ABD’nin Baharat Yolu’na ilişkin sorular…

Bu yolun görevi, Çin nüfuzuna karşı koymakla mı sınırlı?

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

ABD’nin Baharat Yolu’na ilişkin sorular…

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Halid Hamade

152 ülke ve 32 uluslararası kuruluşu kapsayan anlaşmalarla sonuçlanan ve Çin ile 25 ülke arasında ticari ortaklıklar kuran Kuşak ve Yol Girişimi’nin başlatılmasından 10 yıl sonra ABD; Yeni Delhi’de düzenlenen son G20 zirvesinde, Güney Asya ile Avrupa’yı Arap Körfezi ve Ortadoğu üzerinden birbirine bağlayacak Ekonomik Koridor projesini başlattı.

Yeni proje, uluslararası ekonomik kalkınmada ve bütünleşik bir demiryolu ve deniz koridoru ağı aracılığıyla ticari alışverişin güçlendirilmesinde stratejik bir dönüm noktasını temsil ediyor. Öte yandan ABD’nin yanı sıra Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fransa, Almanya ve İtalya’nın da iş birliği anlaşmasına imza atması Kuşak ve Yol Girişimi’nin rekabetçi rolünü aşarak, Çin’in Avrupa ve Arap Körfez ülkeleriyle ortaklık ağını dağıtma ve bölgenin ekonomik ve siyasi merkezlerini değiştirme teşebbüsü doğrultusunda ilerleyen pek çok varsayıma alan açıyor.

Sonucunda zarar gören ülkeler ile fayda sağlayan ülkeler

Ukrayna’daki savaşın yansımaları ABD ile Avrupa’yı, Rusya’nın, Çin’in hızlı ekonomik yükselişiyle birlikte tehlikeleri ikiye katlanan hırsları karşısında ittifak kurmaya sevk etti. Başkan Joe Biden’ın tarihî anlaşma olarak nitelediği yeni proje, Pekin’in tedarikine olan bağımlılığı azaltmaya yönelik Batılı çabaların ışığında, Pekin’in bölgedeki nüfuzuna karşı koyma biçimlerinden birini temsil ediyor. Washington’ın geleneksel müttefikleri aynı zamanda Çin, Hindistan ve diğer Asyalı güçlerle ilişkileri de derinleştirmeye çalışıyor.

ABD’nin projesi duyurulduğu versiyonuyla, Hindistan’ı Arap Körfezi üzerinden deniz yoluyla Ortadoğu’ya bağlayacak ki buna Doğu Hattı deniyor. Kuzey Hattı ise Arap Körfez ülkelerini demiryoluyla Ürdün ve İsrail’e bağlayacak. İsrail’den de deniz yoluyla Güney Avrupa, tam olarak Fransa ve İtalya sahillerine ve bu ikisinden de demiryolu ağlarıyla Avrupa’nın orta, kuzey ve batı ülkelerine bağlanılacak. Proje ayrıca yenilenebilir enerji ve temiz hidrojen ile dijital veri aktarımı sürecini kolaylaştırmak amacıyla bir fiberoptik kablo paketiyle boru altyapısını da içerecek.   

Ukrayna’daki savaşın yansımaları ABD ile Avrupa’yı, Rusya’nın Çin’in hızlı ekonomik yükselişiyle birlikte tehlikeleri ikiye katlanan hırsları karşısında ittifak kurmaya sevk etti. Başkan Joe Biden’ın tarihî anlaşma olarak nitelediği yeni proje, Pekin’in bölgedeki nüfuzuna karşı koyma biçimlerinden birini temsil ediyor.

Proje, Kuşak ve Yol Girişimi’nin Çin’in batısından Türkiye’ye ya da Pakistan’a uzanan koridorlarının geçtiği Orta ve Batı Asya ülkelerini kapsamıyor. Dolayısıyla Çin’in girişiminde uluslararası bir ticari düğümü temsil eden Türkiye, projenin Türkiye’nin dev altyapısını ve yerel boru hattı ağı üzerinden gaz, petrol ve hidrojen taşıma imkânlarını dışarıda tutması nedeniyle zarar gören ülkelerden biri olacak. Ayrıca projenin Akdeniz’e ulaşmak için Kızıldeniz’i geçmeden kara yoluyla BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden geçmekle yetinmesi, Afrika Sahil ülkelerini ve özellikle Arap ülkelerini, sağladığı ekonomik avantajlardan mahrum bırakacak. Kızıldeniz’in iki yakasındaki Afrika ve Arap ülkeleri ilişkilerinin göreceği etkiler de cabası.

