İsrail-Filistin olaylarına dünyadan tepkiler

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın abluka altındaki Gazze Şeridi'nden İsrail'e dün başlattığı saldırının ardından Türkiye ve bazı ülkeler, itidal çağrısı yaparken Batı ülkeleri, İsrail'e destek veren açıklamalarda bulundu

Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)
Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)
TT

İsrail-Filistin olaylarına dünyadan tepkiler

Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)
Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile telefonda görüştü.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Fidan, mevkidaşı Blinken ile telefon görüşmesinde İsrail-Filistin'de yaşanan gelişmeleri ele aldı.

İsrail-Filistin'deki olaylarla ilgili itidal çağrısı

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının X hesabından İsrail ve Filistin'e gerilimi düşürmeleri çağrısı yapılarak, "İsrail-Filistin çatışma bölgesinde sivillere yönelik şiddeti kınıyoruz. Hem İsrail'de hem de Gazze Şeridi'nde çok sayıda sivilin trajik şekilde hayatını kaybetmesinden dolayı taziyelerimizi iletiyoruz. Durumun acilen düşürülmesi çağrısında bulunuyoruz." ifadeleri kullanıldı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, İsrail'deki saldırılar sonrası gelişmeleri büyük üzüntü ve kaygıyla izlediklerini belirterek, ilgili tarafları sağduyulu davranmaya çağırdı.

KKTC Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre Tatar, Kıbrıs Türk halkının, her türlü terör eylemine karşı olduğunu vurgulayarak, özellikle sivilleri hedef alan silahlı saldırıların tasvip edilmesinin mümkün olmadığını bildirdi.

Yıllardır bölgenin kanayan yarası İsrail-Filistin meselesinin, Kıbrıs'ta 1974'te Mutlu Barış Harekatı ile sağlanan barış ve huzur ortamının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Tatar, ana vatan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte her zaman bölgesel ve küresel sorunların diyalog yoluyla çözülmesini desteklediklerine dikkati çekti.

Bölgedeki güçlü devlet Türkiye'nin çatışma sürecinin barış yoluyla çözümüne katkı sağlayabileceğini belirten Tatar, ilgili tarafların, savaşların kazananının olmadığı gerçeğiyle hareket etmeleri gerektiğini vurguladı.

Tatar, "Çatışmalarda sivil can kayıpları yaşanıyor. Bir an önce bunun önüne geçilmesi ve sorunun müzakere yoluyla çözümlenmesi gerekiyor." ifadesini kullandı.

Güney Afrika Cumhuriyeti Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Yaşanan yeni çatışmalar, Filistin topraklarının yasa dışı işgalinin devam etmesin ve yerleşim yerlerinin genişletilmesinden, Mescid-i Aksa'ya ve Hristiyan kutsal mekanlarına saygısızlıktan ve Filistin halkına yönelik devam eden baskıdan kaynaklandı." değerlendirmesinde bulunuldu.

Açıklamada, Güney Afrika'nın, "uluslararası kabul görmüş 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan, İsrail ile barış içinde yan yana var olan Filistin devletinin kurulması amacında" olduğu vurgulandı.

Uluslararası toplumun bölgede barışın sağlanması için sorumluluk alıp harekete geçmesi gerektiğine işaret edilen açıklamada, "Şiddet, cinayet, hapis, zorla yer değiştirmeler, yasa dışı yerleşim yerlerinin kurulması ve Gazze'de devam eden kuşatma, çatışmanın çözümüne yardımcı olmuyor." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, Filistin sınırlarının belirlenmesi, Kudüs'ün statüsü, siyasi tutukluların serbest bırakılması gibi öncelikli konuların çözümüne önem verilmesi gerektiği kaydedilerek, İsrail'in artan gerilim, şiddet ve istikrarsızlıktan kazançlı çıkamayacağı belirtildi.

Sudan Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "işgal altındaki Filistin'de yaşanan tehlikeli gelişmelerin" endişeyle takip edildiği bildirildi.

Bu konunun uluslararası meşru kararlara uygun çözülmesi ve Filistin halkının kendi kaderlerini tayin etme ve bağımsız devlet kurma yetkisine sahip olmaları gerektiği vurgulanan açıklamada, iki devletli çözüm konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemesi de dahil olmak üzere Filistin meselesine uluslararası ilginin azalmasının, bölgede şiddetin ve gerilimin sürmesine yol açtığına işaret edildi.

