Dijitalleşme çağında geleceğin şehirleri ve Berlin örneği

Söz konusu şehirlerin inşasında odak noktanın insan olduğu vurgulanıyor.

Şehir planlaması, insanların yaşamı açısından büyük önem taşıyor. (illüstrasyon: Jamie Wignall).
Şehir planlaması, insanların yaşamı açısından büyük önem taşıyor. (illüstrasyon: Jamie Wignall).
TT

Dijitalleşme çağında geleceğin şehirleri ve Berlin örneği

Şehir planlaması, insanların yaşamı açısından büyük önem taşıyor. (illüstrasyon: Jamie Wignall).
Şehir planlaması, insanların yaşamı açısından büyük önem taşıyor. (illüstrasyon: Jamie Wignall).

Sawsan Jamil Hassan

Şehirler kıskanılır mı? Berlin’e ilk gelişimde onu kıskandığımı hissettim. 2012 yılının son günüydü ve yaşadığım bu duyguları o sıra kaleme almıştım. Suriye halkının rejime karşı başlattığı ayaklanma henüz ikinci yılını doldurmamıştı. Yani olaylar henüz her şeyi yok eden, şehirlerde ve köylerde büyük yıkımlara yol açan, insanları yerinden eden, geriye kalanları yoksullaştıran, onları bu çağa, dijital devrim çağına, insan hakları çağına ait olmayan bir hayata iten bir savaşa dönüşmemişti.

Aslında Suriye şehirlerinin güzel olmadığını, onlara olan sevgimizin, eşsiz estetik güzelliklerinden ve tarihlerinden değil, popüler hayal gücünün ve abartılı duyguların harika auralarından kaynaklandığını öğrenmem uzun sürmedi. Diğer yandan buralarda yaşayanlar, başka şehirlere baksalar, zamanla kimliği silinen, geçmiş ya da şimdiki bir döneme gönderme yapacak özellikleri neredeyse yok olan bir çevrede yaşadıklarını anlarlardı. Tümör gibi büyüyüp şişen şehirlerin kendilerine estetik bir dokunuşun yapılabileceği hiçbir şekli, hiçbir yapısı ve sakinlerinin rahat yaşamasını sağlayacak altyapısı kalmadı. Kriz içindeki şehirlerdi ve bu krizler, onların ruhlarını, yaratıcılıklarını, yaşamlarını etkiliyordu. Nesiller boyu buralarda yaşayanların ruhlarına aşılanan vatan sevgisi değildi bu. Daha ziyade elden kayıp giden bir ömür ve hayal kurmaya ya da umut etmeye hacet olmayan bir gelecek karşısında geçmişe olan bağlılıktı.

Berlin, bazı şehirler gibi insanın gözünü kamaştıran bir şarkıcıya benzeyen şehirlerden değil. Daha ziyade kendi sırları içinde kaybolmayı isteyeceğiniz ve sırları açığa çıktıkça daha fazla gizli hazine keşfetme duygusu uyandıran bir labirente benziyor. Berlin’e ilk gelişimin üzerinden geçen on yılın ardından gurbetçisine ya da sığınmacısına verdiği o aşinalık ve yakınlık hissine rağmen Suriye'den Yemen'e, Lübnan'dan Sudan'a, Libya'ya kadar Arap coğrafyasındaki ülkelerin başına gelen ve belki de saymakla bitmeyen felaketlerin dehşetinin bir kanıtı olarak ortaya çıkan o uzaklık hissine yeniden kapılmaya başladım. Şehirlerimizde yaşanan yıkımın boyutu ruhun derinliklerine çarpan soruları işaretlerini de beraberinde getiriyor. Şehirlerimiz, İkinci Dünya Savaşı’nda neredeyse tamamen yıkılan, fakat tıpkı diğer Alman şehirleri gibi küllerinden yeniden doğan Berlin'e kıyasla ne kadar çirkin olduklarıyla ne kadar harap oldukları arasında bir karşılaştırma olarak karşımıza çıkıyor. Almanya, bugün kendi deneyimlerine sahip, dünyamızın en güçlü ülkeleri arasında sağlam bir şekilde yer almış bir ülkedir.

Berlin, bazı şehirler gibi insanın gözünü kamaştıran bir şarkıcıya benzeyen şehirlerden ziyade kendi sırları içinde kaybolmayı isteyeceğiniz ve sırları açığa çıktıkça daha fazla gizli hazine keşfetme duygusu uyandıran bir labirente benziyor.