ZXSC
Fotoğraf:  Reuters

Proje, malların toplanması ve Avrupa’ya taşınması için ana durak ve lojistik bir üs olarak Hayfa limanını kullanacağı, bunun da Süveyş Kanalı’ndaki seyrüseferi olumsuz etkileyeceği için Mısır da zarar gören ülkelerden biri olabilir. Bunun yanı sıra enerjinin doğudan kuzeye boru hatları ve demiryolları aracılığıyla taşınmasındaki düşük maliyet, düşük risk ve hız da Süveyş Kanalı için büyük bir zorluk oluşturacak. Bu ayrıca, koronavirüs salgını krizinde olduğu gibi deniz taşımacılığı alanında zorunlu kesintiler meydana gelmesi halinde tedarik güvenliğini de artıracak. Proje, ekonomik öneminin yanı sıra ABD ve İsrail açısından siyasi önem de kazanıyor. Zira atacağı ticari temellerle Batı ile Doğu arasında daha derin bir ortaklık tesis edecek. Aynı şekilde İsrail ile Arap Körfez ülkeleri arasındaki normalleşmeyi de bölgede daha fazla bütünleşme doğrultusunda hızlandıracak. Başkan Biden, anlaşmanın bu anlamda ‘tarihî’ olduğunu ve Ortadoğu’nun daha istikrarlı ve müreffeh bir hale gelmesine katkı sağlayacağını söyledi.

Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de proje için, “Kıtalar ve medeniyetler arasında yeşil ve dijital bir köprü… Demiryolu hattı, Hindistan ile Avrupa arasındaki ticareti yüzde 40 oranında hızlandıracak” yorumunu yaptı. Hint Yolu projesinin ABD’ye sağlayacağı en önemli artı, Avrupa’yı doğrudan Arap Körfez ülkelerine bağlayarak, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını güvence altına almak ve tedarik zincirini en hızlı ve en az maliyetli yollarla temin etmek suretiyle Avrupalı müttefiklerinin güvenini geri kazanması olabilir. Üstelik ABD bölgeye yeniden ilgi gösterecek, ortaklara güven verilecek ve Washington’ın nüfuzu teyit edilecek.

Avrupa, İpek Yolu’na dahil olduktan sonra geri adım atabilir mi?

Kuşak ve Yol Girişimi Eylül 2013’te başlatıldığından bu yana çoğunluğu doğudakiler olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin üçte ikisi girişime katıldı. Bu da çok sayıda demiryolu, liman ve otoyol projesine yatırım yapılmasının yolunu açtı. Ekonomilerdeki gerilemeye rağmen bu ülkelerin birçoğu, Kuşak ve Yol Girişimi’ne yatırım yapmanın getirebileceği potansiyel ekonomik kazanımların propagandasını yapmaya devam ediyor. Bu bağlamda Çin’in Avrupa’da derin bir şekilde yayılması ve tedarik zincirleri üzerinde hâkimiyet kurmasından sonra Çin’den kopuşun hiç de kolay olmadığı görülüyor. Zira bu yayılma ve hâkimiyet, Çin’in, rakiplerine karşı yaptırım kartlarını denemesinin yanı sıra birçok hayati faaliyeti kontrol eder hale gelmesini sağladı.

Proje, malların toplanması ve Avrupa’ya gönderilmesi için ana durak ve lojistik bir üs olarak Hayfa limanını kullanacağı, bunun da Süveyş Kanalı’ndaki seyrüseferi olumsuz etkileyeceği için Mısır zarar gören ülkelerden biri olabilir.

Ancak görünüşe bakılırsa İtalya, dört sene önce katıldığı Kuşak ve Yol Girişimi’nden yakın zamanda ayrılma doğrultusunda ilerliyor. Bu, Pekin’in yolunu tıkamaya çalışan ABD ve AB için bir başarı sayılır. Roma, Çin’e karşı daha sert bir tutum benimsiyor. Nitekim eski Başbakan Mario Draghi, Pekin’e teknoloji aktarımını yasakladı ve Çinlilerin İtalyan şirketlerini satın alma operasyonlarını engelledi. Geçtiğimiz 30 Temmuz’da yaptığı net açıklamalarda İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto da İtalya’nın Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılma kararını eleştirerek, bunu ‘gelişigüzel ve berbat’ bir karar olarak niteleyerek şöyle dedi: “Bugün mesele Pekin ile ilişkilere zarar vermeden Kuşak ve Yol Girişimi’nden nasıl geri adım atılacağıdır… Çin’in bir rakip olduğu doğru ama aynı zamanda bir ortak da.”

