Birleşik Krallık hükümetine ait belgeler üzerindeki gizlilik kaldırıldı: Kissinger, bir barış konferansından yana değil… Mısırlılar, Sovyetlerin ‘istişare edilen tek taraf’ olmasını istemiyor

Toplantı tutanakları, ‘İsrail lobisinin’ etkilerine dair şikâyetleri ortaya koyuyor.

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Edward Heath ile eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 12 Aralık 1973’te Londra’da. (Getty)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Edward Heath ile eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 12 Aralık 1973’te Londra’da. (Getty)
TT

Birleşik Krallık hükümetine ait belgeler üzerindeki gizlilik kaldırıldı: Kissinger, bir barış konferansından yana değil… Mısırlılar, Sovyetlerin ‘istişare edilen tek taraf’ olmasını istemiyor

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Edward Heath ile eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 12 Aralık 1973’te Londra’da. (Getty)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Edward Heath ile eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 12 Aralık 1973’te Londra’da. (Getty)

Üzerlerindeki gizlilik kaldırılan Birleşik Krallık hükümetine ait belgeler, Ekim Savaşı’nın sonuçlarını ele almak üzere dönemin Muhafazakâr Parti hükümeti ile ABD yönetimi arasında kurulan temaslara ışık tutuyor. Söz konusu belgelere göre eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, savaşın iki tarafına gönderilen silah yardımları konusunda ‘kendine hâkim olması’ için Sovyetler Birliği ile ‘gayri resmi bir anlaşmaya’ vardı. Kissinger’ın başlangıçtaki odak noktası ateşkes sağlamak olsa da İngilizler, Amerikalıların ve Sovyetlerin, bilhassa durumun son derece karışık olduğu Mısır cephesinde bu ateşkese bağlılığı kimin denetleyeceği üzerine düşünmediklerini fark etti.

Gizli tutanaklar, Kissinger’ın ‘taraftar’ olmadığı ateşkesi ve bir barış konferansı düzenleme çabalarını ele almış olsa da büyük oranda Ekim 1973 Savaşı sonrasında Batılı ülkelere uygulanan Arap petrolü yasağına ilişkindi. Nitekim bu yasak, İngilizlerin yakıt tüketimini makul hale getirmek için hazırlıklara başlamasını gerektiriyordu.

Yine belgelere göre Muhafazakâr hükümet, İngiliz basın organlarında İsrail’i destekleyen bir ‘lobiden’ şikâyetçiydi. Hükümet, Birleşik Krallık’taki Yahudi devleti destekçilerinin, Birleşik Krallık’ın Ortadoğu’daki çekişmeye yönelik tutumunu sanki Arap baskılarına boyun eğiyormuş gibi göstererek yanlış bir şekilde sunduğunu düşünüyordu. Ekim Savaşı sırasında iktidarda olan Edward Heath hükümetinin, İsrail’in bakış açısını eleştirmeden kabul etmenin hükümetin veya Birleşik Krallık’ın çıkarlarına fayda sağlamadığını ve politikaları sonucunda İngiliz ekonomisi zarar görürse Araplar karşısında bir ‘kurban’ olarak görülen İsrail’e yönelik halk desteğinin buharlaşacağını düşünmesi dikkate değer.  

23 Ekim 1973 Salı günü Edward Heath hükümetinin Downing Sokağı 10 Numara’da düzenlediği toplantının bir kısmında Arap-İsrail savaşı ele alındı. ‘Gizli’ olarak sınıflandırılan toplantı tutanağının içeriğine göre Dışişleri ve İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) Bakanı Sir Alec Douglas-Home, çalışma arkadaşlarına “önceki akşam Moskova ve Tel Aviv ziyaretinden sonra Washington’a dönerken Londra’da konaklayan ABD Dışişleri Bakanı Dr. Henry Kissinger ile görüştüğünü” söylüyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Bakan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Rusların ve Amerikalıların konuşmalarından, çabalarını bir ateşkes anlaşmasına odakladıkları için bu ateşkesi birinin denetlemesi gerektiği üzerine pek düşünmedikleri açıkça görülüyordu. Suriye cephesinde bir ateşkes sağlanması halinde, İsraillilerin Golan’daki gözle görülür kontrolü birbiriyle bağlantılı olduğu için bu ateşkesin sürdürülmesinde büyük bir pratik zorluk yaşanmayacaktır. Buna karşılık güney cephesinde durum çok karmaşık. Süveyş Kanalı’nın doğusundaki Mısırlı güçler, Batı’dan ikmal hatlarını kaybettiler. Dolayısıyla oradaki ateşkesin büyük oranda kırılgan olduğunu düşünmek gerek.