Türkiye ve Suriye'yi vuran 6 Şubat deprem felaketi öncesindeki savaş yılları boyunca Suriye’nin savaşta yıkılan şehirlerinin görüntüleri ekranlarda dolup taşarken, ardından deprem felaketinin görüntüleri ekranlara yansıdı. Sonra Libya’da yıllar süren çatışmaların ardından gelen sel felaketiyle aynı şey tekrarlandı. Bu görüntüler karşısında bu ülkelerde yaşayan her bir fert geleceğe ve kadere dair soru işaretlerinin adeta saldırısına uğruyor. Dünyada benzer koşullara sahip diğer ülkeleri ya da bölgeleri için de gelecek meselesi, yeniden yükselip inşa edilecek yeni şehirlerin hayalini kurmaktan geçiyor. Peki, bu şehirler neye benzeyecek? Bu durumun gelecekte hüküm sürecek rejimlerin nasıl olacağıyla, savaşların ve felaketlerin yıkıntıları üzerinde şekillenecek toplumların yapısıyla bağlantılı olacağına şüphe yok. Ancak en büyük felaket şehirlerin eski şartlarda, yolsuzluk, baskı ve cehalet rejimleri altında yeniden şekillenmesi olacağı da kesin.

Fotoğraf Alt: Berlin, doğal yapısıyla ve nefes alan alanlarıyla örnek teşkil ediyor. (Shutterstock)
 Berlin, doğal yapısıyla ve nefes alan alanlarıyla örnek teşkil ediyor. (Shutterstock)

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Almanya Dışişleri Bakanlığı Alman Bilgi Merkezi sayfasında yer alan, ‘Şehirlerin Yeniden Keşfi’ başlıklı Manfred Ronzheimer tarafından kaleme alınan bir makalede, daha önce bu kadar çok insanın hiçbir zaman şehir merkezlerinde yaşamamış olması nedeniyle insanlık tarihindeki en büyük göç hareketinin başladığı değerlendiriliyor. Bu değerlendirmedeki doğruluk payı yüksek. Zira göç, şehirlere doğru genişleme ve buradaki nüfus yoğunluğunun artması, dijital çağda insanlığın gelişmesi ve özel ihtiyaçlarının çoğalmasıyla birlikte artan ve karmaşık hale gelen konut, kamu tesisleri, altyapı ve hizmetlerin sağlanması konusunda acımasızca zorlayıcı bir güç hale geldi. Dünyanın birçok ülkesinde kırsal kesimden kentlere göçün arttığı, hatta Suriye kentlerinde bile son elli yılda bu olgunun daha da kötüleştiği ve büyük kentleri çevreleyen gecekonduların adeta bir sefalet duvarı oluştuğu biliniyor.

Yaşadığımız 21’inci yüzyılın mükemmel şehirler yüzyılı olduğu söylense de şehirler aynı zamanda ‘kaynakları doymaksızın tüketen dev bir kara deliğe’ de benzetiliyor. Bu durum, nüfusun ve şehirlere doğru göç dalgalarının endişe verici bir şekilde arttığı bir dönemde, ülkeler ve hükümetler için büyük bir sorunu haline gelirken uzmanlar bu konuda çözüm arayışına girdiler.

Çok merkezli şehirler

Manfred Ronzheimer’ın da makalesinde değindiği gibi; geleceğin şehirlerinin, sakinlerini yutan ‘dev’ şehirler yerine çok merkezli olarak planlanmasının istendiği görülüyor. Bu özelliği Berlin'de görüyoruz. Berlin’in mahalleleri sosyal ve idari hizmetler açısından neredeyse kendi kendine yetiyor. Mahallelerin düzenlenmesi noktasında ise buna kentin yatay uzanan bölümlerini birbirine bağlayan, hükümetlerin her zaman geliştirmeye ve dijital çağa ayak uydurmaya çalıştığı bir ulaşım ağı eşlik ediyor. Ancak hükümetler hiçbir sorunla karşılaşmıyor değil. Her zaman bu sorunlara dikkat etmeye ve bunlara çözüm bulmaya çalışıyorlar. Ancak aynı makalede Berlin'deki Şehir Planlama Enstitüsü İcra Direktörü'nün söylediği gibi yeni bir şehrin bir Avrupa şehrinin ‘tipik imajı’ ile uyumlu olması gerektiği şeklinde bir vizyon olduğundan gelecekteki çeşitli gelişmelerde bunun dikkate alınması gerekiyor. Bu tipik imaj, şehrin tarihselliği, özgürlüğü, kentsel yaşam tarzı, mimari tasarımın kalitesi ve iyi düzenlenmiş olması gibi birtakım unsurların bulunmasını gerektiriyor. Bunun yanında hükümetler, topluma danışma ve kararlara, sorunların ve vizyonların çözümüne toplumun katılımını sağlama politikasını benimserler. İlgili yetkililer, geleceğin şehrinde şehrin sakinlerinin her zaman merkezi konumda olması gerektiğini belirtiyorlar. Bunun için de şehrin doğayla olan ilişkisine odaklanıyorlar. Berlin'i ziyaret eden bir kişi, buradaki geniş yeşil alanlarda, ormanlarda, bahçelerde ve sürdürülebilirlik faktörleri, sosyal ayrışma ve birleşme belirtileri, kültürel medeniyet ve insanlar ile teknoloji arasındaki ilişki arayışında bunu hissedebiliyor. Tüm dünyanın istediği o akıllı şehirlere ulaşmak, yapay zeka (AI) alanındaki büyük ilerlemeye rağmen o kadar kolay değil. Çünkü dijital gelişmelerin hızı, insanın ona doğru dönüşüm ve onunla kolayca başa çıkma hızına ayak uyduramadı.

