Fidye yazılımı saldırıları geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 150 oranında arttı

Yazılım hataları, bilgisayar virüsleri ve çalınan verilerin sızdırılması, sonuçları her zamankinden daha büyük sıkıntılara neden olan fidye yazılımı (şantaj yazılımı, fidye virüsü, ransomware) saldırılarında büyük bir artışa yol açtı.
Yazılım hataları, bilgisayar virüsleri ve çalınan verilerin sızdırılması, sonuçları her zamankinden daha büyük sıkıntılara neden olan fidye yazılımı (şantaj yazılımı, fidye virüsü, ransomware) saldırılarında büyük bir artışa yol açtı.
TT

Fidye yazılımı saldırıları geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 150 oranında arttı

Yazılım hataları, bilgisayar virüsleri ve çalınan verilerin sızdırılması, sonuçları her zamankinden daha büyük sıkıntılara neden olan fidye yazılımı (şantaj yazılımı, fidye virüsü, ransomware) saldırılarında büyük bir artışa yol açtı.
Yazılım hataları, bilgisayar virüsleri ve çalınan verilerin sızdırılması, sonuçları her zamankinden daha büyük sıkıntılara neden olan fidye yazılımı (şantaj yazılımı, fidye virüsü, ransomware) saldırılarında büyük bir artışa yol açtı.

Fidye yazılımı saldırıları 2023 yılında giderek daha fazla kişi veya kurumu hedef alırken bilgisayar korsanları, saldırılarını hiç hız kesmeden, kurbanları başlarına gelecek felaketi henüz anlamadan önce dahi yıkıcı hasara yol açacak şekilde tasarlamayı sürdürüyor.

İngiltere merkezli siber güvenlik şirketi NCC Group tarafından yürütülen ve 23 Ağustos'ta yayımlanan bir rapora göre geçtiğimiz temmuz ayında yaklaşık 502 şirkete ait veriler sızdırılarak bu tür sızıntıların yer aldığı siteler tarafından internette yayımlandı. Raporda, veri sızdırma saldırılarında geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 150 oranında artış görüldüğü vurgulandı. Bilgisyar korsanı gruplarının çifte şantaj yapmak için benimsediği ortak bir taktik olarak sitelerde yayınlanan verilerin sayısı 2022 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 79'luk bir artışa işaret ederken bu sayı giderek yükseliyor.

NCC Group Siber Tehdit İstihbarat Yöneticisi Matt Hull, Dark Reading dergisine verdiği röportajda şunları söyledi:

“Saldırılardaki artışın nedeni, özellikle ‘Move It’ gibi dosya aktarımı ve paylaşımı yapan programlardaki ve ilk girişin yapılmasından sonra tekrar girişe izin veren hizmet sağlayıcılarındaki güvenlik açıklarıdır. Bu yıl başka bir yazılım hatası ya da benzeri bir şey meydana gelirse ve yayılırsa fidye yazılımı saldırılarındaki büyük bir artışla birlikte, bu açıkları kullanmak için harekete geçecek bilgisayar korsanı gruplar göreceğimize şüphe yok.”

Siber güvenlik konusunda uzman bir şirket olan Sophos tarafından yapılan ve 80 ayrı siber saldırının incelendiği araştırma, fidye yazılımı kullanan bilgisayar korsanlarının, şirketlerin elektronik cihazlarına sızma fırsatı buldukları anda hızla saldırıya geçtiklerini ve saldırı süresinin 2022 yılında ortalama olarak dokuz günken beş güne kadar gerilediğini ortaya koydu.

Buna karşın Sophos tarafından yayımlanan ‘Active Advisory’ yıl ortası raporuna göre diğer siber saldırı türlerinde gerileme gözlemlendi. Fidye yazılımı kullanılmayan siber saldırılarda 2022 yılında 11 güne ihtiyaç duyulurken bu yıl yaklaşık 13 gün gibi daha uzun bir süre ihtiyaç duyuluyor.

Sophos güvenlik araştırmacısı Chester Wisniewski, bilgisayar korsanlarının, veri hırsızlığı ve şifreleme süreçlerini iyileştirerek yaptıkları işte daha iyi hale geldiklerini söyledi.

Wisniewski, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fidye yazılımı kullanılan siber saldırı için ihtiyaç duyulan beş günlük süreye baktığımızda bunun mantıklı olduğunu görüyoruz. Çünkü fidye yazılımı kullanarak modern ve eksiksiz bir siber saldırının tamamlanması için bu süreye ihtiyaç var. İçeri girmenin bir yolunu bulmak, ardından aktif dizine girmek ve kendinizi yönetici olarak tanıtmakla başlar. Bunu yaparken antivirüs programlarını da devre dışı bırakmalısınız. Bu süreç büyük olasılıkla dört günü geçmeyecektir. Çünkü bir bilgisayar korsanının tüm bunları yapması için yeterli bir süre.”

Çifte şantaj stratejisi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre yakın tarihli bu iki ayrı rapor da C10P gibi bazı bilgisayar korsanı gruplarının veri şifrelemeyi bırakıp artık hırsızlık ve şantaja yönelmelerine rağmen, şifreli fidye yazılımların oluşturduğu tehdidin devam ettiğini vurguluyor. Diğer yandan bu grupların çoğu, şirketi istedikleri fidyeyi ödemek zorunda bırakmak için verileri çalmaya ve şifrelemeye dayanan çifte şantaj stratejisini sürdürmeye devam ediyorlar.

