Sincar… Sınırlar ve nüfuz bilmecesi

Bölge, her an alevlenebilecek askeri ve siyasi bir bileşim üzerine kurulu.

Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
TT

Sincar… Sınırlar ve nüfuz bilmecesi

Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)
Peşmerge, 21 Aralık 2014’te Sincar’da (AFP)

Rüstem Mahmud

Yerel ve uluslararası medyada ABD’nin Suriye- Irak sınırını kapatma ve sınırın her iki tarafına yayılmış gruplara karşı sert askeri saldırılar niyetinde olduğuna dair haber ve spekülasyonlar aktarılırken Majalla, hem Suriye hem de Türkiye ile sınır üçgeninin Irak tarafında bulunan Sincar bölgesini gezdi.

Sincar, dik ve dağlık coğrafi engebeliğin yanı sıra bu sınır boyunca en karmaşık, iç içe geçmiş ve yoğun nüfuslu bir bölge. Bu bölge, çok karmaşık bir askeri ve siyasi bileşime sahip, her an kırılgan olabiliyor. Öte yandan bölge ülkelerinin, küresel güçlerin ve yereldeki büyük siyasi partilerin çok hassas dengeler üzerinde kavga ettiği son derece stratejik bir bölge.

vfbg
4 Şubat 2019’da Sincar’daki hasarlı binaları gösteren bir fotoğraf

Gözlemciler, Sincar üzerindeki askeri ve güvenlik kontrolünün, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki sınırları kontrol etmenin anahtarı ve bölgenin en endişeli ve iç içe geçmiş coğrafyalarından birinde uzun vadeli istikrarı yeniden tesis etmenin bir aracı olarak görüldüğüne inanıyor. Türkiye, Irak merkezi hükümeti, Kürdistan Bölgesi, Suriye’yi yöneten partiler, elbette ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Sincar’ın istikrarını kendi ulusal güvenlikleri için gerekli bir koşul olarak sınıflandırıyor.

Sincar, Irak’ın en eski ve en büyük ilçesi olarak sınıflandırılıyor. Nüfusunun mutlak çoğunluğunda Yezidiler olması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri idari ve kültürel özelliklere sahip. Eski Irak rejimi de bu bölgeye belirli bir idari ve kültürel özellik kazandırmıştı.

Sincar, Irak’ın en eski ve en büyük ilçesi olarak sınıflandırılıyor. Nüfusunun çoğunluğu Yezidilerden olması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri idari ve kültürel özelliklere sahip.

fsbv bgfthnjy
Yezidiler, Sincar bölgesinin Koco köyünde Ağustos 2014’te yaşanan katliamın kurbanları için yas pankartları taşıyor.

Önceki Irak rejimi de Sincar’a belirli bir idari ve kültürel özellik kazandırmıştı. Ancak 2003’ten sonra Irak anayasasının 140. maddesine göre tartışmalı bölgelerin önemli bir parçası haline geldi. Mensubiyeti konusunda nihai bir karar alınana kadar merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesi’nin ortaklığıyla yönetilmesi bekleniyor. Ancak 2014 yılında DEAŞ’ın Sincar’ın büyük bir kısmını işgal etmesi ve Yezidi bileşenine karşı soykırım yapmasıyla bölge korkunç bir trajediye tanık oldu. Nihayet 2017 yılında özgürleştirildiğinde Peşmerge güçleri buradan çekildi ve bölge, bir grup Iraklı, bölgesel milis ve grubun kontrolüne geçti.

Çok sayıda hizip

Sincar’ın dört bölgesine yayılmış çok sayıda grup ve silahlı milis var. Bunların her biri ‘belli ölçülerde meşruiyete’ sahip. Sincar kasabasındaki durum da bu karmaşıklığı yansıtıyor. Bu sınırı geçenler, pratikte sıradan bir grup gibi davranan Irak ordusunun kendisi de dahil olmak üzere çeşitli silahlı unsurlardan oluşan ortak güvenlik kontrol noktalarıyla karşı karşıya.