Barınma ve hareket özgürlüğü, uluslararası sözleşmeler ve eyalet yasaları uyarınca tanınan temel insan haklarından biridir. Bu yüzden barınma ve hareket özgürlüğü, şehirlerin düzenlenmesi ve sakinlerine bu hakların sağlanması konusunda başlıca odak noktasını oluşturuyor.

Berlin tarzında bir şehir inşa etmeyi hedeflediğini söyleyen şehir planlamacısı Philippe Boutilier, şunları söyledi:

“Avrupa'da başka bir kültüre sahibiz. Farklı bir kültürümüz olduğu için bu projeyi Silikon Vadisi'yle kıyaslayamam. Bizler burada bir Disneyland inşa etmeye çalışmıyoruz. Daha ziyade bir yandan Berlin'in o meşhur karışımını, sosyal yapısını, küçük bölünmeyi ve çoğulculuğu korumaya çalışırken yaşam standardını yükseltmek için yeni teknolojilerin kullanılmasını hedefliyoruz. Bir şehre makul bir yaşam standardının nasıl sağlanacağıyla ilgili tartışmalar yapılıyor.”

‘Bir şehrin insanca bir yaşam standardına nasıl kavuşturulacağı meselesi’ özellikle halk tarafından seçildiğini ve halk için çalıştığını iddia eden, ancak asıl amacının insanlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan Suriye başta olmak üzere talan haldeki ülkelerin halkları için acı veren bir nokta. Suriye’nin şehirleri savaş öncesinde yetkililerin adeta yarış halinde olduğu kaoslara ve çirkinliklere sahne oldu. Yetkililer kentsel genişleme, kırsal kesimden kentlere göç furyası ve nüfus artışıyla uğraşmak bir yana o şehirlerin kimliğinden geriye kalanı da yok ettiler. Artık o eski mahalleleri ancak diziler, filmler ve eski fotoğraflarda görebiliriz. Orada burada ortaya çıkan dev kentsel projeler arasında yok olamaya karşı direnen az sayıda kalıntı, insanların can güvenliğini sağlayacak asgari düzeyde dahi altyapının olmadığı dar sokaklar, tezgahların, eşyaların ve arabaların işgal ettiği daha dar kaldırımlar, araba sayısının dramatik bir şekilde arttığı bir dönemde garajı olmayan kule gibi yükselen binalar, ipleri birbirine dolanmış ve korkunç bir şekilde boşlukta asılı kalan elektrik kabloları, suyun ulaşmadığı evler, hurdaya dönmüş ulaşım araçları, özel ihtiyaçları olan kişilere yönelik hiçbir hizmetin olmadığı bir şehir  kaldı geriye. Çok şey söylenebilir, ancak görünen köy kılavuz istemiyor. Ancak tüm bu basitliklerin resmi kurumlardaki yolsuzluk şemsiyesi altında yaratıldığını, büyüdüğünü ve büyütüldüğünü söylemekte fayda var. Toplumsal olarak 50 yılı aşkın bir süre boyunca şehirlerimiz başı boşluğa ve çürümeye terk edildi. Doğal felaketlere karşı direnemez hale gelen şehirlerimiz bir deprem, bir kasırga karşısında yerle bir oluyor. Yoksul kesim, barajlar inşa etmek için evlerinden çıkarılarak sel vurunca anında çöken evler inşa etmeye ve yıkılan evleriyle birlikte sel sularına kapılıp gidecekleri bir kadere terk edildi.