Tutanağa göre Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı, Dr. Kissinger’a, BM’deki ateşkes denetim mekanizmasının güçlendirilmesi ve bu ateşkesi denetlemek ve sahadaki zorlukların üstesinden gelinmesine yardımcı olmak için hemen kullanılması için BM Genel Sekreteri Dr. Kurt Waldheim’la bir düzenleme yapılması yönünde tavsiyede bulundu.

Kissinger’dan tavsiyeler

Toplantı tutanaklarında Dışişleri Bakanı’nın şu ifadeleri aktarılıyor:

“Dr. Kissinger, bir barış konferansı düzenlenmesini desteklemiyor gibi görünüyordu. O ve Rus liderler, ABD ile Sovyetler Birliği’nin müzakereleri ilerletmek için gerektiğinde müdahale etmesi kaydıyla, Araplarla İsraillilerin doğrudan müzakerelerde bir araya gelmelerini umuyor gibiydiler. Dr. Kissinger, her iki tarafta mevcut ruh haline işaret etti. Müzakereleri başlatma görevinin zor olacağının farkında olduğu açıktı. Dr. Kissinger, Sovyetler Birliği ile ABD’den silah tedariki konusunda biraz tereddüt göstermekle birlikte bu iki ülkenin kendilerine hâkim olma konusunda gayri resmi bir anlaşmaya varmış olabileceklerine dair izlenim verdi ve yakın gelecekte Rus silah akışında bir azalma görmeyi beklediğini ifade etti. Dr. Kissinger petrol tedariki konusunda ise Arap baskılarının bir sonucu olarak şantajı kabul etmeye hazır olmadığını söyledi. Bununla birlikte Avrupa’nın, ABD’den çok daha ciddi bir şekilde zarar görebileceğini de kabul etti. Onun tavsiyesi, petrol üreticisi olan Arap ülkelerine ve Mısır Cumhurbaşkanı Sedat’a, Avrupa ülkelerine yaptırımlar uygulamanın Arap davasına hizmet etmeyeceğini ifade eden uzlaşmacı bir mesaj göndermektir. Bu aynı zamanda ABD’nin iyiliksever çabaları olmadan Ortadoğu sorunu için adil bir çözüme ulaşmanın imkânsız olacağını da gösterecek. Başbakan Heath, Ortadoğu’daki duruma ilişkin kısa bir özet sunarak, ‘ABD ve Sovyet hükümetlerine başka fikirler sunmamız gerekecek. Dr. Waldheim’ın bir çözüm arayışına dahil olması lazım. BM’nin ateşkes denetim mekanizması, ateşkesi sürdürme çabasında tek acil yardım kaynağı olabilir. Biraz çatışma yaşandı bile. Eğer güçler yeniden konuşlandırılmazsa, Mısırlılar ve İsrailliler bundan ne kadar kaçınmak isteseler de çatışma tehlikeleri sürecektir. Bu mesele de müzakerelerin başlamasına bağlı olabilir.

Petrol yasağı ve İsrail lobisi

8 Kasım 1973’te yapılan başka bir kabine toplantısının tutanağının gizli bir ekine göre Heath hükümeti, Arap ülkelerinin ilan ettiği petrol yasağı ışığında, yakıt istasyonlarına petrol tedarikini makul seviyeye getirmeye başlamaya hazırlanıyordu.