İran’a yakın ve onunla bağlantılı olan Haşdi Şabi, özellikle Sincar bölgesinin doğu ve güney bölgesinde en mevcut güç olarak biliniyor. Ayrıca diğer gruplarla ilgili olarak güvenlik- stratejik kararları alan ve Haşdi Şabi’nin çeşitli grupları, kendileri ve yerel örgütler ile o bölgede etkili olan bölgesel güçler arasında koordinasyon yetkisine sahip Ashab-ül Ehlül Hak ve Bedir Örgütü gruplarının yoğun varlığı da söz konusudur.

Haşdi Şabi Güçleri, özellikle Suriye ile sınır kapısı olan Fırat Nehri üzerindeki El-Kaim kasabasına kadar uzanan Sincar ilçesinin güney ekseninde stratejik bölgeleri ve silahları kontrol ediyor. İran’a bağlı gruplar, Ebu Kemal şehrinden başlayıp Suriye’nin derinliklerine kadar yayılmış durumda.

Majalla’nın edindiği bilgilere göre Haşdi Şabi güçleri saha kontrolünde dört ana gruba dayanıyor. Bunlar;

-Yaklaşık üç bin üyeden oluşan El-Abbas Muharebe Tümeni

-Ensar’ul-Hacca grubu

-Sayı olarak daha küçük 29. Tugay

-Sadrcı hareketle bağlantısı olan, ama pratikte Haşdi Şabi ile işbirliği yürüten 15. Tugay.

Haşdi Şabi, yalnızca Yezidilerden oluşan yeni bir grup daha kurmaya da hazırlanıyor.

Haşdi Şabi grupları, özellikle Suriye ile sınır kapısı olan Fırat Nehri üzerindeki El-Kaim kasabasına kadar uzanan Sincar ilçesinin güney ekseninde stratejik bölgeleri ve silahları kontrol ediyor. İran’a bağlı gruplar, Ebu Kemal şehrinden başlayıp Suriye’nin derinliklerine kadar yayılmış durumda.

Yezidi/ Kürt gruplar, dört ‘siyasi alt grup’ olarak sınıflandırılıyor ve Sincar ilçesinin kuzey ve batı bölgelerine yayılmış olup, çoğunlukla yerel sakinlerden oluştuğu için kasabalar ve konut kompleksleri içinde varlık gösteriyor.

Bu grupların başında, Ezidhan Koruma Gücü yer alıyor. Bu güç, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ana siyasi partisi ve ortağı olan Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) yakın. Bu örgütteki savaşçı sayısı yedi bin ile on bin arasında değişmekte olup, Ulusal Güvenlik Servisi ve Irak ordusu ile güvenliğin sağlanmasına etkili bir şekilde katılıyor. Sincar ilçesinin kuzey kesimindeki Kürdistan Bölgesi Peşmergeleri ile Haşdi Şabi güçleri grupları arasında herhangi bir sürtüşmeyi veya gerilimi önlemek için çalışıyorlar.

Sincar’ın dört bölgesine yayılmış çok sayıda grup ve silahlı milis var. Bunların her biri ‘belli ölçülerde meşruiyete’ sahip ve büyük bir bölgesel devletin stratejik kapsamına dayanıyor.

Hanisur kasabasından başlayarak güneye ve batıya doğru dağlık ve batı bölgelerinde PKK terör örgütüne bağlı Sincar Koruma Birlikleri (YPŞ)’ konuşlandırılıyor. YPŞ, 2014 yılında DEAŞ ile mücadelede sağladığı katkı nedeniyle Sincar ilçesinde merkezi bir konuma sahip ve Suriye’nin içinden Sincar ilçesindeki engebeli dağlık bölgelere doğru güvenlik koridoru kuran ilk örgüt oldu.