Fotoğraf Altı: Berlin, planlamasıyla ön plana çıkan şehirler arasında. (Shutterstock)
Berlin, planlamasıyla ön plana çıkan şehirler arasında. (Shutterstock)

Barınma ve hareket özgürlüğü, uluslararası sözleşmeler ve eyalet yasaları uyarınca tanınan temel insan haklarından biridir. Bu yüzden barınma ve hareket özgürlüğü, şehirlerin düzenlenmesi ve sakinlerine bu hakların sağlanması konusunda başlıca odak noktasını oluşturuyor. Ancak yönettikleri halkların çıkarlarını umursamayan totaliter, diktatör rejimlerin kontrolündeki köhne ülkelerde bu haklar ihlal ediliyor. Bu rejimlerin tek amacı kendi çıkarlarını korumak ve bazı yozlaşmışların ülke ekonomisini, kaynaklarını ve halkının kaderini kontrol etmesini sağlamaktan ibaret. Hiçbir projeleri, bilgileri, hukuki ve ahlaki düzenlemeleri olmayan bir savaş tüccarı sınıfı türedi. Bu sınıf, sadece şehirleri sabote eden projelere imza atıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
TT

Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)

Kazakistan’ın devlete ait boru hattı işletmecisi KazTransOil bugün yaptığı açıklamada, ülkenin geçtiğimiz ağustosta Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı üzerinden gerçekleştirdiği petrol sevkiyatını yüzde 27,8 artırarak 460 bin metrik tona çıkardığını bildirdi.

Buna karşılık Orta Asya ülkesi, Baltık Denizi kıyısındaki Rusya’nın Ust-Luga Limanı üzerinden yaptığı ihracatı geçen ay yüzde 30 azaltarak 200 bin tona düşürdü.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, Rusya’nın Kazak petrolünün Ust-Luga’dan Novorossiysk’e yönlendirilmesini sağladığını belirtti. Bu adımın, Karadeniz’de artan güvenlik riskleri nedeniyle Baltık bölgesinden Rus petrolü ihracatı için ilave kapasite oluşturduğu kaydedildi.


Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
TT

Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)

ABD, yapay zekâyla bağlantılı ve ulusal güvenlik tehdidi oluşturabilecek olayların bildirilmesine yönelik ABD ile Çin arasında ortak bir mekanizma kurulmasını önerdi. Söz konusu adım, bu alandaki en büyük iki güç arasında diyaloğun geliştirilmesini hedeflerken, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında bu hafta Washington’da yapılması beklenen zirve öncesinde geldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, New York’ta Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, tarafların özellikle ulusal güvenlik konularına odaklanan yeni bir yapay zekâ diyaloğu oluşturulmasını ele aldığını söyledi. Bessent, bu kapsamda ortak tehdit oluşturan veya ortak hedeflerle bağlantılı olayların bildirilmesine yönelik bir sistem kurulmasının da gündemde olduğunu belirtti.

Bessent, yapay zekâ alanında dünyada birinci ve ikinci sırada yer alan ABD ile Çin arasındaki şeffaflığın artırılmasının, bu faaliyetin sınırları aşan niteliği nedeniyle önem taşıdığını ifade etti.

Trump ve Şi, geçtiğimiz mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirdikleri zirvede yapay zekânın geliştirilmesi konusunda istişarelerde bulunulması ihtimalini ele almış, ancak söz konusu diyalog resmi bir çerçeveye dönüşmemişti.

Pekin’in ABD’nin önerisine ilişkin tutumu ise netlik kazanmadı. Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Xinhua’dan aktardığı haberde, tarafların yapay zekâ konusunu görüştüğüne değinilirken, ekonomik ve ticari görüşmelerin ‘açık, kapsamlı ve yapıcı’ geçtiği belirtildi.

Gümrük vergileri ve stratejik olmayan mallar

Görüşmelerde ayrıca, ticaret ve yatırımlara ilişkin önceki mutabakatların uygulanması da ele alındı. Görüşmeler, Trump ile Şi arasında önümüzdeki perşembe ve cuma günü yapılması planlanan zirveye hazırlık kapsamında gerçekleştirildi.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Washington ve Pekin’in mayıs ayında üzerinde anlaşmaya varılan ve Ticaret Konseyi olarak adlandırılan mekanizma kapsamında, gümrük vergisi indirimlerine konu olabilecek stratejik olmayan ürünleri belirlemeye yönelik bir sistemi hayata geçirmek için çalıştığını söyledi.