2020 yılında Çin, ilk kez AB’nin birinci ticari ortağı oldu. Bu kapsamda Eurostat rakamlarına göre AB’nin ABD ile ticaret hacmi 555 milyar dolar iken, Çin’le ticaret hacmi, yani ithalat ve ihracat toplamı 586 milyar dolara ulaştı. AB ile Çin arasında geçtiğimiz yılki toplam ticaret de 912,6 milyar dolardı. Avrupa bloğu ile Pekin arasındaki ticari açık ise 2022 yılında yaklaşık 400 milyar euroya (440 milyar dolar) ulaştı. Yine de Çin, 2023 yılının ilk yarısında açık ara AB’nin en büyük tedarikçisi konumunu korudu.    

Hiç şüphe yok ki Avrupa bloğu, Pekin’e olan bağımlılığı azaltmak için ‘oldukça zorlu’ bir görevle karşı karşıya kalacak. Bununla birlikte AB yetkilileri, küresel mal ihracatının yüzde 14’ünü oluşturan bir ekonomiyle ilişkileri koparmanın zor olacağının giderek daha fazla farkına varacak. Zaten Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bu yılın başlarında bloğun Pekin ile ticareti tamamen ‘koparmasının’ mümkün olmadığını itiraf etti.

Çin’in küresel tedarik zincirinin büyük bir kısmını elinde tutmasına ek olarak, Avrupa’nın Çin’e karşı birleşik bir tutum alma konusunda ayrışması da ABD’nin Avrupa başkentlerine karşı baskıları ve Çin’den uzaklaşmayı teşvik etmek için yakın zamanda benimsediği mali kışkırtma kararlarına rağmen, güç dengesini Pekin lehine güçlendiriyor. Bazı Avrupa ülkeleri Çin konusunda şüpheye düşerken diğerleri, özellikle de AB’ye üye en güçlü iki ülke olan Almanya ve Fransa, Çin’le ekonomik ilişkilerden fayda sağlamaya devam ediyor. Almanya elektrikli araba ve yarı iletken sanayilerinde kullanılan nadir malzemelerin üçte ikisini Çin’den ithal ediyor ki bu oldukça önemli bir şey. Çin’de faaliyet gösteren Fransız ve Alman şirketlerinin gelirleri de Almanya GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7’sine ve Fransa’nınkinin ise yaklaşık yüzde 6’sına denk geliyor.

Çin ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında enerji sınırlarını aşan ilişkiler

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler, petrol ve ticaretin ötesine geçiyor. Nitekim bu iki taraf birlikte küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 22’sini oluşturuyorlar. Başta Ukrayna’daki savaş ve Arap Körfezi’ndeki tehlikelerin artması gibi büyük jeopolitik dönüşümlerin ve dünyanın özellikle petrol ve gaz sahasında sahne olduğu büyük krizlerin etkisiyle de iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilerin derinliği arttı. Söz konusu gelişmeler, iş birliği koşullarını doğurdu ve ümit vaat eden fırsatlar ve beklentiler için önemli ufuklar açtı.

Çin ile Ortadoğu bölgesi arasındaki toplam ticaret, 10 yıl önceki seviyeye göre yüzde 76 büyüme oranıyla 2022 yılında 505 milyar dolara ulaştı. Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki toplam ticaretin bu dönemde 3 katına çıkması ise dikkat çekici. Bu demek oluyor ki iki taraf arasındaki ekonomik bağlar, ticari ilişkiler meselesinin çok ötesinde. Çin’den ve KİK ülkelerinden iş adamları, her iki tarafın iç pazarlarına ilişkin karşılıklı anlayışın nasıl geliştirileceğini ve ortaklıkların nasıl kurulacağını müzakere etmek amacıyla Dünya Ekonomi Forumu’nun geçtiğimiz haziran ayında Çin’in Tianjin [Tiençin] kentindeki yıllık toplantısında bir araya geldi.  