Açıklamada, dün yaşananların bu meseleye çözüm bulunamamasının, bölgeyi büyük bedeller ödenerek yeni bir istikrarsızlık dönemine sürükleyeceğini doğruladığına işaret edilerek, "Sudan, Filistin halkının bağımsız devlet kurma meşru haklarına verdiği desteği yineliyor. Masum sivillerin korunması çağrısında bulunuyor." ifadeleri kullanıldı.

Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi, Filistin ile İsrail arasında tırmanan şiddetin son derece rahatsız edici olduğunu belirterek, daha fazla kan dökülmemesi ve can kaybı yaşanmaması için taraflara itidal çağrısında bulundu.

Afrika Birliği (AfB), İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi'nde ve işgal altında tutulan Batı Şeria'daki saldırılar sonrası giderek tırmanan gerilimin sonlandırılması ve taraflara müzakere çağrısı yaptı.

Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Filistin ile İsrail arasında gerilimin ve şiddetin artmasından "derin endişe duyulduğu" belirtilerek, "Tüm ilgili tarafları sükunet ve itidalle hareket etmeye, sivillerin korunması için çatışmalara derhal son vererek durumu daha kötüye götürmekten kaçınmaya çağırıyoruz." ifadesi kullanıldı.

Libya ve Fas, uluslararası topluma İsrail'in ihlallerine son verilmesi ve kanlı çatışmanın durdurulması çağrısında bulundu.

Libya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Filistinlilere eziyetler, Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlaller ve Yahudi yerleşim birimlerinin inşasına karşılık Filistin direnişinin tepkisinin sonuçlarından İsrail'in sorumlu olduğu" belirtildi.

Açıklamada, uluslararası topluma İsrail'in ihlallerine son verilmesi ve kanlı çatışmanın durdurulması çağrısı yapıldı.

Fas Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da Gazze Şeridi'nde kötüye giden durumla ilgili derin endişe duyulduğu ve hangi taraf olursa olsun sivillerin hedef alınmasının kınandığı kaydedildi.

Açıklamada, daha önce de siyasi çıkmazın bölgedeki barış üzerindeki etkileri ve bunun neticesinde gerilimin artabileceği konusunda uluslararası topluma uyarıda bulunulduğu hatırlatıldı.

İsrail'e destek açıklamaları

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, X platformunda, üzerine İsrail bayrağı yansıtılmış Başbakanlık binasının fotoğrafıyla paylaşım yaptı.

Tajani, "Az önce ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Almanya, Fransa, İngiltere ile AB'den diğer mevkidaşlarımla görüştüm. Hükümet olarak, Orta Doğu'daki durumu endişeyle takip ediyoruz ve müttefiklerimizle yakın temas halindeyiz. Çatışmanın tırmanmasını önlemek için çalışıyoruz. İsrail'in var olma hakkı var." ifadelerini kullandı.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, "Bugün İsrailli, Filistinli, Mısırlı ve Ürdünlü mevkidaşlarımla görüştüm. Hiçbir şey terörü meşrulaştıramaz." ifadelerini kullandı.

Japonya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "bir dizi roketin fırlatılması ve Gazze Şeridi'nden İsrail topraklarına sızılmasının" şiddetle kınandığı belirtilerek, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileğinde bulunuldu.

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, "Avustralya, bu dönemde dostumuz İsrail'in yanındadır. Hamas'ın İsrail'e ve sivillere yönelik ayrım gözetmeyen ve iğrenç saldırılarını kınıyoruz. İsrail'in kendini savunma hakkını tanıyoruz." ifadelerini kullandı.

Singapur Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Singapur, Gazze'den İsrail'e gerçekleştirilen ve çok sayıda masum sivilin ölümüne ve yaralanmasına yol açan roket ve terör saldırılarını şiddetle kınamaktadır." ifadelerine yer verilerek, şiddete son verilmesi çağrısı yapıldı.

Latin Amerika ülkelerinden İsrail-Filistin'deki gelişmelere tepkiler

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, X'den yaptığı paylaşımda, İsrail'in Filistin'e yönelik işgalinin son bulmasını istedi.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, X hesabındaki paylaşımında İsrailli sivillere yapılan saldırılar karşısında "şok" olduğunu bildirerek, terörün her türlüsünü reddettiklerinin altını bir kez daha çizmek istediklerini belirtti.

Lula da Silva, taraflar arasındaki çatışmanın daha da tırmanmasının önlenmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine çağrıda bulundu.

Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez, X hesabında, "İsrail Devleti'ne karşı işlenen vahşi terör saldırısını güçlü şekilde kınadığımı ifade etmek istiyorum. Bu zor zamanda İsrail'e insani yardıma hazırız." değerlendirmesinde bulunduğu paylaşım yaptı.