Tutanak, Dışişleri Bakanı Douglas-Home’un şu sözlerini aktarıyor:

Dün (7 Kasım 1973) Kahire’de Cumhurbaşkanı Sedat ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger arasında yürütülen tartışmaların ilk raporlarına göre iki taraf, BM gözlemcilerinin denetimi altında Mısır Üçüncü Ordusu’nun yolunun açılması için düzenlemeler yapılması, mahkûm değişiminin gerçekleştirilmesi ve 10 ila 15 gün içerisinde bir barış konferansının başlaması konusunda anlaşmaya vardı. Dr. Kissinger’ın danışmanı Sayın Sisco, önerileri İsrail’e iletti. Dr. Kissinger, Washington’a gerçekleştirdiği son ziyaretinde inatçılık sergileyen ve kendisiyle bir ilerleme kaydedilemeyen İsrail Başbakanı Bayan Golda Mier’in bunu kabul edeceğini düşünüyor gibiydi.

scdferg
Birleşik Krallık Başbakanı Edward Heath ile İsrailli mevkidaşı 12 Kasım 1973’te Londra’da. (Getty)

Barış konferansının BM Genel Sekreteri Dr. Waldheim’ın, çatışan tarafların ve ABD ile Sovyetler Birliği’nin katılımıyla gerçekleşmesi hedefleniyordu. Mısırlıların, Sovyetler Birliği’nin istişare edilen tek taraf olmasını istemedikleri için daha geniş bir konferansı tercih ettiklerini öğrendik. Ancak daha sonraki bir zamanda gündeme getirilebilecek bir ihtimal olmakla birlikte, şu an bizim ve Fransızların konferansa katılmak için çaba göstermemiz hoş olmaz. ABD’nin İsraillilere ve Sovyetlerin Mısırlılara sağladığı savaş ekipmanı, nispeten düşük seviyelere geriledi. Bu zamana kadar iki tarafın da kaybettiği ekipmanlar muhtemelen yenilendi. Taraflardan hiçbiri bizden, tedarike yeniden başlamamızı talep etmiyor.”

Hollanda köprüsü

Tutanakta, Lancaster Dükalığı Şansölyesi Bakan John Davies’in (Avrupa Topluluğu İlişkilerinden Sorumlu Bakan) şu sözleri de aktarılıyor:

Bu hafta başında Brüksel’de düzenlenen Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Bakanlar Konseyi toplantısına Araplar ile İsrail arasındaki çatışma ve bu çatışmanın Avrupa’ya petrol tedariki üzerindeki etkileri meselesi damga vurdu. G9’un (Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık) dışişleri bakanlarının açıklaması, medya tarafından kötü karşılanıp eleştiriye uğrasa da Avrupa Topluluğu’nun dayanışmasında önemli bir başarı olduğu gibi, Ortadoğu’daki çözüm arayışına da faydalı bir katkıdır. Birleşik Krallık ile Fransa, halihazırda Toplulukta sağlam bir konuma sahipler ve Arap ülkelerini Hollanda’ya petrol tedarikine yönelik ambargoyu hafifletmeye ikna etmek için çabalarını bu sağlam temele dayandırabilirler. Avrupa’da ciddi bir yakıt sıkıntısının yaşandığına dair henüz bir belirti olmasa da durum oldukça belirsiz. Genellikle Hollanda’ya ulaşan petrol tedarikinin yarısı, yeniden ihraç edilmek üzere Batı Almanya ve Belçika’ya yönlendiriliyor. Bu iki ülkenin hükümetleri, Hollanda’ya petrol tedarikinin kesilmeye devam etmesi halinde kamuoyunun Hollanda hükümetini ihracatı yasaklamaya zorlayabileceği ihtimalinden ötürü oldukça kaygılı. Bununla birlikte yaklaşık 10 gün daha kriz noktasına gelinmez gibi görünüyor.

Tartışmalarda, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) uyarınca (petrol tedarikindeki) paylaşım düzenlemelerine dair artık yeni bir düşüncenin ortaya konması gerekse de Hollanda hükümetinin, AET’deki ortaklarının, Arap ambargosuna meydan okuyarak ham petrol tedarikini Rotterdam’a yönlendirmeye yönelik herhangi bir girişiminin son derece tehlikeli olacağını gizliden kabul ettiğine dikkat çekildi.  