Greer, olası listenin bazı tüketim malları ile Çin’in düşük teknoloji ürünlerini içerebileceğini, bunun karşılığında ABD’nin enerji, tarım ürünleri ve tıbbi cihazlarının yer alabileceğini belirtti.

ABD’nin gelişmiş yapay zekâ çipleri ve yarı iletken üretim ekipmanlarına yönelik ihracat kontrollerinin ise yapay zekâ mekanizmasına ilişkin görüşmelerin gündeminde olmadığını vurguladı.

Danışmanlık şirketi The Asia Group’un dijital ekonomi biriminin ortağı ve başkanı George Chen, diyaloğun sürdürülmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Ancak Chen, iki ülke arasındaki güven düzeyinin düşük olması ve Pekin’in Washington’ın Çin’in yapay zekâ sektörünün gelişimini sınırlandırmaya çalıştığına inanması nedeniyle yapay zekâ alanındaki iş birliğinin hâlâ sınırlı olduğuna işaret etti.

İlerleyen görüşmelerde yapay zekânın silahlarda kullanılması, güvenlik ilkeleri, kritik altyapıların korunması ve siber saldırıların önlenmesi gibi daha hassas konuların da ele alınması bekleniyor.

Görüşmeler, ABD ile Çin’in yeni bir zirveye hazırlanırken mevcut ticaret ateşkesinin 10 Kasım’daki sona erme tarihinin yaklaşmasıyla gerçekleşiyor. Çin’in ABD tarım ürünleri alımlarını yıllık yaklaşık 17 milyar dolar artırma ve Boeing’den 200’den fazla uçak satın alma taahhütleri de dahil olmak üzere diğer bazı konularda ise henüz anlaşma sağlanmış değil.


Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Şerbil Berakat

Mayıs ayında Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında Donald Trump, Zhongnanhai surları içinde kendisine eşlik eden Şi Cinping'e, bu özel yerde başka devlet başkanlarını ağırlayıp ağırlamadığını sormadan edemedi. Çin Devlet Başkanı'nın cevabı kısaydı: “Burada çok nadiren devlet başkanlarını ağırlıyoruz” dedi ve ardından Vladimir Putin'in de burada ağırlandığından bahsetti; oysa, Zhongnanhai Richard Nixon, George W. Bush ve Barack Obama'nın da uğrak yeri olmuştu.

Cevap sıradan görünebilir, ancak iki adam arasındaki ilişkinin doğasını özetliyor. Trump, Şi'yi “dost” olarak tanımlamakta ısrar ederken, Pekin ilişkiyi kişiselleştirmekten kaçınıyor. Bugün, Trump muhtemelen önümüzdeki çarşamba günü başkanlık uçağından inişinde Şi'yi karşılamaya ve Washington'da ona görkemli bir akşam yemeği vermeye hazırlanırken, törensel etkinliklerin ardında daha karmaşık bir zirve yatıyor gibi görünüyor. Şi, “dostu” ile değil, bir sonraki hamlesi tahmin edilmesi zor olan Amerikan başkanıyla görüşmeye geliyor.

O, büyük uzlaşmaların adamı değil

Amerikalı uzmanlar, kişisel ilişkilerin, zirvelerin ve diplomatik ziyaretlerin Çin-Amerikan ilişkilerindeki önemli aşamalarda önemli bir rol oynadığına inanıyor. 1972'de Henry Kissinger'ın Pekin ziyareti ve Çin Başbakanı Çu Enlay ile yakın ilişkisi, aynı yıl Richard Nixon'ın tarihi ziyareti ve Mao Zedong ile görüşmesi, buna bir örnek. Bundan yedi yıl sonra da Jimmy Carter, Beyaz Saray'ın kapılarını Deng Şiaoping'e açarak iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının önünü açtı. Ancak, Şi ve Trump'ın ilk ve mevcut dönemlerindeki sık görüşmeleri, iki lider arasındaki kişisel kimyaya güvenmenin aynı dönüşümü sağlamadığını gösterdi.  

Bu sadece daha kurumsal ve metodik bir yaklaşımı tercih etmesiyle bilinen Şi Cinping ile ilgili değil, aynı zamanda kendisini göstermeyi sevdiği gibi bir anlaşma yapıcı olmadığını kanıtlamış olan Trump ile de ilgili.

xvfbfbf
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda Başkan Donald Trump ile tokalaşıyor, 14 Mayıs 2026 (AP)

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde 2021-2023 yılları arasında Çin'den sorumlu eski direktör Jonathan Tsien'in yakın zamanda The Atlantic'te yayınlanan son makalesinde belirttiği gibi, Trump ne 1949'da NATO'yu kuran Harry Truman, ne 1962'de Küba Füze Krizi'ni gizli diplomasiyle yöneten John F. Kennedy, ne Mihail Gorbaçov ile silah kontrol anlaşmalarını müzakere eden Ronald Reagan ve kesinlikle, ABD-Sovyet-Çin üçgenine kapıyı açarak Soğuk Savaşı yeniden şekillendiren Nixon gibi değil.

