani’den Körfez'e sınırı olan ülkeler için yeni bir forum kurulması çağrısı

Lavrov, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuştu (AFP)
Lavrov, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuştu (AFP)
TT

Lavrov: Ortadoğu’daki durumun normalleşmesi için bağımsız bir Filistin devleti kurulmalı

Lavrov, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuştu (AFP)
Lavrov, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuştu (AFP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesini temsilen katıldığı Birleşmiş Milletler’in (BM) New York'taki Genel Merkezi'nde gerçekleşen 78. Genel Kurul oturumundaki konuşmasında ‘Batılı ülkelerin uluslararası sistem üzerindeki hegemonyasını’ eleştirdi. Rus yetkili, en büyük uluslararası forum olan BM Genel Kurul oturumlarının en çok öne çıkan konusu olmasına rağmen Ukrayna savaşına değinmekten kaçındı.

Bakan, BM’nin kuruluşundan bu yana ilk kez, küresel meselelere gerçekten demokratik bir yaklaşım getirebilme fırsatının oluştuğuna inandığını ifade etti. Lavrov, “Bu bize ve uluslararası hukukun üstünlüğüne inanan, BM’yi uluslararası siyaseti koordine eden, çıkarlar dengesini korurken sorunları birlikte çözmeye yönelik kararlar alan bir organ olarak yeniden canlandırmak isteyen herkese umut veriyor” ifadelerini kullandı.

ABD’yi ve onunla birlikte hareket eden ülkeleri ‘çatışmaları körüklemeye ve insanlığı bölmeye devam etmekle’ suçlayan Lavrov, “Adil, çok kutuplu bir dünya düzeninin oluşmasını engellemek ve dünyayı, kendi kurallarıyla oynamaya zorlamak için ellerinden geleni yapıyorlar” dedi.

ABD’yi Küba’ya uyguladığı ablukayı ve Venezuela’ya uyguladığı yaptırımları kaldırmaya çağıran Lavrov, ABD’nin ve Avrupa’nın Suriye’ye uyguladıkları yaptırımların da durdurulması çağrısında bulundu. Her türlü baskıya ve BMGK’nın hiçe sayılmasına son verilmesi gerektiğini vurgulayan Rus yetkili, Batı'nın BMGK’nın yaptırım sistemini, kendi emirlerine uymayan ülkelere baskı yapmak ve onları manipüle etmek için kullandığını söyledi.

xascdf
Lavrov, BM Genel Kurul'daki konuşmasının ardından basın toplantısı düzenledi (Reuters)

Batı ülkelerine yönelik suçlamalarına devam eden Lavrov, ‘NATO’yu genişletmemeye dair verdikleri sözleri yerine getirmedikleri ve Ukrayna rejimini silahlandırmaya devam ettiklerini söyledi. BMGK’nın genişletilmesi ve temsilci sayısının arttırılması çağrısında bulunan Rusya Dışişleri Bakanı, bunun ‘Batı hegemonyasından kurtulmak için gerekli’ olduğunu vurguladı.

Lavrov, ‘Ortadoğu'daki durumun normalleşmesi’ için ise ‘İsrail-Filistin anlaşmazlığının BMGK kararları ve Arap Barış Girişimi temelinde çözülmesi gerektiğini’ vurguladı. Bakan, Filistinlilerin kendi devletlerini kurmaları için 70 yıldır beklediğini hatırlattı. Müzakere sürecini ABD’nin yönettiğini dile getiren Lavrov, bunun da ABD’li yetkililerin ‘barışın gerçekleşmemesi için ellerinden geleni yaptıkları anlamına geldiğini’ söyledi.

Bakan Lavrov, bu konuda sorumluluk taşıyan tüm ülkelere, Filistinliler ile İsrailliler arasında doğrudan müzakereler için uygun koşulların oluşturulması amacıyla güçlerini birleştirmeleri çağrısında bulundu. Rus yetkili, Arap Birliği'nin (AL) rolünü güçlendirmesinden, Suriye'nin AL üyeliğine geri dönmesinden ve Şam ile Ankara arasında başlayan ‘normalleşme’ sürecinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

axsc
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde konuşma yapıyor (AFP)

Suriye’nin egemenliğine dayalı bir çözüm öneren Astana Süreci’ndeki çabaların olumlu gelişmelere katkıda bulunduğunu söyleyen Lavrov, 10 yılı aşkın süredir büyük sıkıntıların yaşandığı Libya’da Rusya’nın yardımıyla genel seçim hazırlıklarının yapılmasını umduğunu ifade etti. Rus yetkili, Libya’nın devletin dağılmasına yol açan, terörün Sahra ve Sahel bölgelerine yayılmasına izin veren NATO’nun saldırgan etkisinden kurtulamadığını belirtti. Moskova’nın ‘Kore Yarımadası’nın askerileştirilmesi’ konusundaki endişelerini de dile getiren Lavrov, Sudan’daki trajik gelişmelerin, Batı’nın Batı demokrasisini ihraç etme deneylerinin bir yansıması olduğunu öne sürdü.