YPŞ’ye mensup unsurların sayısına ilişkin resmi bir açıklama yok. Ancak bilgiler bunların Haşdi Şabi güçlerinden maddi destek alan on binden az savaşçı olmadığı yönünde. Çünkü onlar da tıpkı Haşdi Şabi güçleri gibi Kürdistan bölgesindeki Peşmerge güçlerinin Sincar ilçesine dönmesinin en güçlü muhalifleri arasında yer alıyor. Aynı zamanda Türkiye karşıtı olmaları ve askeri operasyonlar nedeniyle genel tabloda İran’a daha yakınlar.

cdvf
Irak Kürt Peşmerge güçlerine bağlı savaşçılar, kuzey Irak’ın Sincar kasabasında Kürt bayrağı taşıyor.

Bölgede Haşdi Şabi güçlerine bağlı iki Yezidi grup daha var. Bunlardan biri, Yezidileri bir millet ve halk olarak ele alma amaçlı bir söylem taşıyan Yezidi Ulusal Cephesi. Kürt milliyetçiliğine mensup değiller ve savaşçılarının sayısının beş bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Diğer grup ise, İmam Ali Tugayları’na bağlı Lalaş grubu. Bu iki grup, Kürdistan bölgesine, özellikle de Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlılığı ve siyasi yakınlığı olan Yezidi Peşmerge alayları ile tam bir tezat oluşturuyor.

Silahlı grupların bu iç dağılımı ortasında Türkiye, Kürdistan bölgesi ile Ninova Ovası arasındaki sınırda bulunan Başika bölgesinde etkili bir askeri üsse sahip. Burayı ise askeri ve güvenlik açısından elinde tutarak Musul vilayetindeki siyasi gruplar ve onlara yakın sivil gruplarla bağlar oluşturmak için kullanıyor. Türkiye ayrıca, yetkililerinde kamuoyuna duyurduğu gibi, Sincar bölgesinde sık sık YPŞ unsurlarına karşı hava bombardımanları ve istihbarat saldırıları da gerçekleştiriyor.

fdbgh
Türkiye’nin Musul’da kurduğu Başika kampındaki Türk tankları

Suriye’nin tarafında ise ABD’nin, DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu ülkeleri ile birlikte YPŞ ile ideolojik ve örgütsel bağları bulunan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yayılımını stratejik olarak kapsayan birçok askeri üs ve merkezi bulunuyor.

Daimi inatçılık

Çeşitli bölgesel ve uluslararası güçler, Sincar’daki güvenlik durumu ve bu durumun özellikle rakip bölgesel taraflar arasında yaratabileceği huzursuzluk ve bölgedeki engebeli dağlık coğrafyayı kontrol etmeleri halinde bölgenin aşırılık yanlısı örgütlerin geri dönüşü için bir yuva haline gelme olasılığı konusundaki endişelerini dile getiriyor. Bu bağlamda burası, uzun vadeli bir güvenlik düğümü haline gelebilir.

Sincar ilçesinin DEAŞ zulmünden kurtarılmasından bu yana Irak’ta arka arkaya dört merkezi hükümet kuruldu. Ancak bu hükümetler, anayasal yükümlülüklere ve 2020 sonbaharında Kürdistan bölgesiyle imzalanan ve Sincar Anlaşması olarak bilinen güvenlik anlaşmasına rağmen bölgeye ilişkin stratejik bir vizyonu hayata geçiremedi.

Anlaşmaya göre bölge ile merkezi hükümet arasında, yargıdaki idari çalışanların ve yerel yetkililerin çoğunun yeniden atanacağı ortak bir komitenin kurulması gerekiyor. Aynı durum, ister Yargı Konseyi’nden ister Irak bakanlıklarının müdürlüklerinden seçilen çeşitli kurumlardaki diğer üst düzey idari pozisyonlar için de geçerli.

“Çeşitli bölgesel ve uluslararası güçler, Sincar’daki güvenlik durumu ve bu durumun özellikle rakip bölgesel taraflar arasında yaratabileceği huzursuzluk ve bölgedeki engebeli dağlık coğrafyayı kontrol etmeleri halinde bölgenin aşırıcı örgütlerin geri dönüşü için bir yuva haline gelme olasılığı konusundaki endişelerini dile getiriyor. Bu bağlamda burası, uzun vadeli bir güvenlik düğümü haline gelebilir.”