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen: Proje, kıtalar ve medeniyetler arasında yeşil ve dijital bir köprüdür… Demiryolu hattı Hindistan ile Avrupa arasındaki ticareti yüzde 40 hızlandıracak.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2022’de gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinin ardından Suudi Arabistan Krallığı, çoğu özel olmak üzere Çinli şirketlerle 35 mutabakat zaptı imzaladı. Bulut Bilişim (Cloud Computing) ve Suudi şehirlerinde yüksek teknoloji kompleksleri inşa etme konusunda anlaşma yapılan şirketlerden biri de Çinli teknoloji devi Huawei’di. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı habere göre elektrikli araba alanında büyüyen Çinli şirket Innovate de Krallık’ta yerel bir ortakla elektrikli araba üretmek için 500 milyon dolarlık bir yatırım planıyla yeni ekonomik sektörlere doğru bu geçişi öne çıkarıyor. Çin ile Ortadoğu arasındaki yakın ilişkiler, petrol ve tüketim malzemelerini temin etme meselesinin ötesine geçerek, teknolojiden yararlanma, kişileri vasıflandırma, fikirlere ve sermayeye yatırım yapma gibi daha önemli bir aşamaya doğru ilerledi.  

BRICS grubu ile yeni proje arasında kalan Hindistan

Üç gün süren bir zirveden sonra Arjantin, Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, tam üyeler olarak BRICS grubuna katıldı. Grubun 24 Ağustos 2023’te Johannesburg’daki zirvesinde Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa tarafından ilan edildiği üzere üyelik, 1 Ocak 2024’ten itibaren yürürlüğe girecek. Böylece grup, ülkelerinin toplam milli gelirlerinin dünya toplamının yüzde 30’unu ve nüfuslarının da dünya nüfusunun yüzde 40’ını aşmasıyla tüm stratejik düzeylerde güçlenecek ve genişleyecek. Aynı şekilde küresel enerji üretiminin yüzde 76’sından fazlasını da kontrol ediyor ve halihazırda 20’den fazla ülke, gruba katılmayı bekliyor.

BRICS’in iki kutbu Çin ve Rusya’nın temel hedefi uluslararası ilişkilerde denkliği sağlamak değil, ABD ve müttefiklerinin bu iki ülkeye uyguladığı çifte kuşatmaya, doların küresel ekonomi üzerindeki egemenliğine ve ABD’nin BM’de ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki etkinliğine karşı koymaktır. BRICS’in bu iki kutbuna göre ABD Donanması’nın gölgesinde kuzeyde Finlandiya’dan doğuda Japonya’ya kadar bir kuşak halinde uzanan bu kuşatma, özellikle Çin’in petrol türevlerini tedarik etmesi ve üretiminin yüzde 81’inden fazlasını oluşturan ihracatının kısıtlanması konusunda Rusya ile Çin ve dünyanın geri kalanı arasındaki iletişimi tehdit etmeyi hedefliyor. ABD bu kuşatmayı, en açık örneği NATO’da görülen askerî ve siyasi ittifaklarla ya da kısa bir süre önce Hindistan, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD’yi bir araya getiren QUAD gibi ABD’nin kuşatma hedefleriyle örtüşen yeni ittifaklarla tamamlıyor.

Hindistan, G20 zirvesinde ilan edilen Ekonomik Koridor Projesi ile BRICS grubunun son açıklamasında ifade edilenleri nasıl uzlaştıracak?

Grubun açıklaması dikkatle incelendiğinde iki farklı vizyonun birleştirilmesinin imkânsız olduğu görülür. Grup gerek BRICS ülkeleri içinde gerekse ticari ortaklarla uluslararası ticarette ve finansal işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik etmenin öneminin vurgulanması, ticaret ve yatırım akışlarını teşvik etmek ve ülkelerin toparlanıp kalkınmasına yardımcı olmak amacıyla tedarik zincirleri ile ödeme sistemleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmek için BRICS ülkeleri arasında daha fazla iş birliği kurulması çağrısında bulunuyor. Buna karşılık Ekonomik Koridor projesi ise tek kutupluluğu teyit etme, ABD ile müttefik olan ülkelerin ekonomik istikrarını artırma, yeni ortaya çıkan ekonomik toplulukları dağıtma ve tek küresel para birimi olarak doların konumunu güçlendirme eğiliminde.