Irak Başbakanı Sudani BM Genel Kurul’da hitap etti

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, BM 78. Genel Kurul oturumundaki konuşmasında, su kaynaklarının azalması çerçevesinde iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine dikkat çekti. Es-Sudani, bununla başa çıkabilme amacıyla Körfez'e sınırı olan ülkeler için yeni bir müzakere bloğu kurulması çağrısında bulundu.

Irak topraklarının bundan 2550 yıl önce suyla ilgili ilk uluslararası anlaşmanın imzalandığı yer olduğunu söyleyen Sudani, ‘Medeniyetin ve aydınlığın beşiği olan bir ülkenin susuzluktan ölmeye terk edilmemesi’ gerektiğini vurguladı. Başbakan, bölge ülkelerinin ‘birlikte çalışıp etkili bir koordinasyonla iklim anlaşması kapsamında bir müzakere bloğu kurmak ve sınır ötesi suların yönetimi için entegre bir mekanizma oluşturmada daha fazla çaba sarf etmeleri gerektiğini söyledi.

Sudani, ülkesinin uluslararası hukuk ilkelerine bağlı, tüm BM kararlarına saygılı ve başta komşu ülkeler olmak üzere herkesle en iyi ilişkileri kurma konusunda kararlı olduğunu dile getirdi. Her ne bahaneyle olursa olsun başka ülkelerin iç işlerine karışmayı reddettiğini vurgulayan Sudani, aynı şekilde Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

Sudani, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ülkemize yönelik herhangi bir ihlali önlemek için uluslararası hukuk ve anlaşmalarca onaylanmış, uygun önlemler alma hakkımızı saklı tutuyoruz. Tüm komşu ülkelere bölgemizin güvenliğini, istikrarını, ekonomik kalkınmasını ve refahını sağlamak için dost elimizi uzatıyoruz.

Bahreyn’den iyi komşuluk ilişkileri vurgusu

Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif bin Raşid ez-Zayani, Bahreyn'in hoşgörü, barış içinde bir arada yaşama, insan haklarına saygı ve dayanışma gibi değerleri destekleyici tutumundan bahsetti. Zayani, uluslararası insani yardım ve kalkınma çalışmaları alanındaki deneyimlerinden de söz etti. Bakan, savaşların sona erdirilmesinde ve anlaşmazlıkların giderilmesinde müzakereci bir dile ve barışçıl bir yaklaşıma öncelik verdiğini söyledi. Ülkesinin Ortadoğu bölgesindeki barış sürecinin ilerletilmesini ve Filistin halkının kendi bağımsız devletini kurma haklarında açıklama yapan Zayani, Yemen’de BM’nin arabuluculuğunda varılan ateşkesin sürmesini desteklediğini sözlerine ekledi. Zayani ayrıca, Suriye, Lübnan, Sudan, Libya ve Afganistan’daki krizlere kalıcı barışçıl çözümler bulunmasını istedi.

scdvf
BM 78. Genel Kurul oturumlarından bir kare (AP)

Zayani, Genel Kurul’a hitabında iyi komşuluk ilişkileri, devletlerin egemenlikleri ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmama ilkelerine saygı gösterilmesini savundu. Ortadoğu bölgesindeki çatışmaların sona erdirilmesinde diyaloğun ve barışçıl yaklaşımın önceliğini vurguladı. Ülkesinin, Suriye'nin AL üyeliğine dönüşü ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlaması gibi bölgedeki olumlu gelişmelerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bahreynli yetkili, Hindistan’ı Ortadoğu üzerinden Avrupa kıtasına bağlayacak ticaret koridoru projesine de övgüde bulundu.

Somali’deki son durum

Somali Başbakanı Hamza Abdi Barre, ülkesinin ‘radikalizmin kökünü kazımak ve ortadan kaldırmak için bir yandan demir yumruk kullanırken diğer yandan siyasi çözümlere kavuşturmada uzlaşmacı bir yaklaşım benimsediğini’ vurguladı.