Şu an topluluğa üye ülkeler arasında petrol ürünlerinin doğal akışını durdurma girişiminde bulunulmaması iyi olacaktır. Bununla birlikte Avrupa Topluluğu’nun bu konudaki dayanışmasını bir kazanca çevirerek ve petrol silahının Avrupa’ya karşı siyasi olarak kullanılması konusunda Arap ülkelerini protesto ederek bu fırsatı değerlendirmek gerekir. Üretici ülkelerin, fiyatlardaki son artışların ardından tüketici hükümetlerden herhangi bir koordineli tepki gelmemesinden ötürü şaşırdıkları ve de memnun oldukları bildirildi. Ancak bu yaptıklarının herhangi bir meydan okumayla karşılaşmayacağını düşünmelerine izin verilmemeli. Diğer taraftan taleplerimize karşılık olarak İran ve Suudi Arabistan hükümetlerinin, bu gelişmeleri, kaynaklarının Batılı ülkeler tarafından uzun süre sömürülmesi ışığında değerlendirdiklerini açıkça belirttikleri kaydedildi. AET’de varılan tutum, petrol üreticileri karşısında ortak bir yaklaşım geliştirilmesine imkân sağlayan sağlam bir temel sunsa da bu süreç zaman alacak. Unutulmamalı ki en az 1980’lerin başına, yani Kuzey Denizi’nden gelen petrol tedariki bizi büyük oranda kendimize yeter hale getirmeye başlayana kadar biz de Avrupa’nın geri kalanı gibi büyük oranda Ortadoğu’ya bağımlı olmaya devam edeceğiz. Her büyük petrol üreticisinin operasyonel kapasitesi, mevcut talebi karşılayacak maksimum kapasitedir. Arap ülkelerinin içinde bulundukları durum onlara sadece, bizi petrolü makul seviyelere getirmeye ve ithalatı sınırlamaya zorlayarak rahatsız etme imkânı değil, aynı zamanda sanayiyi felce uğratma ve ekonomimizde geniş bir hasara ve büyük bir işsizliğe neden olma imkânı da veriyor.”

Medya ve İsrail

Tutanağın devamında şu ifadelere yer veriliyor:

Bu arka plan ışığında Arap ülkelerinden gelen petrol tedarikine bağımlılık açısından içinde bulunduğumuz durumun, hükümet politikalarını halka sunarken zorlu soruları gündeme getirdiği dikkate alındı. Hükümetin, halkın İsrail’e olan sempatisini ve sürekliliği için duyduğu kaygıyı görmezden gelerek, Arap-İsrail çatışmasına ilişkin alçakça bir tutum benimsemek üzere Arap petrol üreticilerinin şantajlarına boyun eğdiğini öne süren anlatıya büyük oranda inanılıyor.

Ciddi anlamda İsrail’in etkisine açık olduğu görülen medya, meselenin sadece tek bir yanını sunarak, hükümetin devam eden çabalarını görmezden geldi. Söz konusu çabalar ilk kez Dışişleri Bakanı’nın Ekim 1970’te Harrogate’te, İsrail hükümetini, sınırlarını Arap toprakları üzerinde silah gücüyle hâkimiyet kurarak korumaya çalıştığı sürece Ortadoğu’da kalıcı bir çözüm olamayacağına ikna etmek için yaptığı bir konuşmada ifade edildi. Bununla birlikte Birleşik Krallık hükümeti hiçbir zaman İsrail’e, güvenliğini temin etmeden bu topraklardan kayıtsız şartsız geri çekilmesini tavsiye etmedi. Hükümetin bu meseledeki tutumunun, bu ülkedeki Yahudi toplumu tarafından da genel olarak kamuoyu tarafından da iyi değerlendirilmediği görüldü. Bu tutumu anlaşılır kılmak için hiçbir çabadan kaçınmamak gerekir. Bu amaç doğrultusunda kabine üyelerine, hükümeti bu politikayı benimseye iten gerçekleri ve hesapları da içerecek şekilde konuya dair yeterli bir açıklama yapılması fayda olacaktır.