Şili Dışişleri Bakanı Alverto Van Klaveren de X sosyal medya hesabında, İsrail'e yönelik "terör" saldırılarını büyük endişeyle takip ettiklerini belirterek, şiddetin durdurulmasını istedi.

Meksika Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da Hamas'ın saldırısı kınanarak İsrail halkına ve ailelere taziye dilekleri paylaşıldı.

Uruguay, Paraguay, Ekvador ve Peru'dan yapılan açıklamalarda da İsrail’e destek verilerek Hamas'ın eylemleri kınandı.

Bolivya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında ise acilen barışa dönülmesinin önemine işaret edilerek, insan haklarının korunması çağrısında bulunuldu.

BM Güvenlik Konseyinin çatışmalar karşısında sessiz kalmasının üzüntüyle takip edildiği kaydedilen açıklamada, "BM ve uluslararası toplum, köklü çözümler bularak tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir." ifadesi kullanıldı.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İsrail ile Filistin arasındaki gerilime ilişkin, "İsrail işgalinin devam etmesi ve uluslararası meşru kararlara uyulmamasının bölgedeki istikrarsızlığın temel nedeni olduğu" değerlendirmesinde bulunarak, olaylardan İsrail'i sorumlu tuttu.

Türkiye, itidal çağrısında bulunmuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün düzenlenen AK Parti 4. Olağanüstü Büyük Kongresi'ndeki konuşmasında, İsrail ve Filistin taraflarına itidalli davranma ve gerilimi daha da tırmandıracak fevri adımlardan uzak durma çağrısı yapmıştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İsrail ve Filistin'de yaşanan gelişmelere ilişkin sabah saatlerinden itibaren Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile telefon görüşmesi yapmıştı.

Dışişleri Bakanlığından gelişmelere ilişkin yapılan yazılı açıklamada, yaşanan şiddet ve gerilimin derin bir endişeyle karşılandığı bildirilirken "Bölgede sükunetin bir an önce yeniden tesis edilmesine büyük önem veriyor, sivil can kayıplarını şiddetle kınıyoruz." ifadesi kullanılmıştı.

Açıklamada, şiddet eylemlerinin ve buna bağlı tırmanmaların kimseye bir fayda sağlamayacağı vurgulanarak, taraflar itidalle hareket etmeye ve fevri adımlardan uzak durmaya çağrılmıştı.

Birçok ülke ve uluslararası örgüt de mesaj yayımlamıştı

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Rishi Sunak saldırıya tepki göstererek İsrail'e destek mesajı yayımlamıştı.

Kanada, Yunanistan, Bulgaristan, Belçika, İspanya, İtalya, İsviçre, İrlanda, Hollanda, Hırvatistan, Avusturya, Çekya, Slovenya, Finlandiya, Polonya, Romanya, Litvanya, Malta, Letonya, Estonya, Ukrayna, Gürcistan ve Kosova yetkilileri de Hamas'a tepki göstererek, İsrail'e destek veren mesajlar yayımlamıştı.

Azerbaycan-İsrail Parlamentolararası İlişkiler Çalışma Grubu, İsrail'e yönelik saldırıları kınayarak, "Bu zor zamanda İsrail'le dayanışma içindeyiz." mesajını paylaşmıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasında, Filistin ve İsrail tarafları ateşkese davet edilerek, gerekli itidallerin uygulanması, kalıcı ve kapsamlı barışın sağlanması için müzakere sürecinin başlatılması çağrısında bulunulmuştu.

Mısır Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasında Filistin ile İsrail arasında devam eden saldırıların ve gerilimin korkunç tehlikelerinin olacağı konusunda uyarı yapılmıştı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de sivil kayıpların olmaması için her türlü tedbirin alınması ve şiddete son verilmesi çağrısında bulunarak, gerilimi azaltma çağrısı yapmıştı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrienne Watson da Hamas'ı kınayarak İsrail hükümetinin ve halkının yanında olduklarını bildirmişti.

Ne olmuştu?

Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları, dün sabah İsrail'e "Aksa Tufanı" isimli kapsamlı saldırı başlattığını açıklamıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken silahlı gruplar, bölgedeki yerleşim yerlerine girmişti. İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığını duyurmuştu.

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 256 kişinin hayatını kaybettiğini, 1788 kişinin yaralandığını açıklamıştı.

İsrail basınında Hamas'ın silahlı kanadının başlattığı saldırılarda şu ana kadar 300 İsraillinin öldüğü, ülke genelindeki yaralı sayısının 1864'e yükseldiği duyurulmuştu.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.