NCC Group tarafından yayınlanan Siber Tehdit İstihbarat Raporu'na (Cyber Threat Intelligence Report) göre temmuz ayında verileri çalınan mağdurlar listesinde en üst sırada yine sanayi sektörü yer aldı. İkinci ve üçüncü sırada ise süreli yayınlar ve teknoloji sektörü yer aldı. Bunun yanında bilgisayar korsanlığı vakalarının yalnızca yarısı rapor ediliyor.

NCC Group Siber Tehdit İstihbarat Yöneticisi Hull, geçtiğimiz birkaç yıl içinde sektörlerin siber güvenlik alanında daha az önlem aldığını ve daha küçük bütçeler ayırdığını gözlemlediklerini belirterek şunları söyledi:

“Fidye yazılımı saldırılarının ve bilgisayar korsanlığı gruplarının yaklaşık 5-10 yıldır başlıca hedefi olan finansal hizmetler gibi başka bir alanla karşılaştırıldığında, fidye yazılımı kullanarak bilgisayar korsanlığı yapanların hesaplarında artık ikinci bir hedefin olmadığını hissediyoruz.”

Bilgisayar korsanları, bir yandan da ‘Active Directory’ sunucularında bir açık bulmak için çabalıyor. Çünkü böylece iç ağdaki çoğu kaynağa erişebilirler. Sophos raporuna göre bir Active Directory sunucusuna sızmak ortalama 16 saat sürüyor.

Raporda, Active Directory sunucusuna erişimin, neredeyse ağın en güçlü kısmı ve bir şirketin tüm bilgilerini ve politikalarını kontrol eden bölümü olmasından dolayı bilgisayar korsanına daha büyük bir hareket alanı kazandırdığı vurgulandı. Bu sayede değerli hesapları çalmasına, yeni hesaplar oluşturmasına ya da istediği hesapları kapatmasına olanak sağladığına işaret edildi.

Sophos raporunda son olarak siber saldırıların çoğunun hafta ortasında, ancak çalışma saatleri dışında gerçekleşmesi nedeniyle bilgisayar korsanlarının zaman farklarını kendi avantajlarına kullandığının altını çizdi.

Siber saldırı grubu

Fidye yazılımı saldırılarında görülen artışta aslan payını, iki farklı dosya aktarım platformundaki güvenlik açıklarından sızmak için oldukça hızlı hareket ederek dikkatleri üzerine C10p adlı bilgisayar korsanlığı grubu aldı. Grup, mayıs ayı sonlarında dosya aktarım platformu Move It’e ve ocak ayı başlarında GoAnywhere MFT'ye başarılı siber saldırılar gerçekleştirdi. Siber saldırılarını fidye yazılımı kullanarak gerçekleştiren C10p grubu, doğrudan hırsızlık ve şantaj yapıyor. Yani verileri çalıyor ve kurbanın istenen fidyeyi ödemeyi reddetmesi halinde bunları yayınlamakla tehdit ediyor.

Hull, söz konusu bilgisayar korsanlığı gruplarından bazılarının, veri şifrelemesi olmadığı için fidye yazılımı kullanmadıklarının bilindiğini belirterek, “Bazı gruplar ise veri şifrelemeden veri sızdırma ve yaymaya yönelik genel bir eğilime gösterdiler. Henüz tamamlanmasa da böyle bir dönüşüm söz konusu” şeklinde konuştu.

NCC Group verilerine göre C10p, sızdırılan verilerin yayımlandığı sitelerde ‘Lockbit 3.0’ adlı ikinci en güçlü bilgisayar korsanı grubundan üç kat daha fazla veri yayınladı. C10p’nin bu başarısı, sızdırılan verilerin yayımlandığı sitelerdeki paylaşımlarda büyük bir artışa katkıda bulunurken NCC Group’un fidye yazılımı izleme endeksinde artışa yol açtı.

C10p’nin çalışmaları tam olarak incelenmeye alınmasa bile fidye yazılımı faaliyetinin yükselişte olduğunu belirten Hull, sızdırılan verilerin yayınlandığı sitelerdeki C10p’nin yaptıklarının dışındaki paylaşımların bir yılda yüzde 57 oranında arttığının altını çizdi.

2022 yılı fidye yazılımı saldırıları endeksinde düşüş kaydedilmişti. Ancak Hull’a göre bu yıl için aynı durum geçerli değil. Çünkü bilgisayar korsanları küresel ekonomik durgunluktan kaynaklanan kayıplarını telafi etmek için daha fazla para kazanmaya çalışıyorlar.

Hull açıklamalarını şöyle sonlandırdı:

“Geçtiğimiz yıl küresel ekonomide yaşanan gerilemeyle birlikte bu suç gruplarının da para kazanmanın bir yolunu bulmaları gerekiyordu. Çünkü kârlarını yeniden yükseltmeliydiler ve bu amaç doğrultusunda harekete geçtikleri açıkça görülüyor.”



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.