Güvenlik açısından karar, Ulusal Güvenlik Servisi ve Irak istihbaratıyla tam koordinasyon içinde, bölgenin tüm alanlarında güvenliği kontrol edecek, yerel nüfustan yalnızca 2 bin 500 kişiden oluşacak bir yerel koruma gücü/ polis teşkilatının kurulmasını öngörüyor.

Ancak anlaşmanın en hassas maddesi, Haşdi Şabi güçlerindeki tüm grupların ve bunların PKK’ya yakın kesimlerinin Sincar ilçesinin tüm bölgelerinden uzaklaştırılmasını öngörüyor. Bu maddeye göre güvenlik dosyasının uygulanması, yerel polis ve güvenlik birimleri aracılığıyla ve Kürdistan bölgesiyle işbirliği yapılarak yalnızca federal güvenlik kurumlarına bırakılmalı. Haşdi Şabi güçlerinin ve terör örgütü PKK’ya yakın grupların ana itiraz kaynağını da bu oluşturuyor.

Çeşitli Irak hükümetlerinin taahhütlerini beyan etmelerine ve -İran hariç- uluslararası ve bölgesel olarak anlaşmanın uygulanmasının gerekliliği yönündeki çağrılara rağmen bu, Sincar ilçesinin yeniden inşasında ve Yezidi mültecilerin dönüşlerinde gecikmeye yol açtı. Sonuç olarak Sincar bölgesi, neredeyse nüfustan yoksun durumda ve hem silahlı grupların yayılması hem de güvenlikle ilgili huzursuzluklar için sıcak bir nokta olmaya aday konumda.

xscdvfg
Bir Kürt askeri, Irak- Türkiye sınırındaki Zaho kasabası yakınlarındaki kontrol noktasında bir arabayı arıyor

Üç ana parti, Sincar’daki mevcut durumu, güvenliklerini doğrudan etkilemesi nedeniyle kabul etmediklerini açıkça dile getiriyor. Ayrıca bölgeye askeri müdahalede bulunma ihtimalinin olduğunu, bunun gerçekleşmesi durumunda kartların tamamen karışacağını belirtiyor. Türkiye, bu müstahkem bölgeye PKK’lı teröristlerin yerleşmesini kabul etmeyeceğini açıklarken, Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’ın Süleymaniye bölgesine kadar uzanan ve Sincar ilçesinden geçen bir güvenlik hattı oluşturmayı planladığı iddialarını ise reddediyor.

“Çeşitli Irak hükümetlerinin taahhütlerini beyan etmelerine ve -İran hariç- uluslararası ve bölgesel olarak anlaşmanın uygulanmasının gerekliliği yönündeki çağrılara rağmen bu, Sincar ilçesinin yeniden inşasında ve Yezidi mültecilerin dönüşlerinde gecikmeye yol açtı. Sonuç olarak Sincar bölgesi, neredeyse nüfustan yoksun durumda ve hem silahlı grupların yayılması hem de güvenlikle ilgili huzursuzluklar için sıcak bir nokta olmaya hazır.”

Aynı şekilde Kürdistan Bölgesi de Irak hükümetlerinin Sincar Anlaşması’nı uygulamamasından duyduğu endişeyi dile getiriyor. KDP, Sincar’ı tarihi siyasi nüfuzunun bir parçası olarak görüyor ve son seçimlerde bölge halkının oylarının çoğunluğunu alan parti oldu. Bu nedenle Haşdi Şabi güçleri ve PKK’ya yakın grupların kontrolü, stratejik bir bölgenin tamamen dışlanması ve bir tür siyasi ve güvenlik baskısına maruz kalması anlamına geliyor.

xscdfv
Iraklı Kürt Peşmerge üyeleri, Irak- Türkiye sınırında kamyonları arıyor

ABD de çeşitli uluslararası koalisyon ülkeleriyle birlikte Sincar’daki mevcut durumu bir huzursuzluk kaynağı olarak görüyor. Çünkü Haşdi Şabi grupları, genel olarak İran’ın bölgeye hâkim olma stratejisi çerçevesinde çalışıyor. Dolayısıyla ABD de buna bir çözüm bulmak için yoğun bir çaba sarf ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.


İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran’da reformist aktivistlere yönelik gözaltıların kapsamı genişliyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirirken; yanında Âzer Mansuri yer alıyor, Şekuri Rad görülüyor; arkada İran bayrağı bulunuyor. Kasım 2024 (İran Cumhurbaşkanlığı)

İranlı yetkililer, son günlerde reformist akıma mensup siyasetçi ve aktivistlere yönelik gözaltı dalgasını genişletti. Resmî ve reformist medyada yer alan haberlere göre, Ocak ayındaki protestolara ilişkin tutumları gerekçe gösterilerek aralarında parti yöneticileri ve eski milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.

Bu adımlar, Tahran’ın içeride güvenlik önlemlerini sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Aynı zamanda İran, ABD ile yürütülmesi muhtemel müzakerelerde uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyeceğini ve füze programının hiçbir müzakere sürecine dâhil edilmeyeceğini vurgulayarak Washington’a güvenmediğini yineledi.

Yerel ve reformist basın, son gösteriler sırasında protestoculara destek verdiği belirtilen dört önde gelen reformist ismin güvenlik ve yargı organları tarafından gözaltına alındığını bildirdi. Çeşitli kaynaklara göre operasyonlar pazar günü başladı. Gözaltına alınanlar arasında Reform Cephesi Başkanı ve reformist İran Ulus Birliği Partisi Genel Sekreteri Âzer Mansuri, eski milletvekili İbrahim Asgarzade ile Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade yer aldı.

dc
İranlılar, 9 Ocak 2026’da Tahran’da hükümet karşıtı gösteri düzenledi (AP)

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal bütünlüğü hedef almak, anayasa karşıtı tutum almak, düşman propagandasıyla uyum içinde hareket etmek, teslimiyetçi bir çizgiyi teşvik etmek ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturmak” bulunduğunu aktardı.

Yargı erkinin yayın organı Mizan Ajansı da isim vermeden “bazı siyasi şahsiyetlerin” gözaltına alındığını ve bu adımların “Siyonist yapı ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” atıldığını duyurdu.

Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Ajansı ise Tahran Savcılığı’nın, Ocak olaylarıyla bağlantılı olarak Siyonist rejim ve ABD’ye destek suçlamasıyla bazı önde gelen siyasi isimler hakkında dava açtığını bildirdi; ancak isim ve parti bilgisi paylaşmadı. Ajans, terör eylemleri olarak nitelediği olayların İsrail ve küresel istikbarla operasyonel bağlar taşıdığını, perde arkasında ve sanal ortamda faaliyet gösteren örgütsel ve medya ağlarıyla güvenliğin hedef alındığını öne sürdü.

Gözaltı çemberi genişliyor

Pazartesi sabahı gözaltılar sürdü. Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam’ın, pazar günü şafak vakti Devrim Muhafızları İstihbaratı tarafından evine düzenlenen baskınla gözaltına alındığı bildirildi. Reformist Şark gazetesi ve Fars Ajansı bu bilgiyi doğruladı.

dfrgt
Cevad İmam, Kasım 2024’te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yapılan görüşmede soldan ikinci sırada (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ayrıca reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin, Kültür ve Medya Savcılığı’na çağrıldıktan sonra gözaltına alındığı aktarıldı. Fars, “darbe yanlısı ve kargaşayı körükleyen halka” karşı yürütülen operasyonlar kapsamında İran Ulus Birliği Partisi Merkez Komitesi üyesi Ali Şekuri Rad’ın da yargı kararıyla tutuklandığını duyurdu.