İsrail’in güvenliği için hayati önem taşıyan çıkarların desteklenmesi ve devam eden Arap düşmanlığının mağduru olup, kurulduğundan bu yana devam eden saldırılara maruz kaldığı için bir dereceye kadar sempati görmesi gerekse de bu temelde İsraillilerin abartılı her eylemine destek vermek veya bu konudaki bakış açılarını eleştirmeden kabul etmek, onların hayati çıkarlarına da bizim çıkarlarımıza da pek fayda sağlamayacaktır. Aslında Araplar üzerinde etki sahibi olabilen Batılı ülkelerin var olması onların çıkarınadır. Buna rağmen bu ülkede İsrail davasını desteklemek için faaliyet yürüten büyük ve etkin bir lobi mevcut. Dengeli bir bakış açısına şahit olmak zor. Yahudi toplumunun ve diğerlerinin, İsrail’in barışçıl bir çözüm konusundaki uzlaşmazlığının petrol tedarikimizi engellemek suretiyle ekonomimize zarar vermesi halinde halkın İsrail’e duyduğu sempatinin hızlı bir şekilde buharlaşacağını anlaması lazım.”

Bakanlar için gerçeklere dair sunum

Tutanağa göre Başbakan, tartışmaları şu sözlerle sonlandırdı:

Hükümet, Ortadoğu’daki son gelişmelerin yanı sıra AET Bakanlar Konseyi toplantısının sonuçlarının bilgisini de aldı. Petrol tedarikimiz yakından takip ediliyor. Ekonomik Stratejiye Özel Bakanlar Komitesi, bu durumu günün ilerleyen saatlerinde gözden geçirecek. Halihazırda Arap üreticilerin niyetleri teyit ediliyor. Petrol şirketleriyle yoğun bir temas söz konusu. Bu ülkede petrol tüketimini kısıtlamaya yönelik acil durum hazırlıkları tamamlanmak üzere. Gerekmesi halinde üç haftalık bir süre içerisinde petrol kullanımı makul seviyeye getirilebilir. Petrol türevlerinin dağıtımına ilişkin karar, birkaç gün zarfında alınabilir. Kabine tartışmalarında gündeme getirilen daha geniş meselelerle ilgili olarak, hükümetin 1970’ten bu yana tutarlı bir şekilde sergilediği tutumunun geniş çapta anlaşılmadığı, hatta farklı bir şekilde sunulduğu yönünde endişeler dile getirildi. Bakanlar, hükümetin politikası ve bu politikayı belirleyen hesaplamalar için daha geniş bir halk takdirine erişmek amacıyla mevcut her fırsatı kullanmak istiyor. Bu yüzden Dışişleri ve İngiliz Milletler Topluluğu Bakanı’nın gerçekleri detaylı bir şekilde ortaya koyan ve bakan arkadaşlarına kamusal tartışmalarda izleyebilecekleri çizgiyi gösteren bir yazı dağıtması faydalı olacaktır. Bu yazı, silah tedariği konusundaki politikamıza dair bir rehberlik sunmalı ve ABD’nin İsrail’e destek sunma çabası çerçevesinde tesisleri kullanmasını engellediğimiz yönündeki eleştirilere bir cevap vermelidir.  Ticaret ve Sanayi Bakanı’nın, petrol tedariki konusundaki tutumumuza ilişkin bir yazı dağıtması ve bu yazıda Arap petrolüne ne ölçüde bağımlı olduğumuzu, aldığımız teminatları ve gerek bu ülkede gerekse diğer tüketici ülkelerde alınan ihtiyati uygulamaları açıklaması gerekir.”



Pestisit sorununa ucuz ve çevreci çözüm: Raf ömrünü de uzatıyor

Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)
Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)
TT

Pestisit sorununa ucuz ve çevreci çözüm: Raf ömrünü de uzatıyor

Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)
Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)

Bilim insanları meyvelerdeki pestisit kalıntılarını temizleyen ve gıdanın raf ömrünü uzatan bir temizlik ürünü geliştirdi.

Tarımda kullanılan pestisitler, yarattığı sağlık riskleri nedeniyle endişeye yol açıyor. Meyve-sebzeler yıkandıktan sonra bile genellikle pestisit kalıntısı taşıyor.

Diğer yandan da meyve-sebzelerin çabuk bozulması ciddi oranda gıdanın çöpe gitmesine yol açıyor. Dünya genelinde üretilen gıdaların yaklaşık üçte birinin hiç tüketilmeden atıldığı tahmin ediliyor.