Son antiterör operasyonlarında teröristlere karşı askeri, mali ve ideolojik açıdan niteliksel bir ilerleme kaydettiklerini söyleyen Barre, terör örgütü Şebab Hareketi’nin işgal ettiği bölgelerin yüzde 45'inden fazlasını, bir yıldan kısa bir sürede temizlemeyi başardıklarını söyledi.

7ıl68l
Somali Başbakanı Hamza Abdi Barre, BM Genel Kurul’a hitap etti (Reuters)

Somali’deki Afrika Birliği Geçiş Misyonu’nun (ATMIS) ‘cesaretine ve fedakarlığına’ övgüde bulunan Somali Başbakanı, ülkesinin ‘güvenlik geçiş planını tam olarak uygulama ve ATMIS’in tamamen çekilmesinden sonra güvenliği sağlama konusundaki tüm sorumluluklarını yerine getirmekte kararlı olduğunu vurguladı. Barre, BMGK tarafından 1992'den bu yana Somali'ye uygulanan silah ambargosunun ‘tamamen ve koşulsuz olarak kaldırılması’ çağrısında bulundu.

İngiltere’den yapay zeka vurgusu

İngiltere Başbakan Yardımcısı Oliver Dowden, New York’ta düzenlenen BM 78. Genel Kurul’daki konuşmasında, dünyanın, yarının yapay zekasına (AI) hazırlık yapması gerektiğini söyledi. Dowden, ülkesinin yapay zeka alanında ön planda olmaya kararlı olduğunu belirtti. İngiltere’nin yapay zekayı başarılı ve güvenli kılmak için gerekli temele sahip olduğunu belirten Dowden,, “Özel şirketler ve uluslar, sınırları olabildiğince zorlamaya çalışırken küresel rekabetin fitili ateşlendi. Alacağımız en önemli önlem, uluslararası tedbirler olacak. Uluslararası toplum, insanlığın kaderini belirleyecek bir konuda birlikte çalışma becerisiyle ilgili bir sınav verecek” ifadelerini kullandı.

Dowden'ın konuşması, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak'ın gelecek kasım ayında düzenleyeceği yapay zeka zirvesine giriş niteliğindeydi.

Pakistan-Hindistan anlaşmazlığı

Pakistan Başbakanı Anverul Hak Kakar, Genel Kurul’daki konuşmasında ülkesinin Hindistan da dahil olmak üzere tüm komşularıyla barışçıl ve verimli ilişkiler kurmak istediğinin altını çizdi.  Keşmir sorunu çözümünün iki ülke arasındaki ‘barışın anahtarı’ olduğunu vurgulayan Pakistan Başbakanı, Yeni Delhi'yi ‘BMGK’nın Cemmu ve Keşmir anlaşmazlığına ilişkin kararlarını uygulamaktan kaçınmaya devam etmekle’ suçladı.

Hak Kakar, Hindistan'ın 2019 yılından bu yana yasadışı olarak işgal edilen Cemmu ve Keşmir bölgesine 900 bin asker konuşlandırdığını söyledi. Başbakan dünya güçlerini, Yeni Delhi’yi İslamabad'ın stratejik ve gelişmiş silahlarına karşılıklı olarak sınırlama getirilmesi teklifini kabul etmesi için ikna etmeye çağırdı.

Pakistan'da 2024 yılında genel seçimlerin yapılacağını söyleyen Hak Kakar, hapisteki eski başbakan İmran Han’ın partisinin kazanamaması için sonuçlara müdahale edileceğine dair iddiaları reddetti.

Haiti’deki çeteler sorunu

Öte yandan Haiti Başbakanı Ariel Henry, BM Genel Kurul’daki konuşmasında, çete şiddetine maruz kalan ülkesine yardım amacıyla bir uluslararası polis gücü kurulması için ‘acil eylem planı’ çağrısında bulundu. Henry, BM tarafından böyle bir polis gücü oluşturulması halinde Kenya’nın buna liderlik edeceğini açıklamıştı. Haiti halkının günlük hayatta büyük zorluklar çektiğini vurgulayan Henry, BMGK’nın Haiti’de çok uluslu bir polis ve askeri destek misyonunun konuşlandırılmasına izin vererek acilen harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. Başbakan, ülkesinde fidye için adam kaçırma, yağmalama, kundakçılık, toplu cinayetler, cinsel saldırılar, cinsiyete dayalı şiddet, organ kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, yargısız infazlar, çocukların silah altına alınması ve ana yolların kapatılması gibi halkın çetelerden gördüğü zulümleri sıraladı. Haiti Başbakanı, konuşmasında, “Uluslararası toplumdan harekete geçmesini ve hızlı davranmasını rica ediyorum” ifadelerini kullandı.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.