Bunun yanı sıra Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mufidi ve Ferac Kemicani hakkında da adli tebligatla ifadeye çağrılma kararı alındı. Bir gün önce ise Mir Hüseyin Musevi’nin danışmanı ve 2009 seçim kampanyasının başkanı Kurban Behzadiyan Nejad’ın gözaltına alındığı açıklanmıştı.

İran’da 28 Aralık’ta yaşam koşulları ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan protestolar kısa sürede siyasi talepler içeren geniş çaplı bir harekete dönüşmüş, bazı sloganlar rejimin devrilmesi çağrılarına kadar varmıştı. Yetkililere göre barışçıl gösteriler zamanla “isyan ve vandalizme” dönüştü; olaylardan ABD ve İsrail sorumlu tutuldu.

Takip eden sert güvenlik müdahaleleriyle protestolar sona erdirildi. Resmî söylemde bu süreç, 1979’dan bu yana İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı “en büyük siyasi meydan okuma” olarak tanımlandı. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre olaylarda çoğu protestocu olmak üzere 6 bin 971 kişi hayatını kaybetti, 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Yargıdan sert uyarılar

Gözaltıların genişlemesinden kısa süre önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen iç aktörleri sert sözlerle eleştirdi. Ejei, “İslam Cumhuriyeti aleyhine içeriden bildiriler yayımlayanlar Siyonist rejim ve ABD’nin yankısıdır” diyerek, “Velâyet-i Fakih’in yanında durmayanların sonunun, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanlarla aynı olacağını” söyledi.

Reformistlardan tepki

İran Ulus Birliği Partisi, Âzer Mansuri ve diğer reformist isimlerin tutuklanmasını “stratejik bir hata” olarak niteledi ve bunun krizleri derinleştireceğini savundu. Parti, tüm siyasi tutukluların koşulsuz serbest bırakılmasını istedi ve barışçıl siyasi güçlere karşı “güvenlikçi yaklaşımı” eleştirdi.

Reform Cephesi de yayımladığı bildiride, İran toplumunun geniş kesimlerinin kendilerini temsil etmesi gereken kurumlara olan güvenini kaybettiğini belirterek bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını ve şeffaf bir rapor hazırlanmasını talep etti.

Güvenlik güçlerine yönelik suçlamalar

Gözaltılar, eski Reform Cephesi Başkanı ve eski milletvekili Ali Şekuri Rad’ın güvenlik güçlerini protestolar sırasında “kendi unsurları içinden öldürmeler tertiplemek” ve “camileri ateşe vermekle” suçlayan açıklamalarıyla eş zamanlı olarak gündeme geldi. Bu sözler, muhafazakâr milletvekilleri arasında sert tepkiye yol açtı. Bazı isimler, Şekuri Rad’ın delil sunmaması hâlinde yargılanması gerektiğini savundu.

c78k
Mansuri, geçen temmuz ayında düzenlenen bir toplantıda İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Muhsin Mirzayi’nin yanında otururken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Şekuri Rad, geçen hafta yayımlanan bir ses kaydında 8–9 Ocak olaylarına ilişkin ayrıntılı bir anlatım yaparak, resmî anlatıyı reddetti; protestocuların “eşkıya” olarak tanımlanmasını eleştirdi ve “orta yolcu gücün” kriz dönemlerinde temel bir toplumsal sermaye olduğunu vurguladı.

‘İran’ı Kurtarma Cephesi’ tartışması

Mir Hüseyin Musevi’ye yakın Kelime sitesi, son gözaltıların Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını yazdı. Musevi’nin danışmanı Emir Ercumend, rejimin muhalefetin ağırlığının ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin şekillenmesini “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü söyledi.

Reformist analist Ahmed Zeydabadi ise bu dönemde reform cephesine yönelik tutuklama ve çağrıların “derin bir üzüntü verici” olduğunu belirterek, kısa vadede psikolojik gerilimi artıracağını, uzun vadede ise siyasi kamplaşmayı derinleştireceğini ifade etti. Buna rağmen İran’ın krizleri çöküşe sürüklenmeden aşabileceğine dair “küçük de olsa bir umut” bulunduğunu dile getirdi.