Kanada'daki British Columbia Üniversitesi'nden araştırmacılar, doğada çözünebilen bir meyve yıkama ürünü geliştirerek bu iki soruna birden el attı.

Bilim insanları yeni karışımı, mısır ve patates gibi ürünlerden elde edilen nişasta bazlı parçacıkları kullanarak geliştirdi. Bu parçacıkları demir ve çayda yaygın bulunan tannik asitle birleştirdiler.

Bu maddelerin birleşimi yapışkan, süngerimsi yapılar oluşturarak pestisit moleküllerine bağlanıyor ve onları meyve yüzeyinden çekiyor.

Araştırmacılar yıkama ürününü, üç yaygın pestisitle kaplanmış elmalar üzerinde test etti.

Bulguları hakemli dergi ACS Nano'da 12 Nisan Pazar günü yayımlanan çalışmaya göre elmaların üzerindeki pestisitlerin yüzde 86 ila yüzde 94'ü temizlendi.

Bilim insanlarına göre musluk suyu, kabartma tozu veya sade nişasta genellikle kalıntıların yarısından daha azını ortadan kaldırıyor.

İşlemin sonraki aşamasında elmalar karışıma batırılarak etrafında yenilebilen ve doğada çözünebilen bir tabaka oluşturuldu.

Nefes alan bir bariyer işlevi gören bu tabaka, oksidasyonu yavaşlatıyor ve su kaybını azaltıyor.

Bu kaplamanın uygulandığı dilimlenmiş elmalar, buzdolabında iki gün boyunca çok daha yavaş karardı ve daha az su kaybetti.

Kaplama ayrıca üzümlerin oda sıcaklığında 15 gün boyunca formunu korumasını sağlarken, işlem görmeyen üzümler kısa sürede pörsüdü.

Makalenin kıdemli yazarı Dr. Tianxi Yang "Amacımız hem gıda güvenliğini hem de kalitesini iyileştiren basit, güvenli ve uygun fiyatlı bir yıkama yöntemi geliştirmekti" diyerek ekliyor:

İnsanlar taze ürün yemekle üzerindeki maddelerle ilgili endişelenmek arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı.

Bilim insanları kaplamanın, meyve üzerinde zararlı bakterilerin gelişmesini sınırladığını da gözlemledi. Ayrıca karışım, gıdanın demir oranını artırıyor ancak bu, günlük tavsiye edilen miktarın çok küçük bir kısmı. 

Dr. Yang, "Güvenlik ve raf ömrünün yanı sıra formülümüz, demir ve fenolik bileşikler gibi ek sağlık yararları sunan mikro besin maddeleri kullanıyor" diye açıklıyor:

Riski azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda besin değerini de artırabiliyor.

Araştırmacılar malzemelerin ucuz olması ve suyla karıştırılması nedeniyle yeni yöntemin endüstriyel ölçekte rahatlıkla kullanılmasını umuyor.

Sonraki aşamalarda ürünün ev versiyonunun da üretilebileceğini düşünüyorlar. Ancak bunun öncesinde daha fazla test yapılması gerektiğinin altını çiziyorlar.

Dr. Yang, "İnsanların eve getirdikleri ürünlere güven duymalarını, bunların daha güvenli olduğunu, daha uzun süre dayandığını ve daha az atık ürettiğini bilmelerini sağlamayı umuyoruz" ifadelerini kullanıyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Phys.org, ACS Nano, World Resources Institute


CNN'in veri analisti: Trump, Papa'yı kıskanıyor olabilir

Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)
Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)
TT

CNN'in veri analisti: Trump, Papa'yı kıskanıyor olabilir

Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)
Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)

CNN'in kadrolu anket uzmanı, Katolik Kilisesi lideriyle husumeti süren ABD Başkanı Donald Trump'ın Papa XIV. Leo'nun hızla yükselen onay oranını "kıskandığını" öne sürdü.

Pazartesi günü CNN'in News Central programında baş veri analisti Harry Enten, marta ait anket verilerini sunarak Trump'ın Amerikan halkı arasında Papa'dan neredeyse 50 puan daha az popüler olduğunu gösterdi.