Uygulamada Trump'ın iki dönemlik diplomatik sicili mütevazı kaldı. Kim Jong-Un ile yaptığı ve kalıcı bir siyasi anlaşmayla sonuçlanmayan zirveden, Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşı sona erdirmede rol oynadığı iddiası ki, Yeni Delhi bunu reddetti ve Vladimir Putin'i Ukrayna'daki savaşı en temel ve adil şartlarda bile sona erdirmeye ikna edememesine kadar, başarılarının çoğu da belirsiz veya eksik.

Pekin bu deneyimi net bir şekilde okuyor; Trump büyük uzlaşmaların adam değil, ancak bu onun hafife alınacak bir başkan olduğu anlamına gelmiyor. Öngörülemezliği onu müzakere masasında daha tehlikeli hale getiriyor. Öte yandan, Çin diplomasisi son yıllarda, bazen kendisi hiçbir çaba harcamadan, Trump’ın pragmatizminden ve dış politikasının değişkenliğinden yararlanmayı öğrendi.

Bu nedenle Pekin, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana üçüncü olan Trump-Şi zirvesini şansa bırakmıyor. Trump'ı kışkırtmanın, onu küçümsemenin veya yenilmiş gibi göstermenin olumsuz sonuçları olabilir.

Çin, Trump'ın politikalarının kendisini uluslararası sahnede varlığını genişletmeye, birçok ülkeye daha istikrarlı bir ortak veya Amerikan politikalarına karşı gerekli denge unsuru olarak sunmaya ittiğini düşünse de Çinli planlamacılar Washington zirvesinde hatalardan ve yanlış hesaplardan kaçınmak için çalışıyorlar. Bu nedenle, zirve hazırlıklarına titiz bir planlama, güç ve baskı kozları toplama ve aynı zamanda Washington'u cezbedebilecek fırsatlar ve çıkarlar sunma damga vuruyor.

Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçektir

Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirvenin gündemini kesinleştirmek üzere Çin heyetinin başında Washington'a giderken, ticaret ve gümrük tarifeleri, İran savaşı ve yapay zekâ konularının masadaki en önemli konular arasında olması bekleniyor.

Ateşkes uzatılacak mı?

Trump ve Şi'nin bir yıl önce Busan'da vardığı ticaret ateşkesi sona yaklaşırken, ticaret ve gümrük tarifeleri konusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Washington'un geçen yıl Pekin'in nadir toprak madenlerini koz olarak kullanmasının ardından gümrük tarifelerini yükseltme kararından geri adım atmasına rağmen, birçok sektörde gümrük tarifeleri yürürlükte kalmaya devam etti ve Penn Wharton Bütçe Modeli'ne göre Çin ithalatına uygulanan ortalama etkili ABD gümrük tarifesi temmuz ayında yüzde 22,8'e ulaştı.

Ancak iki ülke arasındaki ticaret, 2025 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 5,4 oranında artış gösterdi ve Çin ihracatı toplam ticaretin yüzde 75'ini oluşturarak Pekin'e önemli bir pazarlık gücü sağladı. Dolayısıyla gümrük tarifelerinin yükseltilmesi, Çin'i nadir toprak madenleri ve diğer ekonomik araçları kullanmaya itebilirken, tarifelerin düşürülmesi ticaret dengesizliğini Çin lehine genişletecektir.

Pekin, kasım ayındaki ara seçimlerden önce, Trump'ın bilhassa çiftçiler konusunda olumlu ekonomik sonuçlar sunma ihtiyacında olmasına bahis oynuyor. Bu nedenle Şi Cinping, ticaret ve yatırım önerileriyle birlikte, önemli Çinli iş adamlarından oluşan bir heyetle Washington'a gidiyor.