Tüm bunlara rağmen Ekonomik Koridor Projesi, Başkan Joe Biden’ın dediği gibi oyunun kurallarını değiştirecek mi?

xasc
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 10 Eylül’de Yeni Delhi’de düzenlenen G20 zirvesinde basın açıklaması yaparken (AFP)

İsabetli sorular

Yeni Delhi’deki G20 zirvesinde dünya liderleri tarafından ilan edilen ve Hindistan’ı Ortadoğu üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen Ekonomik Koridor projesinin, daha güvenilir ve maliyet bakımından daha uygun bir ticaret yolu benimsenmesi suretiyle katılımcı ülkelere gelecek vaat eden pek çok fırsat sunacağına şüphe yok. Böylece tedarik zincirlerinin esnekliği artacak, bu da başta koridorun kapsadığı ülkeler olmak üzere dünyanın birçok ülkesini etkileyecek. Üstelik temiz ve yenilenebilir enerji güvenliğinin artırılmasına, malların Güney Asya üzerinden Avrupa’ya taşınmasına ve Avrupa’nın enerji tedarikinin güvence altına alınmasına da gerçek anlamda katkı sağlayacak.

BRICS’in iki kutbu Çin ve Rusya’nın temel hedefi, uluslararası ilişkilerde denkliği sağlamak değil, ABD ve müttefiklerinin bu iki ülkeye uyguladığı çifte kuşatmaya, doların küresel ekonomi üzerindeki egemenliğine ve ABD’nin BM’de ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki etkinliğine karşı koymaktır.

İlk anlaşmayı imzalayan ülkelerin yenilenebilir enerji ve temiz hidrojen projelerine küresel yatırımları çekme hırsı, projenin başarılı olması ve getirilerinden herkesin faydalanması için büyük bir iş birliği arzusuyla karşılanacak. Bununla birlikte ABD’nin öngördüğü siyasi boyut, Ortadoğu’da siyasi bakış açılarında yakınlığı güçlendirmek, çatışmaların yoğunluğunu azaltmak ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının İsrail ve Avrupa’nınkilerle birleştirilmesinden sonra istikrara katkı sağlamak açısından yerini koruyor. Yeni projeyi tehdit eden zorlukların başında ise bölge ülkeleri ile ABD arasında hüküm süren güven aşınması ve bu aşınmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak bölge ülkeleri arasında alan ve boyut kazanan büyük Çin nüfuzu geliyor.

xsc
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 18 Eylül’de Yeni Delhi’de (Reuters)

Ekonomik toplulukların iç içe geçmesi ve bölgesel ve uluslararası dengelerin bozulması göz önüne alındığında, Ekonomik Koridor projesinin başlangıcını çevreleyen nesnel koşullar projenin başarı ve başarısızlık ihtimallerini değerlendirmeye yönelik pek çok soru işareti doğuruyor:

Birinci olarak; Çinliler altyapı kurma, birçok endüstriyel tedarik kaynağına sahip olma ve hammadde ile nadir madenlere erişme yeteneklerine sahipken, yeni projenin kendisinden birkaç yıl önce ortaya atılan Çin projesiyle rekabet edebilme yeteneği nedir? Proje, Türkiye ile Mısır’ın koridor ülkelerinden dışlanmasının sonuçlarına rağmen, Asya ile Avrupa arasındaki ticari alışverişini güçlendirmek için gerçek bir fırsat oluşturacak mı?

İkinci olarak; Avrupa’nın Çin tedarikine olan bağımlığı azaltma ya da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in deyimiyle Avrupa’nın Çin’in tedarik kaynaklarına ve ticaret yollarına aşırı bağımlılık sebebiyle yüzleşeceği riskleri ortadan kaldırma konusundaki çabaları başarılı olacak mı?

Üçüncü olarak; Hindistan, Çin’in yeteneklerine denk ve küresel mal üretiminden pay edinmeyi arzulayacak büyük bir sanayi gücüne dönüşmeyi başarabilecek mi? Projenin başarıya ulaşması için denizcilik yeteneklerinin seviyesini yükseltip, Avrupa ve Ortadoğu’nun mal ihtiyacını karşılamak üzere rekabete elverişli altyapıyı artırma ihtiyacını karşılayabilir mi?

Dördüncü olarak; ABD, BM Güvenlik Konseyi’nin, Arap-İsrail çatışmasının nihai çözümü ve ilişkilerde yeni Ekonomik Koridor’un dayattığı normalleşme için bağlayıcı bir şart olmaya devam eden kararlarına göre iki devletli çözümü uygulayıp, Filistin Devleti’ni kurabilecek mi?

Bu soruların ortak paydası, ABD’nin her birine yaklaşımında yatıyor. Bunlar, ABD’nin, Hindistan’dan başlayarak Ortadoğu ve Avrupa’ya uzanan ve başarılı olması dışlayıcı bir projeye dönüşmemesine, hatta bütünleşik küresel ekonomi çevresine dahil olmasına bağlı kalan Baharat Yolu’na dair sorulardır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.