Enten kendine özgü heyecanlı üslubuyla, "Biliyorsunuz, belki de Başkan Trump, Papa XIV. Leo'yu kıskanıyordur çünkü aradaki fark çok büyük. Çok büyük!" dedi .

Geçen ay yapılan NBC News anketine işaret eden Enten, Trump'ın -12 puanına kıyasla Papa'nın Amerikalılar arasında +34 puanlık net beğeni oranına sahip olduğunu belirtti.

Enten, "Yakın bile değil" dedi.

Papa Leo XIV, Başkan Trump'ı kesinlikle ezip geçiyor... Ve şunu da belirtmeliyim ki Papa Leo, NBC News anketlerindeki en popüler kişiydi. Başkanın Amerika’nın en popüler ismini hedef almasının son derece büyük bir hata olduğuna inanıyorum.

Bu sonuçlar, Trump'la Papa arasındaki gerilimin tırmandığı bir süreçte ve Trump'ın İran'ın "tüm medeniyetini" yok etme tehdidinin ardından geldi; Papa Leo bu tehdidi "kesinlikle kabul edilemez" diye nitelemişti.

Pazar gecesi geç saatlerde Truth Social'da yaptığı uzun paylaşımda Trump, Katolik lideri suç konusunda "ZAYIF" ve dış politikada "berbat" diye nitelemiş, "kendini toparlamasını" ve "Radikal Sol'a hizmet etmeyi bırakmasını" istemişti.

Ancak yapay zeka tarafından oluşturulduğu anlaşılan ve kendisini hastaları iyileştiren İsa Mesih olarak tasvir eden bir görsel de paylaşması, muhafazakar Hıristiyanların öfkesini üzerine çekmişti.

Trump daha sonra paylaşımı sildi ve bunun sadece kendisini "insanları iyileştiren bir doktor" olarak gösterdiğini düşündüğünü iddia etti.

Bazı haberlerde, ocak ayındaki gergin bir toplantı sırasında ABD yetkililerinin Vatikan'ı askeri güçle tehdit ettiği bile öne sürüldü.

Pazartesi günü programın kendine ayrılan kısmında Harry Enten, CNN'in yaptığı çıkış anketine göre Trump'ın Kasım 2024 başkanlık seçiminde Amerikalı Katolikler arasında Kamala Harris'i 20 puan farkla geride bıraktığını belirtti.

Ancak mart sonlarında yapılan Fox News anketi, aynı grupta onu -4 puan geride gösterdi.

Enten, "Başkan Trump, Kamala Harris'i gerçekten de ezmişti" dedi.

Ama [artık] dibe doğru düşüyor da düşüyor. Başkan Katolik seçmenlerde zorlanıyor. Ve uzman görüşüme göre, Papa'ya saldırmanın Katoliklerle arayı düzeltmenin yolu olduğundan pek emin değilim.

Papa Leo'nun İran savaşı hakkındaki görüşlerinin "Amerika'daki Katoliklerin genel eğilimini yansıttığını" da ekleyen Enten, Fox News anketine atıfta bulundu. Ankete göre Katoliklerin ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahalesine karşı oy oranı 10, Trump'ın İran'a yönelik tutumuna karşı oy oranıysa 20 puan daha yüksek.

Özetle Papa, Birleşik Devletler'deki Katoliklerin sembolü. Papa, Birleşik Devletler'de Trump'tan çok daha popüler...

[Trump] çok fazla zemin kaybediyor ve bu ona yardımcı olmayacak.

Independent Türkçe


Trump’ın akıl sağlığına ilişkin tartışmalar tekrar gündemde: Delinin teki

Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)
Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)
TT

Trump’ın akıl sağlığına ilişkin tartışmalar tekrar gündemde: Delinin teki

Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)
Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemdeki çelişkili açıklamaları ve saldırgan yorumları, akıl sağlığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Trump'ın İran'la ateşkes müzakereleri başlamadan önce Tahran yönetimine savurduğu "Bu gece bir medeniyet yok olacak" tehdidi büyük tepki çekmişti.

ABD Başkanı'nın Papa XIV. Leo hakkında "suç ve nükleer silahlar konusunda zayıf" ve "dış politikada berbat" demesi ve kendini İsa gibi gösterdiği izlenimi uyandıran bir görseli sosyal medyada paylaşması da tartışma yarattı.