Öte yandan, Pekin bazı Amerikan endişelerini dikkate aldığını da gösterdi. Bu ay Asheville'de düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısının nihai bildirisinde Washington tarafından önerilen ve “piyasa mekanizması dışındaki uygulamaların ve politikaların” ele alınmasını öngören maddeye karşı çıkmasına rağmen, Çin bu taleplere kısmi bir yanıt olarak yorumlanabilecek önlemler aldı. Bunlar arasında, dış pazarlarda fiyat savaşlarını ve dampingi önlemek için otomotiv sektöründeki düzenlemelerin sıkılaştırılması, zayıf yerli şirketlerin birleşmelere veya pazardan çıkmaya yönlendirilmesi de yer alıyordu.

Bu girişime bir cevap gibi görünen açıklama ile Trump, Çinli şirketlerin Amerikan topraklarında fabrika kurmaları ve Amerikalıları istihdam etmeleri şartıyla Çin otomobillerinin ABD'ye girmesine izin vermeye açık olduğunu söyledi.

İran problemi

Zirveye hazırlıklarının bir parçası olarak Şi Cinping, Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi ve Yeni Delhi'deki BRICS zirvesinin yanı sıra Kahire'ye yaptığı ziyaret de dahil olmak üzere diplomatik bir tur gerçekleştirdi. Kahire'de Wang Yi tarafından “Ortadoğu için Çin çözümü” olarak tanımlanan bölgesel bir güvenlik girişimini sundu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak en önemli hadise, Yeni Delhi ve Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde Hindistan'da Narendra Modi ile yaptığı görüşmeydi. Giderek artan Çin-Hindistan yakınlaşması, Biden döneminde Çin'i dengelemek için Hindistan'ın rolünü genişletmeye dayanan ABD'nin Asya stratejisini daha da karmaşıklaştırıyor.

cvfb
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS zirvesinin ikinci gününde bir araya geldi, 13 Eylül 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, İran savaşındaki Çin diplomasisi, Körfez'in her iki tarafındaki ortakları arasında dengeyi korumaya çalışmaktan, Tahran'a belirli talepler sunmaya doğru kaydı. Bu talepler arasında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması, Körfez ülkelerine yönelik saldırıların durdurulması ve savaşın, özellikle Yemen'e doğru genişletilmesinden kaçınılması yer alıyor. Bu talepler, Amerikan çerçevesinden bağımsız yeni bir güvenlik mimarisi üzerine bölgesel diyalog çağrısıyla birlikte geldi. Wang Yi, Pekin'de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'ye bunu iletti.

Bu denklem, Pekin'e, ABD’nin İran'a karşı devreye soktuğu “Ekonomik Dışlama” planı karşısında manevra alanı sağlıyor; zira Tahran'a uygulanan yaptırımların Çin ile doğrudan bir ekonomik çatışmaya dönüşmesi olası görünmüyor. Washington ve Pekin'in, ABD'nin etkili Çin kurumlarını hedef almaktan kaçınması karşılığında, Pekin'in İran petrol alımlarını azaltması veya İran ile ticaretini, Tahran'a uygulanan ambargoya katılmadan Amerikan taleplerini kısmen karşılayacak şekilde yeniden yapılandırması şeklinde örtük bir uzlaşmayı görüşmeleri muhtemeldir.

Bu denklemin merkezinde petrol ve Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. Savaş sırasında Çin, talep yoluyla ham petrol fiyatlarını etkileme gücünü gösterdi, bu da Şi Cinping'e, özellikle seyrüseferdeki aksamalar ve fiyat artışları devam ederse, Trump ile İran konusunda yapılacak görüşmelerde ilave bir koz sağlıyor.

Bu nedenle Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçek. Ancak, Çin'in manevra alanı, gücü, nüfuz alanının sınırları ve çatışmaya dahil olan ve ondan etkilenen taraflar arasında hassas bir dengeyi koruma ihtiyacı nedeniyle sınırlı. Bu durum, etkili bir Çin rolüne izin vermeyi, Washington'un kendi kararına bağlı kılıyor.

Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor

Burada Trump yönetimi gerçek bir problemle yüzleşiyor: Pekin'i görmezden gelmek, statükonun devamından minimum maliyetle faydalanmasına izin vermek anlamına gelirken, rolünü kabul etmek ise Ortadoğu'daki, özellikle de kilit Körfez ülkelerindeki etkisinin ve varlığının bir kısmından vazgeçmek anlamına geliyor.

sdv
Uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün, destek gemisi USNS Arctic ile denizde ikmal operasyonu sırasında, helikopterlerin iki gemi arasında malzeme transferi yapması, 8 Mayıs 2019 (ABD Donanması Basın Ofisi/AFP)

Bu nedenle, Trump yönetimi, Çin'in rolü konusunda sınırlı seçeneklere sahip gibi görünüyor; Pekin'e karşı ne baskıyı artırarak olumsuz ne de geniş bir manevra alanı tanıyarak olumlu dramatik adımlar atmadan ilerlemesi gerekiyor. Bu bağlamda özellikle dikkat çekici olan, birkaç gün önce Wang Yi ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili yapılan telefon görüşmesiydi.

Tayvan ve Ukrayna'daki savaş

Bilhassa Çin tarafının şüphesiz gündeme getireceği Tayvan başta olmak üzere gündeme başka konular da gelebilir. Gelgelelim, özellikle Trump'ın ABD'nin adanın güvenliğine olan bağlılığını azaltma eğilimi göz önüne alındığında, bunun büyük bir anlaşmazlık noktası haline gelmesi beklenmiyor. Bu bağlamda, ABD medyası, Washington'un Trump'ın “önemli bir pazarlık kozu” olarak tanımladığı Tayvan ile silah anlaşmasını askıya almayı düşündüğünü belirtti.

Ukrayna dosyasına gelince, Moskova, önümüzdeki ay Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Shenzhen'de Putin, Şi ve Trump arasında üçlü bir zirve olasılığından bahsetti. Şi ve Modi ise Ukrayna krizini sona erdirmek için rol oynamaya hazır olduklarını açıkladılar. Washington ve Kiev'in, Pekin'in Doğu Ekonomik Forumu sırasında Kiev'den Vladivostok'u bombalamamasını istediğini ve Ukrayna'nın da buna uyduğunu açıklaması dikkat çekiciydi.

Bu, bir şekilde hem Moskova'nın hem de Kiev'in önceki çekincelerini bir kenara bıraktığını ve artık savaşı sona erdirmek için herhangi bir denklemde Çin'i vazgeçilmez bir taraf saydığını gösteriyor.

Yapay zekâ yarışı

Yapay zekâda hakimiyet yarışının, özellikle ABD’li teknoloji şirketlerinin güvenlik ve emniyet endişeleri nedeniyle yapay zekâ modellerinin gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının ardından, zirve kapsamındaki temaslarda önemli bir yer tutması bekleniyor. Pekin, ABD'nin çağrısını prensipte reddetmiş olsa da güvenlik ve yönetişim kuralları konusunda teknik bir diyaloğa hazır görünüyor.

Şi Cinping, bu diyaloğa 29 ülkenin katılımıyla Şanghay'da Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü'nün (WAICO) kurulması, sektörün küresel yönetişimi için dört ilke önerisi, ayrıca BRICS zirvesinde başlattığı “açık kaynaklı yapay zekâ” girişimi de dahil olmak üzere bir dizi girişimle birlikte katılıyor.

drgbg
Tibet Gençlik Kongresi üyeleri, BRICS zirvesi için Hindistan'a yapacağı ziyaret öncesinde Yeni Delhi'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in posterlerini taşıyan bir protesto gösterisi düzenlediler, 11 Eylül 2026 (AFP)

Çin yapay zekâ modeli, yapay zekâ modelinin yeteneklerini geliştirmeye daha fazla önem veren ABD modeline kıyasla, pratik uygulamaları genişletmeye odaklanırken, Pekin, model geliştirme hızını yavaşlatma ve güvenlik önlemlerini güçlendirme yönündeki ABD çağrılarına uyum sağlamaya istekli görünüyor. Ancak Çin, bu çağrıların rakipleri engellemek ve ABD'nin üstünlüğünü pekiştirmek için bir araç olarak kullanılabileceği olasılığından da endişe duyuyor.

Çin bu endişesinde yalnız değil; Fransız Mistral şirketi ve Alman Yapay Zekâ Derneği, güvenlik endişelerinin Amerikan şirketlerinin hakimiyetini güçlendiren ve rakiplerinin kendisine yetişebilmesini sınırlayan düzenlemeler getirmek için kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Düşük beklentiler mi?

Bu nedenle, Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor. Bu arada Pekin, Washington'un uluslararası düzeni yeniden şekillendirmek için Çin ile iş birliği yapabileceği büyük girişimlerden ziyade küresel hegemonyasını yeniden üretmekle daha çok meşgul olduğuna inanıyor.

 O güne kadar Şi, büyük bir anlaşma arayışıyla Washington'a veya Trump ile görüşmeye gitmeyecek. Bunun yerine, zirveyi stratejik bir dönüm noktasına dönüştürmeden, Çin'in Washington ile ilişkilerini anlaşma anlaşma, dosya dosya yönetmesine olanak sağlayacak bir kart destesi taşıyacak.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.