Cumhuriyetçi lider, paylaşımını silerken ABD Başkanı'na yakın tavrıyla bilinen İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Trump'ın sözlerini "kabul edilemez" diye niteledi.

Trump'ın ABD'li Papa XIV. Leo'ya eleştirisi, Katoliklerin ruhani liderinin 11 Nisan'da Washington ve Tahran arasında Pakistan'daki görüşmeler sürerken, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nda dünya barışı için düzenlediği dua etkinliğinde dünyada savaşların son bulması gerektiğini belirtmesinin ardından gelmişti.

Trump, seçim kampanyasında selefi Joe Biden'ın akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileriyle gündeme gelmişti ancak son dönemde söyledikleri nedeniyle kendi ruhsal durumuyla ilgili tartışmalar da yeniden alevlendi.

Şubat 2026'da yapılan Reuters/Ipsos anketinde, Amerikalıların yüzde 61'inin Trump'ın yaşlandıkça daha dengesiz hale geldiğini düşündüğü ortaya konmuştu.

Katılımcıların sadece yüzde 45'i Trump'ın "zihinsel olarak zorluklarla başa çıkabilecek durumda" olduğunu söylemişti. Bu oran, 2023'teki ankette yüzde 54'tü.

Eylül 2025'te yapılan YouGov anketinde de Amerikalıların yaklaşık yarısı (yüzde 49) Trump'ın başkanlık görevi için çok yaşlı olduğunu savunmuştu. Şubat 2025'teki ankette bu oran yüzde 34'tü.

İlk döneminde kendisini "zihinsel olarak çok dengeli bir dahi" diye tanımlayan 79 yaşındaki Cumhuriyetçi lider, geçen hafta bir gazetecinin sorusu üzerine akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirilerin gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Eylül 2025'teki açıklamasında, Azerbaycan yerine Kamboçya diyerek "Kamboçya ve Ermenistan arasındaki savaşı bitirdiğini" öne süren Trump'ın akıl sağlığına ilişkin tartışmalar 2016'da ilk kez başkanlığa aday olduğundan beri ara ara gündeme taşınıyor.

​​​​​​Ancak ABD Başkanı, Trump'a "son derece hasta" diyen Senatör Chuck Schumer, "akıl sağlığını kaybetmiş" diyen Temsilciler Meclisi üyesi Hakeem Jeffries ve "delinin teki" diye hitap eden Ted Lieu gibi Demokratların yanı sıra Cumhuriyetçilerden de eleştiri alıyor.

Trump'a uzun süre destek verdikten sonra Cumhuriyetçi liderle arası bozulan Temsilciler Meclisi üyesi Marjorie Taylor Greene, X'teki açıklamasında, ABD Başkanı'nın "İran medeniyetini yok etme" tehdidine "Bu şeytani ve delice" diye tepki göstermişti.

Greene, daha sonra "25. Ek Madde!!!" paylaşımıyla Trump'ın görevden alınması gerektiğini savunmuştu.

ABD Anayasası'nın 25. Ek Maddesi, bir ABD başkanının görevini yerine getiremeyeceğine karar verilmesi durumunda, yerine başkan yardımcısının geçici olarak getirilmesini öngörüyor.

Radikal sağcı podcast sunucusu Candace Owens, ABD Başkanı'nı "soykırımcı bir deli" diye nitelerken, komplo teorisyeni Alex Jones da Trump'ın "saçma sapan konuştuğunu ve beynin pek iyi çalışmamaya başladığını" söylemişti.

Trump yanlılarıysa eleştirilere karşı çıkıyor. Muhafazakar medya kuruluşu Fox News'den yorumcu Liz Peek, "Trump ne yaptığını çok iyi biliyor" diyerek, İran'a karşı askeri ve diplomatik baskıyı sürdürmesi gerektiğini savundu.

Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle da New York Times'a gönderdiği e-postada Trump'ın akıl sağlığına ilişkin eleştirilerin asılsız olduğunu ileri sürerek, Trump'ın "zekasının keskin, enerjisinin eşsiz" olduğunu iddia etti.

Independent Türkçe, New York Times, Prospect Magazine, Le Monde